
BİR KÖY HİKAYESİ

Okullar kapanmış tatile girmiştik. Kardeşimle mutluluktan uçuyorduk. Ben 3. Sınıfa kardeşim ise 2. Sınıfa geçmişti. Kastamonu Tosya ‘daki köyümüze, dedeme ve babaanneme kavuşacaktık.

Köyde koyunlar, inekler,tavuklar bizi bekliyordu. Ve babaannemin mis gibi bazlama ekmeği burnumuzda tütüyordu. Kardeşimle fırının önünde bekler, sıcacık ekmekleri alıp eve giderdik. Pirinci ile meşhur Tosya’mızın tereyağlı pilavını çok severdik.









Köye geleli bir hafta kadar olmuştu ki babaannemin bahçesinde oynarken kardeşim kötü bir şekilde kolunun üstüne düştü. Çok ağladı. Annem beni eve bırakıp kardeşimi hastaneye götürdü. Çok endişelendim. Birkaç saat sonra döndüler. Neyse ki kolu kırılmamış sadece incinmişti. Doktor yarayı temizlemiş ve sarmıştı. Kardeşime kocaman sarıldım ve öptüm onu.



Kardeşim iyileştikten sonra anladım ki kardeş çok değerliymiş. Artık onu hiç üzmemeye karar verdim. Dedem bizi traktörle yaylaya pikniğe götürdü. Her yer yemyeşildi, rengarenk çiçeklerle doluydu. Böğürtlenler kızarmıştı. Kardeşimle toplayıp yedik. Babaannem bize salıncak kurdu. Köyde olmak çok güzeldi. Ailemle olmak daha da güzel…








