

Dünyanın tam orta yerinde; kuş uçmaz, kervan geçmez şehirlerinden birinde dalsız, budaksız bir ağaç bitmişti. Bu şehre yolu düşüp ağacı görenler “Nasıl bir ağaçtır bu? Dalsız, budaksız ağaç mı olurmuş?” diyorlardı. İnsanların konuşmalarını işiten Tanrı: “Dalları olmayan ağaca bakmak hoş bir şey değil; bunda on tane dal bitsin!” dedi. Ağaçta on dal bitti. Sonra Tanrı ekledi: On dalın kökünden on kişi türesin ve bunlar dünyanın on bölgesine dağılsın! Gittikleri yerlerde yeni ağaçlar dikilsin ve bu ağaçlar insanlara şifa dağıtsın!''
Atatürk ortaokulu

Ağaç kökünden türeyen ilk kişi olan büyük kardeş diğerlerini bir araya topladı, onlara seslendi; ''Kardeşlerim, buraya insanlığa yardım etmek için geldik ve her birimizin farklı görevleri olacak. Dünyanın farklı köşelerinde görevimizi yapıp gittiğimiz yerde diktiğimiz fidanlara yeni görevler vereceğiz.'' Kardeşleri onu dikkatle dinliyordu. Ağaç kökünden türeyen ilk kişi; ''Ben gittiğim yere şifa götüreceğim. Bitkilerle, ağaçlarla konuşup onların dertlerine şifa bulacağım.'' Sen, ikinci kardeşim, büyücü olup güçlerini insanlara yardım etmek için kullanacaksın.
Sen, üçüncü kardeşim, zamanı yönetecek, insanların zamanı lehlerine kullanmaya sağlayacaksın. Sen, dördüncü kardeşim, düşler kurduracak; çocukların mutlu olması ve korunmalarını üstleneceksin. Sen, beşinci kardeşim, aşgana olup yiyecekleri bereketlendirecek; açları doyuracaksın. Sen, altıncı kardeşim, ateşçi olacak ve ateşin insanın yararına kullanılmasını dikkat edeceksin.
Sen, yedinci kardeşim, sen rüzgarın şahı olarak tüm hava olaylarına hükmedeceksin. Sen, sekizinci kardeşim, hayvanları koruyup, gözeteceksin. Sen, dokuzuncu kardeşim, suyun gücünü elinde bulundurarak; denizlere, göllere, nehirlere hükmederek insanların kuraklık çekmesini engelleyeceksin. Sen, onuncu ve en küçük kardeşim, toprak ana olacaksın, yeryüzünün örtüsü, dikilen fidanların bekçisi, olup ekilene dikilene bereket olacaksın.
Ortaköy Ortaokulu-Günay Merve B.
SÜMEYYE G. - DÖNEMEÇ ORTAOKULU

Mehmet Demir Ortaokulu-Narin G.

Sahile - AZERBAYCAN
Bu sırada diğer kardeş de günler süren yolculuğun ardından merhametsizliğin hüküm sürdüğü bir ülkeye ulaştı. Zalim bir kral ve onun emrindeki merhametsiz ordudan bıkmış durumda olan halk, Tanrı'nın onlara yardım edeceği günü dört gözle beklemekteydi. Kralın ve askerlerinin halka zulmetmediği gün yoktu. Her geçen gün bir öncekinden daha ağır geliyordu. Haksızlık, adaletsizlik ülkede kol geziyordu. Birkaç gün içinde bu acı gerçekle yüzleşen büyücü, bu duruma sessiz kalmak istemedi ve elindeki gücü kullanarak onlara yardım etmeye karar verdi. Bir gece büyülü fidanını sarayın bahçesine gizlice dikti.
Fidan toprakla buluştuğu anda ışıklar saçarak büyüdü, dallandı, budaklandı, bir gecede yeşerdi ve sabahın ilk ışıkları ile beraber çiçekleri açmaya başladı. Güneşin doğumu bu ülkede farklı bir sabaha uyanmanın habercisiydi. Büyülü ağacın çiçeklerinin merhamet dolu kokusu önce sarayın bahçesini, ardından sarayın tüm odalarını doldurdu. Çiçeğin kokusunu alan kral ve askerlerinin yüreği bir anda merhamet ile doldu. Halkın gördüğü zulüm birden bire kesildi. Kralın ülkesi huzurun ve adaletin hüküm sürdüğü bir yer haline dönüştü. Büyücü kardeş ise bu ülkede yaşamaya devam etti.
dönemeç ortaokulu-rabia g.

MELTEM Y. - ATATÜRK ORTAOKULU
Zamanı nasıl yöneteceğini bilen kardeş, uzak topraklara bir yolculuğa çıkarken, yolculuğu onu gördüğü en sıcak ve en geniş çöle götürdü. Kum tepelerinin en yükseğine tırmandı ve ilk başta bir serap olduğunu düşündüğü mesafeyi gördü. Gözlerinin önünde muhteşem bir inşaat ortaya çıktı. Binlerce erkek, yapım aşamasında olan büyük bir sarayın etrafında meşguldü. Onlardan birine yaklaştı ve onu selamladı, ama adam ona hiç dikkat etmedi ve yoluna devam etti. Daha sonra benzer bir acelesi olan ikinci bir adama hitap etti. Ama adam çok acelesi olduğu için o cümlesini bitiremeden uzaklaştı.
Bu kavurucu güneş tarafından kahverengileşmiş bir cilde sahip bir çocuk ona yaklaştı ve ona şiddetle hitap etti:
Ebeveynler daha sonra dinlenmek, çocuklarıyla vakit geçirmek ve ertesi gün çalışmaya devam etmek için en iyi koşullarda olmak için ihtiyaç duydukları kadar zamana sahipti. Böylece, çöl kenti sakinleri güçlerini ve yaşam sevincini yeniden kazandılar ve saray daha hızlı tamamlandı.
fransa- ryan firas maylis keny killian

BERFİN U. - MEHMET DEMİR ORTAOKULU
Diğer kardeşlerinden ayrılan ,çocukları korumak ve mutlu etmekle görevli kardeş yola koyulur. Az gider uz gider dere tepe düz gider, engin dağları aşar karşısına büyük bir köy çıkar, artık çok yorulan kardeş dinlenmek için köye iner, etraf çok sessizdir, tarlalarda çalışan insanları görür ,dinlenmek için köylülerin yanına gider. "Merhaba uzun yollardan sizin diyarınıza geldim çok yorgunum dinlenmeye ihtiyacım var bana yardım edebilir misiniz ? "der. Köylülerden biri "Ahhhahhh ! keşke biz de dinlenebilsek " der ve üzgün üzgün başını öne eğer .
4. Kardeş "Ne oldu hayırdır neden bu kadar mutsuzsunuz, köyünüzde hiç çocuk yok mu etraf neden bu kadar sessiz ?" diye sorar. Köylü cevap verir. "Uzun zaman önceydi, bizler çok mutlu bir krallıktık, çocuklarımız neşe içinde köyümüzde koşturup oynarlardı ta ki o güne kadar." Çocukları koruyup mutlu eden kardeş "Ne oldu gün ?" diye sorar. Köylü cevap verir "Hepimiz çok üzgünüz ,kralımızın küçük kızı ,küçük prensesimiz kayboldu karşıdaki şu yüce dağı görüyor musun ?
İşte o yüce dağda bir dev yaşar ve her gece flüt çalar ,çaldığı flütün sesi ile çocuklarımıza güzel düşler kurdururdu lakin bir gün köydeki tüm çocuklar kötü kabuslar görmeye başladı, geceleri uyuyamaz ,sokaklara çıkamaz her şeyden korkar hale geldiler, bizler de üzüntümüzü unutmak için gece gündüz çalışır dururuz" der. Kardeş sorar "Peki bu derde bir çare bulamadınız mı? Küçük prensesi aramaya çıkmadınız mı ?" Köylü cevap verir, "Hiç çare aramaz olur muyuz ,kralımızın adamları ve tüm köylüler her yerde küçük prensesimizi aradık, tüm diyarlara haber saldık ancak ne gören var ne duyan.
Küçük prensesimiz köyümüzdeki çocukları çok severdi hepsi ile arkadaşlık eder oynardı, onlar köyümüzün neşesi idi, karşıki yüce dağdaki devin yanına gitmiş olmalı diye düşündük aramaya başladık ,ama ne mümkün ! Yüce dağa tırmanıp, prensesimizi bulmak için aramaya çıkanlar ya kayboldu ya da geri dönemedi zaten o günden beri büyük devin flüt sesi de gelmez hiç ! Çocuklarımız o gün bugündür üzgün ve korku içindeler." der. Akşam olmadan krala haber gider, Çocukları koruyan kardeş kralın huzuruna çıkar. "Kralım ben çocukları koruyup mutlu etmekle görevlendirildim ,size yardım edeceğim öncelikle karşıdaki yüce dağın yamacına gitmeliyiz" der."
Hazırlıklar tamamlanır ,yüce dağın yamacına gelirler, çocukları koruyup mutlu eden kardeş ellerini dağın yamacına yaslar, büyük bir sarsıntı olur sonra toprağı açar ve göğsünden çıkardığı küçük fidanı toprağa diker, fidanın yanına eğilir ve der ki "Büyü ,büyü o kadar büyü ki göğe kadar yüksel bulutları aş ! "Fidanın gövdesi birden büyümeye başlar fidan büyür, büyür, büyür. Göğe kadar ulaşır heybetli bir ağaç olur ,heybetli ağacın ışıltısını görenler gözlerine inanamaz. Kardeş tırmanmaya başlar; çıkar, çıkar, çıkar.
En sonunda ulu ağacın zirvesine ulaşır, zirveye çıkınca bir de ne görsün ağacın tepesinde pırıl pırıl parlayan gözleri kamaştıran bir meyve! Ulu ağaca seslenir "Ey ulu ağacım, bu muhteşem parlaklıktaki meyveni bana verir misin ?" Bunu duyan Ulu ağaç çok sevinir, canlanır , gözlerini açar ve der ki "Ey çocukları koruyup mutlu eden kardeş hoş geldin, görevini başarıyla tamamladın, beni diktin büyüttün, meyvemi koparmadan önce benden izin istedin ,ben de senin bu isteğini yerine getireceğim, al bu meyveyi göğsünde sakla, zamanı gelince göreceksin ki bu meyve senin derdine çare olacak !Haydi git şimdi" der.
Kardeş ağaçtan atlar büyük bir şatonun olduğu efsanevi bir diyara gelir, şatoya girer; içerisi sessizdir, etrafta gezinirken bir kız sesi duyar, hemen koşar ve seslenir. "Hey sen de kimsin ?" Küçük kız cevap verir "Ben bu yüce dağın aşağısındaki köyün kralının kızıyım ,sen de kimsin?" Kardeş cevap verir. "Ben kurtarıcıyım , sizi ve tüm çocukları kurtarmaya geldim." der.
Prenses anlatır " Büyük dev benim arkadaşımdır, bir gece rüyama girdi, çok hasta olduğunu hemen gelmem gerektiğini söyledi ve bana bir unicorn gönderdi,
ben de bu diyara geldim ama ne yapsam fayda yok ,ne yedirsem ne içirsem bir türlü Büyük Dev’e çare olamadım, onu iyileştiremedim." der.
Büyük Dev’in yanına giderler ,dudaklarını aralarlar, Kardeş Ulu ağacın göz kamaştırıcı meyvesini devin ağızından içeri atar. Dev birden gözlerini açar ve uyanır. Uyanınca hemen flütünü alır çalmaya başlar, flütün sesini duyan herkes devin uyandığını anlar. Akşam olunca büyük devin flüt sesi ile dinlenirler güzel düşler gördükleri uykularına dalarlar, köyün tüm neşesi geri gelmiştir. Ulu ağaç ve Çocukları koruyup mutlu eden kardeş bu diyarın koruyuculuğunu üstlenirler . Hep birlikte mutlu bir şekilde yaşarlar.
mahmudiye ortaokulu-mehmet b.
BENNU - FATİH ORTAOKULU

Beşinci kardeş Aşgana da hazırlanıp yola çıktı. Az gitti, üz gitti, dere-tepe düz gitti. Bir ülkeye geldi. Bu ülkede kıtlık vardı. İnsanlar yiyecek bulmakta zorlanırdı. Buldukları yiyecekler o kadar bol değildi. Mutfaklarda yemek kokusu yoktu. Aç insanlar zayıf ve hasta görünüyordu. Aşgana işini iyi biliyordu. Düşünmeden yanında getirdiği ağaç fidesini toprağa ekti. Fide toprağa kök saldı. Topraktan aldığı güç onu ayağa kaldırdı. Etrafa kol-budak attı. Yeşil yapraklar görkemli görünmesini sağladı.
Ağaç büyüdükçe memlekete ruzi-bereket, evlere bolluk geldi. Hoş aroması mutfaklara nüfuz etti ve evleri doldurdu. İnsanlar bu kokuyu kokladı ve daha çok çalıştı. Yakında tahıl ürünleri ve meyve ağaçları meyve vermeye başladı. Memleket halkı bu ağacı gözbebeği gibi korudu. Kutsanmış ağacın fidanları memlekete gelen seyyahlar vasıtasıyla her yere yayıldı. İnsanlar çok mutluydu, evleri bereket geldi, ağızları tatlandı. Aşgana da onların sevinçlerini görmekten mutlu oldu. Bu insanlarla kaynaştı ve bu ülkede yaşamaya başladı.
azerbaycan- Nezrin
FRANSA-amir

Hayvanları koruyan ve seven altıncı kardeş de bir an önce yola koyuldu. Günler süren dağlar aşan yolculuğunun sonunda bir diyara ulaştı. Bu diyarda insanlar hayvanlara zarar veriyor ve ağır işlerde çalıştırıyordu. Üstelik karşılığında hayvanların beslenme ve korunma ihtiyacını da doğru düzgün karşılamıyorlardı. Hayvanları koruyan kardeş de bu durumu görünce bir an önce sihirli gücü ile bütün hayvanları etrafına topladı. Diyardaki karıncadan köpeğe, sinekten ineğe kadar hepsi hayvanları koruyan kardeş nereye giderse peşinden gidiyorlardı. İnsanlar yapacakları işleri yapamaz olmuş hayvanları olmadığı için gün boyunca işlerinden geri kalmışlardı.
Nihayet güneş dağların ardında batmaya başladığında hayvanları koruyan kardeş kendisini herkesin görebileceği yüksek bir tepenin üzerine çıkarak hayvanlara iyi davranmaları karşılığında bütün hayvanları serbest bırakabileceğini söyledi. İnsanlar işlerini yapamayacak duruma geldikleri için tereddüt etmeden hayvanları koruyan kardeşin söylediklerini yaptılar. Aradan günler geçince insanlar da hayvanlara iyi davranmayı ve onlarla birlikte yaşamaya öğrendiler.
fatih ortaokulu-ecrin
KÜBRA E. - ANDAÇ YARMA ORTAOKULU

atatürk ortaokulu-hatice ç.
YAKUP F. - ASIMIN NESLİ İMAM HATİP ORTAOKULU

andaç yarma ortaokulu- nergiz e.
kader k.. - ORTAKÖY ORtaokulu

Sonuncu ve en küçük kardeş ''Toprak ana kardeş'' Tanrı tarafından verilen en kutsal göreve sahipti. Görevi ve sorumlulukları diğer kardeşlerden çok daha büyüktü. Yeryüzünün örtüsü, dikilen fidanların bekçisi, ekilene dikilene her şeye bereket olmaktı. Yeryüzü o olmazsa çöl olur, bir tane dahi ağaç olmaz yetişmezdi. Ağaçlar olmazsa yeryüzü oksijensiz kalır insanoğlu ve diğer canlılar zamanla yok olurlardı. Toprak ana mutsuz olduğunda ekip dikilen hiçbir şey toprakta büyüyemezdi. O da kardeşlerinden ayrıldığı için mutsuzdu.
Tanrının onlara verdiği kutsal görevlerden dolayı kardeşlerinden ayrılalı bin sene olmuştu. Aradan geçen zamanda diyar diyar dolaştı; dünyaya, ağaçlara, canlılara hayat oldu. Bin sene boyunca görevlerini yaptı. Kardeşleriyle ilk ayrıldıkları Hayat ağacında onlarla birleşmek eskiden olduğu gibi tek bir bütün olmak istiyordu. Bundan sonra tek amacı vardı: Yeniden Hayat Ağacına dönmek ve oraya gidip kardeşlerinin dönmesini beklemek. Onlar, Tanrının dünyadaki sembolleri ve elleriydi.
Hepsi insanoğlunun mahvettiği dünyayı eskisi gibi güzel hale getirmek için ayrılmıştı ve görevlerini tamamlamışlardı, yeniden Hayat Ağacına dönebilirlerdi. Aslında bütün kardeşler birbirlerini düşlüyor ve özlüyorlardı ama Toprak ana olmadan hayat ağacına dönemiyorlardı çünkü ağaçlara hayat veren Toprak anaydı. Bundan dolayı Toprak ana olmadan Hayat Ağacına dönmeleri anlamsızdı. Toprak ana mutsuz olduğu için yeryüzünde artık ağaçlar yeşermiyor toprağa ekilen hiçbir şey büyümüyordu. Toprak ana diğer kardeşlerini beklemek üzere Hayat Ağacına dönmeye karar verdi. Yolcuğu boyunca Tanrıya dua etti.
MÜMİN K. - MAHMUDİYE ORTAOKULU

KURGUSAL AĞAÇ EFSANESİ YAZAR VE ÇİZERLERİ:
Atatürk Ortaokulu Hatice Ç.- Meltem Y.
ORTAKÖY ORTAOKULU GÜNAY MERVE B.- kader k.
MEHMET DEMİR ORTAOKULU NARİN G.- BERFİN U.
AZERBAYCAN Nezrin- sahile
FRANSA ryan firas maylis keny killian- amir
FATİH ORTAOKULU ECRİN-BENNU
ANDAÇ YARMA ORTAOKULU NERGİZ E.-KÜBRA E.
DÖNEMEÇ ORTAOKULU RABİA G.- SÜMEYYE G.
ASIMIN NESLİ İHO CELAL D.-YAKUP F.
MAHMUDİYE ORTAOKULU MEHMET B.-MÜMÜN K.
