

ORTAK FİNAL ÜRÜNÜMÜZ

YAZARLAR
RAZİYE GENÇER PETEK : SAKLAMBAÇ VE TOMBALA OYUNU
GÜLAY KUTLU : KÖREBE VE 16 TAŞ
ŞERİFE UÇKUN: EL EL ÜSTÜNDE KİMİN ELİ VAR VE ÇATLAK PATLAK
FUNDAGÜL OFLAZ: AÇ KAPIYI BEZİRGAN BAŞI
MERYEM USTA: 5 TAŞ
BETÜL ASLANDAĞ DOLAŞIK; SEKSEK OYUNU
FATİH ÇELİK: HIMBIL
DURALİ GÖKSU : YAKAN TOP
MERVE EREZ : MENDİL KAPMACA
NURSEL KOKA : KİBRİT OYUNU
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE OYNAYA OYNAYA PROJESİ
'EVVEL ZAMAN İÇİNDE OYUN HİKAYESİ
RAZİYE GENÇER PETEK
Berke 9, Beril 6 yaşında iki kardeştir. Beril ana sınıfına, Berke ilkokula gitmektedir. Fakat ikisi de korona virüs yüzünden bir yıldır okuldan uzak kalmıştır. Bu süreçte öğretmenleri uzaktan ders yapmanın yanı sıra bir e twinning projesi yürüteceklerini ve bu projenin konusunun eskiden anne babalarının oynadığı oyunlar olduğunu anlatır. Bunu aileleri ile de paylaşır. Berke ve Beril'in öğretmenleri aynı projeyi yürütmektedir. Bu proje fikri bile oyun olduğu için ikisinin de çok hoşuna gider. İlk oyun SAKLAMBAÇ oyunudur. Önce oyunu büyüklerinden araştırarak öğrenmeleri gerekecektir. Altmışlı yaşlarında olan Sabiha teyzeleri onlara oyunu eskiden nasıl oynadıklarını anlatır. Onlar da tıpkı teyzelerinin anlattığı gibi, biri sayıp, diğeri saklanarak, ebenin saydığı yere ilk gelenin kazanacağı şekilde oyunu oynarlar.



Okul açıldığı zaman öğretmenleri de aynı oyunu arkadaşları ile birlikte oynatır. Oyun çok eğlenceli ve heyecanlı bir oyundur. Daha sonra yılbaşında onları ziyarete babaanne ve dedeleri gelir. Akile babaanne ve Elvan dedeleri onlara gelirken TOMBALA oyunu getirmişlerdir. Yılbaşı gecelerinde kendilerinin de küçükken tombala oynadığını anlatmışlar ve nasıl oynandığından bahsetmişler. Herkese birer kart dağıtılmış ve başlamış dedeleri torbadan numaraları çekmeye. Sayılar çıktıkça üstünü kapatan Berke ve Beril, önce birinci ve ikinci çinko yapmış. Sonra da ilk olarak Berke tombala yapmış. Çünkü Beril henüz sayıları çok iyi tanıyamadığı için ilk oyunda biraz zorlanmış Ama sonra bu oyun sayesinde sayıları öğrenmiş ve o da usta olmuş. Öğretmenleri tombala oyununun resmini çizmelerini istemiş. Bu da çok eğlenceli bir resim çalışması olmuş. Veee öğretmenlerinin adını söyleyeceği yeni oyunu merakla beklemeye başlamışlar.








GÜLAY KUTLU
'Sıradaki oyun körebe.' demiş öğretmenleri. Berke bu oyunu biliyormuş. Beril' e anlatmış: 'Şimdi birimiz ebe olacak ve gözlerini bağlayacağız. Ebe diğer oyuncuları gözleri kapalıyken yakalamaya çalışacak. Yakaladığı kişi ebe olacak ve daha sonra diğerlerini ebelemeye çalışacak.' Beril ebe olmak istemiş hemen. Ama oyunun daha heyecanlı olmasını istiyormuş. Hemen gidip anne ve babasını çağırmışlar. Ailece oyunu oynamaya başlamışlar. Beril gözleri bağlıyken çok heyecanlanmış. Bir taraftan oyuncuları yakalamaya çalışıyormuş ama bir taraftan da ebelikten kurtulmak istemiyormuş. Sonunda annesini yakalamış. Oyun böylece devam etmiş. Ailecek
çok eğlenmişler. Anne ve babası da çocuklarını hatırlamışlar.







Ertesi gün öğretmenleri onlara 16 Taş Oyunu oynayacaklarını söylemiş. İkisi de bu oyunu daha önce hiç duymamış. Akıllarına hemen babaanne ve dedeleri gelmiş. Bu oyunu olsa olsa onlar bilir diye düşünmüşler. Telefon edip sormuşlar. Akile babaanne çok duygulanmış. Çünkü bu oyun eski bir Türk zeka oyunuymuş. Çocukluklarında oynarlarmış bu oyunu onlar. Dedeleri hemen onlara bir mangala oyunu almış. Torunlarını davet etmişler. Berke ve Beril hediyelerini görünce çok sevinmişler. Dedeleri önce bu oyunun çok eskilere dayanan bir Türk oyunu olduğundan bahsetmiş gururla ve oyunun kurallarını anlatmış. İlk oyunu Berke ile dedesi oynamış. Sonra sıra Beril' e gelmiş. Beril henüz küçük olduğu için biraz yardım almış Berke'den. İki kardeş oyunu kazanmışlar. Tabi bu arada dedeleri de biraz onlara fırsat vermiş kazanmaları için. Babaanne ve dedeleri torunlarıyla gurur duymuşlar . Geleneklerinin sürdürüleceğini
düşündükleri için de mutlu olmuşlar.








ŞERİFE UÇKUN
Berke, Beril ve anneleri ertesi gün komşuları Aynur teyzelerine misafirliğe gitmişler. Aynur teyzelerinin Yavuz ve Ceylin isminde iki çocuğu varmış. Berke gurur ve mutluluk içinde ''Yavuz biliyor musun biz her gün yeni bir geleneksel oyun öğreniyoruz.'' demiş. Bunu duyan Aynur teyzeleri ''Ya öyle mi, o zaman bir oyun da ben öğreteyim size o zaman.'' demiş. Beril sevinçle ''Yaşasın yeni bir oyun daha öğreniyoruz, peki bu oyunun ismi nedir Aynur teyzeciğim?'' diye sormuş. Aynur hanım oyunun "Çatlak Patlak" oyunu olduğunu söylemiş. Çocuklar daire şeklinde birinin eli diğerinin elinin üzerine gelecek şekilde oturmuşlar. Çatlak patlak oyununun tekerlemesini söylemeye başlamışlar. Kimin eline vurulursa o yanındaki arkadaşının eline vurarak oyunu devam ettirmişler. Oyunun sonunda ilk önce ''elini buradan çek'' cümlesinde elini çekemeyen Ceylin oyundan çıkmış. Oyun son bir kişi kalıncaya kadar devam etmiş ve oyunun birincisi Beril olmuş. Çocuklar birlikte oyun oynamanın ve yeni bir oyun öğrenmenin mutluluğunu yaşamışlar.







Aynur hanımın eşi Selim Bey ''Haydi o zaman bir oyun da ben öğreteyim size, oyunumuzun ismi 'El El Üstünde Kimin Eli Var' oyunu. Oyunumuz için bir kişi yere yüzüstü yatacak ve biz ellerimizi o arkadaşımızın sırtında üst üste koyacağız, arkadaşımız da en üstte kimin elinin olduğunu bilmeye çalışacak. Bilemezse iğne mi, iplik mi, davul mu zurna mı diye soracağız hangisini seçerse arkadaşımıza o hareketleri yapacağız.'' demiş. Ceylin heyecanla tamam o zaman ilk önce ben yatmak istiyorum diyerek yere yüzüstü yatmış. Berke, Beril ve Yavuz ellerini üst üste koyarlar ve el el üstünde kimin eli var diye sormuşlar. Ceylin ''Yavuz'un eli var.'' demiş ve bilmiş. Bu defa Yavuz ebe olmuş. Yavuz'un sırtına tekrar ellerini üst üste koyup ''el el üstünde kimin eli var'' diye sormuşlar. Yavuz ''Berke'nin eli var.'' demiş ve bilememiştir. İğne mi?İiplik mi? Davul mu? Zurna mı? demişler, Yavuz "Davul" demiş. Çocuklar hep birlikte Yavuz'un sırtına gümbürdü güm güm diye vurmaya başlamışlar, hepsi de çok eğlenmişler. Aynur Hanım ve Selim Bey de çocuklara kendi çocukluk oyunlarını aktarmanın gururu ve mutluluğunu yaşamışlardı.






FUNDAGÜL OFLAZ
Ertesi gün Berke ve Beril okula gittiklerinde heyecanları daha da artmıştı. Yeni öğrendikleri oyunları arkadaşlarına anlatmak için sabırsızlanıyorlardı. Sanki her yeni gün onlara yeni bir oyun ve macera getiriyordu.
Ama bir gün önce misafirliğe gittikleri ve sürekli oyun oynadıkları için yorgunluktan uyuyakalmışlardı ve okula gecikmişlerdi. Berke kardeşini sınıfına bıraktı ve koşarak sınıfına gitti. Sınıfın kapısını hızlıca ardı ardına çaldı. Öğretmeni içeriden seslendi "Girebilirsiniz." Berke tam özür dilemek için kafasını kaldırdı bir de ne görsün. İki arkadaşı karşılıklı durarak el ele tutuşmuş. Diğer arkadaşları ise tren olmuş duruyorlardı. Öğretmeni Berke'ye "Tam zamanında geldin. Haydi sende sıraya geç oyunu anlatacağım." dedi. Berke çantasını bırakıp hemen sıraya geçti. Heyecanına yeni bir heyecan yeni bir oyun eklenmek üzereydi. Öğretmen oyunun adının "Aç kapıyı bezirgan başı" olduğunu söyledi.

Öğrencilerini zaten durmaları gereken yerlere koymuştu sıra tekerlemeyi öğretmeye gelmişti." Aç kapıyı bezirgan başı, bezirgan başı kapı hakkı ne alırsın ne verirsin. Arkamdaki yadigar olsun, yadigar olsun. Bir sıçan iki sıçan üçüncüsünde dolaba kapan." El ele tutuşan çocuklar kendilerine isim verdikten sonra öğretmenleri ellerini yukarı kaldırarak kapı yapmalarını istedi. Sıra olan çocuklar kapıdan sırayla geçerken tekerleme söylendi. "üçüncüsünde dolaba kapan" bölümünde yakalanan çocuğa hangisine ait ismi söylerse onun arkasına geçmesini istedi. Bunu yaparken gruptaki diğer çocukların duymadığından emin olmaları istendi. Son kişide grubuna geçtikten sonra öğretmen sınıfın ortasına bir çizgi çizdi. İki grubun birbirlerinin belinden tutarak karşılıklı çekişeceği ve çizgiyi ilk geçen grubun oyunu kaybedeceğini anlattı. Çocuklar çok heyecanlıydı. Berke'nin bulunduğu takım karşı tarafı çekti. Yenilen çocuklar karşı tarafı tebrik etti. Berke'nin gözleri mutluluktan parlıyordu. Acaba yeni bir oyun ne zaman öğrenecekti...



MERYEM USTA
Baharın gelmesiyle havalar iyice ısınmış, çocukları bahçelere, parklara davet eder hale gelmişti. Berke ve Beril de bu davete artık karşı koyamaz hale gelmişlerdi. Ama ne var ki parklar ve sokaklar çocuklar için yasaktı. Raziye Hanım ve Aydın Bey çocukların bu durumuna çok üzülüyorlardı.
Yine böyle çok güzel bir günde Aydın Bey işleri erken bittiği için eve erken döndü. Berke ve Beril de evde çok sıkılmışlardı. Aydın Bey çocuklara bir sürpriz yapmaya karar verdi. Raziye Hanım'dan piknik yapmak için bir şeyler hazırlamasını istedi. Çocuklara ''Hadi hazırlanın bakalım. Köye gidiyoruz.'' dedi. Çocuklar sevinçten havalara uçtular. Çünkü köylerini çok seviyorlardı. Köyleri bulundukları il merkezine yakın, küçük bir köydü. Köyün etrafından bazen kıvrılarak, bazen de düz akarak uzaklaşan güzel bir dere vardı. Aydın Bey arabasını derenin kenarında, tenha bir yerde durdurdu. Hep beraber piknik örtülerini serdiler.


















Mis gibi çimenlerin ve kır çiçeklerinin kokusu, şırıl şırıl akan derenin sesi ve telaşla etrafta uçuşan arılar ve kelebeklerle ortam gerçekten çok güzeldi. Berke hemen annesine çiçek toplamaya koyuldu. Beril de babası ile top oynuyordu. Raziye Hanım ''Dere boyunca yürüyüş yapalım mı? '' diye sordu. Onlar da bu güzel teklifi geri çevirmediler. Derenin etrafı yüksek ağaçlarla çevriliydi. Dalların arasından süzülen ışıklar derenin üzerinde parıldıyor ve içerisinde bulunan rengarenk irili ufaklı taşları ortaya çıkarıyordu. Bu görüntü Raziye Hanım'a küçükken bu derenin kenarında arkadaşları ile oyunlar oynadığı günleri hatırlattı. En çok sevdikleri oyun ise dereden topladıkları rengarenk taşlarla oynadıkları ''Beştaş Oyunu'' idi. Raziye Hanım eğilip birkaç taşı eline alırken bu hafta oynayacakları proje konusu olan oyunun beştaş oyunu olduğunu hatırladı.
Berke ve Beril'den beşer tane misketten biraz büyük yuvarlak taşlar toplamalarını istedi. Piknik alanına geri dönünce '' Çocuklar, bu hafta projemizle ilgili olarak öğreneceğimiz oyunun ismi beştaş oyunudur. Ben de küçükken buradan taşlar toplar arkadaşlarımla oynardım. Şimdi de size nasıl oynandığını öğreteceğim.'' dedi. Kendisi birkaç defa oynayıp Berke ve Beril'den oynamalarını istedi. Bu oyun o kadar kolay değildi ama çok eğlenceliydi. Hatta Aydın Bey bile oynamaya çalışmıştı. Güzel geçen günün ardından evlerine döndüler. Çocuklar beştaşları bu güzel günün anısına saklamaya karar verdiler. Artık anneleri ve birbirleriyle oynayabilecekleri yeni bir oyun daha öğrenmişlerdi. Berke odasında yatmaya hazırlanırken gözüne taşları takıldı ve kendisine iyi geceler demeye gelen annesine ''Anneciğim bu proje sayesin de sizin oynadığınız oyunları biz de öğrenip beraber oynama fırsatı bulduk. Öğretmenimiz böyle bir etkinliğe iyi ki bizi de dahil etti. Yarın ilk işim ona teşekkür etmek olacak'' dedi.









BETÜL ASLANDAĞ DOLAŞIK
Bahar gelmiş, çiçekler açmış ve havalar ısınmaya başlamış. Öğretmenleri bu güzel havayı değerlendirmek ve evde sıkılan öğrencileri eğlendirmek için dışarıda oynayacakları geleneksel oyunlarımızdan olan güzel bir oyun seçmişti. Berke ve Beril heyecanla yeni oyunlarını beklemişler. “Evet çocuklar sıradaki oyunumuz seksek oyunu.” demiş öğretmenleri. Berke çok mutlu olmuş çünkü bu oyunu geçen sene öğretmenleri onlara okul bahçesinde oynatmıştı. Çok sevinen Berke bir anda hüzünlenmişti. Beril az önce mutlu olan abisine bu hüznünün sebebini sormuş. Berke: “Geçen yıl arkadaşlarımızla okul bahçemizde çok güzel oyunlar oynardık ama pandemi yüzünden görüşemiyoruz artık.” demiş. “Üzülme abi pandemi bitecek ve biz tekrar arkadaşlarımızla oynayacağız. Şimdi oyun arkadaşı olarak ben varım bana oyunun kurallarını anlatır mısın?” demiş Beril.
Berke ile Beril’ in büyük bahçesi olan güzel bir evleri varmış. Annelerinden izin alıp, bahçeye seksek oyununu oynamak için çıkmışlar. Berke oyunu bildiği için oyunu çizmek için yanında tebeşir getirmiş. Yere kare şeklinde üst üste sekiz kutu çizip, birden sekize kadar içlerine sayıları yazmış. Yerden yassı bir taş bulup oyunun nasıl oynanacağını kardeşine başlamış anlatmaya. Kardeşiyle beraber seksek oyununu oynamak Berke’ye mutluluk vermiş. Zamanın nasıl geçtiğini anlamayan Berke ve Beril, annelerinin seslenmesiyle bitmekte olan oyunlarını bırakarak eve gitmişler. O gün iki kardeş seksek oyunu oynamaktan yorulmuş ve yemekten sonra neşeyle uyuyakalmışlar.














FATİH ÇELİK
Öğretmenleri Berke ve Beril' in yeni öğrenecekleri oyunun 'Hımbıl' oyunu olduğunu söylemiş. Bu oyunu çevrelerinde bilen birine sorup öğrenmelerini istemiş. Berke babasına sormuş hemen. Babaları oyunu bildiğini söylemiş ve başlamış anlatmaya. İkisi de heyecanla babalarını dinlemişler. Babaları onlara oyunun gruplar halinde oynandığını, kaç kişi oynayacaksa o sayıda kendi isimleri yazılıp küçük kağıtlara kişi sayısı kadar yazıldığını ve daha sonra bu kağıtların karıştırılarak dağıtıldığını söylemiş. Oyuncuların ellerinde aynı isimleri birbirleri arasında kağıtların birer defa değiştirilerek aynı isim grubunu ilk bulanın Hımbıl diye elini ortaya koyarak en çok puanı aldığını, eli en üstte olanın hiç puan alamadığını anlatmış. Oyunun sonunda en yüksek puan toplayanın birinci olduğunu söyledikten sonra, annelerini çağırıp başlamışlar dördü oynamaya. Oyunun galibi Beril olmuş ve yeni bir oyun öğrendikleri için ikisi de çok mutlu olmuşlar.










DURALİ GÖKSU
Berke ve Beril yine bir gün ailesiyle birlikte pikniğe gitmeye karar vermişlerdi. Annesi ve babası ile birlikte piknik alanına vardılar. Biraz oturduktan sonra Berke ile Beril'in canı sıkıldı. Oyun oynamaya karar verdiler. Ama ne oynayacaklarına karar veremiyorlardı. Babası yakan top oynamayı teklif etti. Çocuklar bu oyunun nasıl oynandığını bilmiyorlardı. Babası anlatmaya başladı. Aynı takımdan olan oyuncular karşılıklı top atarak ortaya geçen oyuncuya topu vurmaya çalışır. Top ortadaki oyunculara dokunduğunda topun değdiği oyuncu oyundan çıkar. Oyun ortada hiç oyuncu kalmayana dek devam eder. Ortadaki son oyuncu vurulduğunda diğer grup ortaya girecektir. Babası oyunu anlattıktan sonra oyunun kalabalıkla daha zevkli oynandığını söyleyerek etrafta oynayan çocukları da oyuna davet etti. Takımlar seçilip oynamaya başladılar. Beril vuruldu ve oyundan çıktı. Arkadaşı topu havada yakaladığı için bir can kazandı ve Beril'i oyuna aldı. Vurulan oyundan çıktı. Oyun bu şekilde sürüp gitti. Beril ile Berke piknikten eve dönerken günün en eğlenceli bölümünün yakan top oyunu ve yeni arkadaşlar ile tanışmak olduğunu konuşuyorlardı.










MERVE EREZ
Berke ile Beril bu seferki oyunu her zaman olduğu gibi büyük bir heyecanla bekliyordu. Yakan Top oyununda öyle çok eğlenmişlerdi ki acaba bu sefer hangi eğlenceli oyunu öğrenip oynayacaklardı? Derken öğretmenleri yeni oyunlarının "MENDİL KAPMACA" olduğunu söyledi. Berke ve Beril bu oyunu daha önce hiç oynamamıştı. Nasıl bir oyun olduğunu öğrenmek için hemen Elvan dedelerini aradılar. Elvan dedeleri küçükken bu oyunu çok oynadıklarını ve torunlarıyla beraber oynayarak onlara öğretmek istediğini söyledi. Çocuklar dedelerinin gelmesini sabırsızlıkla bekledi ve akşam dedeleri geldiğinde oyunun kurallarını ilgiyle dinlediler. Dedeleri bir eline mendil aldı ve Berke ile Beril'e durmaları gereken yeri gösterdi. Daha sonra Elvan dede onlardan biraz uzaklaştı ve "Komut verildiği an koşup elimdeki mendili ilk kapan kazanır." dedi. İlk oyunu Berke kazandı. Fakat birkaç kez oynadıktan sonra Beril de hızlı koşmaya ve Berke'den önce mendili kapmaya başladı. Çocuklar bu oyunu çok sevdiler ve okul açıldığında arkadaşları ile oynayabilecekleri yeni bir oyun öğrendikleri için çok mutlu oldular. Şimdi sıra yeni oyundaydı. Acaba bir sonraki eğlenceli oyun neydi? Merakla beklemeye başladılar.





NURSEL KOKA
Berke, Beril ve arkadaşları bu yıl tüm dünyayı sarsan korana virüs nedeniyle arkadaşları ve öğretmenleri ile çok fazla görüşememişler ama öğretmenlerinin başlatmış olduğu Geçmişten Günümüze Oynana Oynaya eTwinning projesi ile eskiden oynanan oyunları aile büyüklerinden öğrenerek araştırmaları ve araştırdıkları oyunları arkadaşları ile paylaşmaları bu zorlu süreci evde aileleri ile keyifli bir şekilde eğlenerek, öğrenerek geçirmelerine sağlamıştır. Berke ve Beril'in öğretmenleri artık projenin son oyunu olan kibrit oyunu olduğunu bu oyunu araştırarak canlı derste hep birlikte oynayacaklarını söylemiştir. Son oyun olması çocukları üzse de çocuklar kibrit oyununu keyifle araştırmışlar ve araştırırken nasıl bir oyun olduğunu çok merak etmişler çünkü daha önce böyle bir oyun hiç duymamışlar. Akşam iftar yemeğinden sonra dedelerine kibrit oyununu sormuşlar.





Dedesi çocuklara; bu oyunu bütün aile hep birlikte hem oynayalım hem anlatalım demiş ve başlamış oyunu anlatarak oynamaya...Bizim çocuk olduğumuz zamanlarda elektrikler sık sık kesilir bizde gaz lambasının yanında bulunan kibritin dik olan kısımlarına Vali, yan kısımlarına Jandarma, düz yüzeylerine Hırsız ve ekmek yazarak bu oyunu oynardık. Oyuna katılan kişiler kibriti sıra ile atarlar. Dik yüzeyi denk getiren kişi Vali olur, ceza verme ve dokunulmazlık yetkisini kazanır. Kibrit kutusunun jandarma yazılan yüzeyini atışlarda denk getiren kişi Valinin vereceği emirleri uygular. Atışlarda Hırsız denk gelirse Valinin vereceği cezayı alır. Ekmek kısmı denk gelirse bu kişi ceza almaz, emir veremez ve ceza uygulayamaz. Oyun bu şekilde devam eder diyerek dedesi torunlarına oyunu hem oynayarak hem de anlatarak ailecek birlikte keyifli zaman geçirmişlerdir.






