

Serap FİDAN Kadıköy Nurettin Teksan Ortaokulu ve öğrencileri
Serpil DOĞAN Muharremşah Ortaokulu ve öğrencileri
Türküler Takımı Semra KİZİR Mehmet Sait Aydoslu Ortaokulu ve öğrencileri
Seher SAAT Dobruca Ortaokulu ve öğrencileri






Merhabalar ben Deniz gezmeyi kitap okumayı çok severim. Oyun oynarken de çok eğlenirim. Bir de çok meraklıyımdır ve anlamını bilmediğim bir kelime duyduğumda onu öğrenmek için hemen araştırırım. Dün dedem bir arkadaşı ile konuşurken duydum kültürel öğelerimizi unutmamamız gerekiyormuş. Hemen sordum ona. "Kültürel öğelerimiz ne demek dedeciğim" diye .Dedem de benim daha iyi öğrenmem için yolculuğa çıkardı. Yöresel yemeklerimizde İlk durağımız İstanbul. Burada Karlıtepe Ortaokulundan Zeynep ve Raziye ile tanıştım ve onlar bana burada yapılan yemeklerden bahsetti.
KARLITEPE ORTAOKULU GAZİOSMANPAŞA/İSTANBUL


Zeynep İstanbul da Sultan Ahmet Köftesinin, Sarıyer böreğinin Kanlıca yoğurdunun çok meşhur olduğunu balık ekmeğin çok tüketildiğini söyledi. Evlerde genelde her şehre ait yemeklerin piştiğini söyledi. Onun evinde Çankırı iline ait yemeklerden yuvarlama çorbasının çok sık yapıldığından bahsetti . Yuvarlama çorbasında önce bulgur, salça soğan ve baharatlardan yumuşak bir hamur yaptığını onları tek tek küçük bir şekilde yuvarladığını sonra da haşlayıp yoğurt ile servis ettiklerini anlattı. Raziye de asma yaprağı sarmasının evde annesi ile yapmayı çok sevdiğini söyledi.
KARLITEPE ORTAOKULU GAZİOSMANPAŞA İSTANBUL





Onlar zeytin yağlı yapıyorlarmış. İç malzemesini aynı oranda pirinç ve bulgur, soğan , sarımsak, baharat, salça ve yağ eklenerek hazırlanıyorlarmış. Daha sonra tek tek yapraklara bir tatlı kaşığı iç malzeme eklenerek sarma işlemi yapıyormuş ve pişiriliyormuş. Tadını da çok merak ettim doğrusu.
KARLITEPE ORTAOKULU GAZİOSMANPAŞA İSTANBUL


Dedem İstanbul yolculuğumuzdan sonra çocukluk arkadaşına ziyaret için Kayseri'ye gideceğimizi söyledi. Çok heyecanlandım daha önce hiç gitmemiştim, çok merak ediyordum.
Ertesi gün yola koyulduk, uzun bir yolculuktan sonra Kayseri'ye ulaştık. Dedemin arkadaşı Ahmet dede bizi karşıladı ve evine götürdü.
Evlerine gittiğimde çok mutlu oldum Hacılar ilçesinde Beğendik Bağları adı verilen bir mahallede yaşıyorlardı.
DEMOKRASİ ŞEHİTLERİ ORTAOKULU KAYSERİ/HACILAR


Burası Erciyes dağının eteklerinde doğa ile iç içe bir yer, mis gibi havası var. Beğendik bağları adı üzerinde bağcılık ve hayvancılık çok fazla yapılıyormuş
DEMOKRASİ ŞEHİTLERİ ORTAOKULU KAYSERİ/HACILAR




Ahmet dedenin benim yaşlarımda bir torunu vardı adı Özlem ve onun okul arkadaşları Ali, Azra onlarla çok iyi arkadaş olduk bana yaşadıkları yeri gezdirip tanıttılar. Burada bağdan üzümleri toplayıp kışlık pekmezlerini yaparken, domatesleri kaynatıp salçalarını kaynatırken, yine ocaklarında kışlık yufka ekmeklerini yaparken izledim, yardımcı oldum, nasıl yaptıklarını öğrendim.
DEMOKRASİ ŞEHİTLERİ ORTAOKULU KAYSERİ/HACILAR




Özlemin annesi Ayşe teyze akşama mantı yapıyordu bize hamuru açmış, kıymalı iç harcını hazırlamıştı ,hep birlikte küçücük kesilmiş hamurlara içini koyup kapattık. Kayseri mantısının nasıl yapıldığını öğrendim, bir kaşığa 40 tane sığıyormuş gerçekten.
Yarına da bize Kayseri yağlaması hazırlayacakmış .
Kayseri'nin tattığım yöresel yemekleri saymakla bitmez mutlaka tatmalısınız, burada daha uzun kalmak isterdim ama dedem gitme vaktimizin geldiğini söyledi, yeni maceralara doğru yola çıktık.
DEMOKRASİ ŞEHİTLERİ ORTAOKULU KAYSERİ/HACILAR,


ÖZLEM
DEMOKRASİ ŞEHİTLERİ ORTAOKULU KAYSERİ/HACILAR










ÜNYE BİLSEM
Ben ve dedem mavi ve yeşilin bütün tonlarının bir arada olduğu Karadeniz'in incisi Ordu'ya gelerek dedemin askerlik arkadaşını ziyaret ettik. Dedemin asker arkadaşı ve eşi Fadime hanım bize öğle yemeğinde Karadeniz yöresine ait pancar çorbası ve mısır ekmeği ikram etti. Deniz hayatında ilk kez pancar çorbası ve mısır ekmeği yiyecekti ve farklı lezzetleri tatmayı çok severdi. Mısırdan ekmek yapıldığını hiç duymamıştı! Ve merakla mısır ekmeğinin nasıl yapıldığını sordu.











ÜNYE BİLSEM
Fadime hanım, mısırları toplayıp, koçanlarından ayırdıktan sonra, taneleyip, mısırları değirmende öğüterek mısır unu yapıldığını, daha sonra mısır ununu su, tuz ve maya ile karıştırıp fırında pişirdikten sonra afiyetle yediklerini anlattı. Ben Fadime hanıma teşekkür ettim. Hep beraber yemeklerimizi yiyip, el sanatları konusunda sohbet ettik. Ben bu kez de kültür öğelerimizden el sanatlarının neler olduğunu merak etmeye başladım. Artık ayrılık vakti gelmişti. Ben ve dedem askerlik arkadaşı ve onun eşi ile vedalaşarak el sanatlarıyla ünlü sürpriz bir şehre doğru yol aldık.



Berrak Ö. Ünye Bilim ve Sanat Merkezi






Dedesi Deniz'i bu sefer Efeler diyarı, Tralles (üçgözler) adı verilen antik kente, büyükannesinin akrabalarının yaşadığı Aydın'a götürmüştü. Ahmet Şerife SANLI Ortaokulu



Kendisiyle yaşıt olan akrabaları Beyza, Meryem ve Elanur'la tanışan Deniz, onlarla birilikte, her pazar Çakırbeyli Köyü'nde kurulan köylü pazarına gitmişler. Deniz'e yöresel yemekleri, köyde yetiştirilen tarım ürünlerini ve el sanatlarını tanıtmışlar. Deniz'in, tezgahlardan birinde, birbirinden güzel Ebru Sanatı çalışmaları dikkatini çekmiş. Beyza, bunu fark edince ebru sanatının tarihçesi hakkında bilgi vermeye başlamış.
Ahmet Şerife SANLI Ortaokulu


"Ebru sanatının nerede ve ne zaman başladığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak 13. yüzyılda Türkistan’da, Semerkant’ta ve 14. yüzyılda İran’ın doğusundaki Herat Yöresinde yapıldığına dair bazı kaynaklar bulunmaktadır.Ebru tarihinde bilinen en önemli üstadlardan biri de Hatib Mehmed Efendi’dir.Günümüzde bu sanatı devam ettiren ustalar arasında Niyazi Sayın, Fuad Başar, Alparslan Babaoğlu ve bir çok genç sanatçı mevcuttur." demiş.
Deniz, öğrendiklerini heyecanla dedesine anlatmış. Dedesi el sanatlarının sadece bu olmadığını ve daha bir çok el sanatlarının oluğunu güzel bir örnekle anlatmaya başlamış. Ahmet Şerife SANLI Ortaokulu


Deniz dedesinin anlattığı el sanatlarından ahşap oymacılığı merakla dinlemeye başlamış. Daha sonra dedesi Deniz'e Çankırı'da ahşap oymacılık sanatı ile uğraşan bir arkadaşı olduğunu söylemiş ve Çankırı'ya doğru yola çıkmışlar. Çankırı'da onları dedesinin arkadaşı Hüseyin amca ve torunu İrem karşılamışlar. İlk olarak iki eski dost birbirini görünce çok mutlu olmuşlar ve daha önce tanışmayan İrem ve Deniz'i tanıştırmışlar. Deniz'in el sanatlarına olan ilgisini öğrenen Hüseyin amca ve İrem, Deniz' i ve dedesini ahşap oyma atölyelerine götürmüşler. Atölyeyi gören Deniz ahşaptan yapılan sanat eserlerini görünce onlara adeta hayran kalmış.
Ünür Şehit İlyas Aldağ Ortaokulu/Çankırı


Deniz'in bu hayranlığını gören İrem ona ahşap oyma sanatının nasıl yapıldığını kısaca anlattıktan sonra yapmış olduğu eserlerden birisini Deniz'e hediye olarak vermiş. Buna çok sevinen Deniz, İrem'e teşekkür etmiş ve kısa sürede çok iyi arkadaş olmuşlar. Bunu gören dedeleri ise bu duruma çok sevinmişler. Deniz'in dedesi artık Çankırı'dan ayrılma vaktini geldiğini bayramda farklı şehirlerde farklı maceralarla yeni kültürel ögelerimizi öğreneceğini söylemiş. Buna çok sevinen Deniz ve dedesi sürpriz bir şehre doğru heyecan içinde yola koyulmuşlar. Ünür Şehit İlyas Aldağ Ortaokulu/Çankırı






Serap FİDAN Kadıköy Nurettin Teksan Ortaokulu ve öğrencileri
Serpil DOĞAN Muharremşah Ortaokulu ve öğrencileri




Deniz ve dedesi bayramı İstanbul'da akrabalarının yanında geçirmek için İstanbul'a yeniden gittiler. Ramazan Bayramı iki gün sonra kutlanacaktı. Deniz akrabalarının bayram hazırlıklarını merakla izledi ve onlara yardımcı oldu. Evde dedesinin kız kardeşi bayram için baklava ve su böreği yapmaya başladı. Deniz de dedesiyle birlikte Kapalıçarşı'ya kendisine bayramlık elbise, bayramlık şeker ve ninesinin çocuklara dağıtması için mendil ve para koymak için kese almaya gittiler. Deniz bayramın gelmesini iple çekmeye başladı. Çok mutluydu.
NURETTİN TEKSAN ORTAOKULU/KADIKÖY


Deniz bayram sabahı erkenden uyandı. Bayramlık elbiselerini özenle giydi. Dedesi bayram namazına gitmişti. O gelince; Akrabalarıyla kahvaltı yaptı. İstanbul'da göremediği tüm akrabalar o gün sabah kahvaltıdaydı. Herkes bayramlaştı, Deniz de önce dedesinin sonra diğerlerinin ellerini öptü, şekerini, mendilini ve harçlığını aldı. Kuzenleriyle birlikte komşularıyla bayramlaşmaya giderken baklavayı da götürmeyi unutmadılar. Akşama kadar ziyaretler devam etti. Eve dönerken dedesi yarın başka bir yere ziyarete gideceklerini anlatırken Deniz oracıkta uyuyakaldı.
NURETTİN TEKSAN ORTAOKULU/KADIKÖY


NURETTİN TEKSAN ORTAOKULU/KADIKÖY



Ertesi gün yine erkenden uyanan Deniz merakla dedesine nereye gideceklerini sordu. Dedesi: ''Bayramlarda akraba ziyareti yapmak önemlidir, bu bayram Uşak'ta yaşayan kardeşime davetliyiz.'' dedi. Veli Amca uzun zaman önce şehir hayatından bunalıp eşinin memleketi Uşak'taki Muharremşah Köyü'ne yerleşmişti. Dedesi vakit buldukça ziyaretine gidiyordu ama Deniz ilk defa gideceği için çok heyecanlıydı. Uzun bir yolculuk onları bekliyordu.
MUHARREMŞAH ORTAOKULU / UŞAK



Yol boyunca dedesi ona Uşak'ın dokumalarını, yemeklerini, Ulubey Kanyonunu, Clandras Köprüsü'nü, cirit oynandığını uzun uzun anlattı. Meğer Deniz'in çok sevdiğim tarhana çorbası da her sene Veli Amca' nın eşinden geliyormuş. Muharremşah Köyü' ne vardıklarında akraba, eş dost ve komşulardan oluşan büyük bir kalabalık onları karşıladı. Veli Amca onları hepsiyle tek tek tanıştırdı, eller öpüldü, bayramlaşıldı. Sonra kalabalık bir bayram sofrasına oturuldu. Deniz Veli Amca'nın torunları Elif Sude ve Ayşegül'le hemen arkadaş oldu. Yemeklerini yer yemez Ayşegül, ''Haydi şeker toplamaya gidiyoruz.'' dedi.
MUHARREMŞAH ORTAOKULU / UŞAK






Ellerine birer poşet alıp başladılar köyü dolaşmaya. Onlar gibi şeker toplamaya gelen diğer çocuklar da onlara katıldı. Cümbür cemaat her kapıyı çalıyor, büyüklerin elini öpüyor, karşılığında şeker, yemiş ya da harçlık alıyorlardı. Elif Sude bunu sadece bayramlarda değil kandil günlerinde de yaptıklarını söyledi. Herkes çok eğleniyor birbirlerine ne kadar şeker topladıklarını gösteriyordu. Sonra köy meydanındaki bayram için kurulan salıncaklarda sallandılar, tahterevalliye bindiler.
Deniz, köyü ve yeni arkadaşlarını çok sevmişti ama İstanbul'a geri dönmeleri gerekiyordu. Bakalım Deniz'i orada hangi maceralar karşılayacak ?
MUHARREMŞAH ORTAOKULU / UŞAK


4.Takım Türküler Takımı
Semra KİZİR Mehmet Sait Aydoslu Ortaokulu ve öğrencileri
Seher SAAT Dobruca Ortaokulu ve öğrencileri



Deniz İstanbul'a dönerken tüm yorgunluğuna rağmen çok mutluydu. .
Yol boyunca radyodan çalan türkülere dedesinin de mırıldanarak neşe içinde eşlik etmesi üzerine; Dedeciğim sen türkülerimiz çok mu severek dinliyorsun? Evet, Deniz, ‘’ ben türkülerimizi çok severek dinler ve söylerim. Bu güne kadar gezdiğin gördüğün yerlerde insanlarımızın ne kadar hoşgörülü, sevgi dolu ve misafirperver olduklarını, kültürümüzün de ne kadar zengin olduğunu gördün. Bu zenginlik, bu duygular türkülerimize de yansımıştır. Anadolu insanının yaşadığı, aşkı, acıyı, ayrılığı, gurbeti, üzüntüleri, savaşları, kahramanlıkları, umutları, gelenekleri, görenekleri türkülerimizin ezgilerinden öğreniriz, dedi ve radyoda çalan her türküde bana dönerek,'' dinle evladım, bu türküde Doğu Anadolu’nun coğrafi yapısını içeren sert ezgiler, bu türkü de Ege zeybeklerinin mağrur duruşları ezgileri , bu türküde ise Karadeniz’in hırçın dalgalarını , değişken iklimini yansıtan ritimler ve ezgiler var '' Mehmet Sait Aydoslu Ortaokulu/ İstanbul


Dedeciğim öğretmenimiz bize 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Atatürk’ün çok severek dinlediği ‘’Manastır Türküsü’’ nü öğretmişti dedim ve gururla söylemeye başladım.''Manastırın ortasında var bir havuz,Canım havuz,Bu yurdun kızları hepsi de yavuz, Biz çalar oynarız'' Dedem alkışlayarak, aferin sana ne kadar güzel söyledin ,gel şimdi birlikte bir türkü söyleyelim. Dedeciğim ama ben başka türkü bilmiyorum ki. Biliyorsun, biliyorsun. Annen kardeşine uyuturken ninni söylüyor ya. Ninnilerimizde bir türkü türü Denizciğim.''Dandini dandini dandini Dastana, Danalar girmiş bostana, Kov bostancı danayı, Yemesin Lahanayı , Uyu yavrum artık hadi, Bak yoruldu dizlerim, Kolum da kopacak şimdi” diye birlikte neşe içinde ninniler söyledik. Mehmet Sait Aydoslu Ortaokulu/ İstanbul


Mehmet Sait Aydoslu Ortaokulu/ İstanbul

Deniz, akşam dinlediği ninninin etkisiyle mışıl mışıl bir uykuya daldı ve sabah doğan güneşin kirpiklerine değmesiyle beraber yatağından fırladı. Bu sabah çok heyecanlıydı çünkü uzun bir seyahatten sonra tekrar evine Gaziosmanpaşa’ya döneceklerdi. Dedesi ve Deniz vapura binmek üzere yola koyuldular...Birlikte Kadıköy-Eminönü vapur iskelesine ulaştılar. Boğazın tuzlu ve mistik kokusunu derin bir nefesle içlerine çekip ohh derken küçük simitçinin "Sıcak sıcak simitlerim var." narasıyla kendilerine geldiler. Deniz, koşarak üç tane simit aldı ve dedesiyle vapura bindiler. Dedesi, Deniz’e:
-Gel beraber güverteye çıkalım, dedi.


Güverteye çıktılar ve birden martılar başlarında uçuşmaya başladı. Deniz, heyecanla elindeki simitten küçük bir parça kopararak havaya attı ve bir martı simidi kaptı. Martıların beyaz köpüklü dalgalar üzerindeki dansları tıpkı bir türkünün ezgisi gibi gönlünü hoş ediyordu dede ve torunun. Derken vapurun güvertesinde alnı kırışık, yüzü aydınlık bir adam bağlamasını çıkardı ve bir ezgi çalmaya başladı.
DOBRUCA ORTAOKULU/GOP/İSTANBUL

Müziğin kıvraklığına dayanamayan yaşça bir hayli olgunlaşmış çift ise cebinden tahta iki kaşık çıkarıp oynamaya başladılar. Deniz şaşkına döndü, bir yandan da gülümseyerek dedesine sordu.
-Dedecim, bu türkü kulağa ne kadar hoş geliyor, acaba türkünün adı ne?
-Deniz’cim bu türkünün adı ''Tatlı Dile Güler Yüze''dir.
Ozanı da Neşet Ertaş’tır.
-Neşet Ertaş kimdir, dedecim?
-Neşet Ertaş, Türk halk ozanı, abdallık geleneğinin
son büyük temsilcisi. "Bozkırın Tezenesi" olarak tanınır.
Yaptığı plaklarla özellikle Orta Anadolu türkülerini ve
bozlakları kayıt altına aldı. 1960'lı yıllarda kendisinin
yazdığı türküleri seslendirdi.
-Ne kadar güzelmiş ,başka hangi türküleri var?
-Yalan Dünya, Gönül Dağı, Yolcu ve daha fazlası Deniz.
Deniz ve dedesi en sonunda evlerinin olduğu Gaziosmanpaşa’ya ulaştılar. Deniz, öğrendiklerinin huzurlu mutluluğu, dinlediği türkünün tınısı ve yarın açılacak olan okulların heyecanıyla uykuya daldı.
DOBRUCA ORTAOKULU/ GOP/İSTANBUL





Sabah kuş cıvıltılarıyla uyandı, kahvaltısını yaptı, temiz ve ütülü formalarını giyip dedesinin elini öpüp Dobruca Ortaokulu’nun yolunu tuttu. Okul bahçesine ulaşınca en sevdiği arkadaşları Duru, Ecrin ve Aslı Elif’i gördü. Birbirlerine sarıldılar ve arkadaşları Deniz’in kulağına eğilip okulun açılış gününde bir türkü yarışmasının yapılacağını söylediler.
Deniz büyük bir heyecanla;
-Türkülerimiz mi? Harika! Bir Neşet Ertaş türküsüyle biz de yarışmaya katılalım, dedi ve koşarak gidip jüriye isim yazdırdılar…
Yarışma başlayınca arkadaşları ve Deniz, sahneye çıkıp dün sabah öğrendiği ‘’Tatlı Dile Güler Yüze’’ türküsünü hep birlikte söylediler. Türkünün sonu geldiğinde alkışlar kopmuş büyük bir coşku seli olmuştu. Dinleyiciler hep bir ağızdan ‘’Bir daha, bir daha’’ diye bağırıyorlardı ve dinleyicilerle beraber türkünün nakaratını bir kere daha söylediler.
Beklenen oldu, yarışmayı Deniz ve arkadaşları kazandı. Ödüllerini okul müdürünün elinden almayı beklerken birden karşılarında Neşet Ertaş’ı gördüler. Artık tüm duygular dile gelmiş tüm sözcükler tükenmişti…
Neşet dede Deniz ve arkadaşlarının saçını okşayıp onlara ödülünü verdi. Ardından da şu sözleri söyledi…
-Nerde bir türkü söyleyen görürsen korkma yanına otur. Çünkü kötü insanların türküleri yoktur!
DOBRUCA ORTAOKULU/GOP/İSTANBUL







