
1. VE 2. SINIF İÇİN TEKERLEME
YAZAN:
MİNE IŞIK TURGUT
Zuhal ve Selahattin Barutçuoğlu İlkokulu/Manisa
OKUL
Açıldı açıldı,
Okullar açıldı.
Yazıldı yazıldı,
Yazılar yazıldı.
Dağıldı sınıfa,
Bilgiler saçıldı.
Hop hop yakala,
Bilgiler kaçmasın.
Okuma yazma ile,
Eğlence başlasın.
Okulda ne yapmalı?
Bol bol kitap okumalı.
Öğrenip bilgileri,
Herkese anlatmalı.
Çok çalışkan olmalı.
Ali ,Ayşe hep birlikte,
Bilgiye ulaşmalı.
Okul bilgi yuvası.
Okulumu severim.
Koşa koşa giderim.
3. VE 4. SINIF İÇİN TEKERLEME
YAZAN:
REFİK GÜNEY
Kıraç İlkokulu/İstanbul
OKUL HAZIRLIĞI
Okul okul nerede ?
Bak işte orada
Doldur doldur kitapları
Defterleri unutma.
Tak tak sırtına
Şimdi okul yoluna
Koş koş okula
Aman yola dikkat et.
Sıran seni bekliyor.
Hadi herkes yerine
Göz göz gözlemci
Öğretmeni gözlüyor.
Gördüğü anda bize
Hemen haber veriyor.
Çıkar defteri kitabı
Kalemleri hazır et.
Ders programına göre
Dersleri takip et.
Tamam şimdi oldu .
Ders saati doldu.
Hadi hadi evine.
1. VE 2. SINIF İÇİN ŞİİR
YAZAN:
ZEYNEP ÖZTÜRK GÜNEY
Örnek İlkokulu/İstanbul
CANIM ANNEM
Ne kadar seviyorsun
Dedi bana
Kollarımı açtım sonsuza
Bi gülümsedi yüzüme
Gözlerinin içi parlıyordu.
Sıcacık oldu kalbim
O hep korur kollar
Sever beni
Canım annem gül kokulum
Al kollarına sar beni
Öpeyim doya doya
O güzel ellerini
Canımın içi güzel annem
Ellerimi hiç bırakma
Huzur, neşe güvensin
Her duyguyu tattırırsın
İyiki varsın güzel annem
3. VE 4. SINIF İÇİN ŞİİR
YAZAN:
TÜRKAN ÜNALAN
Avukat Şahap Demirer İlkokulu/Eskişehir
SEV, UNUTMA SEVMEYİ
İnsan sevilerek yaşar
Ey sevgili çocuklar
Her yerde güzellik var
Sev, unutma sevmeyi
Bir kuşu, kelebeği,
Yeni doğan bebeği,
Mutlu olup gülmeyi
Sev, unutma sevmeyi
Dostluğu, kardeşliği,
Paylaşmayı, iyiliği
Ve yardımseverliği
Sev, unutma sevmeyi
Vatanını, aileni,
Kitabını, kalemini,
Okulunu, evini
Sev, unutma sevmeyi
1. VE 2. SINIF İÇİN MASAL
YAZAN:
SERAP KUZU
Avukat Şahap Demirer İlkokulu/Eskişehir
ÜÇ KURAL
Bir zamanlar neşeli çocukların yemyeşil bir ovada koşup oynadıkları, insanların birlikte olmaktan mutlu olduğu bir ülke varmış.
Bu ülkede insanlar huzur içinde yaşarken, komşu ülkeden gelen haberle hayatları değişmiş. Tehlikeli bir virüsten salgın bir hastalık başlamış ve hızla yayılıyormuş. Ülkenin bilginleri toplanıp, bu hastalıktan nasıl korunacaklarını araştırmışlar. Herkesten üç kurala uyması istenmiş. Kurallara uyulmaz ise hastalık tüm ülkeye yayılacakmış. Peki neymiş bu üç kural? Maske, mesafe ve hijyen…Tabi bu kurallara çok dikkat eden de olmuş, hiç önemsemeyen de. Kurallara dikkat etmeyenlerden biri de Asya imiş. Asya okula gidemediğine çok üzülüyormuş. Artık kırlarda arkadaşlarıyla beraber koşup oynayamıyormuş.
Buna rağmen maskesini takmak istemiyor, annesinden izinsiz arkadaşlarının evine gitmeye çalışıyormuş. Yine böyle bir gün ona çok kızan annesi:
_ Anneannen gibi beni dinlemiyorsun, sağlığın için kurallara dikkat etmiyorsun, demiş.
Asya annesinin söylediğini düşünerek uykuya dalmış ve kendini bir hastane odasının kapısında bulmuş. Neden orda olduğunu düşünürken hemşireler telaş içinde gelip odanın kapısını açmışlar. Asya bir de ne görsün! Yatakta anneannesi makineye bağlı olarak yatıyormuş. Makineden çıkan dııtttt sesi çok ürkütücüymüş. Birden kapı kapanmış. Asya bir köşede ağlamaya başlamış. Onu duyan bir peri yanına gelmiş.
Asya heyecanla :
_ Anneanneme ne oldu böyle? diye sormuş.
Peri:
_ İkinizde kurallara dikkat etmediniz, arkadaşlarından sana hastalık geçti. Sende anneannene bulaştırdın. Lütfen artık kurallara uy, demiş ve uçup gitmiş.
Asya, korkuyla sıçramış. Bir de bakmış ki yatağındaymış. Hızla kalkıp annesinin yanına gitmiş. Anneannesinin durumunu sormuş. Meğer bu bir rüyaymış. Gördüklerinin gerçek olmadığına sevinirken ya gerçek olsaydı ne yapardım diye düşünmeye başlamış. Sağlıktan daha önemli bir şey olmadığını anlayan Asya, artık kurallara uyacağına söz vermiş.
SON
3. VE 4. SINIF İÇİN MASAL
YAZAN:
MELİKE BAKIR
Beş Eylül İlkokulu/Manisa
TÜMAY'IN RÜYASI
Zamanın birinde Dünya’da insanlar kendi halinde yaşarlarken, başlarına geleceklerden habersizlermiş. Dünya’yı ele geçirmeye çalışanlar birlik olup, Kırmızılar Grubu’nu kurmuşlar. Çok tehlikeli bir virüs üretip, Dünya’ya salmayı planlıyorlarmış. Uzun uğraşlar sonucu bir virüs üretmişler ve adını Kırmızı19 virüs koymuşlar. Bu öyle bir virüsmüş ki çok bulaşıcı ve tehlikeliymiş. Virüs hızla Dünya’ya yayılmaya başlamış.
Dünya milletleri şaşkınlıkla bu soruna bir çare bulma çalışmalarına başlamışlar. Öncelikle Dünya’nın en iyi profesörlerinden oluşan Yeşiller Grubu’nu kurmuşlar. Profesörler panzehir bulmaya çalışırlarken bir yandan da virüsten korunmaları için insanlara tavsiyelerde bulunmuşlar. Tedbirler kapsamında insanlar, maskesiz sokağa çıkamaz olmuşlar, ev gezmeleri okul mazide kalmış. İnsanlar evlerine kapanmışlar. Maske, sosyal mesafe ve hijyen…
Bu tedbirler işe yarıyormuş fakat Kırmızılar da boş durmuyorlarmış. Grup üyeleri tedbirlere uymayıp, maskesiz gezerek virüsün daha çok yayılmasına neden oluyorlarmış. Yasak saatlerde dışarı çıkıyor, ev gezmelerine gidiyor sosyal mesafeye uymuyorlarmış. Kırmızılar Grubu insan sağlığıyla oynayıp, amaçlarını gerçekleştirmeye yaklaşıyorlarmış.
Tümay, 3. Sınıf öğrencisiymiş, okula gidemediği, arkadaşlarından ve öğretmenlerinden uzak kaldığı için çok üzülüyormuş. Bir gün canlı derste yine virüsten korunma yolları hakkında konuşuyorlarmış.
Tümay:
-Öğretmenim, ben bu durumu anlamıyorum. Hepimiz tüm kurallara uymamıza rağmen salgın devam ediyor. Nasıl olabilir bu?
Tayfun:
-Kurallara uymayan kötü insanlar yüzünden bence, demiş.
Öğretmen:
-Çocuklar, Yeşiller Grubu çalışmalarını sürdürüyor. Mutlaka bir çözüm yolu bulacaklardır. Bizler maske, sosyal mesafe ve hijyen kurallarına uyup, derslerimize odaklanalım. Dengeli ve düzenli beslenmeyi de unutmayalım, demiş. İnsanların alınan tedbirlere uymalarıyla planlarını gerçekleştiremeyen Kırmızılar, virüsü geliştirmeye karar vermişler. Artık Kırmızı19 virüs kanlı canlı insan formuna dönüşmüş, daha bulaşıcı ve tehlikeli olmuş. Bir üflemesiyle uzak mesafelere kadar virüsü yayabiliyormuş, dokunduğu bitkiler bile soluyormuş.
Tam virüs kontrol altına alındı, hayat yavaş yavaş normale dönüyor derken, bu durum insanların tamamen eve kapanmasına sebep olmuş. Alınan tedbirler yetersiz kalıyormuş.
Tümay ve arkadaşları özlem gidermek için ara sıra görüntülü görüşüyorlarmış. Yine böyle bir görüşme sırasında Şekerpare:
-Yeşiller Grubu’na katılıp onlara yardım etsek ne güzel olur, demiş.
Tümay:
-Biz ne yapabiliriz ki? Sadece çocuğuz, bu işi uzmanlar çözebilir ancak, demiş.
Tayfun:
-Arkadaşlar, Yeşiller haberlerde açıklama yapıyorlar. Görüşmemize daha sonra devam ederiz. Şimdi açıklamaları izleyelim, demiş.
Tüm Dünya yapılan açıklamayı izlemeye başlamış. Yeşillerin sözcüsü:
-Dünya halkı! Kırmızı19’la savaşabilecek, onun gibi insan formunda bir panzehir ürettik. Fakat Kırmızı ortalıktan kayboldu. Onu bulmak zorundayız. Yoksa Panzehir Adam işini yapamaz. Sizlerden yardım istiyoruz. Alınan tedbirlere uyun ve Kırmızı’yı görürseniz yetkililere haber verin, demiş.
Sınıf grubu bu açıklamalar sonrası tekrar görüşmeye başlamışlar.
Şekerpare:
-Arkadaşlar, canlı dersler, ödevler ve evdeki sorumluluklar bittikten sonra doğru pencerelerden gözetlemeye.
Tayfun:
-Evet bunu yapabiliriz. Kırmızı’yı yakalatır, Panzehir Adamı görürüz, demiş.
Tümay:
-Umarım en kısa sürede Panzehir Adam, Kırmızı’yı yener biz de okulumuza kavuşuruz. Bıktım bilgisayar başında oturmaktan. Parkta korkmadan oyun oynamak istiyorum, demiş.
Çocuklar günlük görevlerinin arasında buldukları her fırsatta pencereye koşmaya başlamışlar. Gözlerini dört açıp Kırmızı’yı gözlüyorlarmış. Tümay pencere önünde oturup kitap okurken bir karartı fark etmiş. Bu karartı gökyüzünde uçan Kırmızı19’dan başkası değilmiş. Hemen polisleri aramış. Polis Hanım birazdan Yeşiller sizi arayacaklar demiş. Yeşiller Kırmızı’nın yer tespiti için Tümay’ı aramışlar ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında da bilgi vermişler. Tümay da hemen arkadaşlarına haber vermiş.
Tümay:
-Kırmızı şehrimizde, hepimiz gözümüzü dört açalım. Fakat konuştuğum Yeşil yetkililer sokağa çıkmayın ve pencereleri sıkı sıkı kapatın, Kırmızı’nın bir nefesi, bir dokunuşu felakete yol açabilir dedi. Çok dikkatli olmalıyız arkadaşlar, demiş.
Haberi alan şehir sakinleri pencereleri kapatıp, pür dikkat Kırmızı’yı gözlemeye başlamışlar. Kırmızı, tüm şehri uçarak virüse boğuyormuş. Tümayların evinin tam karşısındaki parka inmiş. Panzehir Adam tam zamanında yetişmiş. Kırmızı’yla karşılaşıp mücadeleye başlamış. Kırmızı virüs üfleyip, ona dokunuyorken Panzehir Adam ise virüs öldürücü maddeyi üflüyormuş. Kırmızı19 iyice güçsüzleşmeye başlamış. Fakat Kırmızılar Grubu üyelerinin başka planları da varmış. Bir düzine kadar daha Kırmızı19 Adam’ı Panzehir Adam’ın üzerine göndermişler. Yeşiller Grubu ise boş durmayıp, zeplinlerle Panzehir Adam’ın yardımına gitmişler. Gökyüzünden virüs öldürücü maddeyi tüm Kırmızı19 Adamlara püskürtmeye başlamışlar.
Tümay ve tüm mahalleli şaşkınlıkla bu mücadeleyi izliyorlarmış. En nihayetinde tüm Kırmızı19 Adamlar etkisiz hale getirilmiş. Yeşillerin geliştirdiği aşı sayesinde tüm hastalar iyileşmiş, okullar açılmış, kısıtlamalar bitmiş. Sonunda hayat normale dönmüş.
Okulların ilk günü coşkuyla kutlanıyormuş. Şenlik tadında bir tören düzenlenmiş. Can dostlar da bir araya gelmenin coşkusuyla birbirlerini kucaklamışlar. Yapılan törende Kırmızı’yı yakalattığı için Tümay’a bir plaket verilecekmiş. Ayrıca kısa bir konuşma yapması da istenmiş. Plaketini alıp tebrikleri kabul eden Tümay mikrofonun başına geçip:
-Sonunda virüsten kurtulduk. Hayat normale döndü. Fakat başka kötüler de başka virüsler de olacaktır. Bizler tedbirli olursak aynı şeyleri yaşamayız.
Öncelikle dengeli ve düzenli beslenmeliyiz, kişisel temizliğimize ve çevre temizliğine dikkat etmeliyiz.
Yeniden evlere kapanmak zorunda kalmayalım. Okulumuzdan, arkadaşlarımızdan, parklardan ayrı kalmayalım. Herkese sağlıklı günler diliyorum…
Tümay derinden bir ses duyar "Tümay kızım hadi uyan, okula geç kalacaksın." Tümay her şeyin bir rüya olduğunu anlar ve sevinçle kalkıp, hazırlanır, okuluna koşar. Günler böyle akıp gider.
SON
1. VE 2. SINIF İÇİN METİN
YAZAN:
EMETİ BALIK
Tepeköy İlkokulu/Manisa
İSTİKLAL MARŞI
Türkiye Büyük Millet Meclisi 1920 yılında bir milli marş yazılmasına karar verdi. Bu marş Kurtuluş Savaşı’nın heyecanını biz çocuklara duyuracaktı. Yeni kurulan bağımsız devletimizin milli marşı olacaktı. Bunun için bir yarışma yapılacağı duyuruldu. Ödül parasını almak istemeyen şair Mehmet Akif Ersoy, ödülü almamak şartıyla yarışmaya katılmayı kabul etti.12 Mart 1921’de meclisimizde okundu ve büyük bir coşkuyla milli marşımız olarak kabul edildi. Bu marş öyle bir marş ki korkma dedi, korkmadık. Dalgalan, dedi bayrağımızı dalgalandırdık. Biz vatanımızı, bayrağımızı ve marşımızı çok sevdik.
3. VE 4. SINIF İÇİN METİN
YAZAN:
AYŞE ERÇETİN
Beş Eylül İlkokulu/Manisa
YÜZÜNCÜ YIL
İlkbahar mevsiminin ilk ayı ve günlerden 12 Mart Cuma’ydı…
Ayşe öğretmen bu günün coşkusuyla sınıfa girdi. Yoklamayı aldıktan sonra öğrencilerine:
“Benim güzel çocuklarım bu gün 12 Mart. Bu günün önemini bileniniz var mı?” diye sordu.
Öğrencileri biraz düşündükten sonra geçen sene yaptıkları etkinliği hatırlayarak heyecanla parmak kaldırdılar. Öğretmen, Eren’e söz hakkı verdi. Eren kendine güvenerek ve yüksek bir tonla:
-“Bu gün İstiklal Marşı’mızın kabul edildiği gündür öğretmenim.” dedi.
Ayşe öğretmen “Aferin!” diyerek öğrencilerine “Uluslar bağımsızlığını temsil eden semboller yaratmışlardır.
İstiklal Marşımız ve bayrağımız da Türk ulusunun bağımsızlığının simgesidir. Peki, çocuklar bağımsızlık denince aklınıza ne geliyor?” diye sordu.
Naz:
-Bağımsızlık denince aklıma özgür olmak, kimseye bağlı olmamak geliyor öğretmenim, dedi.
Ayşe öğretmen aldığı cevaptan memnun olduğunu belirtmek için gülümseyerek devam etti:
“İstiklal Marşı’mıza da ismini veren “istiklal” kelimesi bağımsızlık anlamına gelir çocuklar. Bağımsızlık ise bir devletin başka bir devlete bağımlı olmadan kendi kararlarını alabilmesidir.
Bin dokuz yüz yirmi bir yılında Milli Mücadele döneminde Türk milletine cesaret kazandırma amacıyla milli marş yazılması için Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bir yarışma düzenlenmiş. Kazanana para ödülü verileceği açıklanmıştır. Yarışmaya 724 eser katılmıştır. Fakat Mehmet Akif Ersoy bu yarışmaya katılmaz.”
Meraklı gözlerle dinleyen Kerim hemen parmak kaldırıp “Neden katılmaz öğretmenim?” diye sordu.
Ayşe öğretmen:
-Çünkü Mehmet Akif bir millete, para karşılığı marş yazılamayacağına inanıyordu, dedi Kerim’in gözlerine bakarak. Bütün sınıf sessizce ve merakla öğretmenlerini dinliyordu.
Devam etti öğretmenleri: “Milli Eğitim Bakanının ricası üzerine Mehmet Akif Ersoy Türk milletinin zaferini, yüceliğini ve bayrağımızın kutsallığını en güzel duygularla anlatan İstiklal Marşını yazmış. Eser birinci seçilmiş ve Mecliste okunduğunda herkes coşkuyla alkışlamıştır.
Çocuklar İstiklal Marşı’mız on kıtadır. Bizler marş olarak ilk iki kıtasını söyleriz. Marşımızı besteleyen kişi ise Osman Zeki Üngör’dür. İstiklal Marşı’nı hazır ol vaziyetinde durup gür bir sesle okuruz.” dedikten sonra,
“Bu yıl İstiklal Marşı’mızın kabulünün 100. yılı. Bu nedenle bizim için daha anlamlı bir yıl. Nice yüz yılları kutlamak ve Mehmet Akif Ersoy’u anmak dileğiyle…” dedikten sonra bir anda zil çaldı.
Çocuklar koşarak tören alanına gittiler ve 100. Yılın heyecanıyla nasıl yazıldığını öğrendikleri marşlarını hep bir ağızdan gür bir şekilde söylediler.
SON
1. VE 2. SINIF İÇİN FABL
YAZAN:
ELÇİN BALCI
Akçalı İlkokulu/Bartın
TEMBEL ŞUŞU
Merhaba çocuklar! Şimdi sizlere Çin Aslanını tanıtacağım. Hiç duydunuz mu? Bu bir köpek türü. Kafası aslana benzeyen, parlak çok fazla tüyleri olan, çok sevimli bir köpek türü. Çin Aslanı ailesi ‘Tembel Şuşu ve ailesinin hikâyesini dinlemeye hazırmısınız?
Şuşu ve ailesi çok şirin bir köyde yaşıyorlarmış. Ağaçların içinde yeşil bir kulübede. Baba Kocabaş odun kırar, onları satarmış. Parasıyla evlerinin ihtiyaçlarını alırmış. Anne Şeşe ise yemek, bulaşık, ev işi derken bütün gün çalışırmış. Şuşu ise bütün gün yatarmış
-Anne, baba ne gerek var da bu kadar çalışıyorsunuz? Yatmak ne güzel! diyormuş.
Anne ve babası bir ders vermek istemişler. Babası:
-Peki Şuşu bundan sora hiç kimse çalışmayacak demiş.
Şuşu bu duruma çok sevinmiş. Ertesi gün mutlu bir şekilde uyanmış. Kahvaltıya inmiş.
-Anne kahvaltım nerde?
Annesi
-Ben yatıyorum Şuşu tembellik günüm demiş.
-Baba para verebilir misin yiyecek alacağım demiş
Babası
-Üzgünüm Şuşu hiç param yok çünkü tembellik günüm demiş.
Şuşu çok üzülmüş tembellik yapmak onun düşündüğü gibi güzel bir şey değilmiş. Annesi ve babasından özür dilemiş. Bundan sonra çok çalışkan bir çocuk olacağına söz vermiş. Çok mutlu yaşamışlar.
SON
Bir zamanlar uçsuz bucaksız bir ormanın ortasında yaşayan mutlu hayvanlar varmış. Bu hayvanlar ormanda bir sorun olduğunda toplanıp çözüm arar ve birlikte çalışarak sorunu çözerlermiş.
Günlerden bir gün ormanın bu bölümüne bir tavşan taşınmış. Ormandaki hayvanlar tavşanı görünce yeni bir arkadaş edinecekleri için çok sevinmişler. Tavşan da hayvanların kendisini sıcak karşılamalarından dolayı çok mutluymuş. Tavşan iyi bir hayvanmış ama bir kusuru varmış: Tembel olmak.
Tavşan ormana yerleştikten sonra bir gün ormana hiç beklenmedik misafirler gelmiş. Bu misafirler ormandaki tüm yaşlı ağaçları kesmişler. Ormanda sadece genç ağaçlar ve fidanlar kalmış. Ağaçlarda yaşayan kuşlar, sincaplar ve diğer hayvanlar bu duruma çok üzülmüşler.
3. VE 4. SINIF İÇİN FABL
YAZAN:
TÜRKAN ÜNALAN
Avukat Şahap Demirer İlkokulu/Eskişehir
Ayı:
_ Ben yüksek ağaç dallarına kuş, sincap ve maymun kardeşlerim için yuva yapabilirim, demiş.
Kaplumbağa:
_ Ben yüksek dallara ulaşamam ama ağaç dikmek için toprağı kazabilirim, demiş.
Fil:
_ Ben ağaç dikimi için topraktaki büyük ve ağır taşları temizleyebilirim, demiş.
Maymun:
_ Ben kuşlara yuva yapmak için çalı çırpı toplayabilirim, demiş.
Köstebek:
_ Ben de ağaç dikmek için toprağı kazmaya yardım edebilirim, demiş.
Kuşlar:
_ Biz ağaç dikilmesi için gereken tohumları uzak yerlere uçup getirebiliriz, demişler.
işimizi daha kısa sürede bitirebiliriz, demiş.
Daha birçok farklı hayvan da görev almak için konuşmuş. Böylece ormandaki tüm hayvanlar görev almış fakat bizim tavşan sesini çıkarmamış. Hayvanlar, konuşmasa da tavşanın onlara yardım edeceğini düşünüyorlarmış.
Ertesi gün tüm hayvanlar görevlerinin başına geçmişler. Her hayvan kendi yapabileceği görevleri yapıyormuş. Kimileri ağaç dikmeye, kimileri de yıkılan yuvaların yerine yeni yuvalar yapmaya yardım ediyormuş. Tavşan yuvasından çıkıp tüm hayvanları çalışırken görünce canı sıkılmış. Arkadaşları çalışırken kenarda oyun oynamaya başlamış. Hayvanlar tavşanın oyun oynadığını görünce şaşırmışlar.
Köstebek:
_ Ormanda bir sürü işimiz var. Sen de bizimle birlikte çalışırsan
işimizi daha kısa sürede bitirebiliriz, demiş.
Tavşan:
_ Ama benim canım hiç çalışmak istemiyor, demiş.
Hayvanlar tavşanın bu sözüne üzülmüşler ama işlerine devam etmişler. Günlerce çalışmışlar. Yüzlerce ağaç dikmişler, yuvalar yapmışlar. Ormanın görüntüsü tamamen değişmiş. Beraber çok çalışarak elde ettikleri bu güzel orman görüntüsü hepsini çok mutlu etmiş. Bu kadar çok çalışıp yoruldukları için bir eğlenceyle kutlama yapmaya karar vermişler.
Eğlence günü Ayının yuvasının önündeki geniş düzlüğü süslemiş ve çeşit çeşit meyve ve sebzeler getirmişler. Hayvanlar güle oynaya eğlenmeye başlamışlar. Bir araya gelen tüm hayvanlar çalışkanlıkları için birbirlerini tebrik ediyor ve katkı sağlayan herkese güzel sözler söylüyorlarmış. Her köşede bütün hayvanlar bu konuda konuşuyormuş. Tavşan ise başka bir köşede sessizce duruyormuş. Arkadaşlarıyla çalışmadığı için eğlenemiyor, konuşacak bir konu da bulamıyormuş. Aslında biraz da utanmaya başlamış. Herkes çok çalışırken kendisi tembellik yapmış, hatta eğlenmeyi bile hak etmediğini düşünmüş. Diğer hayvanlar tavşanın durumunu anlamışlar ama eğlencelerine devam etmişler. Neden mi? Çünkü çalışkanlığın önemini iyice anlamasını istiyorlarmış. Tavşan o gün o kadar utanmış ve üzülmüş ki, sonraki günlerde ormanda kimin bir sorunu olsa tüm hayvanlardan önce koşan ve en çok çalışan olmuş. Hayvan dostları tavşanın bu haline çok sevinmiş. Barış içinde çalışarak ve yardımlaşarak yaşamaya devam etmişler.
SON
1. VE 2. SINIF İÇİN DİYALOG
YAZAN:
ESMA YILMAZ
Mehmet Akif Ersoy İlkokulu/Isparta
LİMON ÇEKİRDEĞİ
Ayşe oyuncak bebeğini almış, bahçeye çıkmış, oyun oynuyormuş. Oyun oynarken bebeğine ev yapmak istemiş. Başlamış bahçelerindeki ağacın dallarını kırmaya. Bunu gören annesi koşarak yanına gelmiş:
_Ayşe, Ayşe dur! Yapma! Ayşe korkmuş, biraz da şaşırmış:
_Ne oldu ki annecim? Sadece oyun oynuyorum.
_Ama dalları kırıyorsun kızım.
_Ne var ki bunda? Bebeğime bahçede bir ev yapmak istedim. Dallardan çok da güzel olur diye düşündüm.
_Ayşe…
_Efendim annecim?
_Hatırlıyor musun, geçen proje etkinliğinde limon çekirdeği ekmiştik?
_Evet annecim. Şimdi nerden aklına geldi bu?
_Onu ekeli ne kadar zaman oldu?
_Herhalde iki ay falan olmuştur. Ama boşverrr çıkmayacak o?
_Niçin böyle düşündün?
_Beklemekten sıkıldım, hiç çıkacağa da benzemiyor. Daha ufacık bir yeşillik bile çıkmadı. Çok üzülüyorum çıkmadı diye.
_Sabır Ayşecim, sabır. Elbette çıkacak. Sonra onu toprağa taşıyacağız. O zaman ne hissedersin?
_Mutlulluktan uçarım annecim.
_Peki sence bu ağaç kaç yaşında?
_Bilmem ki herhalde 2,3 yaşındadır.
_Ayşecim bir ağacın büyümesi için uzun yıllar gerekir. Şu gördüğün ağaç 35 yaşında. Onu bahçeye deden dikmişti. Bizler atalarımızın diktiği ağaçların gölgesinde gölgeleniyoruz. Onların meyvesini yiyoruz. Eğer böyle yaparsak ileride gölgelenecek ağacımız kalmaz. Hem biliyor musun onların da canı yanar.
_Anladım şimdi. Bundan sonra asla hiçbir ağaca zarar vermeyeceğim. Zarar verenleri de uyaracağım. Ben de dedem gibi ağaç ta dikeceğim. Uyarıların için çok teşekkür ederim canım annem.
_Akıllı , doğa dostu kızım benim. Aferin sana .
SON
3. VE 4. SINIF İÇİN DİYALOG
YAZAN:
AYŞE ERÇETİN
Beş Eylül İlkokulu/Manisa
HACİVAT İLE KARAGÖZ
Hacivat: Merhaba Karagözüm.
Karagöz: Sana da merhaba kel kafalı kara üzüm.
Hacivat: Bir elinde fidan bir elinde baltayla nereye gidersin?
Karagöz: Ne balı Hacı Cavcav, bal mı satıyorlar?
Hacivat: Bal demedim balta dedim, Karagözüm.
Karagöz: Hee, ormana gidiyorum.
Hacivat: Senin ne işin olur baltayla ormanda iki gözüm?
Karagöz: Yakmak için kuru ağaçları keserim, kestiğimin yerine de bir fidan dikerim.
Hacivat: Hay aklınla bin yaşa!
Karagöz: Araba nerede Hacı Cavcav?
Hacivat: Ne arabası?
Karagöz: Binelim dedin ya!
Hacivat: Ormanları yaşattığın için bin yaşa dedim Karagözüm.
Karagöz: İşin yoksa gel beraber gidelim.
Hacivat: Tamam gidelim, Karagözüm.
…
Hacivat: Şu ağaç kurumuş bundan başlayalım, baltayı vuralım.
Karagöz: Nee yemeğe salça mı katalım?
Hacivat: Ne salçası Karagözüm, baltayı vuralım dedim.
Karagöz: Dur hele Hacivat bu duman da neyin nesi, koş gidelim, bakalım.
Hacivat: Vay bre gafiller, ormanımızı yakıp kül ederler.
Karagöz: Öyleyse bizden de köteği hak ederler.
PAT, KÜT, ÇAT, …
Hacivat: Neymiş efendim ormanı yakıp tarla yapacaklarmış… Bak hele…
ÇAT, PAT, KÜT, …
Karagöz: Böyle kaçarsınız işte! Ormanı yakmakmış ha… İzin verir miyiz, kestirir miyiz… Sizi köftehorlar sizi…
SON
