

Laura Bajoriūnė
Akşam oluyormuş. Kuşlar ağaç dallarındaki yuvalarında uykuya dalmışlar. Rüzgar bile ağaçların arasında uykulu ,uykulu esiyormuş. Yaz sıcağının hafiflemesi bahçedeki sebzeleri biraz olsun rahatlatmış. Lahanalar, patatesler, domatesler, biberler kendi aralarında konuşuyorlarmış. Bahçenin ortasındaki korkuluk başını uzatmış, yüksek sesle sohbet eden sebzeleri ilgiyle izliyormuş. Sonunda, dayanamamış o da söze karışmış.
Neslihan Çiğdem

"Sizi dinlerken, hepinizden daha çok bildiğimi fark ettim. Bu dünyayı iyi tanıyorum. Çünkü ben dört ayrı yerden geldim.''
"Dört ayrı yerden mi geldin?" diye sormuş şaşkınlıkla havuç. "Dört ayrı yerden nasıl gelinebilir ki?"
"Çok basit," dedi korkuluk. "Kafam bir mutfakta eski bir tencereydi, iki kolum, iki ayrı evde, iki ceketin kollarıydı. Vücudum ise bir süpürgenin sopasıydı.

''Oooo,'' demiş sebzeler, ''O zaman sen gerçekten bu dünyaya ilişkin pek çok şey bilebilirsin .Biz ise daha bu bahçeyi hiç terk etmedik. Oysa bir bilsen buralardan gitmeyi ne çok istiyoruz.''Korkuluk gülümsemiş.Gerçekten bu sebzelerin bilmediği pek çok şeyi biliyormuş o.Gördüğü kentleri,yaşadığı evleri anlatmaya başlamış.İnsanların alışkanlıklarını, çocukların okullarını, yolları, pazar yerlerini, alışveriş merkezlerini anlatmış .Nehirlerden, göllerden, köprülerden söz etmiş.

Sebzeler korkuluğun anlattıklarını ağızları açık dinliyormuş. Duydukları o kadar çekiciymiş ki, sonunda patates dayanamamış.
''Ben gidiyorum arkadaşlar,'' demiş, '' ben de nu dünyayı görmek, tanımak istiyorum.''
''Hayır, sakın yapma,'' diye haykırmış korkuyla sebzeler. Hatta lahana patatese yalvarmış bile:
''Lütfen gitme, başına kötü şeyler gelebilir. Burada, bizimle güven içindesin.''
Ama patates kararını vermiş bir kere, artık kimseyi dinlemiyormuş. Topraktan çıktığı gibi yuvarlana yuvarlana ilerlemeye başlamış. Sabaha karşı bir nehir kenarına ulaşmış. Karşıya nasıl geçebileceğini düşünürken, akşam bahçedeki korkuluğun anlattıkları aklına gelmiş.


Buralarda bir köprü de olmalı, diye düşünmüş. Aramaya başlamış.Gerçekten de yakınlarda bir köprü bulmuş, karşıya geçmiş.Biraz sonra da bir köye ulaşmış.Köy meydanında kendi kendine yuvarlanan patatesi ilk önce bir köpek görmüş.

''Sen de kimsin ?'' diye sormuş köpek, ''böyle yuvarlana yuvarlana ilerleyen bir şeyle daha önce hiç karşılaşmamıştım.''
''Ben patatesim,'' demiş patates, ''dünyayı dolaşmaya çıktım.''
''Dolaş o halde,'' demiş köpek. Sonra da kendi kendine, ''Yazık, keşke patatesler yerine kemikler dünyayı dolaşmaya çıksaydı,'' diye hayıflanmış.

Patates bir süre sonra da kediyle karşılaşmış. Kedi de patatesi durdurup kim olduğunu sormuş .Sonra da kendi kendine ''Keşke ciğerler de böyle yola düşse, ne güzel olurdu,'' diye mırıldanmış. Patates kedinin söylediklerini duymuş.
''Ciğerlerin dünyayı dolaştığını hiç duymadım, ''demiş.
''Korkuluk da söylemedi .Ciğerler dünyayı dolaşıyor olsaydı o bilirdi.Aslında patatesler de dolaşmıyor.Belki de dünyayı dolaşan ilk patates benim.

Artık akşam oluyormuş. Patates, bir duvarın dibindeki küçük taşın yanına sokulup biraz uyumuş. Düşünde kendini patateslerin kralı olarak görmüş .Uyandığında sevinç içindeymiş. Bütün gün boyunca tanık olduğu şeyler o kadar güzelmiş ki, bundan böyle asla bir daha toprağın altına girmeyeceğine, orada yaşamayacağına ant içmiş.
Greta Hristova
''Herhalde bir yerden düştü,''demiş çocukların anneleri.'' Bakayım , ne kadar büyük, bir işimize yarar mı?''
Patatesi eline almış, evirmiş, çevirmiş.'' Hiç de fena değil,'' demiş.''Tam da çorba pişiriyordum, içine koyabiliriz.''

Evin kapısından içeri bi patates yuvarlandığını fark eden çocuklar sevinçle haykırmışlar:
''Anne,bir patates var burada.''
Patates kendisini görünce bu kadar sevinen çocukların çığlıklarını duyduğunda,artık kral olarak yaşayacağı ülkeye geldiğini sanmış.Beklemeye başlamış

Bundan sonrasını ise hiç sormayın. Bizim patates, kral olmak isterken, çorba olup çocukların karnını doyurmuş.


Patatesin ne düşündüğünü bilmiyoruz, ama belki de çorba olup sevimli çocukların karnını doyurmak; yaşam boyu toprağın altında, karanlık ve rutubetli bir ortamda yaşamaktan daha iyidir.
Ne dersiniz ?
