

Hatay Bilsem:
Bir zamanlar doğanın yemyeşil, suların berrak tüm
canlı çeşitlerinin mutlu olduğu bir enerji krallığı vardı.
Bu krallıkta her şey çok güzel bir şekilde düzen içinde ve
uyumluydu. Derken bir gün, Rüzgar adındaki prenses
kaçırıldıve bir daha bulunamadı. Prenses, kötü kalpli
cadı Kömür tarafından kaçırılmıştı...
Kozluk OMV Fen Lisesi:
Prensesin kaçırılması çok geçmeden bütün krallıkta duyulmuştu. Kral Güneş taht salonunda dönüp dururken bunun sadece cadının işi olmayacağını biliyordu. Ancak cadının arkasında kim vardı henüz bulamamıştı. Bir bulsa o kişinin kim olduğunu her şey çözülecekti sanki. Sonunda aklına gelen plan ile şovalyelerini taht salonuna çağırdı. Deniz, Toprak, Şimşek ve Gayzer adındaki en iyi dört şovalye karalın önüne kılıçlarını kuşanmış bir şekilde geldiler. Deniz'in kılıcı sudandı.

Savurduğu yerleri su basar, Apomimisi (yunanca: sahte, taklit)
askerlerini yerle bir ederdi. Toprak'ın kılıcında Enerji Krallığının
atalarının ruhları bulunurdu. Şimşek'in kılıcı altın gibi parlar,
düşmanları toza çevirirdi. Gayzer'in kılıcından ise buharlar ve
sular fışkırırdı. Kral bu dört şovalyeye baktı ve hepsinin görevini verdi tektek verdi. Deniz Kömür denen cadıyı, Toprak Metal adı verilen küçük maden askerlerini, Şimşek Doğalgaz adındaki komutanı, Gayzer ise Petrol adındaki veziri yok edecekti. Bu sırada Kral Güneş ise Apomimisi'nin Kralı Pyriniki (yunanca: nükleer) ile savaşıp biricik kızı Prenses Rüzgarı kurtaracaktı. Plan çok sağlam bir plandı. Hem Prensesi kurtaracak
hem de topraklarını Apomimisi'lerden arındıracaklardı. Şovalyeler
görevlerini iyice anlayıp yola çıktılar. Her şovalye savaşacakları
Apomimisi'nin olduğu yere varınca Kral Güneşte Pyriniki'nin
karşısına çıkmak üzere yola düştü...


Başyayla Mehmet Akif Ersoy ÇPAL:
Şovalyeler aldığı vazifeleri yerine getirmek için tüm
güçlerinikullanmaya başladılar. Deniz kılıcını öyle bir
savurdu ki hayatta kalmayı başaran hiçbir Apomimisi
askeri olmadı. Toprak kılıcındaki yüce ruhları kullanarak
planlanan tüm tuzaklarıbuldu ve bu tuzaklara Apomimisi askerlerini düşürerek
zafere ulaştı. Şimşek ve Gayzer de kılıçlarının devasa güçleriyle taş üstünde taş bırakmadı. Ama yine de hiç biri Prenses Rüzgar'a ait bir ipucu bulamadı. Tek çare kral Güneş'ti. Pyriniki'inin karşına çıkmak için yola koyulan kral zaferlere sevinememişti çünkü yol boyunca kızını kurtarmak için kimden yardım alacağını düşünüyordu. Bir anda Kral Güneş'in karşısına karanlıklar Prensi Ay çıktı ve etraf bir anda karanlık oldu. Bunun tutulma olduğunu kimse bilmiyordu. Herkes bu olayı Prenses Rüzgar'ın kaçırılmasına bağlamıştı. Bu esnada doğada beklenmedik şeyler oluyordu. Rüzgarın gücü
olmadığı için oksijensiz kalan ağaçlar kurumaya başlıyordu. Karşısına Ay'ı alan güneş
enerjisini doğaya dağıtamıyordu. Doğa bir felakate doğru gidiyordu.


Yakutiye Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesi
Bu öyle bir felaketti ki Kral Güneş ne yapacağını bilememişti. Yeryüzünde olan deniz,göl ve nehirler sanki Kral Güneşe karşı görevlerini tam yerine getirmiyorlardı.Çünkü Kral Güneşin etkisiyle buharlaşan su damlaları yolculuklarını tamamlayamaz hale gelmişlerdi. Bu felaketlerin meydana gelişinde birazda Prenses Rüzgarın payı da vardı. Prenses kaçırıldıktan sonra gökyüzünde var olan soğuk hava yeryüzündeki sıcak hava ile yer değiştiremez hale gelmiş hava akımını bir türlü sağlayamaz olmuştu.
Derken bulutların içindeki su buharları aniden donarak Kral Güneşin yardımına koşarcasına minik buz kütlelerini yeryüzüne indirmeye başlamıştı. Adının dolu olduğunu söyleyerek Kral Güneşe sana yardıma geldim diye ses veriyordu.Kral Güneş yardim çağrısında bulunan sese cevap vererek ısısını gökyüzüne salmış ve gökyüzünü ısıtarak var olan doluyu yağmur tanelerine çevirmişti. Artık her şey yavaş yavaş güzelleşecekti.Havadan gelen yağmur taneleri ağaçlar üzerine neşeyle ulaşmaya devam ediyor ve yüzleri gülüyordu.

TOKİ Atakent MTAL:
Adının Dolu olduğunu söyleyip krala yardım eden kişi aslında kötü cadı Kömür'ün casusuydu. Krala kendisini yardımsever ve dost olarak gösterip onun arkasından iş çeviriyordu. Nasıl bu durumu daha kötüye çeviririm diye kendi kendine düşünüyordu. Ve Kral Pyiriniki'ye devlet bilgileri ulaştırıyordu. Kral Güneş dolunun kendisine yardım edeceğine duyduğu sevinçle çok mutluydu. Prenses Rüzgar'ı ararken o kadar yorulmuştu ki dolunun ona yardım etmesinin verdiği huzurla uyuyakaldı. Onun derin uykuda olduğunu gören dolu ağaçları, bitkileri hiç düşünmeden yavaş yavaş hızını arttırdı. O kadar çok dolu vardı ki kral uyandığında gördüğü manzara karşısında şaşkınlıkla donakaldı. Kralın uyandığını gören dolu sessizce kaçtı. Dolunun kötü niyetini anlayan kral etrafı o kadar çok ısıttı ki yerdeki dolular hızlıca eridi ve bitkilerin köklerine, yer altı kaynaklarına, barajların dolmasına ve yer yüzü sularının temizlenmesine sebep olurken, bu su sayesinde ormanlar canlılıklarının devam etmesi için gerekli olan oksijeni sağladılar. Kral güneş anladı ki bu yolculuk beklediğinden daha zor geçecekti.
T.İsmayılov adına 6 №li məktəb-lisey:
Kral Güneş anladı ki, bu yolculuk beklediğinden daha zor geçecekti.Durmadan yol aldı.Tabiki bu yol Kral Pyiriniki ' nin tuzaklarıyla doluydu.Ama Kral Güneş bunların hepsini yendi.Çok az kalmışdı...Çok az...İstikamet Kral Pyiriniki ' nin sarayı - "Karanlık" ! Kral Güneşin cevabını bulamadığı binbir türlü soru vardı."Acaba sarayda onu neler bekliyor?", "Ya Prenses Rüzgar orda değilse?", "Ya bunların hepsi "Karanlık" sarayına gelmesi için bir oyunsa ?". Bunları düşüne düşüne Kral Güneş "Karanlık" sarayına vardı. Kral Pyiriniki Kral Güneşin geleceğini bildiğinden saray kapılarını açık bıraktırmıştı...Etrata kimse yok...Saray kuleleri uçuk,sökük...Duvarlar çatlak...Çok ürkütücü bir manzara... Bunları düşünürken Kral Güneş karşısında tahtına rahat bir şekilde yaslanmış Kral Pyiriniki ' ni görür.Kral Pyiriniki imalı şekilde : "Ooo... Kimleri görüyorum?Kral Güneş kızı Prenses Rüzgar için "Karanlık" sarayın gelmiş...Merak etme.Prenses Rüzgarı geri vereceyim.Ama bir şartım var.



Yakutiye MTAL
Kral Güneş parlak gözlerini kısıp Pyiriniki’nin devam etmesini bekledi. “Şartım şudur eski ve yaşlı dostum; Krallığı beraber yöneteceğiz. Eskiden bizi sürgün ettiğin topraklara geri döneceğiz. Zeki ve kurnaz olduğunu biliyorum Güneş… Eğer kızını aldıktan sonra bizim geri gelmemize izin vermezsen oğlum Ay değer verdiğin her şeyi yok eder. Ne kadar güçlü olduğunu gördün… Hem belki bakarsın oğlum ve kızın Rüzgar evlenir. Krallık her zamankinden daha iyi bir yönetime sahip olur. Ve barışa…” Kral Güneş bu can yakıcı teklif karşısında öylece kaldı. Krallık için kızını feda edebilir miydi? Daha doğrusu Kızı için Krallığı… Her türlü zarar görecekti Kral Güneş. Her türlü canı yanacaktı. Her türlü bir şeyleri kaybedecekti… Çaresizdi ancak zekiydi. Kral Güneş zor durumları zekasıyla atlatabildiği için bu Krallığa Kral seçilmişti. Şimdi ona güvenen halkını yüzüstü bırakamazdı. Teklifi kabul edecekti. “Kabul.” Dedi Kral Güneş ve belki de en büyük hatayı belki de en büyük doğruyu yaptı… Karanlığın Kralı Pyiriniki şaşırdı ancak içten içe sevinmişti de. Asıl amacı oğlu Ay’ı Rüzgar denen kız ile evlendirip varis, daha sonra da Kral yapmaktı. Böylece geçmişin intikamını ve Krallığı alabilecekti.
Ama unuttuğu şey eski dostunun çok zeki olduğuydu. “Ama…” dedi Güneş. “Ama benimde Krallık yönetimi için şartlarım olacak.” İşte bunu beklemiyordu Pyriniki. Umursamadı çünkü şartlar en fazla ne olabilirdi ki?





Ne olacak şimdi?
Mareşal Fevzi Çakmak Ortaokulu
Kral Güneş dört bir yana haber saldı. Yolun başında görevlendirdiği 4 şövalyeyi (Deniz, Toprak, Şimşek ve Gayzer) tez elden krallığa geri dönmelerini ve savunma cephelerinin başına geçmelerini bildirdi. Bu esnada aklındaki planları tekrardan göz geçirdikten sonra Karanlık sarayında Pyriniki’ nin karşısına geçti ve şartlarını söylemeye başladı: “Öncelikle oğlun Ay ile kızımın evlenmesini kabul ediyorum. Fakat oğlun ay kızım Rüzgar ile değil Yağmur ile evlenecek.(Kralın bir kızı daha vardı). İkinci şartı krallığımızı Pyriniki ile değil oğlu Ay ile birlikte yöneteceğiydi. (Ay için düşündüğü planları vardı.) Üçüncü şartım ise Pyriniki’ nin ikiz kardeşi Nükleer'in oğlu yani Ay’ın kuzeni olan Mars’ın sürgünden geri çağrılıp bizimle Ay’a yönetimde yardımcı olmak üzere krallığa gelmesi." İlk iki şart Pyriniki’yi memnun etmişti fakat yeğeni Mars’tan rahatsız olmuştu. Kardeşi Nükleer yıllar önce Pyriniki’nin entrikalarına yenilip ölmüştü ancak Mars’ın bundan haberi yoktu veya Pyriniki öyle sanıyordu...


Aydın Fen Lisesi:
Kral Güneş zor durumları zekasıyla atlatabildiği için bu Krallığa Kral seçilmişti. Şimdi ona güvenen halkını yüzüstü bırakamazdı. Teklifi kabul edecekti. “Kabul.” Dedi Kral Güneş ve belki de en büyük hatayı belki de en büyük doğruyu yaptı… Karanlığın Kralı Pyiriniki şaşırdı ancak içten içe sevinmişti de. Asıl amacı oğlu Ay’ı Rüzgar denen kız ile evlendirip varis, daha sonra da Kral yapmaktı. Böylece geçmişin intikamını ve Krallığı alabilecekti. Ama unuttuğu şey eski dostunun çok zeki olduğuydu. “Ama…” dedi Güneş. “Ama benimde Krallık yönetimi için şartlarım olacak.” İşte bunu beklemiyordu Pyriniki. Umursamadı çünkü şartlar en fazla ne olabilirdi ki?
Baki, 27 nomreli tam orta mekteb:
Kızı Rüzgar saraya geri dönünce,ilk önce babası kral Güneşe sarıldı.Sanki o an Rüzgar kalbinde güneşin sıcaklığını hiss etmişdi. Çok keçmeden kralın diğer kızı Yağmur ablasının yanına geçti. Ve kral Güneş söze başladı: Yağmur, kızım ben karanlık dünyanın kralı Pyriniki ile bi anlaşma yaptım. Bu anlaşma senin için ağır ola bilir,hatta seni kullanmak için yaptığımı da sanarsın,lakin bu krallıkların iyiliyi içindir.Sen ve karlın oğlu Ay ile evlenmeni istiyorum. Tabiki şartlar altında. Kızım sana zaman veriyorum 2 gün sonra karanlık krallığı sarayımıza gelecek.O zamana kadar prenses Aylada anlaşa, konuşa bilirsin. Kızım bak,ikinizinde doğamızın eski yeşilliğini, sularımızın berrak,tüm canlıların mutlu olduğu gece ve gündüz nasıl güzel ,ferah olacağı krallığı
düşünün. Artık her şey prens ve prensesin elindeydi.
Yağmur düşüne düşüne kalmıştı. Acaba kabul
edecekdimi?, Krallıkları düşünürek karar vericekdimi?...


Ünye Mehmet Refik Güven Anadolu Lisesi:
Prenses Yağmur çok karışık bir olayın içindeydi. Ne yapacaktı? Bilemiyordu. Ancak kimsenin bilmediği bir durum vardı. Yağmur'un gönlünde sarayda onun korumalığını yapan Hidroelektrik isimli bir şövalye vardı. Gizli gizli görüşüyorlardı. Hayaller kuruyorlar geleceklerini planlıyorlardı. Prenses Rüzgar Hidroelektrik'i babasına nasıl anlatacağını düşünürken babasından böyle bir teklif gelmesi onu çok üzmüştü. İki gün içinde düşünüp karar vermek zorundaydı. Üzüntüsünden o kadar çok ağladı ki gözyaşları sel olup aktı. Yağmur'un gözyaşlarından oluşan selin aktığı yerde toprak kaymaları ve heyelanlar oldu. Ağaçlar kökünden sökülüp yer değiştirdi. Ama en nihayetinde kararını vermişti. Sevgisini yüreğine gömüp babasının isteğine evet diyecekti. Ama bu durumu Şövalye Hidroelektrik'e nasıl açıklayacaktı? Evet evet ona hiçbir şey söylemeyecek ve onunla daha görüşmeyecekti. Yağmur, ablası Rüzgarla Hidroelektrik'e bir mektup göndererek onunla aralarındaki statü farkından dolayı evlenemeyeceğini, onun bir şövalye parçası olduğunu ama kendisinin bir prenses olduğunu söyledi.
Fakir ama gururlu olan şövalye Hidroelektrik mektubu alır almaz okumuş ama bir anlam verememişti. Ta ki karanlıklar kralı Pyriniki saraya gelene kadar.Kral Pyriniki'nin geliş amacı sarayda kulaktan kulağa yayılmış şövalye Hidroelektrik'in kulağına da gelmişti. Şimdi anlamıştı Prenses Yağmur'un neden ayrılmak istediğini. Herkes sarayın suit odasında Kral Pyriniki'nin getirdiği hayalleri inceliyordu. Neler vardı neler. Zamanın en mükemmel elmaslarından olan Tsunami elması bile vardı. Ve sonunda Prenses istenmiş, kahveler içilmiş, söz yüzükleri takılmıştı. Prenses Yağmur kendisini değil ülkesini düşünmüş, sevgisini yüreğine gömüp bu evliliğe evet demişti. Ama Sövalye Hidroelektrik'i hiç düşünmemişti.

Yakutiye MTAL
ve sahne Hidroelektriğindi :) Hidroelektrik yanına diğer yenilenebilir enerji kaynaklarından olan biyokütle ve hidrojeni de alarak bu durumu değerlendirmişti. Zamanında kömür, petrol, doğalgaz ve nükleeri (Pyriniki ve ikizi nükleer) nasıl yendiklerini, Güneş'in onları nasıl sürgün ettiğini hatırlamış ve arkadaşlarıyla planını oluşturmuştu. Bu planda onlara jeotermal, gayzer, toprak ve deniz de yardım edecekti. Ve savaş başlamıştı.Yenilenebilir enerji itilafı ile yenilenemez enerji ittifakı arasındaki bu savaş tarihe 1. Enerji Savaşı olarak geçecekti.

Savaşın bu denli büyük olması petrol arayışlarının bir türlü bitmemesi, jeotermal, biyokütle, hidrojen gibi enerji kaynaklarının yeterli önemi görememesi ve nükleerin güneşi ortadan kaldırarak yenilenemez enerji krallığı kurmak istemesiydi. Yağmur ve Rüzgar kurtulmuştu, doğa neyin önemli olduğunu çok iyi anlaşmış ve anlatmıştı.. Bundan sonra en büyük görev insanlığa düşüyordu.. Güneş'in parlak, suyun berrak, doğanın yemyeşil olduğu bir dünya mı ya da karanlıklarla dolu bir dünya mı????




