Bu hikayenin hazırlanmasında emeği geçen, yüreği sevgi, barış, kardeşlik ve eşitlik duygusuyla dolu tüm proje ortağı öğrenci ve öğretmenlere sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.

İspanya:
Bir zamanlar Carlitos adında bir genç vardı. Komik ve eğlenceli bir çocuktu ve herkes onu çok severdi. Fakat bir gün Cloanta adında korkunç bir cadıyla karşılaştı. Cloanta çok çirkindi ve kimse tarafından sevilmezdi.


Romanya:
Carlitos Almaria da yaşardı. Babası balıkçıydı. Carlitos cadı ile karşılaştığında babası Ion’la denizdeydi. Carlitos her gün denizden eve ya da balık pazarına balık taşırdı. Cloanta da sürekli onu takip eder, korkutup balıklarını çalmaya çalışırdı.


Bir gün Alcazaba Kalesi’nin kralı tek kızının doğumgünü için bolca balık sipariş etmişti. Carlitos, bu büyük kazancı düşünerek kralın teklifini kabul etti ve arabasına balıkları yüklemeye başladı. Cloanta onun nezaman kaleye gideceğini biliyordu ve ondan önce oraya varmıştı bile.


Carlitos kaleye varıp arabasını boşalttı. Tam o sırada Cloanta nöbetçi askerlerin yanına giderek bu balıkların çalıntı olduğunu söyleyerek onları kandırdı. Nöbetçiler birden Carlitos’un üzerine çullandılar ve onu tutuklayarak kalenin altındaki zindana attılar.


Yunanistan:
Çok geçmeden neler olduğunu öğrenen kral, kızını zavallı Carlitos’u serbest bırakmalarını söylemek üzere nöbetçilerin yanına gönderdi.Başına gelecekleri anlayan cadı, güzel prensese büyü yaparak onun kılığına girdi.Sonra da genç balıkçının yanına zindana gitti.


Onu prensesleri zanneden nöbetçiler kapıları açtı. Carlitos onu gördüğü anda aşık oldu.Korkunç cadı Cloanta ilk amacına ulaşmıştı ve artık şeytani planlarını uygulamak için hazırdı.


İspanya:
Cloanta çirkin ve ürkütücü olduğu için kimsenin kendisini sevmediğini, arkadaş olmak istemediklerini düşünüyordu.Bu yüzden, yalnız, üzgün, farklı ve soyutlanmış hissediyordu kendisini. Ve bu yüzden de Almaria’da ki herkesi iğrenç, tombul, pis pasaklı , somurtkan,edepsiz, cüce gibi insanlara dönüştürecek bir iksir yapmaya karar verdi.
Sonra da hazırladığı iksirini Carlitos’un balıklarına serpti; prensesin doğumgünü kutlamasında pişirilecek balıklara.
Kral tarafından prensesin kaledeki doğum günü kutlamasına davet edilen tüm Almaria halkı keyifle lezzetli balıkları yerken birden çirkin,tombul,pis pasaklı,somurtkan ve edepsiz cücelere dönüştüler.


Bulgaristan:
Cloanta şimdi çok mutluydu, çünkü artık kendini farklı ve soyutlanmış hissetmiyordu.Artık herkes ona benziyordu; bir tek onun şeytani planından şüphelenen ve o gece zindan da olan Carlitos dışında herkes. Bu yüzden Carlitos u öldürmeye karar verdi. Gece yarısı elindeki hançerle zindana girdi.

Ancak onu güzel prensesin kılığında gören Carlitos, onu prenses zannederek heyecanla koşarak ona sarıldı ve öptü.Bunun olacağını düşünemeyen Cloanta o anda birden cadıya dönüşüverdi.


Portekiz:
Cloanta o çirkin sesiyle gülmeye başladı:
Ah hahahahahahahahaaahhh!
Tam Carlitos’a büyü yapmaya hazırlanıyorken dışarıdan garip sesler geldi. Kale korsanların saldırısına uğramıştı.

Alcazaba Kalesi, Romalılardan kalma eski surların yıkıntıları üzerine kurulmuştu. Bulunduğu tepeden tüm Almaria şehrini ve Afrika kıyılarına kadar tüm denizi görmesi ve buradan gelecek korsanlara karşı bir savunma hattıydı.
Gürültü ve kargaşadan dolayı Cloantanın bir anlık dalgınlığından faydalanan Carlitos cadıyı iterek hızla zindandan kaçtı.
Finlandiya:
Saldırı birkaç gün sürdü.Saldırının son günü aldığı kılıç darbesiyle kalbinden yaralanan kral öldü.Üç gün sonra yeni kral tahta çıktı.Yeni kral, büyüyle ölen kralın kılığına giren Cloanta dan başkası değildi. Şimdi de güzel prensesi öldürmek üzere yeni bir şeytani plan hazırlamıştı.


Prenses ise Carlitos u aramak üzere peşinden gitmişti.Carlitos,dağların tepeseinde bir mağaraya kaçmayı başarmıştı.Prenses,dağ yolunda çok fakir ve aç olan yaşlı bir çobanla karşılaştı.Çoban ondan hiçbirşey istemedi ,fakat prenses onun bu durumuna üzüldü ve yemeğini onunla paylaşmayı teklif etti.Fakir çoban çok minnettar oldu.Yemek yiyorlarken prensese neden bukadar telaşlı ve üzgün olduğunu sordu.O da kötü cadıyla yaşadıklarını ve Carlitos a olan aşkını anlattı.
İtalya:
Çoban tüm hikayeyi dinledi ve gerçek kimliğini açıklamaya karar verdi.Fakir çoban aslında yaşlı, iyi kalpli bir büyücüydü. Yalnızlığıyla başbaşa kalmak için dağlarda bir köşeye çekilmişti. Cloanta’yı tanıyor ve onun ne kadar kötü olduğunu biliyordu. Bu yüzden Prenses Leda’ya yardım etmeye karar verdi.

İyi kalpli büyücü prensese içi renkli fasulyelerle dolu bir kese verdi.Yardıma ihtiyaç duyduğunda bunları toprağa ekmesi gerektiğini ancak doğru renkleri seçme konusunda tercihin kendisine bağlı olduğunu söyledi.
Prenses Leda büyücüye teşekkür ettive yola koyuldu.Yol boyunca düşündü, düşündü ve sonunda karar verdi.


Keseden 3 değişik renkte fasülye seçti. Biri yeşil, biri beyaz, diğeri de kırmızıydı. Üç fasulyeyi de toprağa ekti ve bir anda hızla büyümeye başlayan fasulyelerden üç peri doğdu.Periler prensese ne istediğini sordular. Prenseste Carlitos’un bulunduğu mağaraya gitmek istediğini söyledi. Prensesin isteğini yerine getirdiler ve onu dağın tepesindeki mağaraya götürdüler.



Mağara oylesine karanlıktı ki içeride ne tür tehlikelerin olduğunu kestiremeyen prenses mağaraya giremedi. Defalarca Carlitos’a seslendi ve sonunda onun sesini duydu.
“Burdayım,lütfen bana yardım et”
Periler o anda ellerini açarak prensese üç hediye sundular.Beyaz peri barış, kırmızı peri cesaret ve yeşil peri de umut armağan etti prensese.

Leda cesaret hediyesiyle karanlık mağaraya girdi ve ayağı burkulmuş olan Carlitos’u buldu.İkisi de çok ama çok mutlu olmuştu.Mağaradan çıktılar ve prensesin elinde ki umut hediyesiyle herşeyin daha güzel olacağı umuduyla Almaria’ya doğru yola koyuldular. Şimdi ellerinde kullanabilecekleri bir hediyeleri daha kalmıştı; o da barış.


Türkiye:
Prenses Leda ve Carlitos herşeyin daha güzel olacağı umuduyla Almaria’ya varmışlar. Tüm halk iğrenç, pasaklı, tembel, insanlara döndüğü için ülke sefalet içindeymiş.


Sokaklar çöp içinde, tarlalrdaki ürünler toplanmamış, çimler biçilmemiş, insanlar okula gitmediği için hiçbir iş yürümüyormuş.
Almaria artık mutsuz, pis, pasaklı, iğrenç, tembel insanlar ülkesine dönmüş.


Prenses Leda ve Carlitos perilerin hediyesi olan umut sayesinde inançlarını hiç kaybetmemişler. Almaria’yı kötü cadı Cloanta’nın elinden kurtarmak için kolları sıvamışlar. Öncü cadının büyüsünü bozmaları, böylece ülke halkını eskisi gibi mutlu, sevimli, çalışkan, temiz insanlara dönüştürmeleri gerekiyormuş.
Prenses Leda kesesinden mavi bir fasulye çıkarmış, fasulyeyi hemen toprağa ekmiş ve hızla büyüyen fasülye bir periye dönüşmüş. Peri prensese ne istediğini sormuş. Prenses ülkesinin eskisi gibi olmasını, halkının mutlu, çalışkan, iyi kalpli olmasını dilemiş. Peri Prenses Leda’ya ‘’bunu yalnızca siz başarabilirsiniz. Ben size sadece başarının yolunu gösterebilirim.


Size soracağım bilmeceyi yanıtlayabilirseniz kötü cadı Cloanta’yı altedebilirsiniz’’ demiş ve Prenses Leda’ya ‘’sabır’’ armağan etmiş. Prenses Leda ve Carlitos’un çözmesi gereken bilmece şuymuş:
‘’Upuzun kulaklı, koca ayaklı,
Avcıyı görünce karışır aklı,
Onu yakala,kesenle besle,
Cadıya sun ,özgür olursun.’’

Polonya:
Prenses Leda bilmeceyi çözmeye çalışıyordu. En tuhaf hayvanları düşünüyordu. Aniden Almeria’da çok nadir bulunan bir tür olan tavşan aklına geldi. Bunu hemen periye söyledi ve peri evet dercesine başını sallayıp kayboldu. “Bir tavşan dünyayı nasıl kurtarabilir ki?” diye düşündü Leda. Carlitos ile birlikte bu hayvanı bulmak için yola koyuldu.

Uzun bir yolculuktan sonra gölün kenarında hoplayıp zıplayan bir tavşan gördüler. Tavşan o kadar uysaldı ki yakalamak hiç zor olmadı. Prenses küçük tavşanı bir süre sevgi ve sabırla besledi. Sonra da krala hediye olarak sunmak üzere yola koyuldular.


Kasabanın içinden doğru yürürken insanların sefil ve mutsuz halini gördüler. O anda Cloanta’yı yok etmek ve bu insanlara yardım etmek zorunda olduğuna dair kendine söz verdi.

Kaleye vardıklarında prenses içeri giremedi. Çünkü hiçbir hayvanın bile geçemeyeceği sihirli bir kapı vardı. Prenses üzgün bir halde geri döndü ve tavşana yiyecek bir şeyler bulmak için ormana gittiler. Bu sırada tavşan için bir isimde düşünüyordu. Aklına büyük büyük babasının ismi geldi bir anda, “Najko-Sajko.

Birden bire tavşana garip bir şeyler oldu. Tavşan ellerinden fırladı, büyümeye başladı ve bir insana dönüştü. Prenses ve Carlitos bu duruma çok şaşırdı. “ Sana ne oldu böyle?” diye sordular. “Ben Polonyalı Lord Najko-Sajko, kötü kralı yok etmenizde size yardım edeceğim dedi.


Tekrar kaleye gittiler. Bu kez büyük kapıyı geçebildiler ancak yollarında tuzaklar olduğunu bilmiyorlardı.


Bulgaristan:
Aniden kalenin baş gardiyanı onları durdurdu ve geri dönmelerini emretti. Ancak Najko-Sajko eğer savaşmak istiyorlarsa onlarınkinden üç kat daha büyük bir ordu toplayacağını söyledi. Fakat kötü cadı Cloanta tarafından büyülenen insanlar savaşın dışında meseleyi çözecek başka bir çözüm yolu olduğunu göremediler.

İyi ve akıllı prenses Leda son fasulyeyi kullanmaya karar verdi, ki o da “barış” anlamına gelen beyaz fasulyeydi. Beyaz periyi çağırdı ve iyilik ile kötülük arasındaki bu karmaşık durumda onlara yardım etmesini istedi. Birden bire barış perisi çıkageldi ve herkesten bir an sessiz olmalarını istedi ve şöyle dedi:


“ Neden savaşmak istiyorsunuz, neden daha çok kurban istiyorsunuz? İnsanların dost olduğu birbirini sevdiği, birbirine yardım ettiği barış dolu bir dünyada yaşamak daha güzel değil mi? Birlikte el ele çalışmak, tarlalarınızla topraklarınızla ilgilenmek? Hepinizin iyi, anlayışlı dost canlısı insanlar olmaya ihtiyacınız var. Farkında değil misiniz?”
Polonya:
Ne yapmaları gerektiğini düşünüyorken Najko-Sajko prenses Leda ve Carlitos’a üzücü hayat hikayesini anlattı. Küçük bir çocukken ikizi olan kız kardeşi ile birlikte ünlü büyücünün evinden büyü kitabını çalmışlar. Onun bilgisi ve gücünden o kadar etkilenmişler ki, onun gibi olmak istemişler ve onun gibi olabilmek için de büyüleri ezberlemek zorundalarmış.


Ancak fısıldadıkları bir büyünün gerçekleşebileceğinden bir habermişler. İşte bu büyü yüzünden bir tavşana dönüşmüş ve kız kardeşine ne olduğunu bilmiyormuş. Şimdi tek isteği büyünün gitmesi ile birlikte kız kardeşine ne olduğunu öğrenmekmiş. Barışı nasıl bulabileceklerini düşünerek kaleye doğru yola koyulmaya karar vermişler.
Sonunda kaleye varmışlar ve kapıdan girdiklerinde Najko-Sajko heyecanla -“ Bu benim ailemin kalesi, ben burada doğdum büyüdüm. Ailemi öyle çok görmek istiyorum ki.” O anda prenses Leda onun kayıp amcası olduğunu anladı ve koşarak ona sarıldı. Ama birden gardiyanlar onları ayırdı ve onları öldürmek isteyen kötü krala götürdüler.
Kralı gören Najko-Sajko birden bağırmaya başladı – “Kardeşim, sen benim kardeşimsin. Bana nasıl zarar vereceksin? Ancak kralın kılığında olan Cloanta onu dinlemiyordu. Prenses Leda kralın onu nasıl unutabildiğini anlamıyordu. Ağlayarak her gece bana söylediğin şeyi hatırlamıyor musun?”:
"Parılda parılda küçük yıldız
Seni çok merak ediyorum
Dünyamızın üstünde yüksekte
Bir elmas gibisin göklerde
Parılda parılda küçük yıldız
Seni çok merak ediyorum."
Ve Najko-Sajko’da babasının kendisine söylediği bu şarkıyı hatırlayarak Leda’ya eşlik etti.

Ve birden beklenmedik bir şey oldu. Kral üzüntüden ağlayan Cloanta’ya dönüştü. “Kardeşim, canım kardeşim Najko-Sajko” diye bağırdı ve onun kollarına koştu. Büyü bozulmuştu.

Uzun bir süredir cadı olan Cloanta bir iyilik perisine dönüşmüştü ve şehrin üstüne serpilen bütün büyüler yok olup gitmişti.

Artık Almeria iyi ve çalışkan insanların olduğu ve herkesin sonsuza dek mutlu yaşadığı güzellikler şehri olmuştu...



- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
BUY THIS BOOK
(from $8.19+) -
BUY THIS BOOK
(from $8.19+) - DOWNLOAD
- LIKE (1)
- COMMENT ()
- SHARE
- Report
-
BUY
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!