Bu kitap Değerli Öyküler-Valuable Stories e twinning projesi kapsamında final ürünü olarak hazırlanmıştır. Kitabın içerisinde karışık 10 öğrenci takımının, 10 değeri konu alan hikayeleri ve hikayelere uygun resimlendirme çalışmaları yer almaktadır.




Kanarya Mahallesi adında bir mahalle varmış. Bu mahallenin evlerinin cıvıl cıvıl sokakları varmış. Bu mahallede çok iyi insanlar huzurlu ve mutlu bir hayat yaşarmış. Evleri hep birbirlerine açıkmış. Kapılarını hiç kimse kilitlemez herkes birbirlerine çok güvenirmiş. Bu kadar güzelliklere rağmen bir de Hacer isminde çok kötü bir kadın yaşarmış. Bu kadın kimseyi sevmezmiş ve içi karanlık doluymuş. Hatta mahalleye ilk taşındığında hemen evinin rengini siyah renge boyatmış. Bu kadın aynı zamanda çok zenginmiş zenginliği ile herkese hava atmaya bayılıyormuş. Bu mahallenin çocukları çok sevgi doluymuş. Mahalleye yeni biri gelse hemen aralarına alır oyun oynamaya başlarlarmış.
Hacer adındaki kadının da bir çocuğu varmış. Bu çocuğun adı Asya’ymış. Fakat Hacer Hanım kızının mahallenin çocuklarıyla oynamasına izin vermiyor onu çocuklarla oynamaması için sıkı sıkı tembihliyormuş. Asya ise annesine hiç benzemiyormuş. Arkadaşlarını çok seviyor, onlarla annesinden gizli gizli vakit geçirmeye çalışıyormuş. Asya aynı zamanda annesi gibi zenginliğiyle böbürlenmiyormuş. Arkadaşlarına eşit davranıyor ve hepsini eşit seviyormuş. Bir gün Hacer Hanım kızının mahalledeki çocuklarla parkta oyun oynadığını görmüş. İçini bir sinir kaplamış. Kızgın bir ifadeyle çocuklara bakmış. Tam o sırada Asya gelmiş. Asya, belli etmese bile içten içe çok korkuyormuş.
Hacer Hanım çocuklara yaklaşmış ve onlara bağırıp çağırmaya başlamış. O kadar çok bağırıyormuş ki Kanarya Mahallesi ayağa kalkmış. Mahalle çabucak parka koşmuş, anneler çocuklarını almış. Mahallenin çocukları Hacer Hanım’ın bağırmasından korktuğu için annelerine sarılıp ağlamaya başlamışlar. Tabii ki o sırada Asya annesinin yaptığından çok utanmış, sanki o anda yerin dibine girmiş gibi hissetmiş. Hacer Hanım ise yaptığı hareketle gurur duyuyormuş. Mahalle halkı ne kadar iyi niyetli olsa da çocuklarına böyle bir şey yapılmasına göz yumamazmış. O sırada Hacer Hanım bir özür bile dilemeden çekip gitmiş. Giderken yanına Asya’yı da almış ve evine doğru yürümeye başlamış.
Eve geldiklerinde Asya annesine çok kızmış ve onu uyarmış. Annesi Asya’ya tabi ki aldırış etmemiş. Hacer Hanım o gece rüyasında kendisinin kör bir kuyuya atıldığını görmüş. Hacer Hanım rüyadan kan ter içinde uyanmış. Yataktan kalkıp bir bardak su içmiş ve tekrar yatmış. Hacer Hanım o gece bir türlü uyumayı becerememiş. Sabah Asya kalktığında kahvaltısını yapıp annesine görünmeden sessizce dışarı çıkmış. Asya evinden üzüntülü bir şekilde uzaklaşırken; neden benim annem de arkadaşlarımın annesi gibi güler yüzlü, iyilik sever ve misafirperver değil diye düşünmüş. Bu düşünceler Asya’yı çok mutsuz etmiş. Birileriyle dertleşme ihtiyacı hissetmiş. En iyi arkadaşı Zeynep’in evine gitmeye karar vermiş.
Zili çalmış. Kapıyı Zeynep’in annesi Meryem teyze güler yüzlü bir şekilde açmış ve onu içeri almış. Meryem teyze çok misafirpervermiş, Asya’nın başını okşayarak:
– Asya kızım kahvaltı yapıyoruz hadi gel beraber yapalım sonra Zeynep ile oynarsınız demiş.
O sırada Hacer Hanım uyanmış. Evin içinde Asya’yı aramış. Asya’yı evde bulamayan Hacer Hanım telaşlanmış. Dışarı çıkıp Asya’yı aramaya başlamış. Ama Asya’dan bir iz bulamış. Üzüntüsünden ağlamaya başlamış. O sırada telefonu çalmış. Arayan Meryem Hanım‘mış.
Hacer Hanım üzgün bir şekilde konuşmuş.
Meryem Hanım:
Hacer Hanım:
Meryem Hanım:
Hacer Hanım:
-Bana hemen kızımı verin. Demiş.
Asya telefona geldiğinde onu iyice azarlamış ve hemen eve gelmesini istemiş. Asya Meryem Hanım’a yaptıkları için çok teşekkür etmiş, annesi adına da özür dilemiş. Çaresizlik içinde ağlayarak evin yolunu tutmuş. Yol boyunca annesinin bu kötü davranışları için neler yapabileceğini, ona neler söyleyeceğini düşünmüş. Evin bahçesinden girerken annesinin kapıda beklediğini görmüş. Kalbi hızla atmaya başlamış.
Hacer Hanım :
-Neredesin sen? Niye benden habersiz dışarı çıkıyorsun?
Asya:
-Şey anneciğim canım çok sıkılmıştı oynamak istedim sadece... diyebildi.
Annesi:
-Doğru odana yemek saatine kadar odandan dışarı çıkmak yok diyerek Asya'yı azarladı.
Asya çok üzülmüştü gözünden yaşlar dökülüverdi. Ağlayarak odasına geçti ve en sevdiği bebeği Zehra ya sarıldı. Olup biteni anlattı. Zehra eski mahallerindeki en sevdiği arkadaşının adıydı. Annesi onunla da oynamasına izin vermezdi ama o vakit buldukça Zehra'nın yanına giderdi. Ağlamaktan gözleri şişmişti. Niye benim annem böyle ,niye bağırıyor, niye Meryem teyze gibi bir annem yok derken kapının orda bir tıkırtı duymuştu sanki..
Hacer Hanım:
-Kapının arkasından Asya’yı dinliyordu . Asya kapıyı açınca annesini karşısında görünce çok şaşırdı
Asya:
-Anne beni niye dinliyorsun dedi
Hacer Hanım:
-Asya seninle konuşmak istiyorum dedi
Asya ürkek bir sesle tamam dedi. Hacer Hanım kötülüğün, karamsarlığın , sevgisizliğin, böbürlenmenin Asya ve kendisi için kötü bir davranış olduğunu anladığını söyledi
Hacer Hanım:
-Bundan sonra Meryem Hanım gibi bir anne olacağıma söz veriyorum.
Asya annesine sarıldı ve çok sevindi. Asya annesinin Meryem Hanım gibi bir anne olacağını duyduktan sonra mutluluktan havaya uçtu. Hemen ertesi gün Zeynep’in evine giderek Zeynep’e ve annesi Meryem Hanıma annesinin kendisine sert davranmayacağını ve arkadaş gibi davranacağını anlattı.
Meryem Hanıma annem bana sizin gibin bir anne olacağını söyledi ben çok mutluyum dedi.
Hacer Hanım da birkaç saat sonra Zeynep’in annesi Meryem Hanım’ın evine gitti. Meryem hanım onu kapıda karşıladı.
Meryem Hanım Hacer Hanım’a dönerek ,
-Asya sizin bu değişiminizden çok mutlu olmuş içi içine sığmamaktadır.
Hacer hanım:
-Evet Meryem hanım şimdiye kadar kızımla çok samimiyet kuramamıştım sizin bu ilgi ve alakanız kızıma gösterdiğiniz şefkatten dolayı teşekkür ederim. Hata yaptığımı anladım bundan sonra Asya’yı hiç üzmeyeceğim.
Meryem hanım da başını sallayarak:
-Hacer hanım ben de Asya’yı kızım gibi görüp onu Zeynep'le olan arkadaşlığından mutluyum.
Hacer hanım gülümseyerek:
-Ben de sizin bu ilgi ve alakanızdan son derece mutluyum kızımda iyi bir arkadaş buldu bende onun sayesinde sizin gibi bir dost edindim, dedi.
Asya artık annesinin misafirperver biri olduğuna çok sevinmişti Asya o akşam evde çok güzel zaman geçirdi. Annesi Asya'ya ödevi iç fikirler verdi. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için Asya şiir yazıyordu.23 Nisan'da okullarına farklı ülkelerden her yıl öğrenciler geliyordu. Asya her yıl keşke benim annemde misafirperver biri olsa da bende farklı bir ülkeden farklı bir kültürden bir arkadaşım olsa diye düşünüyordu. Bu yıl annesi değiştiğine göre böyle bir istekte bulunmanın tam zamanıydı. Çünkü maddi durumları da çok iyi olduğu için neden olmasın diye düşündü ve bu konuyu annesine açtı. Annesi de buna çok sevineceğini söyledi.23 Nisandan bir hafta önce okullarına farklı ülkelerden 10 öğrenci geldi. Asya da Japonya'dan gelen Yoko adında bir kızda vardı. Asya Ayaoku'yu misafir edebileceğini söyledi.
Okulun müdürü de buna çok sevindi ve Asya'nın ailesi ile görüşüp Yoko’nun Asyalarda kalmasına Karar verdiler. Asya o kadar mutlu olmuştu ki etekleri zil çalıyordu. Asya Yoko’yu da alıp evine gitti. Asya anne, baba ve kardeşiyle tanıştırdı. Yoko ,Asya'ya Japonca bazı kelimeler öğretti Asya da ona. Beraberce Asya’nın odasına çıktılar. Yatacağı yeri gösterdi ilk defa evinde ,odasında bir arkadaşını misafir ediyordu Asya. akşam ikisi de çok yorgundu ve heyecanlı bir gün geçirmişlerdi erkenden yatıp uyudular.
Ertesi gün erkenden okula gittiler. Yoko, bu ziyaretten çok memnundu. Çünkü onu çok iyi ağırlamışlardı. Misafir olduğu bu ailenin yaptığı yemekler, hazırlıklar onu hem şaşırtmış hem mutlu etmişti.
Ülkesine döndüğünde ailesine, arkadaşlarına herkese Türklerin misafirperverliğinden bahsetti. Asya’ya bir mektup yollayan Yoko onu Japonya’ya davet etti. Ona ülkesini tanıtmak istediğini yazmıştı. Asya havalara uçtu. Neden olmasın dedi o da başka bir ülkeye pekala gidebilirdi. Bu hayalle rüyalara daldı.
BÖLÜM SONU



Ayşe ve annesi şirin mi şirin bir köyde taş bir kulübede yaşıyorlarmış. Bu taş kulübe küçükmüş ama bütün eşyalar o kadar düzenli o kadar temizmiş ki kulübeden içeri girdiğinizde çiçek kokuları sarıyormuş her yerinizi. Ayşe temizliğe ve hijyene önem veren bir kızmış. Her gün evin her yerinin dört kere tozunu alıp annesine yardım edermiş. Annesi, Ayşe’nin yorulmasına, kendini bu kadar paralamasına çok üzülürmüş. Ama Ayşe bunu severek yapıyormuş. Bir gün Ayşe’nin annesini İstanbul’da yaşayan bir akrabaları çalışmak için işe çağırmış. Ayşe’nin annesi bu haberi duyunca çok sevinmiş.
Çünkü maddi durumları çok kötüymüş.. Hemen bu mutlu haberi Ayşe’ye söylemeye gitmiş.
Ayşe bu habere çok üzülmüş. Çünkü arkadaşlarını ve bu güzel yeri bırakmak istemiyormuş ama annesinin bu kararına da saygı duymak zorundaymış. Ayşe aynı zamanda aklı başında da bir kızmış. Hemen yola koyulmuşlar. Ayşe köyünden hiç ayrılmamış. Yol boyunca yeni gördüğü yerler karşısında ağzı açık kalmış. İstanbul’a geldiklerinde Ayşe'nin annesi işe başlayacağı yeni evin hanımıyla görüşmüş. Ayşe ise bu sırada evin hanımının kızıyla tanışmış. Kızın ismi Berna’ymış.
Bu kız zengin olmasına rağmen çok pasaklı görünüyormuş. Berna, Ayşe’nin aksine temizliğe önem vermeyen bir kızmış. Tırnaklarını ayda bir kere keser, banyosunu annesinin zorlaması ile yapar, üstüne başına hiç dikkat etmezmiş.
Berna ile Ayşe ertesi gün bir araya gelip kahvaltı yapmışlar. Kahvaltı yaparken Ayşe’nin dikkatini yeniden Berna’nın tırnakları çekmişti. Kahvaltıdan sonra Berna Ayşe’yi odasına oyun oynamak için çağırdı. Odasına gittiklerinde Ayşe bir de ne görsün? Berna’nın odası darmadağınıktı.
Yerde oyuncakları, yatağında kitapları, masanın üzerinde boya kalemleri....Anlayacağınız her yer darmadağınıktı. Ayşe bu manzara karşısında bir müddet donakaldı. Sonra kendi kendine biraz düşündü ve bir karar verdi.
Berna'nın odası çok dağınıktı. Ayşe kararını vermişti. Berna'nın odasını tertemiz yapacaktı. Önce Berna'ya odanın düzenini seviyor musun diye sordu. Soru çalışmadığı yerden gelmişti. Berna : çok sevmiyorum ama aradığımı zorda olsa buluyorum dedi. Ayşe buna çok şaşırmıştı böyle dağınık bir odada aradığını nasıl bulabilirdi?
Ayşe içinden artık aradığını hemen bulabilecek diye geçirdi. Bir gün Berna okula gitmişti. Ayşe bunu fırsat bilip hemen Berna'nın odasını temizlemeye başladı. Berna'nın odasını tertemiz yapmıştı ama farkında olmadan Berna'nın en sevdiği resimleri çöpe atmıştı. Okuldan döndüğünde Berna odasının düzenine hayran kalmıştı ama en sevdiği resimleri bulamayınca çok sinirlendi. Berna Ayşe'ye kızmaya başladı. Ayşe yaptığı hatayı anlamıştı. Berna’dan özür diledi. Berna’nın siniri halen daha geçmemişti. Ayşe Berna’ya şöyle bir tavsiyede bulundu.
Berna’ya şöyle bir tavsiyede bulundu. Bak! Berna’cım resimlerin için bir pano oluşturup onları oraya asabilirsin. Böylelikle resimlerin hem düzenli hem de daha güzel görünür dedi. Berna biraz da olsa yumuşamıştı ve her şey normale dönmüştü. Ayşe o akşam Berna’ya geldiği köyü anlatmaya başladı. onu uzunca anlattı. Beraber akşam yemeği yediler. Ellerini ve ağızlarını 20 saniye yıkadıktan sonra odalarına ders çalışmaya gittiler. Aradan yarım saat geçtikten sonra saat 21:30 olmuştu. Yani yatma saati gelmişti. ikisi de dişlerini fırçalayıp yataklarına yattılar.
Sabah olunca hemen kahvaltılarını yapıp okulun yolunu tutmuşlardı ve artık Ayşe’yi de Berna’nın gittiği okula kaydetmişlerdi. Berna Ayşe’yi bütün arkadaşları ile tanıştırdı. Ayşe için okulun ilk günü çok güzel geçmişti. Eve gittiler. Bugün yaptıklarını annelerine anlatmaya başladılar. Ayşe de Berna da çok acıkmıştı. İkisinin de çok sevdiği mercimek çorbası vardı. Ayşe ellerini yıkayıp masaya oturdu. Berna ellerini yıkamayı unuttu. Berna’nın annesi Berna’yı uyardı. Onun da sofraya oturmadan önce ellerini yıkaması gerektiğini söyledi. Berna hiç itiraz etmedi lavaboya geçti ve ellerini sabun kullanarak tertemiz yıkadı ve masaya geçti.
Ayşe ve Berna çorbalarını içip bitirdiler. Ayşe’nin annesi masaya ıspanaklı börek ve ayran getirdi. Ayşe hemen ıspanaklı böreğini de yemeye başladı. Berna ise ıspanağı sevmediği için böreği yemek istemedi. Ayşe, Berna’ya ıspanağın çok faydalı olduğunu, dengeli beslenmek için ıspanağın da yenmesi gerektiğini söyleyince Berna da böreğini yemeye karar verdi. İkisi de böreklerini yiyip ayranlarını içtiler. Annesi onlara tatlı olarak sütlaç getirdi. Sütlacı da yedikten sonra Berna masadan kalktı ve hemen oyun oynamaya başladı. Ayşe ise lavaboya giderek ellerini yıkadı ve dişlerini fırçaladı. Berna’nın annesi Berna’yı tekrar uyardı.
Sofradan kalkınca oyuna başlamadan önce ellerini yıkayıp dişlerini fırçalaması gerektiğini söyledi. Berna, unuttuğunu söyledi. Özür dileyerek hemen lavaboya gitti. Ellerini yıkayıp dişlerini fırçaladı. Böylece Berna da temizliğe önem vermeye başlamıştı.
Ayşe ve Berna iyi birer dost olmuşlardı. Berna günden güne temizliğine ve kendine daha çok özen göstermeye başlamıştı. Berna’nın gösterdiği özen ve temiz oluşu, onun daha uyumlu bir arkadaş olmasını da sağlamıştı üstelik. Ayşe de artık Berna’yı uyarmak zorunda kalmadığı için çok mutluydu.
Ayşe ve Berna artık uyumlu ve çok iyi anlaşan iki arkadaşa dönüşmüşlerdi. Berna Ayşe’ye söz vermişti ve vermiş olduğu sözü tutmak için elinden geleni yapıyordu. Aileleri de onların arkadaşlıkların da oluşan değişimin farkına varmıştı. Özellikle Berna’nın annesi, kızındaki değişimlerden dolayı çok mutluydu. Kızındaki bu değişimlerin Ayşe ile arkadaşlığı sayesinde oluştuğunun farkındaydı. Bir arkadaşın, insanların alışkanlıkları üzerinde ne kadar etkili olduğuna bir kez daha şahit olmuştu.
Kızı Berna’nın da zaman içinde olumlu alışkanlıklar kazanarak örnek bir birey ve iyi bir arkadaş olabilmesi için elinden geleni yapması gerektiğini biliyordu.
Bu olanların üzerinden 1 ay geçtikten sonra Ayşe’nin annesinin çalıştığı eve bir çalışan daha gelmişti. Onların da bir çocuğu vardı. Adı ise Mine’ydi. Ancak mine temizliğe çok da önem vermemekteydi. Sonraki gün mine ve ailesi eve yerleştiler.
Bir gün mine, Berna ve Ayşe’yi oyun odasında oyun oynamaya çağırdı. Odaya önce Berna gitmişti. Berna odanın halini görünce çok şaşırdı. Mine’ye dönerek:
-Mineee buranın hali ne?
Mine:
-Kusura bakma Berna. Ben biraz dağınık bir insanım.
-Biliyor musun Mine? Ben de bir zamanlar çok dağınıktım. Aynı senin gibiydim. Ben de Ayşe sayesinde bu alışkanlığımdan kurtuldum. Artık düzenli olmaya özen gösteriyorum. Haydi birlikte burayı toplayalım. Bu oda düzenli olursa burada oynamak çok daha keyifli olacaktır.
Birlikte odayı düzenlemeye başladılar. Tam o sırada Ayşe geldi. Ayşe de kızlara yardım etti. Artık oda çok güzel görünüyordu.
Ayşe'nin annesi içeri girdiğinde odanın halini görünce çok sevindi. ’Haydi kızlar sizlere kurabiye yaptım. Hep birlikte mutfağa gidelim.’
Ayşe’nin annesi köyde olduğu gibi çalıştığı yerdeki mutfağında da çok düzenli ve temizdi. Temizlik imandan gelirdi. Atalarımız ne kadarda güzel söylemişlerdi ‘’Aslan yattığı yerden belli olur’’ diye. Ayşe'nin annesi bunu çok iyi biliyordu. Ayşe'nin annesi çocuklar sadece evimizi ve kendimizi temiz tutmamız yeterli değil. Yaşadığımız bu süreçte COVID-19'a karşı temizlik ve hijyen kurallarına dikkat etmeliyiz.
Ailemizin ve başkalarının sağlığını korumak için dışarıda maske takmalıyız, sosyal mesafemize dikkat etmeliyiz. Gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza dokunmaktan kaçınmalıyız. Öksürürken veya hapşırırken ağzınızı ve burnunuzu dirseğinizle kapatmalı, kullandığınız mendili hemen kapalı bir çöp kutusuna atmalıyız. dedi. Ayşe, Mine ve Berna Ayşe’nin annesini can kulağıyla dinlediler. Kurallara uyan kızlar bunları arkadaşlarına da anlattılar. Ülkenin dört bir yanında yayılan hastalık onların yaşadığı bölgeye hiç uğramadı. Çünkü herkes kendi üstüne düşen sorumluluğu yerine getiriyordu.
Sadece kendi sağlıklarını değil başka insanların sağlıklarını da koruyorlardı.
Ayşe büyüyüp bir yetişkin olduğunda da temizliğe önem verdi. Hayatında vazgeçilmez bir yeri vardı temizliğin. Kendi çocuklarını da temiz ve titiz yetiştirdi. Çevresindeki herkes onu örnek almaya başladı. Bir zincirin halkaları gibi temizlik zinciri uzadı gitti.
BÖLÜM SONU



"Benim adım Azra" Ben Avukat olmak istiyordum küçüklükten beri. Haksızlıklara hiç tahammülüm yoktu. Hayallerimdeki mesleğe sahip oldum da. Ailem beş yıl önce vefat etti. Ankara'da Akyurt mahallesinde yaşıyorum. Küçük ama sevimli bir de evim var. Evimin önünde yemyeşil ağaçlar uzanıyor. Avukatlıkta ikinci yılım. Avukat olmak için türlü sebeplerim var. Bu sebepler çok eskiye, küçüklüğüme dayanıyor. Öyle haksızlıklara şahit oldum ki... Özellikle bir tanesi hiç aklımdan çıkmadı. O da kadın erkek eşitsizliği. Avukat olmak için en büyük sebeplerimden biri. O zamanlar on yaşındaydım. En sevdiğim ders insan hakları, yurttaşlık ve demokrasiydi. Avukatlık hayallerimin kurulduğu dersti. Erkekler evimin küçük olmasından dolayı benle dalga geçerlerdi.
En yakın arkadaşım Pelin’de beni savunurdu. Kardeşim gibiydi. Erkekler adaletin ne ve nasıl olduğunu resmen bilmiyorlardı. Pelin ile çok iyi anlaşırdık, bir gün insan hakları yurttaşlık ve demokrasi dersinde öğretmen yeni bir konu anlattı. Konu eşitlik idi. Her zamanki gibi konuyu dikkatle dinledim ve çok eğlendim.
Teneffüs vaktiydi, teneffüs boyunca şu kelimeyi hiç unutmadım, unutamadım. Öğretmenimizin söylediği o kelime ise " kadın ,erkek, siyah, beyaz farklı olabiliriz ama hepimiz insanız, hepimiz aynıyız" Hayallerimden biriydi "Ben avukat Azra " diyebilmek. Aslında hayallerime ulaşmak o sözü söyleyebilmek insanın gururlanabileceği en büyük sözdü.. Adalet için çalışmak ve adaletin sağlanması için elinden geleni yapmak hayallerimi süslüyordu.
Bir gün mutlaka adaleti sağlamak için bir şeyler yapacaktım. Ertesi gün başıma tuhaf bir olay geldi. Okuldan dönmüş eve gidiyordum... Sokağımızın başında Polis Abileri gördüm birisine sordum:
- Polis abi burada ne oldu? Polis Abi:
-Gel seni evinize götüreyim, annen sana anlatır. Dedi. Elimden tutup beni annemin yanına götürdü. Annemi gördüğümde annem ağlıyordu.
-Neden ağlıyorsun anne? diye sordum.
- Evimize hırsız girmiş Azracığım . Biz ev ile ilgilenirken kardeşin kayboldu ama sen merak etme onu hemen bulacağız. Dedi. Evimiz darmadağınık olmuştu. Hırsızlar zaten çoğu eskimiş eşyalarımızdan işe yarayacak olanları alıp götürmüşlerdi.
Öğretmenimiz ''Üzülme Gözde, umarım buluruz'' derken sınıfın kapısı çalındı. Gelen okulun müdür yardımcısıydı.'' Dersinizi böldüğüm için özür dilerim ama, Necati isimli bir öğrencimiz okul bahçesinde bir şey bulup bana getirdi, aranızda bir eşyasını kaybeden var mı'' deyince, Gözde sevinçle parmak kaldırıp kolyesini kaybettiğini söyledi. Müdür yardımcısı kolyeyi gösterip ''Bu mu'' deyince, Gözde sevinçle masasından kalkıp ''Evet evet bu çok teşekkür ederim öğretmenim'' dedi. Gözde teneffüste oynarken kolyesini düşürmüş, Necati'de bulup müdür yardımcısına götürmüştü. Bu olaydan sonra sınıf arkadaşlarımdan birinin kolyeyi alıp cebine koyduğunu düşündüğüm için kendimden utandım. Artık daha dikkatli ve adaletli olmalıydım. Birilerini suçlamadan önce iyice araştırmalı, olayı net olarak çözmeliydim...
Çünkü ben artık bir avukat adayı idim. Bir avukat önyargılı olmamalıdır. Bundan dolayı artık olayları iyice anlamadan ,çözümlemeden kimseyi suçlamıyordum. Avukat olma isteğim gün geçtikçe artıyordu.
Bende artık avukatlık yapmaya başlamak istiyordum. Bu isteğimin arttığı dönemde sınıfta bir olay yaşandı. Bir arkadaşımın saati kayboldu. Ama önceki gibi kaybolma değil çalınma. Olay şu şekil; Arda arkadaşımın saati o teneffüse çıkarken masası üzerinde idi ama o döndüğünde yoktu. Olayı öğretmene söylediğimizde Arda arkadaşımın saati ile ilgilenen Mehtap arkadaşım aklıma geldi. Saat ile çok ilgilenmişti. Ama önceki olayda yaptığım hata aklıma geldi ve şüpheyi aklımdan uzaklaştırdım.
Arda’nın aklına da aynı kişi geldi ki hemen Mehtap ’ı suçladı .İşte bir avukat olma vakti geldi. Hemen Arda arkadaşıma kimseyi böyle suçlayamayacağını, elinde bir kanıtın olmadığını söyledim. O da hatasını anladı ve Mehtap arkadaşımdan özür diledi.
Arda’nın yanlış bir davranış sergilediğini kabul ettirmem ve suçlanan Mehtap’tan özür dilemesini sağlamam avukat olma isteğimi daha da arttırdı .
İnsanların kendilerine yapılan suçlamaların ispatlanıncaya kadar suçsuz olduğu gerçeğini tekrar anımsadım. İleride avukat olup mağdur olan insanlara yardım etme isteğim daha da arttı. Özellikle de toplumumuzda göz ardı edilen ve haksızlığa uğrayan, savunmasız durumda olan ve yardıma ihtiyaç duyan kadınlarımızın sesi olmaya o zamanlarda karar verdim.
Eğitimimi tamamlayarak da okumak isteyip de okuyamayan, okutulmayan kızlarımıza örnek olabileceğimi düşündüm. Kendimi avukat olmaya adadım. Derslerime hep çok çalışıyor, çok emek veriyordum. Yıllar birbirini kovaladı, zaman su gibi akıp geçti. Üniversite sınavına girdim, elimden gelenin en iyisini yaptım ve hukuk fakültesini kazandım.
Ben artık bir avukattım. Mezun olduktan sonra anladım ki asıl adalet insan olmaktan geçiyordu. Adil olmak, eşit davranmak gibi erdemlere sahip olmak için avukat olmama gerek yoktu. Açtığım you tube kanalı ile çocuklara adil olmak, adalet gibi kavramları öğretmek için videolar hazırladım. Kanalıma ilgi her geçen gün artıyor.
Ben de toplumda adalet değerini yaşatmaya çalışıyorum...
BÖLÜM SONU



Günlerden bir gün Öykü ile Feyza'nın aklına bir fikir geldi. Evde oturmaktan sıkıldıklarını fark ettiler ve bu yüzden dışarıya çıkmaya karar verdiler. Bunun için annesi Aysun Hanımdan izin almaları gerekiyordu. Öykü ve Feyza ikiz kardeşlerdi, birbirlerinden hiç ayrılmazlardı. Hep aynı giyinirler, aynı müzikleri dinlerler ve aynı oyunlardan hoşlanırlardı. Yine o gün birlikte sokakta oynamak istiyorlardı. Öykü ve Feyza annelerinin yanına gitti ve dışarı çıkmak için izin istedi. Anneleri evin önünden uzaklaşmamak şartıyla iki kardeşe izin verdi. Öykü ile Feyza buna çok sevindi. Odalarına gidip üstlerini aceleyle üstlerini değiştirip sokağa çıktılar. Sokağın köşesinde babaları Ahmet Beye rastladılar. Babaları nereye gittiklerini sordu.

Öykü ve Feyza heyecanla arkadaşları ile oynamak üzere onların yanına gittiklerini söylediler. Babaları Ahmet bey iki kardeşi dikkatli olmaları konusunda uyardı ve evin yolunu tuttu. Öykü ve Feyza, arkadaşları Buse, Tuba ,Ömer, Zeynep, Samet ve Gülcan'ın yanına gittiler. Tüm arkadaşlarını çok seviyorlardı. Çünkü onlarla vakit çok eğlenceli geçiyordu. Arkadaşları ebelemece oynuyorlardı, Feyza ve Öykü’yü görünce hemen onları da oyuna davet ettiler. Feyza koşarken birden ayağı takıldı ve dizinde bir acı hissetti. Öykü koşarak kardeşinin yanına geldi. Feyza’nın çok sevdiği pantolonu yırtılmış ve dizi kan olmuştu. Feyza dizinin yaralanmasından ziyade pantolonunun yırtılmasına çok üzülmüştü.
Öykü kardeşinin iyi olup olmadığını kontrol etti. Feyza Öykü’ye canının acıdığını fakat pantolonuna ne olacağını sordu.
Öykü:

Öykü koşa koşa annesiyle babasını çağırdı. Annesiyle babası bu duruma çok üzüldüler. Annesi sonraki sefere daha dikkatli olmalarını söyledi. Feyza’nın dizine babası pansuman yaptı. Bu olaydan sonra ikizler eve gittiler. Evde Feyza kardeşine:
Feyza’nın bu sözünden sonra anneleri moralleri düzelsin diye onlara bir meyve tabağı hazırlamıştı. Meyveleri yedikten sonra Öykü’nün aklına bir fikir geldi ama bunu kardeşi ile paylaşmadı.
Feyza’nın yarım saat sonra dizi iyileşmişti. Artık Öykü’nün aklına gelen fikri söyleme zamanında gelmişti. Öykü Feyza’yı boş bir odaya çekip, konuşmaya başlamıştı. Feyza:
- Öykü neden beni bu odaya getirdin?

Öykü:
- Anlatıyorum. Şimdi sen küçük bir yırtıktan dolayı ağlamaya başladın, ama arkadaşlarımızın pantolonları yok, bu soğuk havada bile küçük şortlarla dolaşıyorlar. Bende seni bu yüzden çağırdım. Arkadaşlarımıza bu konuda elimizden geldiği kadar fedakarlıkta bulunalım. Kumbaramızdaki paraları alıp kıyafet alalım, babamızın ve annemizin desteğiyle de arkadaşlarımızın kırtasiye ihtiyaçlarını karşılayalım.
- Öykü sözünü kestiğim için özür dilerim ama anlamadığım bir şey var, bu kadar fazla kişiye parayı nereden bulalım?
-Feyza ilk önce hiç kullanmadığımız kazakları, tişörtleri, pantolonları, eşofmanlar kalemleri, kitapları, silgileri… gibi şeyleri vereceğiz geri kalanları da parayla alacağız. Hem annemin ve babamın da desteğiyle bence yapabiliriz. Feyza ve Öykü bu konu hakkında uzun uzun konuştular.
Artık bu konuyu annelerine ve babalarına anlatma zamanı gelmişti. Annelerine ve babalarına da uzun uzun anlattılar. Anneleri ve babaları büyük bir zevkle kabul ettiler ve çocuklarıyla gurur duydular. Ondan sonra kapı çaldı. Yeni taşınan komşularıydı Herhalde yine vidalarını kaybetmişlerdi.
Evet gelen yeni komşulardı. Onlarla daha tanışmamışlardı. Geçen gün vida istemiş Ahmet Bey de vermişti .Aynı vidadan varsa tekrar istiyordu. Ahmet Bey vidayı verdi ve sonra:
-Hiç doğru dürüst tanışamadık. Akşama bize gelin de tanışalım. dedi Ahmet Bey. Aysun Hanım ve kızlar hazırlıklar yaptılar. Öykü ve Feyza, komşu ile ilgili düşüncelere daldılar.
“Acaba isimleri ne?”
" Acaba bizim gibi iki kardeşler mi?”
“Acaba onların kız çocukları mı erkek çocukları mı vardı?”
“Acaba kaç çocukları vardı?”
“Acaba çocuklar kaç yaşındalardı?”

“Acaba okuma yazma biliyorlar mıydı?...”
Sonra zil çaldı, herkes çok heyecanlandı. Kapıyı Aysun Hanım açtı:
-Buyurun, buyurun hoş geldiniz. Dedi. Çocuklarla birlikte salona girdiler.
Mustafa Bey:
-Merhaba ben Mustafa eşim Melek çocuklarımız ise Mehtap ve Melina. Dedi.
Mustafa Bey esnaf, eşi ise öğretmenmiş. Çocukları 4. Sınıfa gidiyormuş. Melek Hanımın tayini çıktığı için buraya taşınmışlar. Çocuklar Feyza ve Öykü ile yaşıtlarmış. Anne ve babalar kahve içiyor, çocuklar da odalarında oyunlar oynuyorlardı. Sonra Melek Hanım:
-Bu günlük bu kadar yeter. Her şey için teşekkürler. Hadi bize müsaade. Dedi ve gittiler.
Feyza ve Öykü yeni arkadaşlarını çok sevmişlerdi. Kermes için onlardan da yardım isteyebiliriz diye düşündüler.
Feyza :
-Anneciğim, babacığım kermes ile düşüncemizi komşularımızla da paylaşabiliriz demi. Belki onlarında güzel yardımları olabilir.’
Aysun Hanım :
-Evet yavrucuğum güzel düşünmüşsün yarın bir ara Melek Hanıma; bir konu hakkında konuşmak için müsait olduğunuz en yakın zamanda size gelebilir miyiz diye sorarım.
Aysun Hanım okul dönüşü Melek Hanımla konuştu. Melek Hanımda akşam müsaidiz buyurun gelin konuşalım dedi. Akşam ailecek Mehtap ve Melinalar' a gittiler. Melek hanım çay ikramına başladı. Ahmet Bey konuya girdi. Çocuklarının ihtiyaç sahibi arkadaşları olduğunu ve bunlar için bir takım yardımlar toplamayı düşündüklerini ifade etti. Kızlarının arkadaşları için evde kullanmadıkları kıyafetlerinden, biriktirdikleri harçlıklarından yardımcı olmaya çalıştıklarını anlattı.

Başka yardıma ihtiyacı olanlar içinde bu gibi yardımları daha geniş bir hale getirmek istiyorlar bunun için kermes planlamayı düşünüyorlar fakat kermesi nerede yapacaklarına ve daha başka yardım sever insanları nereden bulacaklarını bilmiyorlar. Bunun için sizlerle fikir alışverişine geldik.
Mustafa Bey :
-Tatbikî çok güzel düşünmüşler ben esnaf arkadaşlarıma söylerim onlarda ellerinden geleni yaparlar
Aysun Hanım :
-Ben apartman sakinlerinin hanımlarıyla görüştüm kermes olursa burada giyecekler konusunda yardımcı olabileceklerini söylediler.
Melek Hanım:
-Bende okul müdürümüzle bu konuyu konuşayım bize kermesi yapacağımız yer için yardımcı olabileceğini düşünüyorum. Tamam o zaman en kısa zamanda yine haberleşiriz diyerek müsaade istediler ve evlerine geri döndüler.
Öykü:
-Yaşasııııııııın! İhtiyaç olanlar için herkes fedakârlık peşinde artık onlarda mutlu olacaklar.
Ertesi gün kapının zili çalar, Aysun Hanım kapıyı açar.
Melek Hanım:
İyi günler. Ben kermes için konuştum. Okul müdürümüz böyle güzel bir etkinlik için okul bahçemiz müsait dedi.
Feyza ve Öykü çok sevindiler. Mustafa Beyde esnaf arkadaşlarından para topladı. İhtiyaç listesi oluşturuldu kermes için afişler hazırlandı ve dağıtıldı. İhtiyaç sahipleri için herkes özveriyle çalışarak güzel bir etkinlik hazırladı ve kermes günü geldi.
Okul müdürü ve Melek Hanım mahalleden gelen herkesi okul kapısında karşıladı ve hep birlikte stantlar kurmaya başladılar. Kermese yardım etmek için düşündüklerinden çok daha fazla insan katıldı. Kızlar (Öykü, Feyza, Mehtap ve Melina) çevrelerine bakınca heyecanları ve sevinçleri artmıştı. Bir sağa koşturuyorlar bir sola…

Kermeste yiyecekler, içecekler, meyveler, örtüler aklımıza gelmeyen daha neler neler. Kızlar ve yardım için fedakârlık yapan büyükler bu kermesin sonunda ihtiyaç sahibi çocukları düşündükçe mutlu oluyor ve ne güzel bir işin içinde oldukları konusunda birbirleri ile konuşuyorlardı. Fedakârlığın birlikteliğin önemi bir kez daha ortaya çıkmıştı.
Bir süre sonra ihtiyacı olan çocuklar kermesten ihtiyacı olan eşyaları alırlar. Öykü ve Feyza kermeste bir kız görürler. Bu kızın çok utangaç olduğunu ve kermesteki eşyalara yakından bile bakmadığını fark ederler. Mehtap ve Melina' ya bunu söylerler .sonra birlikte bu kızın yanına giderler. Ona ismini sorarlar. Adının Ebrar olduğunu öğrenirler. Bunun üzerine öykü söze başlar.
-Acaba hangi okula gidiyorsun Ebrar öğrenebilir miyiz?
Ebrar utanarak başını eğer ve cevap verir:
-Ben okula gitmiyorum.

Kızlar çok şaşırırlar. Ebrar'a merak dolu gözlerle bakarlar. kısa bir sessizlikten sonra Ebrar onlara cevap verir:
-Babam ben doğduktan kısa bir süre sonra vefat etmiş. Yani ben onu hiç görmedim. Annem abim ve ben zor şartlarda yaşıyoruz. geçimimizi sağlamak için çalışıyoruz.
Öykü ve Feyza bu duruma daha da çok üzülmüşlerdi. Hem okula gitmiyor hem de durumları çok kötüydü. Ebrar’la biraz daha konuştular. Neden okula gitmediği ,nerden geldiğini…
Ebrar savaş nedeniyle Suriye’den ülkemize kaçmış bir çocuktu. Ne söyleyeceklerini ne yapacaklarını bilemediler. Hemen durumu anne ve babasına anlatılar. Feyza ve Öykü’nün babası durumu hemen gereken yerlere bildirdiler.
Öykü ve Feyza’nın annesi ülkemize gelen bu tür çocuklara her türlü yardımın yapıldığını ve okula devam etmeleri için maddi ve manevi fedakarlıkların yapıldığını, Ebrar’a da gerekenlerin yapılacağını söyledi. Feyza ve Öykü çok sevindiler.

Ebrar’a da gerekenlerin yapılacağını söyledi. Feyza ve Öykü çok sevindiler.
Öykü ve Feyza’yı pazartesi okula gittiklerinde bir sürpriz bekliyordu. İstiklal marşını söyledikten sonra birde ne görsünler! Ebrar da ordaydı. Artık Ebrar da okullarında okuyacaktı.
Ebrar yine utangaç tavrıyla Öykü ve Feyza’nın yanına geldi ve konuşmaya başladılar.
Ebrar Türkiye’de olduğum için çok mutluyum dedi. Ve devam etti:

BÖLÜM SONU



Feyza ve Öykü, Ebrar’ ın elinden tuttu, bahçeye doğru koştular. Çocuklar bahçede gönlünce oyunlar oynadılar. Kalplerindeki fedakarlık duygusu kim bilir nerede bir iyilikle buluşacaktı.
Uzak bir yerde ıssız bir kasaba varmış. Bu kasabada bütün evler ahşaptan yapılmaymış. Rengarenk panjurları varmış bu evlerin. Mis kokulu çiçekler evlerin pencerelerinden sarkıyormuş. Evler hep yan yanaymış. Dar sokakları varmış bu kasabanın. Her evin küçük de olsa bir bahçesi varmış. Bahçelerinde insanlar kedi ,köpek besliyormuş. Bu kasabada insanlar hayvanlarla iç içe mutlu bir şekilde yaşamaya alışmışlar. Elif adında bir kız bu kasabanın çocuklarından biriymiş. Elif 11 yaşındaymış, sıcakkanlı, sevecen ve güler yüzlü bir kızmış. Elif'in annesinin adı da Fatma’ymış. Babasının adı ise Ali’ymiş. Elif hayvanları çok seviyormuş.
Ama annesi ve babası hayvanlarla oynamasını istemiyormuş. Diğer çocuklar oynarken o da oynamak istiyormuş. Bir gün annesi ve babasından gizli parkta gördüğü bir kediyi eve gizlice alarak onu odasında bakmaya başlamıştı. Annesi, babası görmeden mutfaktan aldığı kaba süt koyarak kedisini besliyordu. Kedisiyle tüm gün oyunlar oynuyordu. Birlikte saklambaç, karın gıdıklamaca, halka atlamaca oynuyordu. En sevdikleri oyun ise sevgi yumağı oyunuydu. Elif sonradan bir şey fark etmişti. Kedisinin bir ismi yoktu. Elif hemen düşünmeye koyuldu. ”Acaba Çakıl mı olsun Pamuk mu?” diye düşünürken aklına bir fikir geldi. Kedisine soracaktı! Bir defa miyavlarsa Çakıl iki defa miyavlarsa Pamuk ismini koyacaktı. Hemen sordu ve kedisi iki defa miyavladı. Artık kedisinin adı Pamuk’tu. O andan itibaren Pamuk’u çok sevdiğini anladı. Sonsuza kadar onunla kalmasını istiyordu. Ona bir sürü oyuncak almaya karar verdi.
Bunlardan bazıları tasma, lazer ve pelüş oyuncaklardı. Ayrıca bir yemek kabına ve su kabına ihtiyacı olacaktı. Bir de kedi kumu gerekecekti çünkü kediler tuvaletlerini kuma yaparlar. Ama Elif’in tüm bunları alacak parası yoktu. Anne babasına da kediden bahsedemezdi. Elif’in canı çok sıkılmıştı. Biraz yürüyüşe çıkayım dedi. Kediyi dolabının içine sakladı ve ona “Pamuk burada sessizce beni bekle, hemen döneceğim.” dedi. Sokakta yürürken arkadaşı Ayşe ile karşılaştı. Ayşe Elif’i görünce koşarak yanına geldi. Elifin çok üzgün olduğunu görünce neyin var diye sordu. Elifte önemli bir sırrı olduğunu ve bunu kimseye söylememesi gerektiğini söyledi. Ayşe de tabi ki kimseye söylemem dedi. Elif Ayşe’ye kediden bahsetti. Ayşe çok sevindi “ne güzel” dedi “demek adını da Pamuk koydun. ”Ayşe Elif’e bu konuyu sınıftaki diğer arkadaşlarıyla paylaşmayı önerdi. Üstelik kedinin bir de veterinere ihtiyacı olacaktı. Arkadaşları Ata’nın babası veterinerdi. O da bu konuda yardım edebilirdi.

Elif Ayşe’nin önerilerini dinleyince içi çok rahatladı, onun gibi bir dostu olduğu için çok mutluydu. Pazartesiyi iple çekiyordu Elif ilk defa hafta sonunun bitmesini istiyordu. Uzun bir bekleyişten sonra nihayet pazartesi günü gelmişti, erkenden kalktı Elif, önce kedisini doyurdu onu uzunca sevdi ve tekrar dolaba saklayıp okulun yoluna koyuldu. Yolda Ata’yı gördü, hemen derdini ona da anlattı, Ata babasının ona severek yardımcı olabileceğini söyledi, okula vardıklarında ise Ayşe bütün arkadaşları ile ele ele vermişti bile Elif e yardımcı olmak ve kedisine bakabilmesi için. Ayşe evden kendi kedisinin birkaç oyuncağında getirmişti, diğer bir arkadaşı annesinin işlettiği markette kedi mamalarının olduğunu ve Pamuk için getirebileceğini söyledi. Ayşe arkadaşlarının bu davranışlarına çok duygulanmıştı, dünyanın en iyi arkadaşlarına sahibim ben! Hepinize çok teşekkür ederim dedi.
Okul çıkış eve gidip kediyi bir şekilde çıkarıp Ata ile birlikte veterinere gideceklerdi, Pamuk ilk aşılarını olacaktı. Oradan Efe nine annesinin marketine uğrayıp mamaları alacaklardı ve eve geldiğinde ise Ayşe’nin verdiği oyuncaklar la kedisi ile vakit geçirecekti Elif. Ama en önemlisini unutmuştu Elif, annesini ve babasının nasıl ikna edebilecekti…
Elif arkadaşlarıyla birlikte Pamuğa okulun bahçesinde bir yuva yaptılar. Arkadaşlarıyla hep beraber oynuyorlar ve besliyorlardı. Veterinere aşılarını yaptırdılar .Annesi ve babası kedinin aşıları tam olduğu ve dışarıda bakılacağı için izin verdiler. Elif ve dostlarıyla birlikte kediyle zaman geçiriyorlar, derslerini ihmal etmiyorlardı. Pamuk gün güne kilo alıyordu. Bunun nedenini veterinere sordular .Veteriner: Pamuğun yavruları olacak dedi. Elif annesine babasına kedinin yavruları olacağını söyledi. Annesi ve babası sevindi. Pamuğun yavruları olmuştu. Siyah beyaz renkli ufacık 2 tane kedicikler olmuştu.
Arkadaşlarıyla birlikte isim koydular. İsimleri de Boncuk ve Zeytin koydular. Sıcacık yuvalarında anneleriyle birlikte yaşıyorlardı.
Bir ay sonra Zeytin ve Boncuk büyümüşlerdi. Elif ve arkadaşları onlarla çok güzel oyunlar oynuyorlar ve onların bakımını hiç aksatmadan yapıyorlardı. Hatta kedi beslediklerini öğretmenlerine de anlatmışlardı. Öğretmenlerin de onların bu davranışlarından dolayı çok mutlu olmuş ve onları tebrik etmişti. Haftada bir gün sınıfa Pamuk, Boncuk ve Zeytin’i getirmeye izin vermişti.
Elif’in kedisi ile ilk günlerden beri yaşadığı maceralar onu arkadaşlarına , öğretmenine ve ailesine daha çok bağlamış ve onlarla güzel vakit geçirmesini sağlamıştı. Elif artık çok mutluydu.
Ama çok kısa bir zaman sonra Elif’in çok sevdiği arkadaşı olan Ayşe babasının iş sebepleri dolayısıyla kasabadan ayrılmak zorunda kaldı. Elif bu sebeple çok üzgündü. Ayşe ile vedalaşmak onun için çok zor oldu. O gece uyumadan önce hep Ayşe’yi düşündü. Yaşadıkları güzel zamanları hatırladıkça çok duygulandı. Ayşe taşındıktan tam bir hafta sonra okula yeni bir öğrenci gelmişti. Yeni gelen öğrenci de aynı Elif gibi sevecen, güler yüzlü ve çok tatlıydı. Adı ise Tuba’ydı . Tuba’yla Elif yakın zamanda arkadaş oldular. Tuba’nın da Elif gibi bir kedisi vardı. Kedisinin adı da Duman’dı. Tuba bazen Dumanı okula getirirdi. Duman, Pamuk, Boncuk ve Zeytin okul bahçesinde oyunlar oynarlardı.
Elif Tuba’ya Tuba’da Elif’e çok güveniyordu. Her şeylerini paylaşıyor, kedilerini çok sevip güzel zaman geçiriyorlardı. Bazen yeni arkadaşlar ediniyorlar fakat en iyi arkadaş yine kendileri oluyorlardı. İkisi dondurma yemeyi çok seviyordu. Özelikle mahallerinden geçen dondurmacıdan almayı çok seviyorlardı. Dondurmacı mahalleye her zaman geliyor .Bütün mahalle çocukları neşeyle sıraya girip dondurmalarını alıyorlardı. O gün bütün çocuklar sıraya girmişti. Ancak Elif o sıraya Tuba’nın girmediğini gördü .Bir köşede duvara yaslanmış duruyordu. Elif seslenerek neden sıraya girmediğini sordu. Tuba hiçbir şey söylemeden yine öylece orada duruyordu. Elif sıradan çıkıp Tuba’nın yanına gitti ve tekrar ne olduğunu sordu. Tuba, Elif’e bakarak.
-Benim param yok bugün her gün dondurma alamam ki. Dedi. Elif neden sıraya girmediğini daha iyi anlamıştı. Elif mahalledeki arkadaşlarının yanına gidip sessizce onlara bir şeyler söyledikten sonra Tuba’nın yanına gelerek beraberce dondurmalarını alabileceklerini söyledi. Çünkü Elif olanları diğer arkadaşlarına anlatmıştı ve aralarında para toplamışlardı. Tuba arkadaşı elifin böyle bir şey yaptığı için çok mutlu olmuştu. Gerçek dostluk bu olsa gerek diye düşündü. Tuba mahalledeki diğer arkadaşlarına da çok teşekkür etti. Dondurmacı bütün olanları kenardan da olsa gözlemlemişti. Yanına gelen çocuklara çok güzel bir davranışta bulunduklarını ve dostluk nasıl olur herkese gösterdiniz. Bu nedenle bu seferlik bütün dondurmalar benden dedi. Keyifle dondurmalarını yediler.
Elif kısa bir süre sonra mahalleden taşındı. Başka bir şehirde yaşamaya başladı. Burada da güzel dostluklar kurdu. Ama eski arkadaşlarını hiç unutmamıştı. Onları sık sık aradı, bayramlarda hediyeler yolladı. Yıllar sonra üniversiteyi bitirip bir araya geldiler. Dostluk bağlarını hiç koparmamışlardı. Eeee ne demiş atalarımız her şeyin yenisi ancak dostun eskisi makbuldür.
BÖLÜM SONU



Çiçekli köyünde yaşayan Ali ismindeki adam inşaatlarda çalışarak geçimini sağlarmış. Ali’nin üç tane kızı varmış. Emine evin en büyük kızıymış ve Üniversite okuduğu için başka bir şehirde yaşıyormuş .Ortanca kızı Sema lisede küçük kızı Sabiha ise 5. Sınıfta okuyormuş. Ali bir süredir iş bulamıyormuş. Kızları çok zeki, çalışkan ve saygılı kızlarmış. Hayat zorluklarına rağmen hepsini okutacağım, onları ayaklarının üzerinde görmekten başka bir isteğim yok dermiş hep karısı Hatice’ye. Son zamanlarda ise evden işe gidiyorum diye çıkar bütün gün iş arar dururmuş. Evdekilere de bir şey belli etmemeye çalışırmış. Yine bir gün evden çıkmış. Yolda giderken bir adamın gazetesinde bir ilan görmüş. İlanda bir şirketin çalışan aradığı yazıyormuş.
Okumaya devam etmiş, şirket şehirdeymiş. Ali`nin yüzü asılmış. Ali otobüsle gidebilirmiş, ancak her gün otobüse para veremezmiş. Ali yoluna devam etmiş. Ama ilan aklından çıkmıyormuş. Ali eve giderken düşünmüş durmuş. Eve varmış, yemek yiyip odasına gitmiş. Yatağa yatmış ama ilan yine aklına gelmiş. Sabah kalktığında mutfaktan, mis gibi kokular geliyormuş. Ailesi, Ali´ye sürpriz yapıp ona çok güzel bir kahvaltı hazırlamış. Ali çok mutlu olmuş. Kocaman sarılmış ailesine. Ardından güzel bir kahvaltı yapmışlar. Sonra, birden Ali’nin aklına ilan gelmiş. Tüm neşesi kaçmış. Ailesine işe gidiyorum diyerek, iş aramaya çıkmış. Bir yandan iş arıyor ,bir yandan da ilanı düşünüyormuş.
Sonra düşünmüş taşınmış, ailesine danışmadan bir karar vermemesi gerektiğini düşünmüş. Akşam olduğunda, ailesine ilanı ve baştan beri işsiz olduğunu anlatmış. Sema, “bence her gün otobüse para veremezsin, zaten otobüsler çok pahalı” demiş ,Sabiha, “benim yaşım küçük, böyle olaylara karışmasam daha iyi olur”, demiş. Ali, “olur mu kızım sende bizim ailemizdensin senin de söz hakkın var”, demiş. Sabiha,“ ablam haklı” demiş. Hatice ise, “çocuklar haklı, her gün otobüse para veremezsin; ama bence Emine’yi de bir arayalım” demiş ve Emine´yi aramışlar.
Emine, “Babacığım bence annem ve kardeşlerim haklı. İstersen iş aramaya geri dönebilirsin ”demiş. Ali bunu odasında düşünmek istemiş. Aradan bir saat geçmiş ve odasından çıkmış. Ali karar vermiş. Artık işin ucunu bırakacakmış ve yeniden iş arayacakmış.
Ailesi bunu akıllıca bulmuş. Ali yine her gün iş arayacakmış. Karısı her akşam Ali iş bulsun diye dua edermiş. Günler günleri kovalamış ve Ali bir gün eve güler yüzle gelmiş. Heyecanla “Bilin bakalım bugün ne oldu! Bizim yan komşu her gün arabası ile şehre gidip geliyormuş. Senide götürebilirim dedi. Ben de kabul ettim.” demiş. Bunu duyan Hatice ,Sema ve Sabiha çok sevinmiş. Hemen Emine’yi aramışlar. Emine çok mutlu olmuş ve babasına yeni işi için şans dilemiş. Ali ertesi gün işbaşı yapmış .İş hakkında bilgi edinmek için müdürün odasına gitmiş. Müdür “merhaba siz çay ocağı için mi geldiniz?” demiş. Ali “evet” demiş. Müdür çalışma şartları ve maaşı söylemiş Ali kabul etmiş.
Müdür “şurayı imzalayın lütfen” demiş .Ali imzalamış ve müdür “evet işe alındınız hayırlı olsun. Arkadaşlarınızla tanışıp işbaşı yapabilirsiniz” demiş. Ali iş arkadaşlarıyla tanışmış ve eve dönmüş. Ailesine anlatmış. En iyi arkadaşı da Adnan olmuş. Onunla kahve içmişler sohbet etmişler. Adnan ona her yeri göstermiş. Ailesi buna çok sevinmiş .Ertesi gün Ali yine işe gidip Adnan’ı aramış ama bulamamış sonra telefonuyla aramış ve ulaşmış. Adnan kanser hastasıymış ve parası yetmediği için ilacı alamamış. Ali buna çok üzülmüş. Ali’nin aklında bir fikir gelmiş. Ali Adnan için yardım toplayacakmış. İlk maaşını almış. Arkadaşlarından topladığı paraya kendi maaşından da eklemiş.
Yeterli miktarda paraya ulaşmış. Ali buna çok sevinmiş hemen arkadaşı Adnan’a gidip parayı vermiş. Adnan “sana borcumu nasıl öderim be kardeşim teşekkür ederim” demiş. Ali “yok be azıcık bir şey. Sen iyi ol yeter, hadi görüşürüz” demiş ve eve gitmiş. Komşusuna da çok teşekkür etmiş “sen olmasaydın ben hiçbirini yapamazdım” demiş. Komşusu da “bir şey değil” demiş. Ali eve gidince aklına bir şey gelmiş, komşusuna bir hediye alacakmış. Bunu ailesine söylemiş, ailesi “iyi fikir” demiş. Ali komşusuna güzel bir hediye almış. Sabah olmuş komşusu ile işe gitmişler. Ali komşusuna bir daha teşekkür etmiş, ve hediyeyi vermiş. Komşusu da çok sevinmiş .Eşi olan Hatice Hanım Ali’nin işe girip çalıştığı için çok mutlu olmuş.
Arkadaşı olan Adnan’da aldığı ilaçlarla tedavisi devam etmiş. Sabiha ve Sema okullarına devam etmişler. Üniversite’de okuyan büyük kızı Emine aramış babacığım nasılsın yeni işin nasıl demiş ?Babası yeni işinden çok memnun olduğunu söylemiş ve iş arkadaşı Adnan’ın başına gelen olayı anlatmış. Emine de babasının arkadaşı için yaptıklarından gurur duymuş. Babası Emine’ye derslerinin nasıl olduğunu sormuş. Emine de derslerinin iyi olduğunu ,okulunu ve arkadaşlarını çok sevdiğini söylemiş. Ama hem okula gidip hem de okul masrafları için çalışmasının kendisini çok yorduğunu eklemiş. Tam telefonu kapatacağı zaman babası Emine’ye bir isteğinin olup olmadığını sormuş .Emine söylemek istememiş ama babası onu ses tonundan tanımasından dolayı bir sıkıntısının olduğunu anlamış.
Sonunda Emine yabancı dil öğrenmek için yurtdışına gitmek istediğini ama maddi durumlarının elvermediğini eklemiş ve konuşmaları orada kalmış.
Ali kızına yardımcı olabilmesi için çok çalışması gerektiğini biliyormuş. Ali arkadaşlarıyla bir muhabbet sırasında kızının durumundan bahsetmiş. Adnan da Ali’nin daha önce yaptığı iyiliğe karşılıkta yardımcı olabileceğini söylemiş. Adnan günün birinde şirketin sahibine durumu anlatmış. Şirket sahibi de Emine’ye yurt dışında dil eğitimi alabilmesi için yardımcı olacaklarını söylemiş. Bu haberi duyan babası Ali, arkadaşı Adnan’a teşekkür etmiş ve heyecanla kızı Emine’yi aramış.
Babası:
-Kızım yurtdışına gidebileceksin. Ben bir yolunu buldum.
Emine o kadar sevinmiş ki ne söyleyeceğini bulamamış. Babasına nasıl teşekkür edeceğini bilememiş. Babası:
-Canım kızım gün gelir teşekkürünü nasıl edeceğini mutlaka bulursun.
Ali de koşarak eve gidip olanları ailesine atlatmış. Ailesi de çok sevinmiş. Neşe içerisinde birbirlerine sarılmışlar.
Birkaç gün sonra Emine babasını aramış. ’babacığım sana nasıl teşekkür edeceğimi buldum ‘demiş.
Babası, Emine‘nin teşekkürünü merak etmiş ama merakını belli etmemiş.’ ’Benim güzel kızım ne yapacak da bana teşekkür edecek. ’’demiş.
‘’Babacığım benim yurt dışına gitmeme 3 aylık zamanım var. Biliyorsun aynı zamanda çalışıyorum da. Burada bir Huzur evi var. Müdürüyle görüştüm. Haftada 2 gün oraya gidip yaşlı amcalara, teyzelere kitap okuyup onlara yardım edeceğim. Sen çok iyiliksever birisin, seni böyle daha mutlu olacağını düşündüm. Teşekkürlerimi kabul et’’ demiş. Babası çok duygulanmış. Ailesi ile bir kez daha gurur duymuş. Onlar için ne yapsam az demiş. Eşine ve çocuklarına durumu anlatıp mutluluklarını paylaşmışlar .Bu dünyada en güzel şeyin yardımlaşmak olduğunu ailesi ile birlikte yaşayarak öğrenmişler. Ali kızını yurt dışına göndermiş ve çok özlemiştir.
Kızı Emine gittiği ülkede yine vakıf ve derneklerde gönüllü olarak çalışarak ailesini gururlandırmaya devam etmiştir. Yardımlaşmanın kartopu gibi giderek büyüyeceğini Ali ve ailesi herkese gösterdi.
BÖLÜM SONU



Siyah Karanfil sokakta herkes birbirini sever ve saygı duyardı. Siyah Karanfil Sokak cıvıl cıvıl bir sokaktı. Genellikle taştan evler ve herkesin evinin bir de bahçesi vardı. Fakat bu sokakta Merve adında bir kadın yaşıyordu. Bu kadın sarı saçlı , yeşil gözlü, güzel fakat görünüşünün aksine kötü karaktere sahip bir kadındı. Duyduğu sözleri yalan yanlış olarak arkadaşlarına söyler ;onları birbirine düşürürdü. Yanlış bir şey yapsa hiç suçu üstlenmez hep yalan söylerdi.
Merve’nin 9 yaşında bir de kızı vardı. Adı ise Eda’ydı .Sarı saçlı, mavi gözlüydü. Eda, annesinin aksine çok dürüst bir çocuktu. Eda ve annesi bir sabah ekmek almak için fırına girdiler. Fırıncı Harun Amca çok iyi, babacan bir insandı. Mahallede herkes onu çok severdi. Kahverengi gözleri, siyah seyrek saçları vardı. Eda’nın annesi fırıncı Harun Amca’dan iki ekmek istedi.
Harun Amca ekmeği poşete koyarak Eda’ya uzattı. Annesi de o sırada cüzdanından para çıkarıyordu. Tam o sırada Harun Amca’nın telefonu çaldı. Harun Amca telefonunu mutlulukla açtı. Merve Hanım’ın uzattığı parayı alıp parasının üzerini ona verirken bir yandan da telefondaki heyecanlı sesi dinliyordu. Harun Amca’nın yüzünde birden üzüntü ve acıma duyguları belirdi. Fırından çıkmaya hazırlanan Merve Hanım meraklı gözlerle Harun Amca’ya bakıyordu ki Eda, ”Anne simit de alabilir miyiz?” dedi. Harun Amca hem duygularını belli etmemek hem de müşterilerini bekletmemek için telefondaki kişiye “Seni daha sonra arayacağım ve sorunu çözeceğiz” diyerek telefonu kapattı.
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(5)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $46.19+) -
BUY THIS BOOK
(from $46.19+) - DOWNLOAD
- LIKE (5)
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE(5)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!