
Ön söz...
Proje öğretmenlerimiz projemiz için kendi masallarını yazarak masallar diyarına yolculuk yaptılar. Bu yolculuklarında minik öğrencilerimiz de bizlere eşlik etti. Bu kitap da kuzularımıza projemizden bir anı olması için hazırlanmıştır. Keyifle okumanız dileğimizle...
Seda Mutlu Pınar Gürsoy Yaşar Dikici Ayşegül Altun
Hatice Mıhcı Dilek Altunsöz Duygu Şahin Meryem Yüksel
Assiye Bakır Gülten Sümer


4 - 10 ...........................Çilek Toplayan Kız
11- 16 ..............................Aşçının Çırağı
17-26 ............................Kurnazlığın Sonu
27-33...........................Voleybol Turnuvası
34-42..........................Dikensiz Kirpi

İçindekiler
43-52.............................Kuruyan Dere
53-60.............................Tavşan
62-72.............................Kahraman Tadu
73-80 ................................Şeker Ormanı
81 -89........................Küçük Çoban Memo
1. ÇİLEK TOPLAYAN KIZ
Bir varmış bir yokmuş. Uzak diyarlarda iki dağın arasında bir dede torunu ile küçük bir kulübede yaşarmış. Yaşarlarmış ama giymeye çarığı, konuşmaya adamı zor bulurlarmış. Çünkü dedesi torununu korumak için kimselerle görüşmesine, kimselerle oynamasına izin vermez. Onu herkeslerden korurmuş. Günler günleri kovalamış, zaman hızla akıp geçmiş. Bizim torun büyümüş Altın sarısı upuzun saçları, boncuk gibi gözleri varmış. Ama hala hiç arkadaşı yokmuş, bundan dolayı çok mutsuzmuş ama dedesine de arkadaş istiyorum diyemezmiş. Ya dedesi üzülürseymiş.. Dedesinin dizinin dibinden bir yere ayrılamazmış. Günlerden bir gün canı çilek çekmiş takmış sepetini koluna düşmüş orman yoluna. E tabi dedeside ardında. Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş.






Yol boyunca şarkı söylemiş, hoplamış zıplamış. Yolun patikaya döndüğü yerde çalıların arasında pasparlak, iri, rengi kıpkırmızı çilekleri görmüş. Başlamış toplamaya güle oynaya. Bizim kız kendini şarkı söylemekten alamazmış. Söylediği şarkılara kuşlar, böcekler de eşlik edermiş. Dalın ucunda kocaman nerdeyse ay büyüklüğünde bir çilek daha varmış. Tam eğilip elini uzattığı anda yaprakların altında minik bir peri olduğunu farketmiş. Bi anda korkmuş. Ne de olsa ilk defa bir peri görüyormuş. Bizim kızın korktuğunu anlayan peri sessizce; “Lütfen korkma. Ben sana iyilikten başka bir şey vermem.” demiş. Minik peri bizim kıza “ Ne güzel sesin var. Teee şu tepenin arkasında, Elmas ağacının altında inci toplarken sesin ilişti kulağıma, uçtum geldim hemen, saklandım çalıların arkasına. Seni dinledim o vakitten bu yana.” Bizim kız periyi dinlerken gördüklerine inanamamış .

Duydukları ona rüya gibi gelmiş. İlk defa biriyle konuşuyormuş. Hem de bir periyle. Aman dedesi duymasınmış Yoksa bizim periyi kovalarmış. Peri durumdan haberdarmış sessizce devam etmiş “Seni çok sevdim bir hediye vermek isterim” demiş. Peri elini elbisesinin cebine daldırmış uzunca cebini karıştırmış. Aramış aramışaramışşşş En sonunda cebinden 3 tane elmastan kalem. ”Bu kalemler sihirlidir. Her kalemle bir dilek hakkın var. Uyumadan once deftere ne yazarsan onu çıkarıverir karşına. Dikkatli ol” demiş. Kız buna çok sevinmiş. Çünkü aklında bir sürü dilek varmış.Dedesine söylemekten çekindiği. Uzatmış elini almış kalemleri düşmüşler yola, varmışlar eve. Dedesine de kalemden, periden bahsetmemiş. O akşam çilekleri bir güzel yemişler uyku saati gelmiş. Bizim kız uyumadan önce perinin verdiği deftere ilk kalemiyle ilk isteğini yazmış. Saklamış defteri pamuk gibi yastığının altına. Eli yanağında uyuya kalmış.









Mışıl mışıl uyumuş. Uyurken kulağına bir müzik sesi gelmiş. Çıkmış yatağından bakmış pencereden. Bir de ne görsün. Karşısında muazzam bir sofra; pastalar, tatlılar, meyveler … Bir kuş sütü eksikmiş. Oturmuş sofraya yemiş yemişyemiş yedikçe yemiş. Yemiş ama hiç doyduğunu hissetmemiş. Bir bakmış sofrada bir tek lokma kalmamış. Ama yediğinden hiçbir tat almamış. Ertesi gün olmuş. Yine tek başına bir gün geçirmiş. Oturmuş, kalkmış güneş batmış uyku saati gelmiş. Bizim kız bu gece yine sessizce ikinci kalemi ile defterine bir dilek yazmış. Dönmüş sağına mışıl mışıl uyumuş. O da ne? Cıvıl cıvıl çocukların sesi kulağına ilişiyormuş. Kalkmış yatağından, pencereye gitmiş. Işıl ışıl parlayan güneşin altında bir sürü çocuk oynuyor zıplıyormuş. Çıkmış dışarı yanlarına gitmiş. Ama çocuklar onu hiç görmüyorlarmış. Bizim kız çok üzülmüş. Sonraki gün yine dedesiyle birlikte vakit geçirmiş. Güneş batmış akşam olmuş .Uyumadan önce son dileğini deftere yazmış. Bu seferki dileği biraz uzunmuş. Yazmış yazmış. Sonra yine yumuşacık yatağına girmiş, yorganını üstüne çekmiş bu sefer umutluymuş mutlu bir şekilde uykuya dalmış. Bahçeden mis gibi yemek kokularının geldiğini farketmiş. Kalkmış ayağa, adımını atmış son dileğine. Bahçeye çıkmış, yine muazzam bir sofra kurulmuş.






Oturmuş sofraya başlamış yemeye. Her yediğinin tadını alıyormuş doya doya, çocuklar onunla sohbet ediyor, oynuyorlarmış. Bizim kız kahkahalar atıyor, mutluluktan havalarda uçuyormuş. Derken bir el hissetmiş omuzunda. Derinden bir ses “Kızım kızım!” diyormuş. Bizim kız gözlerini bir açmış rüyada olduğunu anlamış. Dedesiymiş seslenen, bu defter ne yavrucuğum? Onu başucunda açık buldum. Bizim kız biraz buruk birazda utangaç almış defteri hemen. Onu yastığının altına koyduğuna eminmiş. Bakmış açık sayfaya, başlamış okumaya. Dileklerinin altında bir not fark etmiş. Bu notu hem de minik peri yazmışmış. Notta yazılanlar bizim kıza öğüt niteliğindeymiş. Şöyle yazmış minik peri… Altın saçlı, boncuk gözlü, güzel sesli kız. Üç gecedir dileklerine baktım. Birinci dileğin muazzam yemeklerle dolu bir masaydı ama dileğine tadı tuzu eklememiştin. İkinci dileğin oynayan çocuklardı ama iletişimi, sevgiyi dile getirmemiştin.








Üçüncü dileğinde neden dileklerinin seni mutlu etmediğini anladın ve deftere istediklerini tam yazdın. Evet bunların hepsi rüyalarındaydı. Keramet kalemde değil senin ne istediğini bilmendeydi. Şimdi benden tavsiye dedeni al karşına ne istediğini söyle. Kendini güzel ifade edersen deden seni anlar sen de mutlu olursun demiş. Bunun üzerine bizim kız dedesi de hazır karşısındayken çilek toplamaya gittiği gün ormanda olanları ve rüyalarını anlatmış. Perinin öğüdünü tutup arkadaş edinmek istediğini, onlarla oynamak istediğini dedesine söylemiş. Bunu üzerine dedesi torununun yaşadığı yalnızlığa üzülmüş. Bunca yıl onu korumaya çalışırken isteklerini fark edemediğine üzülmüş. Artık ona tek başına yetmediğinin, torununun büyüdüğünü fark etmiş. Bundan böyle bizim kız bir dileği olduğunda dedesiyle paylaşmış. Dedesi de torununu dinlemiş ona kulak vermiş. Uzun yıllar mutlu mesut yaşayıp arkadaş edinmişler. Birbirlerinin fikrine de değer vermeyi ihmal etmemişler. Onlara kömür bizlere ömür; onlara dostluk bizlere sağlık. Gökten üç elma düşmüş. Biri masalı anlatan benim başıma. İkincisi masalı dinleyen sizlerin başına. Üçüncüsü de dünya üzerinde kendini her zaman doğru ifade edenlerin başına …
Yazan: Seda Mutlu












2-AŞÇININ ÇIRAĞI
Evvel zaman içinde kalbur, saman içinde.Bir zamanlar uzak diyarlarda bir aşçı varmış. Bu aşçının eli çok lezzetliymiş. Zamanla ünü yayılınca saraya baş aşçı olmuş . Başta padişah olmak üzere herkes lezzetli yemeklere doyamıyormuş. Aşçının yanında bir de çırağı varmış. İkisi beraber çalışırlarmış. Usta aşçı alırmış eline kepçeyi geçermiş kazanın başına . Başlarmış tekerlemesine:
-Tuzu azdır, balı çok
Yemesine doyum yok
Sevgidir yemeğin tadı
Tebessümle yapmalı
Sonra devam edermiş:
- Yanaklarım al benim
Anlımdadır terim
Döner döner dururum
Aşıma lezzet korum
Bizim çırak ustasının bu sözlerini pek aldırış etmez pek de anlam vermezmiş. ’’Bu sözleri söylemekten hiç usanmıyor’’ diye içten içe söylenirmiş.
Yıllar yılları kovalamış , yaşlılık bizim aşçıyı yakalamış. Artık yemek yapamayacak duruma gelmiş. Padişahın izni ile saraydan ayrılmış. Artık bizim çırak aşçıymış. Başlamış yemek yapmaya. Yıllardır aşçıdan öğrendiği yemekleri tam tarifine göre yapsa da bir türlü aynı olmuyormuş. Padişah bu duruma çok kızmış. ‘’Getirin şu aşçıyı huzuruma’’ diye askerlerine seslenmiş. Eski çırak yeni aşçı varmış korka korka padişahın huzuruna.

Padişah:
-Senki gelmiş geçmiş en iyi aşçının elinde yetiştin. Nedir bu yemeklerinin hali? diye sormuş hiddetle.
Çırak:
-Padişahım vallahi billahi tüm yemekleri aynı yaptım, dediyse de padişahın siniri geçmemiş.
‘’ Sana kırk gün mühlet . Eğer ki bu yemekler eski aşçınınki gibi olmasa kelleni uçmuş bil.’’ demiş. Bizim çırağı almış bir telaş .Düşünmüş taşınmış, kel başını kaşımış. Eeee kelle korkusu bu. Gece gündüz çalışmış. Bir gün saymış , iki gün saymış, üç gün saymış birden 40’a varmış . Ama yine de padişahın istediği gibi olmamış. Çaresiz yarın kellem gidecek diye düşüne düşüne uykuya dalmış. Rüyasında bir peri ona seslenmiş:
-Kalsana çırak başı
Güzel yapacaksın aşı.
Nasıl olacak bu iş diye sormuş bizim çırak . Peri başlamış anlatmaya:


-Ustanın söylediği tekerlemeleri hatırla. Her gün söylerdi sana ,kulak asmazdın ama!
Çırak düşünmüş ustasının tekerlemesini. ‘’Tuz az balı çok!’’ Anlamış ki yemeğin az tuzlusu bal gibi lezzetli olur. ‘’Sevgidir yemeğin tadı, tebessümle yapmalı.’’ demiş kendi kendine. Demek yemeği sevgiyle, istekle, güler yüzle yapmalı diye düşünmüş. ‘’Yanaklarım al benim, anlımdadır terim.’’ Hatırlamış birden ustası yemek pişene kadar yemeğinin başından hiç ayrılmaz sıcaktan yanakları kızarır, anlı terlermiş. ‘’Döner döner dururum, aşıma lezzet korum.’’ Ustasını sürekli karıştırarak yaptığını da hatırlamış.

Artık işin sırını öğrendim derken horoz sesiyle uyanıvermiş. Hemen yakmış ateşi koymuş kazanı ocağa. Başlamış güler yüzle yemeği yapmaya. Yemek pişmiş ,padişahın önüne konmuş. Padişah umutsuzca bir kaşık almış, sonra bir kaşık daha ,sonra bir kaşık daha…Çıraktın usta
oldun ,kelleni koparmaktan kurtuldun.’ ’demiş gülerek. Bizim çırak yemek pişirmenin sadece bir iş olmadığını , her işte olduğu gibi bu işi de severek, isteyerek, emek vererek yapması gerektiğini anlamış. Bundan sonra sarayda huzur içinde çalışmış.
Gökten üç elma düşmüş. Biri masalı yazan ve anlatan benim başıma, biri masalı dinleyen sizlerin başına, biride işi ne olursa olsun sevgiyle yapan herkesin başına.
Yazan: Gülten SÜMER





MERVE A.
19 EYLÜL İLKOKULU 3/F
KURNAZLIĞIN SONU
KURNAZLIĞIN SONU
Bir varmış bir yokmuş. Günler günleri, aylar ayları, yıllar yılları kovalamış. Güzün yaprağını döken ağaçlar baharda çiçek açmış. Sarıkız buzağılamış, kuzular melemiş, çocuklar masal istemiş. Masal isteyen çocuklara Pınar öğretmen bir masal yazmış. Gelin çocuklar bana kulak verin, masalımı dinleyin.
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, çok eski zamanlarda yiğit mi yiğit, vurduğunu deviren, tuttuğunu koparan bir delikanlı varmış. Bu delikanlının adı Aslan’ mış. Aslan ki ne Aslan… Attığı ok hedefi tam vuran, bindiği at rüzgâr gibi uçan, tuttuğu bilek bükülen, bir bakışıyla ülkenin bütün kızlarının yüreğini delen bir yiğit, bir aslan parçası.
Bu yiğit Aslan’ ın yaşadığı ülke pek küçükmüş. Ülkede yaşayan insanlar birbirlerini iyi tanırmış. Aslan’ ın yiğitliğini duymayan kalmamış. Öyle ki ülkedeki bütün kız babaları ancak kızlarını böyle bir yiğide verebileceklerini düşünürlermiş.
Ülkenin ozanları Aslan’ a methiyeler düzmüş:
“Aslan derler bir yiğit varmış,
Attığı bakış can yakarmış
Bu âlemde varsa bin kız
Hepsinin gönlü Aslan diye atarmış.”
Bunca sevgiye bunca söze rağmen Aslan’ ın gönlü alçak, gözü tokmuş. Bu kadar itibar görmek onu şımartmamış. Ancak ülkedeki diğer delikanlılar bu durumdan pek rahatsız olmuş. Çünkü tüm kızlar Aslan’ a varmak isteyince hepsi bekâr kalmış. Ne yaptılar ne ettilerse Aslan kadar itibar görmemişler. İtibar görmedikçe de Aslan’ a düşman kesilmişler. Hele ki içlerinde bir tanesi varmış ki kıskançlıktan neredeyse çatlayacakmış. Üstelik çok da kurnazmış. “Ne yapsam ne etsem de şu Aslan’ ın itibarını düşürsem.” diye düşünüp dururmuş.
Bu kurnaz delikanlı günlerce Aslan’ ı izlemiş. Amacı Aslan’ı kötüleyecek bir şeyler bulmakmış. Ama onun bir kusurunu görememiş. Kıskançlığı büsbütün artmış. Ama vazgeçmeye de niyeti yokmuş. Kurnaz aklını kötülüğe yormuş. Oturup bir plan kurmuş. Aslan’ ın itibarını zedeleyecek bir şey bulursa onu gözden düşürür, böylece ülkedeki bütün kızlar da Aslan’a hayran olmaktan vazgeçer diye düşünmüş. Ancak Aslan’ a kusur bulmak ne mümkün. Bizim Kurnaz da bir yalan uydurmaya, bir iftira atmaya karar vermiş. “Aslan’ın hakkında bir söylenti yaymalıyım. Öyle bir söylenti ki bir daha insan içine çıkamasın. Ülkede kimse onu sevmesin.” diye düşünmüş. Ancak “Bu söylentiyi kendi ülkemizde yayarsam bana kimse inanmaz. İyisi mi başka bir ülkede yayayım.” demiş.
Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş. Sonunda uzak bir ülkeye varmış. Bu ülkede Aslan’ ın ününü duyan yokmuş. Ülkenin sokaklarında dolanmış. İnsanlara geldiği ülkeyi, adının Aslan olduğunu ve ülkesinde pek bir sevildiğini anlatmış. İnsanlarla önce güzel dostluklar kurmuş onların güvenini kazanmış. Sonra da onların değerli eşyalarını çalıp ülkeden kaçmış. Ülkenin insanları değerli eşyalarının çalındığını ve ülkelerine gelen yabancının ortadan kaybolduğunu anlayınca hırsızın o olduğunu anlamışlar. Ama elden ne gelir hırsız çoktan kayıplara karışmış. Ama ülkede herkes Aslan adındaki delikanlının hırsızlık yaptığını dilden dile anlatmış, bu konuyu duymayan kalmamış.
Bu arada bizim kurnaz delikanlı da kurduğu planın işlemesini sabırsızlıkla beklemeye koyulmuş. Gün gelmiş ülkeye ticaret yapmaya gelen tüccarlar kurnazın tam da istediği gibi Aslan adında bir delikanlının ülkelerine gelip hırsızlık yaptığını anlatmışlar. Aslan’ ın ülkesinde dedikodu hızla yayılmış. İnsanlar artık Aslan’ ı yolda görünce selam vermiyor, onu görünce başlarını çeviriyormuş. Artık kızını Aslana vermek isteyen kimse de kalmamış. Aslanın tüm itibarı yerle bir olmuş. Ozanlar Aslan için çalmış söylemiş:
“Aslan derler bir yalancı
Kandırdı ana bacı
Yiğit dedik hızsız çıktı
Böyle yiğit olmaz olsun.”
Aslan hırsızlık yapmadığını anlatmaya çalışmış. Ama kimse onu dinlememiş. Aslan bu işe çok üzülmüş. İşte iftira bu kadar tesirli bir şeymiş. Bir yapıştı mı insanın üzerine kolay kolay çıkmazmış. Aslan’ı çok seven ülke halkı bir anda ondan yüz çevirmiş. Aslan’ ın da kimsenin yüzüne de bakacak hali kalmamış. Aslan rüzgâr gibi koşan atına atladığı gibi ülkeyi terk etmiş. Dağ başında bir mağarayı kendine ev edinmiş. Aslan orada yaşaya durdun biz ülkeye geri dönelim. Bakalım bizim kurnazın istediği olmuş mu?
Aslan’ ın itibarı yerle bir olup ülkeyi terk edince Kurnaz’a gün doğmuş. Planının tutmasına pek bir sevinmiş. Artık istediğim kız ile evlenir ben de mutlu bir yuva kurarım demiş. Ancak kimin kapısını çaldıysa geri çevrilmiş. Aslan ortada yokmuş ama yine kimse Kurnaz’ a kızını vermemiş. Kurnaz kız babalarının kapılarını bir çalmış, iki çalmış, üç çalmış… Ancak hiç olumlu cevap alamamış. En sonunda bu duruma pek bir kızmış. Son çaldığı kapıdan da eli boş dönünce sormuş:
-Önceden Aslan’ı bizden üstün tutar kız vermezdiniz. Şimdi Aslan yok yine bize kız vermiyorsunuz. Bizim ne kusurumuzu gördünüz?
-Aslan gibi bir yiğidin bile kusuru varsa kim bilir senin ne kusurların vardır, demiş kız babası.
Bunu duyan Kurnaz ne büyük hata yaptığını anlamış. İşte o vakit oturup düşünmüş. İşin sırrını çözmüş. Aslan’ ı değerli kılan şeylerin iyi ahlakı, güzel davranışları olduğunu anlamış. Aslan’ ın kendinden üstün olması bu özelliklerin Kurnaz’ da olmamasıymış. Kurnaz suçu hep Aslan’ da aramış. Ancak o da kendini geliştirse, huyunu düzeltse Aslan gibi itibar görecekmiş.
Hemen çıkmış yola. Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş. Sonunda Aslan’ ın mağarasına varmış. Hatasını düzeltmek istemiş. Aslan’ ı görünce özür dilemiş. “Aslan kardeş sana iftirayı ben attım. Ülkeyi terk etmene ben sebep oldum. Ama yaptığımın ne büyük bir hata olduğunu anladım. Ne olur ülkeye geri dön. Beni de bu vicdan yükünden kurtar.” demiş.
Aslan, kurnaz konuşurken mağaranın içinde yanan ateşe bakmaktaymış. Kurnazın sözü bitince kafasını kaldırmış. Kurnaza “Şimdi bu ateşin külünden bir avuç al. Kapının önüne çıkıp havaya savur.” demiş. Kurnaz buna bir anlam verememiş ama yine de Aslan’ ın söylediğini yapmış. Söylediğini yaparsa affedileceğini düşünmüş. Külleri havaya savurunca tekrar mağaraya girmiş. Umut dolu gözlerle Aslan’ a bakmış. “Tamam mı? Affettin mi beni?” demiş. Aslan kıvılcımlar çıkan gözlerini kurnaza dikmiş. “ O kadar kolay değil. Şimdi de savurduğun külleri toplayıp geri getir.” Kurnazın şaşkınlıktan ağzı açık kalmış. “Ama nasıl olur? Küller rüzgârda savrulup gitti. Ben onları tekrar geri toplayamam ki. “ demiş. O zaman Aslan “ İşte iftira da böyledir. Söylediğin sözü geri toplayamazsın. Sen herkesi benim hırsız olduğuma inandırdın. Şimdi herkes beni hırsız biliyor. Sen insanları aksine ikna etmeden ülkeye geri dönemem.” demiş.
Kurnaz Aslan’ın sözlerindeki hikmeti anlamış. Ülkedeki bütün insanların tek tek kapısını çalıp gerçeği anlatmış. İnsanlar gerçeği öğrenince Aslan ülkesine geri dönmüş. Eski itibarına kavuşmuş. Kurnaz’ a da bu yaşadıkları ders olmuş. Bir daha kimseye iftira atmamış. Bir şeye sahip olmak istediğinde başkalarını kötülemek yerine kendini geliştirmesi gerektiğini anlamış
Gökten üç elma düşmüş. Biri bu masalı yazan benim başıma, biri başkalarını kıskanmayıp kendini geliştirenlerin başına, biri de bu masalı dinleyen siz çocukların başına…
YAZAN: PINAR GÜRSOY
VOLEYBOL TURNUVASI
ESMA K.
VALİ RAHMİ BEY İLKOKULU
VOLEYBOL TURNUVASI
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde…
Kaf Dağının ardında, oyunları çok seven ve her yıl farklı turnuvalar düzenleyen bir padişah varmış.Padişah her yıl, farklı oyunlarla ilgili turnuvalar düzenlermiş.Ama bu turnuvaları hep devler ülkesinden katılan takımlar kazanırmış.
Bu yıl voleybol turnuvası yapılmasını emretmiş. Takımlar oluşturulmuş, çalışmalara hemen başlanmış. Caner de turnuvalara katılan takımda yer almak istemiş. Ama Caner yaşıtlarına göre biraz kısa boylu ve zayıfmış. Bu yüzden Caner'i kimse takıma almamış.
Caner bu olaya çok üzülmüş. Ağlaya ağlaya dere kenarına gitmiş. Perimiz Caner'in ağlamasına dayanamayıp yanına gidip niçin ağladığını sormuş...
Caner olup biteni hızlıca anlatıvermiş. Kısa boylu olduğu için takıma seçilmediğini ve voleybol oynamayı da bilmediğini söylemiş.
Perimiz Caner'e yardım etmeye karar vermiş. Voleybol oynamasını öğretecekmiş. Caner çok sevinmiş. Perimiz hemen kargaları çağırmış. Kargalar yukarıdan ceviz atıyor, Caner yakalamaya çalışıyormuş. Başta çok zorlanıyormuş ama ,zamanla perinin de yardımıyla tüm cevizleri yere düşürmeden toplamayı başarmış.
Kargalar gidince, perimiz kanguruları çağırmış. Caner'in zıplayarak kanguruların kafasına dokunmasını söylemiş. Caner zıplayıp kanguruların kafasına dokunmaya çalıştıkça kangurular daha da yükseğe zıplıyormuş. Caner zıplaya zıplaya kangurulardan daha da yükseğe zıplamaya başlamış. Artık Caner hem çok yükseğe zıplayabiliyormuş, hem de tepeden gelen bütün cevizleri yere düşürmeden toplayabiliyormuş.
Caner, arkadaşlarının yanına oynamaya gidince, bütün çocuklar Caner'in çok güzel voleybol oynadığını fark etmişler. Hemen takıma almışlar. Turnuva başlayınca Caner ve arkadaşlarının takımı, rakiplerini birer birer yeniyormuş. Ama tüm rakiplerini yenen bir takım daha varmış. Devlerin takımı da önüne gelen her takımı yeniyormuş.
Final de iki takım karşı karşıya gelince, devler karşılarında küçücük çocukları görünce çok gülmüşler. "Siz mi bizi yeneceksiniz?" diyerek dalga geçmişler. Oyun başlayınca Caner ve arkadaşları perinin de yardımıyla devler takımını yenmişler. Devler başları önünde Caner ve arkadaşlarını tebrik edip ülkelerinin yolunu tutmuşlar.
Padişah turnuvayı çocukların kazanmasına çok sevinmiş. Çocukları hediyelere boğmuş. Gökten üç elma düşmüş, biri masalı anlatan benim başıma, biri masalı dinleyen sizlerin başına biri de projemiz için şarkı söyleyen çocukların başına.
YAZAN :YAŞAR DİKİCİ
DİKENSİZ KİRPİ
DİKENSİZ KİRPİ
Bir varmış, bir yokmuş,
Herkesin karnı tokmuş,
Meyve veren ağaç çokmuş,
Ağacın yerini bilen yokmuş,
Dedem çıkmış ağaca,
Başlamış dalları sallamaya
Tutturmuş bir türkü,
Öttürmüş daldaki bülbülü,
Yollamış elmaları tarlaya,
Başlamış bir masal anlatmaya…

Zamanın evvelinde, mutluluklar ülkesinde, ormanın kuytu köşesinde yaşayan kirpi ailesinin birbirinden güzel üç tane yavrusu olmuş. Anne ve baba kirpi mutluluktan ne yapacaklarını bilememişler. Birbirinden güzel yemeklerin bulunduğu muhteşem bir sofra hazırlayarak ormandaki tüm dostlarını ziyafete çağırmışlar.
Sofra ki ne sofra!
Tavşan dostları için bahçedeki en güzel havuçlardan sebze çorbası,
Maymun dostları için en nefis muzlardan oluşan pastalar,
Ayılar için kovanlarındaki en taze ballar,
Fareler için peynirler, sincaplar için fındıklar ve daha neler neler…
Yemekler yenilmiş, sohbetler edilmiş kirpi ailesinin dostları bebek kirpilere birbirinden güzel hediyeler getirmiş.
Mutluluklar ülkesinde zaman ilerlemiş, yavru kirpiler de büyümeye başlamış. Kirpilerin dikenleri de uzamaya başlamış zamanla. Ne var ki kirpi kardeşlerden birinin henüz hiç dikeni yokmuş. Kardeşlerinin ve etrafındaki bütün kirpilerin dikenleri olduğu halde kirpi Kiraz’ın derisi pürüzsüzmüş. Bu durum karşısında annesi ve babası da endişe içindeymiş. Düşünüp taşınmışlar, Kiraz’ı ülkenin en iyi doktoru Şifacı Baykuş’a götürmeye karar vermişler.
Şifacı Baykuş Kirazı görünce:
-Çok ilginç, daha önce senin gibi dikensiz bir kirpi görmedim, demiş.
Kiraz’ı güzelce muayene etmiş ama herhangi bir sağlık problemi de bulamamış. Şifacı Baykuş anne ve baba kirpiye Kiraz‘ın kullanması için bazı karışımlar önermiş ve bu karışımları Kiraz’ın derisine sabah akşam sürmelerini istemiş. Günler ayları, aylar yılları kovalamış. Kiraz Şifacı Baykuş’un önerdiği karışımı aylarca kullanmış ancak hâlâ dikenleri çıkmamış.

İlk başlarda bu durum Kiraz’a çok can sıkıcı gelmemiş. Hatta olumlu yönleri de varmış. Mesela dikenleri olmadığı için oyunlarda hiçbir zaman top patlatmamış ya da sincaplar ve köstebeklerle birdirbir oynayabiliyormuş. Kiraz’ı en çok üzen durum ise anne, baba ve kardeşlerine rahatça sarılamamakmış. Çünkü onlara her sarılışında onların dikenleri Kiraz’ın pürüzsüz derisine batar ve canını çok yakarmış.
Gel zaman git zaman Kiraz büyümüş. Her şey bu zamandan sonra daha da zorlaşmış Kiraz için. Her ne kadar bir başkasının doğuştan getirdiği farklı yönleriyle alay etmek çok yanlış olsa da arkadaşları sürekli alay ederlermiş Kiraz’la. Artık dayanacak gücü kalmamış. Kendisine dikensiz kirpi denmesinden nefret ediyormuş.
Bir gün yine arkadaşları tarafından alay edilen Kiraz ağlayarak ormanın yolunu tutmuş. Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş ve dik bir patikanın ucunda bulduğu bir çam ağacının dibine oturup başlamış ağlamaya. Kiraz o kadar çok ağlamış ki gözyaşları geldiği patika yolu dereye çevirmiş. O sırada patika yolu kullanan Bilge Kaplumbağa suyun nereden geldiğini anlayamamış ta ki Kiraz’ı görene dek. Hemen yanına gidip oturmuş.
-Evladım neyin var niçin bu kadar ağlıyorsun? Demiş.
Kiraz başını kaldırıp karşısında duran gözlüklü yaşlıca kaplumbağaya bakmış ve çekinerek,
-Çok üzgünüm bu yüzden ağlıyorum, demiş.
Bilge Kaplumbağa:
-Seni bu kadar üzen şeyi merak ettim doğrusu benimle paylaşmak ister misin? Belki bir yardımım dokunur, demiş.
Kiraz tüm yaşadıklarını Bilge Kaplumbağa’ ya anlatmış. Bilge Kaplumbağa çok kitap okuyan biriymiş. Daha önce okuduğu kitaplarda çok nadir de olsa bazı kirpilerin dikenlerinin on yaşına kadar çıkmadığını ve Kiraz’ın da on yaşına geldiğinde dikenlerinin çıkacağını söylemiş. Kiraz duydukları karşısında çok mutlu olmuş. Bilge kaplumbağa:
-Hadi yavrum bırak üzülmeyi de evine dön. Annen ve baban seni merak ederler demiş.
Kiraz mutlulukla yolda bir şarkı mırıldanarak eve dönmek için yola koyulmuş. Eve doğru giderken arkadaşları ile karşılaşmış. Arkadaşları Kiraz’ı bu denli incittikleri için pişman olmuş ve hata ettiklerini anlamışlar. Kirazdan özür dileyerek bir daha dikensiz kirpi diye dalga geçmeyeceklerine söz vermişler. Bu durum Kiraz’ın mutluluğunu daha da arttırmış.
Akşam üzeri eve dönen Kiraz ailesine ormanda olanları anlatmış. Sonra ne olmuş bilin bakalım. 10 yaşına geldiğinde Kiraz’ın derisi kaşınmaya başlamış ve zamanla dikenleri çıkmış. Kiraz artık tıpkı ailesinin diğer üyeleri gibi dikenli bir kirpiymiş.
Dala 3 bülbül konmuş. Başlamış Şarkı söylemeye. Şarkılardan birisi Kiraz içinmiş, diğeri umudunu hiç kaybetmeyenler için. Sonuncu şarkı ise bu masalı dinleyenler için söylenmiş.
Yazan: Hatice MIHCI
KURUYAN DERE
ZEHRA T.
19 EYLÜL İLKOKULU 2/F
KURUYAN DERE
Evvel zaman içinde,kalbur saman içinde,develer tellal iken,pireler berber iken çok uzak diyarlarda bir köy varmış. Bu köy cıvıl cıvıl kuşların ötüştüğü, mis kokulu güllerin yetiştiği, büyük küçük herkesin şenlendiği bir yermiş. Ama bir zaman sonra kuşların cıvıltısı, derenin şırıltısı, arıların vızıltısı kesilmiş. Burada yaşayanlar güldür güldür çağlayan derenin kurumasına bir anlam verememiş. Çok uğraşmış didinmiş bir çare bulamamışlar. Kendi aralarında toplantılar yapıp, sürekli ne yapacaklarını tartışıp durmuşlar.

İçlerinden biri küs oldukları yan köydeki Bilge Aziz Dede’den akıl almaları gerektiğini söylemiş. “Gün birlik olma günüdür. Bizim başımıza gelen onlarında başında. Hep beraber bu derde derman olmalıyız.” demiş. Varıp düşmüşler yollara. Yan köy gelenleri görmüş,hemen de tanımış. Onlar da bu zor zamanlarda bir arada olunması gerektiğini anlamış. Koşup yanlarına saygıyla karşılamış. Dedenin huzuruna varılmış, el öpülmüş, torun sevilmiş, yemekler yenilmiş. Akşam olunca Bilge Aziz Dede derenin neden kuruduğunu öğrenmek için daha önce hiç gidilemeyen derenin kaynağına üç gencin gitmesi gerektiğini söylemiş.
İki köyden de pek çok yiğit gelmiş huzura, talip olmuşlar köyleri kurtarmaya. Dede her geleni tartmış, yoklamış. İnce elemiş sık dokumuş. Sonunda kararını vermiş. Seçtiği gençlerden biri iki köyün de en güçlü ve gözü kara olanı, biri en akıllı ve kurnaz olanı, biri de en merhametli ve güler yüzlü olanıymış. Gençler hazırlanmışlar. Aziz Dede gençleri karşına alıp onlara öğütler vermiş. Dereyi yol boyu takip edeceklermiş. Ama önce geçit vermez kara ormandan geçecek, sonra bıçak gibi keskin kayalıkları olan Kaf Dağ’ından aşacak, en sonunda da Tek Gözlü Dev’i geçerek suyun kaynağına ulaşacaklarmış.
Yağız delikanlılar az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş , üç gün üç gece yol gitmiş, bir de bakmışlar ki arkalarına bir arpa boyu yol gitmişler. Ama yılmamış, devam etmişler. En sonunda geçit vermez ormana gelmişler. Aramış, taramış geçecek bir yol bulamamışlar. Her yer sık ağaçlarla, bataklıklarla kaplıymış. Derken merhametli bir ses duymuş. İncecik bir çığlık. Burnunun direği sızlamış, içi cız etmiş. Kulak kesilmiş sesten yana. Arayı tarayı bulmuş en sonunda. Kocaman bir kütüğün altında minicik bir bacak fark etmiş. Koşmuş güçlüyü çağırmaya.
Güçlü tutmuş kütüğü bir hamlede kaldırmış, atmış uzaklara. Dünya güzeli bir peri kanat çırpmış o anda. Akıllı gelmiş, sarmış perinin yaralanan bacaklarını da. Peri çok sevinmiş kurtulduğuna, böyle iyi insanlarla karşılaştığına.
"Dileyin benden ne dilersiniz. Ben bu ormanın perisiyim. Burada istediğiniz her dileği yerine getirebilirim. ”demiş. Merhametli olan hemen ormandan geçerek yollarına devam etmeleri gerektiğini söylemiş. O anda hemen yanlarında bir kapı açılmış. “Kapıdan geçen ormanı geçer. Yolunuz bahtınız açık olsun. Uğurlar olsun.” demiş peri ve ortadan kaybolmuş.
Yola devam eden yiğitler Kaf Dağ’ının eteklerine gelmişler. Sağa dönmüşler, sola dönmüşler, aşağı bakmışlar, yukarı bakmışlar keskin olmayan, ayak basacak, adım atacak tek kaya bulamamışlar. Bu işe şaşmış kalmışlar. Derken merhametli bir ses duymuş. İncecik bir çığlık. Burnunun direği sızlamış, içi cız etmiş. Kulak kesilmiş sesten yana. Arayı tarayı bulmuş en sonunda. Bir kayanın dibinde minik bir yavru kuş çığırmakta. Hemen almış, beslemiş, yaralarını sarmış yavrunun. Aniden bir rüzgarla irkilmişler. Neredeyse kayalıklara çarpıp yaralanmak üzereyken güçlü tutmuş herkesi, direnmişler rüzgara.
Akıllı hemen anlamış bu kuşla ilgilidir. Tutmuş göğe kuşu “Korkma yavrun iyidir.” Bunu gören Zümrütü Anka kuşu durmuş,hemen almış yavrusunu. Bakmış ki yavru beslenmiş,yerindedir keyfi. “Dileyin benden ne dilerseniz. Ben bu dağın sahibiyim.Burada istediğiniz her bir dileği yerine getirebilirim.”demiş. Güçlü olan hemen dağı aşarak yollarına devam etmeleri gerektiğini söylemiş. O anda hemen yanlarında bir kapı açılmış. “Kapıdan aşan dağı aşar.. Yolunuz bahtınız açık olsun. Uğurlar olsun.” demiş ve yavrusuyla birlikte ortadan kaybolmuş.
Dağı geçen gençler karşılarında Tek Gözlü Dev’i bulmuşlar. Dev gür sesiyle bağırmış.” İçi ateş, üstü taş,üzerinde binbir baş” Akıllı olan hemen cevabını bulmuş. “Dünya” diye bağırmış. Akıllının bir çırpıda cevap vermesi devin çok hoşuna gitmiş. “ Buralara kadar gelen insanoğlu olmamıştır. Nereden gelir, nereye gider, ne isterseniz?” demiş. Gençler bütün olanı biteni anlatmış. Hemen derenin kaynağına bakmışlar. Kocaman bir kaya yuvarlanmıştır. Dev ile güçlü zor bela taşı kaldırmışlar. Derenin suyu gürül gürül akmaya başlamış. Dev “Dileyin benden ne dilerseniz. Ben bu diyarın sahibiyim. Burada istediğiniz her bir dileği yerine getirebilirim.
.”Akıllı olan hemen köye dönmeleri gerektiğini söylemiş. O anda hemen yanlarında bir kapı açılmış. “Kapıdan çıkan köyüne çıkar.Yolunuz bahtınız açık olsun. Uğurlar olsun.” demiş ve ortadan kaybolmuş.
Gençler köye geldiklerinde dere çoktan çağlamaya, analar mutluluktan ağlamaya, çalgılar çengiler çalmaya başlamış bile. Herkes büyük bir sevinçle karşılamış.
YAZAN: ASSİYE BAKIR

TAVŞAN
Ece Yenikent İlkokulu
Ankara
TAVŞAN
Bir varmış,bir yokmuş.Uzak diyarlarda bir orman varmış.Bu ormanda tüm hayvanlar neşe içinde yaşarmış.Onlardan biride tavşan ailesiymiş.Günlerden bir gün, tavşan ailesinin sevimli mi sevimli bir yavrusu olmuş.Bu yavru neşelerine neşe katmış.Katmış katmasına ama anne ve baba tavşan ne yaparsa yapsın yavrunun yüzü hiç gülmüyor,halinden memnun olmuyormuş.





Günler böyle geçe dursun.Bizim tavşan ormanda gezintiye çıktığı bir gün rengarenk bir kelebek görmüş.Sanki tüm yıldızlar kelebeğin kanatlarındaymış. Pırıl pırıl parlıyor,dans ediyor,şarkı söylüyormuş.Hayranlıkla onu izleyen tavşancık düşmüş kelebeğin peşine.Varmış yanına. ‘Senin gibi bir kelebek olup,özgürce uçabilmek için ne yapmalıyım?’ diye sormuş.
Dut ağacının dalına konan kelebek, kocaman bir kahkaha atmış. ‘Benim gibi bir kelebek olman için önce bir tırtıl olman sonra sabırla beklemen lazım.’ demiş ve tavşancığın konuşması bitmeden uçup gitmiş.


Bu duruma hem çok üzülen hem de sinirlenen tavşan öyle bir bağırmış ki yer yerinden oynamış.Dut ağacının köklerinde yaşayan iyilik perisi uykusundan uyanmış.
Ne olduğunu anlamak için etrafına bakınırken sinirli, üzgün tavşancığı görmüş.Ona neden bağırdığını ve üzgün olduğunu sormuş.
Tavşancık:
-Zıplamak değil ,uçmak istiyorum uçmak , diye cevap vermiş.Bu sırada sakinleşerek ,şaşkın gözlerle periye kim olduğunu sormuş.
Peri başlamış anlatmaya:
-Ben bu ormanın iyilik perisiyim. Dilekleri yerine getiririm.Üzülme senin de dileğin olacak ,diyerek tavşanı dut ağacının dalında bir kozanın içine koymuş.
Kozanın içinde sabırla beklemesini ve derin bir uykuya dalmasını da tembihleyerek oradan uzaklaşmış.Peri uzaklaşır uzaklaşmaz bizim tavşan uykuya dalmış.Dalmış dalmasına ama kısa bir süre sonra uyanmış.Sağına bakmış,soluna bakmış, aynısı gibi duruyormuş.O sırada sırtında derin bir acı hissetmiş.Elini hemen sırtına götürmüş.Aaa! Bir de ne görsün?Artık tek bir kanadı varmış.Bir terslik olduğunu anlayan bizim tavşan perinin sözlerini hatırlayarak hemen tekrar uyumaya çalışmış.Günler günler geçmiş ama bir türlü uykuya dalamamış.Çok sıkılmış,acıkmış,susamış...

Şimdi ormanda hoplaya zıplaya yemek yemek varken,burada açlıktan öleceğim diye düşünmüş ve başlamış ağıt yakmaya.Öyle bir ağıt yakmış ki dut ağacının dalları üzüntüden tir tir titremeye başlamış.Bu titremenin şidddeti ile bizim koza yerinden fırlamış.
Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş.Uzak mı uzak ülkenin birinde karanlık bir kuyuya düşmüş.Çaaaat, pat, küt sesler arasında koza çatlamış.Tavşancık kozadan çıkmış.Önce ne yapacağını bilememiş.Etrafına bakınıp dururken, bir kuyuda olduğunu anlamış.Sonra aklı başına gelen tavşancık ‘Benim artık bir kanadım var,uçayım da çıkayım burdan.’diye düşünmüş.Uğraşmış uğraşmış ancak tek kanatla bir türlü uçamamış.Bu sefer de ‘Ben bir tavşanım zıplar çıkarım.’ diye düşünerek zıplamaya çalışmış.
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $17.59+) -
BUY THIS BOOK
(from $17.59+) - DOWNLOAD
- LIKE (1)
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!