

Cevdet ÖZTAŞ Zeynep AKKURT
Yasemin KURU Eda AKÇELİK
Nurgül TOMAKİN DEVECİ Gülden ARIMAN
Nagihan BULUT EREN Ömer YALIM
NURDAN YURT Gülcan ERSOY



Ayşe ile Mehmet Kültürümüz En Büyük Mirasımız eTwinning projesine katılan iki kardeş öğrencilerdendi. Proje sayesinde kültürümüzü daha yakından tanıma fırsatı buldular. Kafa kafaya verip diğer proje arkadaşlarının yörelerini nasıl gezebiliriz diye düşündüler. Anne ve babalarına bu konuyu anlattılar. Anne ve babaları bu yıl denize gitmek yerine ülkemizi gezelim önerisi ile geldiler. Çocuklar çok sevinçliydiler. Hazırlıklar başlamıştı. Güzel bir plan yaptılar. Öncelikle kendi illeri olan Konya’dan işe koyuldular ve Konya ilinde gezilecek yerlerin listesini yaptılar.




Planlarını ve gezilecek yerleri kararlaştırdıktan sonra ertesi gün Mevlana Müzesi ile geziye başladılar. Mevlana Müzesine gittiklerinde Mevlana Celaleddin Rumi hakkında bilgi sahibi oldular. Mevlana Müzesi gezisinden sonra Alaaddin Cami ve İnce Minare gezilerini yaptılar. Bu yerler çok ilgilerini çekmişti. Bu gezilerden sonra da tarihi ve doğal güzelliklerle dolu olan Sille’ye gittiler, burada çok eğlendiler. Artık akşam olmuştu. Ertesi gün sabah erkenden Gaziantep’e yolculuk başlayacaktı. Sabah erken yola koyuldular ve eğlenceli bir yolculuktan sonra öğle vakitlerinde Gaziantep’e vardılar.




Gaziantep'e Katmer eşliğinde güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra Gaziantep Kale'sini ve tarihi Gaziantep evlerini gezdiler. Şirehan'ıda gezdikten sonra Zeugma Mozaik Müzesi 'nde M. Ö dönemlere kadar tarihi bir yolculuk yaptılar, Çingene Kızı Mozaiği çok ilgilerini çekti. O günlerden bu zamana nasıl bukadar güzel kaldığını görmek onları büyüledi. Akşam Mecidiye Han da konakladıktan sonra sabah Elazığ a doğru yola çıktılar.




Yol yorgunluğunu kofik dolması, sırın yiyerek attıktan sonra Harput'a çıktılar. Burda Süt Kalesi ni(Harput Kalesi), Eğri Minareli Cami ve Arap Baba Türbesi'ni gezdikten sonra akşam olmak üzereydi, ertesi gün Ordu'ya gideceklerinden akşam konaklamak için Sivrice ilçesinde Sivrice gölü kıyısında olan öğretmen evinde kaldılar. Sabah kahvaltıda patile yediler ve Ordu'ya gitmek üzere yola koyuldular. Yol güzergahında daha bir çok güzelliklerle karşılaştılar ve öğlene doğru Ordu' ya vardılar.




Kültürümüz En Büyük Mirasımız projesinde yer alan ikiz kardeşler M. Hamza ve Y. Deniz Ordu iline gelen Ayşe ile Mehmet iki kardeşi coşkuyla karşıladılar. Birlikte Ordu ilinin tarihi güzel yerlerini gezmeye başladılar. Önce Ordu meydanında sahil kenarında meşhur ceviz helvasını satın alarak Teleferikle Boztepe’ye çıktılar. Nefis manzara eşliğinde yöresel yemeklerden ısırgan çorbası, hamsi köftesi, mısır yarmalı eş sarmasını yiyerek tatlarına baktılar. Boztepeden Ordu ilinin o muhteşem manzarasını seyrettiler ve o anı fotoğrafladılar.




Daha sonra Ordu yöresinde gerçekleştirilen arkeolojik çalışmalarda bulunan tarihi eserler ile geçen yüzyıldan günümüze ulaşan etnografik eserlerin sergilendiği Paşaoğlu Konağı Etnografya müzesini gezdiler. Sonra muhteşem mimarisiyle Taşbaşı Kültür Merkezini, tarihi geçmişiyle Kurul Kalesini, Karadeniz sahili boyunca güneşin doğuşu ve batışı yaz aylarında çıplak gözle izlenebilinen, üzerinde kilise bulunan tek yarımada olan Yason Burnunu gezdiler. Günün sonunda Fatsa ilçesinde bulunan bir otelde konaklayarak yorgunluklarını giderdiler.




Osmanlı Dönemi’nde birçok kadının yetiştiği yer olarak bilinen Ünye ilçesinde bulunan Kadılar Yokuşu, o muhteşem tarihi evleri ve mimarisini gezerek hayran kaldılar. Proje ortağı arkadaşları M. Hamza’ya ve Y. Denizle vedalaşarak teşekkürlerini sundular. Ordu ilinden ayrılarak Zonguldak iline doğru yola çıktılar.




Ayşe ile Mehmet yola çıktıklarında Zonguldak'a giderken hangi illerden geçeceklerini merak edip haritaya baktılar. Zonguldak'ın Batı Karadeniz Bölgesinde yer alan bir şehir olduğunu proje ortağı arkadaşlarından öğrenmişlerdi. Yolculukları Karadenizin eşsiz doğasını denizini izleyerek başlamıştı. 13 saatin sonunda Karaelmasın Şehri, Emeğin Başkenti Zonguldak'a vardılar. Kültürümüz En Büyük Mirasımız projesinde yer alan Mina ve Özüm onları şehrin girişinde karşıladılar. Çocuklar birbirleriyle buluştuklarında çok mutlu olmuştu. Mina ve Özüm Ayşe ile Mehmet ve ailesini hem biraz dinlenip hemde kahvaltı yapmaları için evlerine getirdiler.




Mina ve Özüm'ün ailesi onlar için muhteşem bir kahvaltı hazırlamıştı. Kahvaltıda Karadeniz Bölgesine ait mıhlama, serme yapmışlardı. Hep birlikte afiyetle kahvaltılarını yaptılar. Kahvaltıdan sonra hep birlikte dışarı çıktılar. İlk önce Zonguldak Maden Müzesini gezdiler. Maden müzesinde bulunan eşyaları dikkatle incelediler. Ayşe ile Mehmet'in şehir merkezinden geçen kömür taşıyan tren vagonları dikkatini çekti. Mina ve Özüm bunların kömür taşıyan vagonlar olduğunu ve kömürlerin bir kısmının vagonlarla gemilere taşındığını ve yurtdışına gönderildiğini anlattılar. Daha sonra şehir merkezine yakın bir yerde olan Fener olarak adlandırılan semte gittiler. Buradan deniz manzarasını incelediler. Fenerde bulunan yüzyıllar öncesine ait ağaçlar dikkatlerini çekti.




Zonguldak denizi ve doğasıyla gerçekten çok güzel bir şehirdi. Akşama doğru Zonguldak'ın çok güzel bir ilçesi olan Filyos'a giderek Filyos Kalesini gezdiler. Filyos'ta sahil kenarında balık yediler. Ali ve Mehmet Zonguldak'ın tatil yapmak için çok güzel bir yer olduğunu düşündüler. Akşam yorgun bir şekilde Zonguldak'a geri döndüler. Aslında Zonguldak'a yakın pek çok gezilecek yer olduğunu da biliyorlardı ancak vakitleri kısıtlı olduğundan ancak bu kadar gezebilmişlerdi. Günün sonunda proje ortağı arkadaşlarına teşekkür ederek konaklayacakları yere geldiler. Diğer gün Zonguldak'ın ilçesi Alaplı'ya doğru yola çıktılar.




Ayşe ile Mehmet’in Alaplı’daki gezilerine Mina ve Özüm de eşlik ettiler yine. Deniz kenarında olan bu küçük ve şirin ilçede ilk olarak gözlerine küçük balıkçı tekneleri çarptı. Mina ve Özüm ev sahibi edasıyla burada yaz kış balıkçı teknelerinin mutlaka görüldüğünü belirtti.Hep birlikte sahilde bir taraftan çaylarını yudumlarken bir taraftan da kıyıya vuran dalgaların oluşturduğu ses cümbüşündeydi kulakları. Bu kısa mola iyi gelmişti onlara ama bir an önce gezmeye başlamalıydılar. İlçe merkezinde küçük bir gezinti yaptılar. Yer yer gördükleri küçük kısa boylu ağaçlar dikkatlerini çekti. Mina ve Özüm bu ağaçların fındık ağacı olduğunu ve Alaplı’da bolca fındık yetiştirildiğini söylediler.




Bu kadar yol gelip dünyanın en yaşlı porsuk ağacını görmeden gitmek olmazdı tabii. Bu ağacı görmek için Gümeli Beldesi’ne doğru yola çıktılar. Yol boyunca yeşilin her tonunu gördükleri ağaçları büyük bir dikkatle izlediler. Bölüklü ve Bacaklı yaylalarına geldiklerinde hafif sis eşliğindeki ormanın manzarası karşısında bulutların üstüne çıkmış gibi hissettiler kendilerini. Burada bolca vakit geçirip 4 bin 117 yaşında olan dünyanın en yaşlı porsuk ağacını yakından inceleme fırsatı buldular. Doğanın büyüsüne o kadar kapılmışlardı ki vaktin nasıl geçtiğini anlamadılar.Ama artık akşam olmak üzereydi ve dönme vakti gelmişti. Çünkü gece İstanbul’a gitmek için yola çıkacaklardı.




Ayşe ile Mehmet Alaplı’da Mina ve Özüm ile vedalaştılar. Birbirleri ile yine görüşmek için sözleştiler. Hava iyice kararmıştı. Bir yerde dinlenip yemek yedikten sonra yola çıktılar. Artık İstanbul için geri sayım başlamıştı. Güneşin doğuşunu İstanbul’da izlemenin hayaliyle yola çıkar çıkmaz uykuya daldılar. O halde başlasın artık Bir İstanbul Masalı….




Bir çok imparatorluğa başkentlik yapmış, şarkılara, şiirlere, resimlere konu olmuş İstanbul... En çok merak ettikleri şehri görmek onları çok heyacanlandırmıştı. İstanbul'a geldiklerinde Ayşe ile Mehmet'i proje ortaklarından Yaren ve Ahmet karşıladılar. İstanbul'un, boğazların ve köprülerin mükemmel manzarasını seyretmek için Çamlıca Tepesine çıktılar. Çamlıca Tepesindeki manzara karşısında adeta büyülenmişlerdi. Burada manzarayı seyredip fotoğraflar çekildikten sonra boğazı, köprüleri, Anadolu Hisarı ve Rumeli Hisarı seyri eşliğinde kahvaltılarını yaptılar. Buradan Üsküdar'a geçerek Kız Kulesi'ni yakından gördüler.




Ahmet ve Yaren'den Kız Kulesi'nin ilginç hikayelerini dinlediler ve ardından Üsküdar'dan boğaz turuna katıldılar. Boğaz turunda; ihtişamlı konaklar, saraylar, yalılar ve eşsiz manzara Ayşe ile Mehmet'i çok etkilemişti. Avrupa yakasına Marmaray ile geçmek Ayşe ile Mehmet'i biraz endişelendirse de bu heyecanı yaşama fikri hoşlarına gitmişti. Çünkü boğaz sularının altından karşıya yani Avrupa Yakası'na geçeceklerdi. Bu heyecanı da deneyimledikten sonra nihayet Eminönün'de inerek günün yorgunluğunu atmak üzere konaklayacakları yere gittiler. Ertesi sabah erkenden uyanan çocuklar İstanbul'un tarih kokan sokaklarını yani tarihi yarımadayı gezmek için yola koyuldular.




Burada sırasıyla Sultanahmet Camii, Topkapı Sarayı, Ayasofya ve Yerebatan Sarnıcı'nı gezdiler. Birden ne kadar acıktıklarını fark ettiler ve tarihi Eminönü balıkçılarından balık-ekmek yediler. Sonra Mısır Çarşısı ve tarihi Kapalı Çarşı'yı gezerek sevdiklerine hediyeler aldılar. Gezmekle birkaç günde bitmeyecek İstanbul gezisine kaldıkları yerden devam ettiler. Yürüyerek Galata Köprüsü'nden geçerken sıra sıra dizilmiş olta balıkçıları dikkatlerini çekti. Galata Kulesi'ni karşıdan görünce hemen fotoğraf çektiler,kuleye çıktılar ve İstiklal Caddesi'nde yürüyüş yaptılar. Zamanları iyice daralmıştı. Son olarak Dolmabahçe Sarayı'nı gezdikten sonra Ortaköy'de kumpir yediler. Akıllarında İstanbul'un büyüleyici tarihi ve manevi havası kalarak Yaren ve Ahmet ile vedalaşıp Aydın'a doğru yola çıktılar.




Yolları uzundu ve Kültürümüz En Büyük Mirasımız projesinden arkadaşları Esma ve Eymen ile tanışmak için sabırsızlanıyorlardı. Nihayet Aydın otoban çıkışında arkadaşları Ayşe ve Mehmet ile buluştular. Akşam olmak üzereydi. Aileleri ile tanıştılar. Esmanın annesi dalgan köftesi, kızartma, güveç yapmıştı. Misafirlerini en güzel şekilde ağırladılar. Çocuklar çok heyecanlıydılar gezilecek çok yer vardı artık yatmalıydılar. Sabah menemenle kahvaltılarını yaptıktan sonra merkezdeki üç gözlere gittiler, Aphrodisias antik kenti ve müzesi, Nysa antik kentini gezdiler. Dönüşte Yenipazar Yörük Ali Efe müzesini gezerek kurtuluş savaşındaki kahramanlıklarını öğrendiler Yenipazar pidesi yediler.




Evlerine döndüklerinde akşam olmuştu. Ertesi gün sabahtan yola çıktılar. Ayşe ne kadar çok incir ağacı var burada dedi. Esma Evliya Çelebi için dağlarından yağ ovalarından bal akan şehir diye bahseder dedi. Eymen ise Dünyanın en büyük incir üreticisi Aydın olduğunu söyledi. Dilek yarımadasına giderek doğal parkta gezdiler. Yeşil ile mavinin kucaklaşmasına tanık oldular, insanlara alışan yaban domuzlarını gözlemlediler. Doğan Bey köyünü gezerek Yunanlılardan kalma taş evleri ve taş yolları gördüler. Eve döndüklerinde hem yorgun hem de çok mutluydular.




Akşam uyudular Sabah erkenden kalktılar Arapapıştı kanyonuna gideceklerdi. Hazırlandılar yola çıktılar. Tekneyle gezerken gözlem yaptılar. Doğal güzelliklere hayran kalmışlardı. Dönüşte mesire alanında piknik yaptılar. Güzel bir gün geçirdiler. Eve dönmek için hazırlandılar. Aydın'a dönerken düğün kalabalığı gördüler. İnsanın içini coşturan nağmeler çalıyordu. Yaklaşınca zeybek oynayan efeleri gördüler, ihtişamıyla göz kamaştırıyordular. Birazdan Esma ve Eymen kendilerini yan tarafta zeybek oynarken buldular. Efelerin oyunu bitince tekrar yola koyuldular. Sabah olunca ayrılma zamanı gelmişti. Antalya da arkadaşları Ayşe ve Mehmet’i bekliyordu.




Gezilerinin son durağı olan Antalya'ya gelmişlerdi Ayşe ile Mehmet. Zeynep ile Yiğit ,Ayşe ile Mehmet'i Antalya'yı gezdirmek için çok heyecanlılardı. İlk olarak Antalya Yat Liman'ını gezmeye başladılar. Ordan biraz yukarı doğru yürüdüler, Antalya Kaleiçi'ne gittiler. Kaleiçi semtindeki surları, 3000 yıllık olan tarihi evleri gezdiler. Kaleiçi'nden ailelerine hediyelik eşya aldılar. Kaleiçinden çıkıp Selçuklular zamanında yapılan Yivli Minareyi ve ardından Antalya müzesine gidip tarihi eserleri incelediler. Sonra Düden Şelalesi ve Kurşunlu Şelalesini eşsiz doğa güzellikleri içinde gezip fotoğraf çekindiler.




Çok yorulmuşlardı Antalya yöresine ait yöresel yemeklerin yapıldığı bir restauranta gittiler. İlk olarak arabaşı çorbası ardından enginarlı girit kebabı ve gökçesu pilavı yediler. Dinlenmek için Kumluca'daki Zeynep'in evine doğru yola çıktılar. Yolda giderken bir taraf orman bir tarafta deniz manzarası çok hoşlarına gitti. Eve gittiklerinde çok yorulduklarını anladılar hemen uyumaya geçtiler. Sabah kalkıp kahvaltılarını yaptıktan sonra hemen yeni yerler görmenin heyecanı içinde hazırlandılar. İlk olarak Rhodiapolis Antik Kenti'ne gittiler. Oradaki antik tiyatroyu, tapınakları gezdiler. Ordan Çıralı'daki Yanartaş Mağarası'nı gezdiler. Taşların içinden çıkan alevleri görünce şaşkınlıklarını gizleyemediler.




Çıralı'dan sonra hemen yakınındaki Olympos Antik kentine gittiler. Yürüme yolundan giderek antik kenti gezdiler tarihi kalıntıları inceleyip denize geldiler. Masmavi uçsuz bucaksız Olympos sahilinde denize girmeyi çok istediler ama hava çok sıcak olmayınca ayaklarını denize soktular ve denize taş attılar. Akşam olmak üzereydi ve geri dönüş için uçak saatide yaklaşıyordu. Arabalarına binip Antalya Havalimanı'na gittiler. Arkadaşları ile vedalaştılar, bu güzel gezi için arkadaşlarına teşekkür ettiler. Kültürümüz En Büyük Mirasımız projesine katıldıkları için çok mutlu olmuşlardı. Proje sayesinde ülkemizin dört bir yanını gezme, tarihini ve kültürünü inceleme fırsatı bulmuşlardı.


Bu ebook Kültürümüz En büyük Mirasımız eTwinning projesi ortak ürünüdür.




- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
BUY THIS BOOK
(from $8.79+) -
BUY THIS BOOK
(from $8.79+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!