
KİTABIMI YENİDEN YAZIYORUM-DOĞU EKSPRESİNDE CİNAYET



MÜRSEL MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ- Nevin ÇELİK
3. Bölüm
Kuşkulu Noktalar
Koridor oldukça kalabalıktı. Poirot, tüm bu anlamsız kalabalığın yanından sıyrılarak hızlı adımlarla ilerledi. Tipiye ve dondurucu soğuğa aldırış etmeden kendini bir an önce dışarıya atmak istiyordu. Onun bu halini gören yolcular, ne yapacağını merak edip göz ucuyla da olsa adımlarını izlemekten kendilerini alıkoyamadılar.
Poirot’un tek isteği yalnız kalmak ve olayların üstünden bir kez daha geçmekti. Aslında bunu, bulduğu her fırsatta yapıyordu da. Asker postalını andıran haki renkli karla kaplı botlarının üzerindeki karları, buz kesmiş parmaklarıyla temizlediği sırada... Hatta bağcıklarını bağlarken bile.
Şu an onun yerinde H harfli mendilin sahibi olsa acaba ne düşünürdü? Muhtemelen soylulara yakışır bir şekilde öğretilen bağcık bağlama tekerlemesini. Uzun kulaklı bir tavşan varmış. Tavşan önce ağacın etrafında dönüp ağacın altındaki delikten geçmiş, sonra koşarak uzaklaşmış. Tıpkı Ratchett’i öldüren katil gibi diye düşündü kendi kendine. Bağcıklarını bağladı ve ardından yavaşça doğruldu.
Kafasında kurduğu bu anlamsız şeyleri bir kenara bıraktı. Derin düşüncelerinden uzaklaştıkça esen rüzgârı daha iyi hissetmeye başlıyordu. Poirot soğuk havanın, zatürre olmasına sebep olacağı gerçeğiyle yüzleşip vagona döndü.
Koridordaki anlamsız kalabalık yerini Bay Bouc ve Doktor Constantine ‘e bırakmıştı.
Bay Bouc, Poirot’ un karla kaplanmış uzun, sol yanağındaki çiziğe kadar kıvrımlı bıyıklarıyla oynadığını görünce :
‘’Mösyö Poirot, aklınızdan ne geçiyor?’’ dedi.
‘’Yoksa katil, Uludağ’da yapılacak olan Uluslararası Olimpiyat Oyunlarını cinayet için fırsat bilip bu meraklı kalabalığın arasında kaybolmayı mı diledi, kim bilir belki de yalnızca tatsız bir tesadüftür.
claro que sí *, On üç ülke.. Farklı dinlerden, farklı ırklardan insanları bir araya getiren Uludağ Olimpiyatları diye mırıldandı Poirot.
Doktor Constantine şaşkınlıkla Poirot’un dalgın yüzüne bakarak, claro que sí dediniz. Azizim, siz İspanyolca biliyor muydunuz, şimdi bir kez daha şaşırttınız beni. Gittikçe daha çok hayran oluyorum zekânıza.
"Düşünceleri derinleştiğinde İspanyolcaya geçer, fakat o bile bunun farkında değildir." dedi gülümseyerek kadim dostu Bay Bouc.
Poirot, 13’ün uğursuz rakam olduğunu anımsamış olmalıydı ki karla kaplı bıyıklarının altından gülümseyerek yanı başında kendisi hakkında konuşan dostlarına baktı.
‘’Böyle tesadüfler hayatta her zaman olur. Fakat söz konusu bir cinayetse, kusursuz tesadüflerin olması beklenemez. Tıpkı mendilin, olay yerine özenle bırakılması ya da koridorun çarpan kapıları yüzünden en ufak rüzgârda uçmuş olabileceği gibi.‘’
Doktor Constantine uzun sürdürdüğü sessizliğin ardından kafasını salladı. Poirot devam etti.
‘’Tek tek cinayet delillerini bir kez daha gözden geçirelim isterseniz. İlk olarak pipo temizleyicisi. Katil, suçu Albay Arbuthnot’a atmak için pipo temizleyicisini çalmış olabilir. Mendil için de aynı şey geçerli. Helena’ nın yağ lekesini düşünecek olursak, katilin suçu Helena’ ya ya da Bayan Hubbard’a atmaya çalışması mümkün. Bayan Hubbard’ın kompartımanında biri olduğuna ilişkin iddiasını da unutmamalı. Bu kişi kırmızı kimonoyu giyen bir kadın veya kadın kılığına bürünen, sesini değiştirerek konuşan bir erkek de olabilir. Bir de cinayet saati var tabii. Eğer saatin ayarlanmadığını düşünecek olursak o saatte uyanık olan ve tanığı olmayan herkes birer şüphelidir. Eğer saat ayarlandıysa, katilin görgü tanığı olduğu bir zamanı seçmesi gerekir. Zaman ne tuhaf kavram. O an ya varsındır ya yok. Bu seni eli kanlı bir katil de yapar, masum bir yolcu da.
Peki gelelim, sürekli yalan söylediklerini düşündüğümüz katil zanlısı olan bu on iki kişiye. Aynı trene biniş amaçları gerçekten Uludağ Olimpiyatlarını izlemek miydi? Eğer öyleyse niçin yorucu tren yolculuğunu tercih ettiler, örneğin Prenses Dragomirof’un ilerlemiş yaşına rağmen tren yolculuğunu tercih etmesi oldukça düşündürücü. Geçmişten gelen kapanmayan yara, Uludağ’ı elbette kalkan yapacaktı.
Poirot, Ratchett’ i son gördüğümde keşke tatlı teklifini kabul edip en azından sorununu dinlemiş olsaydım diye geçirdi içinden; ama aynı hızla kovdu bu düşüncesini. Rachett ‘in yüzündeki ifadenin korkunçluğu ve öldürdüğü küçük kızın çığlıkları geldi aklına.
Bay Bouc’un; ayakta kaldık, trenin restaurantına geçip içimizi ısıtacak bir şeyler içelim önerisiyle düşüncelerinden sıyrılan Bay Poirot ;
İçimiz ısınsın da zihnimizdeki soru işaretlerinden teker teker kurtulalım, dedi hemen ardından gelen iki dostuna.
Vagon restorandan içeri girdiklerinde sol tarafta gri perdesi çekili cam kenarındaki masada Kont ve Kontes Andreyni’nin yemek yediğini görünce bıyık alından gülümsedi Bay Poirot. Bay Bouc ile doktorun şaşkın bakışları arasında ; şimdi Elena ve Helena ismini netleştirmenin vaktidir. Bir kez daha bakalım şu diplomatik pasaporta diyerek adımlarını çatalıyla dalgın dalgın oynayan Kontes’in masasına çevirdi.
------------------------------------------------
*Elbette, tabii ki


GAZİ MUSTAFA KEMAL MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ- Seyfettin YILDIRIM
4. Bölüm
Macar Pasaportundaki Yağ Lekesi
Trendeki diğer yolcuların hepsi yemeklerini bitirip kompartımanına çekildikleri için vagon restoranda sadece Kont ve Kontes Anderyn'i bulunmaktaydı. Onların çatal ve bıçaklarından çıkan sesler restoranın sessizliğinde yankılanmaktaydı.
Dedektif kont ve kontesin oturduğu masaya yaklaştığında "Rahatsız etmeyeceksem ve müsaadeleriniz olursa oturabilir miyim ?" dedi. Kont belli etmek istemese de endişeli gözlerle Poirot'yu süzerek sessizce bekledi. O sırada " Tabii ki Mösyö, buyurun lütfen." diyerek kontes, dedektifi masaya davet etti.
Dedektif Poirot masaya oturduktan sonra Kont ve Kontese kısa süreliğine baktı. Her ikisinin de düşünceli olduğu gözlerinden belli olmaktaydı. Bunun üzerine dedektif, soruşturmayla ilgili kısa bir bilgi verdikten sonra nazikçe " Cinayetle ilgili sizlerden öğrenmek istediğim bir kaç şey var ." dedi. Sonra yavaşaca H harfinin olduğu monogramlı mendili sağ cebinden çıkarıp kontese uzattı. Kontes mendile dokunmamayı tercih ederek şaşkınlıkla mendile baktı.
Dedektif Poirot kontese " Bu mendili sizin kompartımanınızın önünde bulmuşlar." dedi. Kontes endişe ile kocasına baktı. Dedektif bu bakışları fark edince şüphelerinin haklı olduğuna iyice emin olmaya başladı.
Bayan Anderyni ürkek bir sesle "Bu mendil benim değil. Bunu nereden çıkardınız ?"
Dedektif Poirot kendinden emin sesle "Ama mendil sizin kompartımanınızın önünden bulundu."
Kont Andreyni "Bizim kompartımanımızın önünde bulunması bizim olduğunu açıklamaz."
Bunun üzerine Dedektif "kontesin adının baş harfi ile bu mendildeki harf aynı ." diyerek konta bu benzerliğin nedenini soran gözlerle baktı. Kont ne diyeceğini bilemedi. Hemen araya kontes girdi.
" Yanılıyorsunuz Mösyö Paoirot. Benim adım Elena ."
"Pasaportunuzdaki bilgilere baktığımda kızlık soyadınız Goldenberg. Ayrıca isminizi yanındaki yağ lekesi ilk harfinin gizlendiğini ve dolaysıyla orada bir " H" harfinin olabileceğini düşündürüyor." dediğinde kont ve kontesin yüzündeki şaşkınlığı saklamaları mümkün olmadı. Sonrasında dedektif "Tabii bu kanıya nereden vardığımı merak ediyorsunuzdur. Amerika’da çok ses getiren Armstrong ailesine yönelik acı olayları sizler de duymuşsunuzdur.
"Ah, bunu tahmin ediyorduk " dedi sesine bıkkın bir hava vermek isteyen Kont Andreyni. Dedektif devam etti.
"Bu olayın kurbanlarından olan Daisy'nin annesi Bayan Sonia Armstrong’un kızlık soyadı Goldenberg'di. Sizin pasaporttaki soyadınızla aynı. Sizin yaşlarınızda bir kız kardeşi olduğu hatta adının da Helena olduğu söyleniyordu. Bunlar sizin adınızın Helena olduğunu yeterince ortaya koymuyor mu?
Bayan Andreyni "Bunun bir isim benzerliği olmadığına nasıl emin olabilirsiniz? " diyerek kendisini büyük bir yükün altından kurtarmışçasına yüzüne bir rahatlama hakim oldu. Dedektifin kendilerini başka bir soru ile sıkıştırmasına fırsat vermek istemeyen Kont Andreyni
" Mösyö Poriot benim size bu konuda söyleyeceklerim var. Lütfen beni sonuna kadar dinlemenizi istirham ediyorum." diyerek sözlerine başladı.
"Öncelikle biz de Amerika'daki bu vahim olaydan haberdardık. Yapacağımız yolculukta da bu isim benzerliğinden dolayı rahatsız edilebileceğimizi düşünerek Macar makamlarına eşimin adının Elana olarak değiştirilmesi için başvuruda bulunduk. Başvurumuz ilgili makamlarca uygun görüldü ve eşimin adını Elena olarak değiştirdik. Fakat bu değişiklik bizim pasaportlarımız hazırlanırken yazışmaların hızlı olmamasından dolayı pasaport dairesine ulaşmamış."
Dedektif adeta söylenenlerin doğruluğuna inanmadığını başını bir anlığına geriye çevirerek belli etmekteydi. Kont bu davranışı görmesine rağmen, dedektifin kendisini daha fazla sıkıştırmaması için bu hareketi görmezden gelerek sözlerine devam etti.
"Biz bu durumu pasaportlarımız düzenlenip bize verildikten sonra fark ettik.
Tekrardan pasaport dairesine başvurduğumuzda ilgili belgenin kendilerine ulaşmadığını söylediler. Biz de bize isim değiştirmenin kabul olduğuna dair verilen belgeyi kendilerine gösterdiğimizde bu durum için isimdeki ilk harfe yağ damlatarak bunun telafi edilebileceğini söylediler."
Dedektif araya girerek " Bu belgeyi görebilir miyim? "
Kont müthiş bir kıvraklıkla "Maalesef Mösyö. Bu belgeden sadece bir tane çıkarılmıştı. Onu da bizden pasaport dairesi aldı. Biz de sizin gibi bu belgenin bize gerekli olabileceğini söylememize rağmen, bize " Diplomatik pasaportlarda bu durum sorun oluşturmayacaktır. " denildi. Daha sonra Kont sözlerine devam ederek : "Biz de yolculuğun aksamaması bunu kabul ettik. Durum bundan ibarettir. Şimdi izniniz olursa bu sorgulamadan yorulduğumuz için dinlenmek istiyoruz." dedi.
Dedektif kont ve kontese içtenlikle teşekkür etti. Kont ve kontesin restorandan ayrılmasıyla vagonun uzak köşesinde belli etmeden onları dinleyen Mösyö Bouc ve Doktor Konstantin dedektifin oturduğu masaya geldiler. Garsondan birer içki istediler. Dedektif içinde bulunduğu kafa karışıklığını, derin bir nefes alarak ve bir elinin parmaklarıyla şakaklarını ovarak belli etmekteydi.
Mösyö Bouc "Ne dersin dostum? Bu defa pek istediğin gibi kanıtlar elde edemedin gibi geliyor bana? Kont yaman çıktı. Kontesin sessizliği dikkatimi çekti."
Doktor Konstantin "Cinayeti iki kişinin işlediğini, yaraların derin ve yüzeysel olanlarını iki farklı cinsiyete sahip katil tarafından gerçekleştirebileceğini düşününce kont ve kontesi muhtemel katil adayları olarak görebilirim. Ama kont çok güzel yalan söylüyor gibi geldi bana ."
Dedektif Poirot " Ortaya sunabileceğimiz bir belge olmadığından kont ve kontes suçlu diyemem. Ama kimliklerini gizlemek için söyledikleri ve zaten belge ile de açıklayamadıkları için sözlerinin hiçbir inandırıcılığı yok. Bu iki kişi üzerindeki şüpheleri ancak bundan sonraki yolcuları dinleyerek karar verebileceğiz. Özellikle Prenses Dragomirof’u dinlememiz daha iyi olacaktır. Ayrıca Mösyö Bouc ‘un dediği gibi kontesin sessizliği aslında ikisinin birden konuşup çelişkiye düşmemek ya da açık vermemek adına almış oldukları bir tavır olarak düşünüyorum. Ama tüm bunlar kont ve kontesin katil olduğuna yönelik yeterli kanıtlar değil. " dedi.
Dedektif masadan kalkıp Mösyö Bouc ve Doktor Konstantin' e dönerek "Diğer yolcuları da sorgulamadan önce biraz dinlensek iyi olacağını düşünüyorum."
Mösyö Bouc ve Doktor Konstantin başını sallayarak dedektifi onayladılar. Her üçü de dinlenmek üzere kompartımanına çekildiler.


KUMRU ERÇALLAR ANADOLU LİSESİ- Huriye EYİLİK
( Hazal Erçallar, İrem Erçallar, Havagül Y. Şuheda Sıla, Kader Tyr. Melike İ.)
5. BÖLÜM
PRENSES DRAGOMİROFF'UN ÖN ADI
Mösyö Poirot, Kont ve Kontesle konuşalı üç saat olmuştu. Mösyö Poirot’un kafasında bir şeyler şekillenmişti fakat Prenses Dragomiroff’un fikirlerini de almayı istiyordu. Kondüktörden Mösyö Bouc, Doktor Konstantin ve Prenses’i çağırmasını istedi. Önce Bouc ve Doktor konstantin gelmişti. Prenses gelene kadar Herkül Poirot bir kaç iddiasını öne sürmeyi planlıyordu. Mendilin sahibinin iki kişi olma ihtimali vardı; Helena veya Hildegarde.
“Dostum çok basit düşünüyorsun ya başka bir H varsa.” Dedi
Mösyö Bouc. Her şeyden sıkılmış gibi bir havası vardı. Poirot bunu görmezden gelmişti ve Bouc’a
“Dostum gel biraz hava alalım.” dedi ve koridora çıktılar. Bir cam açıp sigara içiyorlardı. Poirot’un aklına öğle yemeğini fazla kaçırdığı geldi. Çünkü midesi onu rahatsız ediyordu. Poirot Bouc’a mösyö öğle yemeğini fazla kaçırdım, ben lavaboya gidiyorum dedi. Kondüktörden odama benim için maden suyu getirmesini söyler misin, diyerek Bouc’un yanında ayrıldı.
Poirot tuvaletten çıktığında çöp kovası olduğu fark etti ve elindeki mendili çöpe atmak için çöpün kapağını açtı. Açtığında içinde günlüğü benzer bir şey olduğunu gördü. Günlük gibi şahsa özel şeylerin kullanıma açık yerlerde çöpe atılmasını ilginç bulmuştu. Eline eldivenini geçirip günlüğü aldı ve okumaya başladı acaba bu buraya niçin atılmıştı? Günlüğün en sonunda bir isim yazıyordu fakat üzeri karalanmıştı. Dikkat edilirse okunacak gibiydi ve okunduğunda bir Hürrem ismi yazılı olduğunu ve bunun Türk kadına ait bir isim olduğunu düşünmüştü. Ama bundan emin değildi. Bouc ve Doktor Konstantin’in yanına dönüp onlara size Hürrem ismi ne ifade ediyor diye sordu. Doktor Konstantin de İstanbul’da çalıştığım sırada Türklerin kullandığı bir kadın ismi olarak anımsıyorum, dedi. Bou da bunu kafasıyla onayladı. Bouc, Poirot’a neden böyle bir şey sorduğunu sordu. Poirot önemli bir şey olmadığını söyleyip odasına çekildi. Poirot günlüğü açıp tekrardan okumaya başladı. Günlük Fransızca ve Türkçe ile karışık yazılmıştı. Günlüğü okuduktan sonra Poirot’un kafasında bir şeyler şekillenmişti fakat Prenses Dragomiroff’un fikirlerini de almayı istiyordu. Bu nedenle Mösyö Bouc ve Konstantin’in yanına gitti. Kondüktörden Prensesi çağırmasını istedi. “Buyurun prenses Dragomiroff” dedi mösyö Bouc. Prenses ağır adımlar ile sandalyeye oturmuştu. Kendini sorgu odasında sorgulanan zanlı gibi hissetmişti. Poirot söze başladı. “Size Hürrem mi yoksa Dragomiroff diye hitap etmemi istersiniz ?”dedi. Prenses afallamışa benziyordu. Siz... nasıl yani.. dedi kekeleyerek. Gerçeklerin ortaya çıkma gibi bir özelliği vardır, dedi Poirot. Yargısız infaz yapmadan önce gerçekleri sizden dinlenmeyi tercih ederim Madam Hürrem.
- Ben bunu söylemek istedim ama korktum. Çünkü mendilde “H” harfi vardı. Cinayet benim üzerime kalacak diye korktum. Benim gibi uluslararası değerli birinin bu suç ile yargılanması olacak şey değil. Benim olmadığımı nasıl kanıtlayacağımı bilmiyorum. Ama inanın bana Casetti’yi ben öldürmedim. Ben melezim. Annem Türkiye’den Hürrem ismi oradan geliyor. Özür dilerim madam fakat yanıtlarınızın doğruluğuna ne kadar inanabiliriz ki?
Poirot bu sözleri yavaşça, yumuşak bir tonda fakat karşıdan gelecek kelimeleri tartarak söylemişti. Prenses Dragomiroff kibirli, karşısındakini aşağılayan bir tavırla yanıt verdi. "Bunu söylemenizin nedeni sanırım size Helana Andren’nin Armstron’un kız kardeşi olduğunu açıklamış olmam."
-Madam o konuda bize yalan söylemiş olmanız bile şüpheleri üzerinize çekiyor. Adaletin yerine gelmesi için tüm bildiklerinizi açıklamanız lazım. Fakat bir önceki gibi adalet şaşırtarak değil.
“-Ben bu olayda adaletin kesinlikle yerine geldiğine inanıyorum.”Poirot bu cümle üzerine biraz duraksadı. Tam konuşacağı sırada sustu. Herkes kapıya dönmüş az önce gelen sesin nereden geldiğine bakıyordu. Birileri gizli gizli olanları dinliyordu. Poirot koşarak kapıya yöneldi. Yerde düşmüş olan çöp kovasını gördü. Birileri kaçarken ona çarpmıştı. Olanlar ile kimin bağlantısı vardı? Tam gidecekken yerde Amerikan golf takımına ait bir maskot gördü. Dinleyen kişi ile katilin ne gibi bir bağlantısı vardı? Kondüktör geldi ve akşam yemeğinin hazır olduğunu söyledi. Herkes büyük bir sessizlik ile yemeğini yiyip dinlenmeye ayrılıyordu.
Prenses, Poirot’un masasına gelip “Vicdanım rahat değil size söyleyeceklerim var, daha sakin bir zamanda, herkes uyuduktan sonra konuşalım.” dedi. Poiror odasına çekilip olanları kafasından tekrar geçirdi. Düşünürken de kirpikleri yavaşça aşağı düşüyordu. Ne kadar dirense de uykuya dalmıştı. Uyandığında bu kadar saat nasıl uyuduğuna şaşırdı. Tren yolculuğunda 4 saatten fazla uyuyamıyordu. Saat ise 2.33 olmuştu. Yani yaklaşık 8 saat. Nefes almak için pencereyi açtı. Dışarısı cinayetler için çok uygun bir ortamdı. Sisli, soğuk, sessiz... O anda “Hilfe! Oh, mein Gott!*” şeklinde bir çığlık duydu. Bu sesin Prensesin yardımcısı Alman Hildegarde Schmidt’ten geldiği belli oluyordu. Aniden kapıyı açtı. İçerisi mahşeri kalabalık gibiydi. “Ne oluyor?” diye sordu. Kalabalıktan kurtularak içeri girdi. Odada prensesin cansız bedenini gördü. Şaşırmamıştı. Beklediği bir şeydi fakat prensesin olayla ne gibi bir bağlantısı vardı? Eğildi, yerde duran golf biletini aldı. Düşündü. Olay yerinde iki farklı kanıt bulması garip bir tesadüftü. İki ihtimal vardı. İlki onları gizli gizli dinleyen kişi ile katil aynı kişiydi ki maskotu o sırada düşürmüştü. İkinci ihtimal ise bulunan maskotun cinayetle hiçbir ilgisi yok, katil düşen maskotu biliyor ve dikkat dağıtmak için prensesin odasına golf biletini de bıraktı. Şimdi iki ceset 11 şüpheli kalmıştı.
*Yardım Edin!.. Aman Tanrım!..


SENİRKENT DR TAHSİN TOLA MTAL- Cansu TEKİN
BÖLÜM: 6
Albay Arbuthnot ile İkinci Görüşme
Poriot 2 cinayet 11 şüpheliyle başbaşa kalmıştı kimseye güvenemez danışmazdı artık. Kafasını tırmalayan prensesin yani namıdeğer Hürrem/Drogomiroft kendisine ne söyleyeceğiydi. Camından hafif bir rüzgar esintisi Poriot'u ürpertmeye yetti. Eline aldığı prensesin günlüğünü okumaya devam ediyordu hayla dikkatini çekicek bişeyler arıyor belki bir ipucu bulması gerektiğini inanıyordu. Tam o sırada kapısı çaldı irkilmişti.
+ Buyurun.
- Dostum korkma benim Mösyö Dedektif derin nefes aldı korkmuştu artık trende çok az insan kalmıştı ve daha kimin katil olduğunu bulamamıştı.
+ Rahatsız etmiyorum değil mi dedektif?
- Tabiki hayır mösyö otur şöyle.
+ Ah dostum şu zamanlarda senin neyin var katili bulamadığın için mi bu kadar kötü görünüyorsun yoksa katilin seni de öldürmesinden mi? Mösyö bunu derken kocaman bir kahkaha atmıştı Poriot ürpermişti çünkü dostunu Mösyö Bouc ilk defa bu kadar rahat görüyordu. Mösyö de tuhaf bişeyler vardı fakat ne olduğu anlaşılır değildi.
-Poritt dostumm burda mısınn? Heyy sana diyorum!
+ Ah dostum dalmışım. Sorun nedir hangi rüzgar attı seni?
- Seni artık yemek yerken bile göremiyorum dedektif korktum öldün diye . Mösyö tekrardan büyük bir kahkaha atmıştı Poriot ise bu defa korkmamış kendini dikleştirerek
+ Mösyö beni katil neden öldürsün?
- Neden öldürmesini Poriot baksana sana bir şeyler söylemek isteyen herkes birer birer öldüler sen mi öldürülmeye değer şeyler var yoksa sana söylenecek olan bilgilerde mi? Poriot' un kafası karışmıştı Mösyö doğru söylüyordu. O sırada tekrar kapı çaldı bu sefer gelen Doktor Konstantin idi.
Doktor: Dostlarım nasılsınız?
Mösyö: İyiyiz dostum sen?
Doktor: Poriot noldu sana yüzün bembeyaz kalmış iyi misin? Mösyö o sırada tekrar gülmeye başladı.
Mösyö: Dostum Poriot ölmekten daha doğrusu katilin onu öldürmesinden korkuyor.
Doktor: Yapma Mösyö koskoca dedektif neden ölmekten korksun? O sırada Poriot kendine gelmişti derin bir nefes alıp
Poriot: Mösyö seni bu düşünceye iten nedir dostum? Mösyö: Yapma dostum şaka yaptığımı anlamıyor musun?
Doktor: Neyse boşverin ee dedektif bir ipucu bulabildin mi ya da yardıma ihtiyacın var mı? Poriot doktora dönerek elindeki günlüğü işaret etti
Doktor: Poriot bu günlük çok eski ve yazıları okunmuyor bundan bir şey çıkacağına emin misin?
Mösyö : Doktor doğru söylüyor dedektif.
Poriot : Bu günlük evet çok eski fakat silinen yazılar var ama okunamayacak gibi değiller günlüğü şimdi boş verelim doktor sen prensesin ölümü hakkında ne düşüyorsun?
Doktor: Prensesin kafasında garip izler var fakat katilimiz golf çok seviyorsa golf sopasıyla vurmuş olabileceğini düşünüyorum. Poriot düşünmeye başladı aklındaki bütün sorunlara cevap almak istedi ve biran önce bu işe başlamayı düşündü. Mösyö biraz tuhaftı bugün onu geren bir şey vardı yoksa bir şey mi biliyordu?
Poriot: Mösyö dostum sen iyi misin bugün seni geren bir şey var galiba yoksa bir şey mi biliyorsun?
Mösyö: Hiiç Dostum hiç bir şey yok şey ben yemek yemeğe gidiyorum sizde gelirsiniz. Mösyö acele ve telaşla Poriot un odasından çıktı. Poriot ve doktor birbirlerine baktılar. İlk lafa başlayan doktor oldu.
+ Dedektif bir şeyler sezdin mi?
- Sezdim ama ne olduğunu anlayamıyorum bugün ölümden bahsetti ve katilin beni neden öldürmemesinden, benim mi daha önemli yoksa bana söylenen bilgilerin mi önemli olduğunu filan söyledi anlatamıyorum.


- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $6.79+) -
BUY THIS BOOK
(from $6.79+) - DOWNLOAD
- LIKE (1)
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!