

" Nesiller Arası Bağ Kopmasın Oyunlarımız Unutulmasın " proje grubumuz ile karışık okul takımları oluşturulduktan sonra çalışmalara başlanmış,1.takım hikayemizi yazmış, 2.takım resimlendirmiş, 3.takım ise kelime bulutu oluşturmuştur.
Bu kitabın ortaya çıkmasında emeği geçen bütün öğretmen ve öğrencilerimize teşekkür ederiz.




Bir ikindi vaktiydi. Salih Amca parktaki asırlık çınarın gölgesinde oturmuş beştaş oynayan çocukları izliyordu. Arkadaşım Ayşe’yle yanına gittik. Bizim geldiğimizi görünce ayağa kalktı:
- "Gelin, oturun çocuklar." dedi.
Oturduğu masada, Ayşe ile beraber karşısına oturduk.
Salih Amca, dere kenarında gezerken beştaş oynamak için topladığımız bilye büyüklüğündeki taşları gösterince çok mutlu oldu.
-Ben de, size dokuztaş oynayalım diyecektim ama en iyisi beştaş oynayalım. "Ne dersiniz?"dedi. Severek kabul ettik.

Salih Amca uzun boylu, ak sakallı, sevecen, güler yüzlü bir insandı.
Eşini birkaç yıl önce kaybetmişti. Üç çocuğu vardı. İki kızından büyük olan doktor, küçük olanı öğretmen, oğlu da savcıydı. Çocuklarının her biri Anadolu’nun farklı bir şehrinde görev yapıyordu. Yıllık izinlerini alıp kasabaya uğradıklarında görürdük onları.
Salih Amca kasabada yalnız yaşardı, çok kitap okurdu, bilge bir kişiliği vardı. Günlük yaşamı atölyesinde topaç üreterek, kitap okuyarak, kasabalıyla oyunlar oynayarak, sohbet ederek geçirirdi. Beş vakit namazını camide kılardı. Bütün kasabalı onu çok severdi. Kasaba halkından birisinin başına bir iş geldiğinde gider ,ona danışır , onun fikrini alır ona göre hareket ederdi.

Bizlere oyunları sevdiren Salih Amca'ydı. Belediye Reisi'ne rica etmiş, kasabadaki parka, meydana üstünde dokuztaş, satranç, dama gibi oyun alanları çizili, altındaki çekmecesinde oyun taşları bulunan masalar koydurtmuştu. Parkta, meydanda beton zeminlere seksek, köşe kapmaca gibi oyun alanları çizdirtmişti. Kasabanın en gözde yeri, asırlık çınar ağacını bulunduğu parktı. Parkta karaağaç, çınar, çam başta olmak üzere çeşitli ağaçlar vardı. Parkın tam ortasında, dalları dere kenarına kadar uzanan asırlık bir çınar vardı. Bu çınarın üstünde kuş cıvıltıları, dallarında kurulmuş salıncaklarda çocuk sesleri, gölgesindeki masalarda insan hiç eksik olmazdı.

Kasaba; tepelerinde bahara kadar kar bulunan yüksek iki dağın arasındaki vadide, pırıl pırıl akan dere kenarında bulunuyordu. Kasabanın iki bakkalı, bir kahvehanesi vardı.
Bakkalların önünde asılı duran rengarenk topaçlar, oradan geçen herkesin ilgi odağıydı. Kahvehanede bir kitaplık, kitaplığın yanında zeka oyunları takımlarının bulunduğu bir dolap bulunuyordu. Bu dolapta satranç, dama, dokuztaş, beştaş gibi oyun setleri vardı. Kahvehaneye gelenler, sohbet ederken, bir yandan çay ve kahvelerini yudumlar bir yandan da zeka oyunları oynarlardı.
Kasaba ve çevresi türlü türlü ağaçlarla kaplıydı. İki dağ arasında bulunan bu yeşil vadide, çeşit çeşit yabani hayvanlar yaşardı. Geyikler, tilkiler, tavşanlar, keklikler, leylekler.... Kasabalı, nesli tükenmesin diye, bu hayvanları korurdu. Bir bahar mevsimi arkadaşım Ayşe ile beraber ormanlık alanda kuzugöbeği mantarı ararken çalılıkların arasındaki bir yuvada on iki tane yumurta görmüştük. Eve döndüğümüzde annem:
- Sakın yavrum! Keklik yumurtasıdır onlar, yakında kuluçkaya yatarlar. Yumurtalara hiç dokunmayın ki çoğalsınlar, demişti.

Biz dere kenarında gezerken, sürü halinde geyikler görürdük. Muhtemelen su içmek için dere kenarına indiler, diye düşünürdük. Hayvanlar bizi görünce hızla ormanlık alana doğru kaçarlardı.
Yaz aylarında buz gibi soğuk, pırıl pırıl suyu olan derede dölek dediğimiz derin geniş alanlarda yüzerdik. Bizden küçük olan çocuklar da bizim arkamızdan döleğe atlar, yüzemeyince nefes nefese kalırlar ama derenin akıntısıyla sığ kısma sürüklenir ve rahat bir nefes alırlardı.
Kasabada her yer tertemizdi. İnsanlar çöplerini mutlaka çöp kovalarına atarlardı.

Kasabamızda herkes mutluydu. Herkes birbirine selam verir, gülümser, hal hatır sorardı. Kasabada herkes okur, okuduklarını, duyduklarını araştırırdı. İnternette gördüklerini hemen kabullenmezler, araştırıp sorgularlardı. Doğru olduğuna inandıkları bilgileri çevresindekilere de anlatırlardı.
Televizyon izlerken akıllı işaretlere mutlaka uyarlardı. Bilinçli olduklarından kendilerine uygun olmayan yayınları kesinlikle izlemezlerdi.
Telefon ve benzeri yolla dolandırıcılık haberlerine bu kasabada hiç rastlanmamıştır. Çünkü buradaki insanlar internet sitelerine girerken, telefonla görüşürken özel bilgilerini herkesle paylaşmazlar, şüpheli durumlarda hemen emniyet ve jandarmaya bilgi verirlerdi.

Salih Amca'nın iki katlı evinin alt katında, kapısı bahçeye açılan bir atölyesi vardı. Her gün sabah namazından sonra atölyesine geçer topaç üretmek için çalışırdı. Bazen biz onun atölyesine gider, onun oyunlarla ilgili hikayelerini dinlerdik. Yaptığı rengarenk topaçları hayranlıkla izlerdik.
Salih Amca kasabada hemen hemen herkese çam ağacından topaç yapmayı öğretmişti. Onunla beraber kasabada iki kişi daha topaç üretmeye başlamıştı. Ülkenin dört bir yanından gelen siparişleri yetiştirmek için birlikte topaç yapıyorlardı.

Salih Amca arkadaşım Ayşe'ye meşe ağacından kırbaçlı topaç yapmayı da öğretmişti. Kırbaçlı topacı çevirmek biraz daha zordu.
Salih Amcalar, topaç yaparken çam ağaçlarından kurumuş olanları keserlerdi. Kesinlikle yaş ağaç kesmezlerdi. Salih Amca bizlere:
- Evlatlar atalarımız“ Yaş kesen baş keser.” demişler, derdi.
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $5.59+) -
BUY THIS BOOK
(from $5.59+) - DOWNLOAD
- LIKE (1)
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!