


HASAN
Cesur, maceraperest. Arkadaşlık bağları çok kuvvetli. Çok şanslı.

ELİF
Çok çalışkan. Zamanının büyük bir bölümünü ders çalışmakla geçirir. Kitap kurdu. Konuşmalarında kitabi bir dil kullanır. Büyümüş de küçülmüş gibidir.

CAN
Meraklı. Boynunda bir fotoğraf makinesiyle dolaşır. İlginç bulduğu ağacı, çiçeği, böceği, her şeyi fotoğraflar. Büyüdüğünde bilim insanı olmak istiyor.

MERT
Akıllı ama bir o kadar da yaramaz. Yerinde duramaz. Kıpır kıpırdır.

NİL
Hayalperest. Rengarenk kıyafetleriyle göz alıcıdır. Resim yapmayı çok sever. Yanında her zaman bir not defteri vardır. İlginç bulduğu her şeyi not alır, küçük küçük çizimler yapar.

LEYLA
Sakar. Gözlüklü. Çıt kırıldım ve çok hassas. Her şeye hemen alınabilir.

BİLGE ÖĞRETMEN
Güler yüzlü, merhametli ve sabırlı bir öğretmendir. Öğrencilerini kendi çocuklarıymış gibi sever. Doğa dostudur.


İSTANBUL
Ders zili çalınca Hasan, Elif, Can, Mert, Nil ve Leyla sınıfa girip yerlerine oturdular. Sınıfları okulun en güzel manzarasına sahipti: İstanbul manzarası. Yeşil ve mavinin buluştuğu bu güzel kentte yaşamak gibisi yoktu. Elif, öğretmen gelmeden önce derste işleyecekleri konuyu tekrar ediyordu. Can, elindeki şipşakla (fotoğraf makinesine verdiği isim) yeni çekmiş olduğu fotoğraflara heyecanla bakarak arkadaşlarına anlatmaya başladı:
- İşte İstanbul nazendesi. İnanamıyorum. Onu ben gördüm. Öğretmenimiz geçen gün İstanbul nazendesinden bahsedip bu bitkinin fotoğraflarını göstermişti. Bu bitki İstanbul’un endemik bitkilerinden diye anlatmıştı. Okulumuzun bahçesinde bu bitkiyi gördüm millettt.
Mert, soluğu hemen Can’ın yanında aldı. O da görmek istemişti. Nil ise çoktan İstanbul nazendesini çizmeye başlamıştı bile. Leyla, Can’ın yanından geçerken istemeden ona çarptı. Can:
-Aman diyeyim Leyla şimdi olmaz. Biraz dikkat et. Elimde görmüş olduğun şipşak tüm zamanların en güzel fotoğrafını çekti.

Bilge Öğretmen sınıfa girdiğinde herkesin aklı şipşak ve kaydettiklerindeydi. Öğretmenlerine anlatmak için sabırsızlanıyorlardı. Bilge Öğretmen oturmalarını söyledi. Can, söz hakkı isteyip tüm olanı biteni anlattı. Öğretmenleri günü aydınlatan o güzel gülümsemesiyle söze başladı:
-Sevgili doğa dostu öğrencilerim, doğaya karşı bu kadar meraklı ve duyarlı olmanız beni çok mutlu ediyor. Günümüzde daha çok üretiyoruz, daha çok satın alıyoruz ve daha çok tüketiyoruz. Farkında olmadan yaşam kaynağımız doğaya zarar veriyoruz. Bu konuda farkındalıklarınızı artırmak ve sorunları belirleyip çözüm bulmak üzere bir proje başlattım. Bu projeyle “Doğa Dostu Yolculuklar” yapacağız. Var mısınız?
Tüm öğrenciler hep beraber: "Evettttt!" dedi.
Bilge Öğretmen: "Çocuklar öncelikle buzullara gideceğiz. Sonra sırasıyla çöl, Amazon ormanları, okyanus, Mars yolculukları yapıp Türkiye’ye döneceğiz." dedi.
Tüm çocuklar sevinç ve heyecan içinde:
-Yaşasınnnnn! diye bağırdılar.
Maceraperest Hasan’ınsa gözlerinin içi ayrı bir
gülüyordu.


DOĞA DOSTLARI BUZULLARDA
Öğrenciler ve Bilge öğretmen hemen yapacakları araştırma gezilerinin planlamasını yaptılar hep birlikte. İlk durak Güney kutbundaki buzullar, Antarktika... Tam tamına 1 gün 15 saat süren bir yolculuk onları bekliyordu. Herkes pasaportunu aldı, çantasını hazırladı ve buluşma noktası olan okullarına geldi. Yoksa herkes hazır değil miydi?
Bilge Öğretmen: “Çocuklar hepiniz hoş geldiniz. Servisimizle birlikte okulumuzdan havalimanına doğru yol alacağız. Herkes son bir kez çantalarını kontrol etsin lütfen!”
Can: “Benim her şeyim hazır öğretmenim. İlk önce şipşak dostumu aldım tabi ki yanıma, onu asla unutamazdım.”
Elif: “Ben de son bir kontrol yaptım öğretmenim, yanımda yolculuk boyunca okumak için de dergi ve kitaplarımı da getirdim. Onlar olmadan hiçbir yere gidemem.”
Hasan: “Ben de hazırım öğretmenim. Macera dolu kutuplara yolculuk başlasınnn!!”
Nil: “Hazırım, bir eksiğim yok öğretmenim.”
Mert: “Benim de eksiğim yok öğretmenim. Ayrıca hepimize yetecek kadar da yiyecek hazırlayıp bez çantama yerleştirdim. Yolculuk süresince aç kalmak istemeyiz değil mi?”
Bilge Öğretmen: “Çok güzel çocuklar. Leylacım sen hazır mısın peki?”
Leyla: “Eyvahhhh! Pasaportumu unutmuşum. Halbuki çekmeceme koymuştum dün geceden, unutmamak için. Aceleyle çıkınca yanıma almamışım öğretmenim. Ne olacak, ne yapacağız?”
Bilge Öğretmen: “Tamam Leylacım, sakin ol. Evin okuluna yakındı zaten, hemen gider alırız.”
Mert: “Oh ooo Leyla başladın hemen daha yolculuğa çıkmadan.”
Leyla: “Özür dilerim öğretmenim, arkadaşlarım. Çok heyecanlandım bu gezi için. Heyecandan oldu sanırım.”
Elif: “Tamam Leylacım. Hepimiz birlikte bu yolculuğa çıkacağımız için heyecanlıyız. Unutkanlık olabilir tabi ki insanlık hali. Hemen gider alırız. Stres yapmanı istemeyiz.”
Diğer arkadaşları da Elif’i destekler. Mert de Leyla'nın üzüldüğünü görünce onun gönlünü alır. Artık her şey tamamlanmıştır ve yolculuk başlar...
Hasan: “Oooo arkadaşlar şu manzaraya bakar mısınız? Bulutlara hiç bu kadar yaklaşmamıştım.”
Can: “Hemen fotoğraf çekmeliyim. Bütün manzarayı kaydetmeliyim.”
Leyla: “Ben net göremiyorum hemen gözlüğümü takayım.”
Nİl: “Çok güzel, çok güzel gerçekten. Devasa pamuk şeker gibi bulutlar. Acaba bulutların tadı nasıldır, pamuk şekere benziyor mudur?(Bu arada bez torbadaki atıştırmalıkları yemektedir.)”
Elif: “Pek sanmıyorum. Bulutlar görülebilir su damlacıkları, buz kristalleri veya her ikisinin karışımından oluşan yapılardır. Bu yüzden tadı su gibidir diye tahmin ediyorum.”
Bilge Öğretmen: “Evet, bu doğru teşekkür ederiz bilgilendirme için Elif.”
Ve yolculuk biter kısa bir dinlenmeden sonra araştırma gezilerine başlarlar. Bilge Öğretmen kısa bir bilgilendirme yapar. Ve gezilerinin ilk durağı olan penguenleri görmeye giderler.
Elif: “Penguenler uçamayan kuşlardandır ve yumurtayla çoğalırlar. 25 Nisan “Penguenler Günü”; Antarktika’da yaşam alanları ve temel besin kaynakları tehdit altındaki canlıları hatırlayıp, onları kurtarabilmek adına harekete geçmek için çok güzel bir fırsat. Penguenler karides benzeri çok minik bir deniz canlısı olan kril ile besleniyorlar ve kril nüfusu endüstriyel balıkçılığın tehdidi altında ne yazık ki.”
Leyla: “Evett, ben de bir belgeselde izlemiştim çok doğru.”
Bilge Öğretmen: “Evet çok doğru söyledin Elif. Ne yazık ki pek çok canlı aşırı avlanmadan dolayı tehlikede.”
Hasan: “Ya çok üzücü ama öğretmenim ne kadar güzeller çok sevimliler.”
Can: “Siyah beyaz renk onlara çok yakışıyor hemen fotoğraf çekmeliyim. Hadi arkadaşlar hep beraber fotoğrafımız olsun.”
Böylece penguenlerle birlikte hepsinin hatıra fotoğrafı olmuş olur.
Bilge Öğretmen: “Teşekkür ederiz Can, bu anları ölümsüzleştirmiş olduk."
Nil: “Arkadaşlar şuraya bakın. Kısa boylu penguenin ayağında bir şey var sanki.”
Leyla: “Bileklik mi acaba? Dikkatli bakayım bir daha. Aaa hayır arkadaşlar, o bileklik değil plastik şişe kapağı gibi duruyor. Çok yazık çok üzücü öğretmenim, biraz daha yakından bakabilir miyiz?”
Bilge Öğretmen: “Tabi çocuklar ama lütfen bu sevimli canlıları korkutmamaya çalışın. Unutmayın biz burada onların misafiriyiz. Onlara rahatsızlık vermek istemeyiz.”
Nil: “Tabi ki öğretmenim çok dikkatli oluruz.”
Hasan: “Hayır, inanamıyorum. Gerçekten de plastik şişe kapağı. Plastiğin burada ne işi var? Can bence bunu da çekmelisin. İlgili yerlere bunları göstermeliyiz.”
Can: “Kesinlikle. Hepsinin fotoğrafını çektim.”
Mert: “Bu plastikler buraya nasıl gelmiş kim getirmiş ki? Çok saçma. Plastik yetişmiyordur herhalde buradaki buzulların üzerinde.”
Elif: “Tabi ki de hayır Mert. Kutupların bitki örtüsü yoktur. Plastik yetişmeyeceği gibi bitki de yetişmez.”
Leyla: “Bunu insandan başkası yapamaz.”
Nil: “Neden böyle yapıyorlar öğretmenim? Plastikler bütün canlıları tehdit ediyor. Bütün dünya yok olma tehlikesi altında plastikler yüzünden.”
Hasan bir yandan beresini düzeltirken bir yandan da etrafını inceliyordu.
O sırada biraz uzaklarındaki başka bir pengueni işaret etti.
Hasan: “Arkadaşlar şuraya bakın. Şu penguene bakın onun da boynuna ip dolanmış.”
Leyla: “Ah yazık nefes alabiliyor mu acaba? Umarım canı çok yanmıyordur.”
Hasan: “Umarım.”
Nil: “Can bence şipşakla onun da fotoğrafını çekmelisin hemen.”
Bilge Öğretmen: “Arkadaşlar umarım gezimiz boyunca başka hiçbir canlıda plastik atık ip gibi zararlı şeyler görmeyiz. Bugünkü gezimizle ilgili toplantı yapmak istiyorum. İnsanın doğaya verdiği zararı bir kez daha gözümüzle de görmüş olduk. Kutuplara bu masum canlılara kadar her yeri kirletiyoruz. Plastik kullanımını azaltamamız gerekiyor. Bu konuda sizlerle tekrar görüşmek istiyorum. Neler yapabiliriz bu konuyla ilgili sizin de fikirlerinizi almak istiyorum. Öncesinde biraz dinlenelim. Yarın sizlerle Çöl yolculuğuna çıkacağız. Yolculuk öncesinde de bu konu hakkında düşünmenizi istiyorum. Yolculuk boyunca da fikirlerinizi duymak isterim. Hepinize iyi dinlenmeler.”
Elif: “Çok güzel olur öğretmenim.”
Can: “ Evet öğretmenim, bugün biraz yorulduk, çok şey öğrendik.”
Leyla: “…ve çok üzüldük.”
Nil: “Biraz dinlenmek iyi olacaktır.”
Hasan: “Öncesinde şipşakla birkaç fotoğraf daha çekelim mi?”
Mert: “Bir de beni tek çek Can.”
Fotoğraf çekme işleri bittikten sonra hazırlıklarını yapmak için odalarına gittiler.

DOĞA DOSTLARI ÇÖLDE
Yola çıxdıq. Biraz getdikdən sonra çöldə 2 robotla qarşılaşdıq-Hopba və Pumba.
Hopba əlacsızca söyləyir:
-Çox isti.Daha çatmamışıq?
Leyla umutsuzca:
-Yolumuz uzun gibi görünüyor.
-OLAMAAAAZZ
-Hava sıcaklığı kaç derece Pumba?
Bakalııımm Hiiiiiihhhh 39 dereceeee
Hopba susadığı için su içmek ister ama su bitmişti.
-Olamazzz yanımıza daha çok su almalıydık.
Büyümüş de küçülmüş Elif birden konuşmaya başlar:
-Hemen serin bir yer bulmalıyız. Yoksa daha fazla dayanamayabiliriz.
Herkesin dili kurumuştu. İçmek üçün su belə yox idi. Birden çıt kırıldım Leyla durumdan memnun olmadığını belirterek gitmek istemedi. Geri dönmek isterken birden kumda ayağı kaydı ve kumda sürüklenerek hızla gidiyordu. Yaramaz Mert yine yerinde duramadı ve Leylayı kurtarmak için arkasından gitdi. Ve bir kaktüse çarptılar. Öğretmen ve diğer çocuklar onların yanına geldi. Herkes çok sevinmişti çünkü artık su içebilirler.

Mert:
-Yaşasıııınn, bulduk! Kaktüslerdeki suyu içebilirizzz.
Hayalperest Nil söyler:
-Nasıl olacak. Yoksa kaktüslerin içinde deniz mi vaar?
Yine Elif çocukları bilgilendirir ve sudan içerler.
Ama onlar başlarına gelecek felaketten haberdar değillerdir. Akşam olur herkes çadır kurup uyumaya başlar ama geceleri çöllerde kum fırtınası olduğunu ve havanın çok soğuk olduğunu Elif bile bilmiyordu. Sabah olunca çadırından ilk çıkan Can oldu. Halbuki o hiç kimseyi yerinde bulamadı. Biraz sonra öğretmenin ve çocukların sesi gelmeğe başladı. Can onların dünkü soğuk havada, güçlü kum fırtınasında kumun altında kaldıklarını anladı. O herkesi kurtardı.
Çocuklar hazırlandıktan sonra yola devam ettiler.
Sıcak kumda yürürken çocukların gözüne bir göl görünür ama onlar göle yaklaştıkça göl kayboluyordu. Öğretmen açıklama yaptı:
-Çocuklar aslında sizin göl diye gördüğünüz şey kumdan başka bir şey değildir. Gözleriniz sizi kandırmaya çalışıyor.
Yolda bir adamla karşılaşırlar ve adam onları güzel bir kasabaya götürür. Çocuklar ve öğretmen ondan su ve yemek rica ederler ama yaşlı adam bir karşılık ister. Yaşlı adam bu kasabada meyve satıyormuş. Dünkü fırtınadan sonra ağırlık taşları yok olmuştu.
Yaşlı adam dedi:
-Eğer su ve yemek istiyorsanız taşlarımı bulacaksınız. Bularsanız su da yemek de sizin.
Can elindeki şipşakla etrafı çekip araştırma yapıyordu. Hasan ise bu görevi bir macera olarak görüyordu. Elif yine aynı şekildeydi. Yaşaması için mücadele ediyordu.
Öğretmen çocukların yapamayacağını anlayıp kendisi taşları bulmaya çalıştı.
Birden çıt kırıldım Leyla bağırarak: "Öğretmenim ne yapacağımızı buldum."
Herkesin gözlerinde bi umut ışığı parladı.
-Eğer her kasada 7 kiloqram meyve varsa, elimizde de 2 kilogramlık ağırlık var. O zaman yerdeki taşları kullanabiliriz.
Leyla yerden 5 kilogramlık bir taş bulup koydu ve herkesi bu sıcak havadan kurtardı. Çocuklar Leyla’ya şaşkınlıkla bakıyorlardı. Onda böyle bir zeka olduğunu hiç bilmiyorlardı.
Onlar yemek yerken yaşlı adam yanlarına bir kağıt bırakır. Çocuklar alıp içini okumaya başlarlar:
-Uzun uzun uzanar,
Al yaşıla boyanar.
Qırmızıdan don geyər,
Ərş üzünə uzanar.
Leyla tez boylanar:
-Uşqalar bu yanıltmacdır. Cavabını tapmalıyıq.
Can Leylaya seslenir:
-Bunu da sen bulsana. Bugün maşAllah göz deymesin Enşteyn gibisin.
Leyla cevabı bulamaz. Bir anda Elif (Leyla’nın her şeyi bilmesine çok sinirlenmişti)alaycı bir şekilde:
-O cevap veremediyse ben cevabı söylüyorum.
Çocuklar heyecanla:
-Eveeeeeett.....
-Cevap ağaç.
Öğretmen alkışlayarak:
-Aferin sana Elif. Çocuklar sonraki gezintimiz Amazon ormanları olacak. Gitmeden önce size bir soru soracağım.Bu gezintiden ne anladınız?
Çocuklardan herkes bir söz söyledi:
-Dikkatli olmak
-Hazırlıklı olmak
-Pes etmemek
-Aferin size çocuklar, her yaşadığınız olaydan bir ders çıkarmanız muhteşem bir şey. Sizlerle qurur duyuyorumm.
Can seslenir:
-Böyle olmazzz .
Bu kadar duygusallık yeter. Haydi şenlenin biraz. Hem yarın bizi büyük bir macera bekliyorrr.
Herkes mutlu bir şekilde çadırlarına döner ve uyumaya başlarlar.
Öğretmen ise onları izleyerek:
- İyi geceler doğa dostları, iyi geceler, der.
DOĞA DOSTLARI AMAZONLARDA
Gün aydınlanırken, Bilge Öğretmen ve biricik maceraperest öğrencileri çoktan uyanmış ve okula doğru yola koyulmuşlardı.
Çocuklar gece boyunca, yaşayacakları yeni maceranın hayalini kurmuş ve bir önceki çöl macerasında olduğu gibi, Amazon gezisinin de, keyifli ve öğretici geçmesini dilemişlerdi.
-Çocukların neşe dolu sesleri koridordan duyuluyordu. Büyük bir neşeyle Bilge Öğretmen sınıfa girdi.
BİLGE ÖĞRETMEN: Günaydın, benim küçük maceraperestlerim! Yeni doğa durağımıza gitmeye hazır mısınız?
Çocuklar hep bir ağızdan “Evettttt!” diye bağırdılar.
Bilge Öğretmen: Harikasınız, peki o zaman siz eksiklerini tamamlarken ben de son kontrolleri yapayım. Ardından yola çıkacağız. Unutmadan söyleyeyim, pasaportlarınızı, uçak biletlerinizi, sivrisinek kovucu spreylerinizi, yiyeceklerinizi ve yedek uzun kollu giysilerinizi yanınıza almayı unutmayın!
-Peki öğretmenim, sözünü duyan Bilge Öğretmen sınıftan çıktı. Kısa bir sessizlikten sonra;
Leyla: “Öğretmenimiz neden uzun kollu giysi istedi ki? Ben sadece kısa kollu giysilerimi ve şortlarımı yanıma almıştım.(Gözlerini devirir.)”
Elif: “Çünkü Leylacığım, zemininin yüzde 20’sine hiçbir zaman güneş ışığı ulaşmayan sıklıkta bir ormandan bahsediyoruz. Bataklıklar, zehirli bitkiler, ölümcül hayvanlarla dolu bir ortam. Küçücük bir sivrisinek ısırığından ömür boyu felç kalma ihtimaliniz var. O yüzden korunaklı giysiler giyinip riski azaltmalıyız.”
Leyla: “Hiç bu açıdan bakmamıştım. Haklısın. Bunu ben neden düşünemedim ki?”
LEYLA: “Ah Can! O kadar sıkıldım ki, keşke oksijeni bol Amazonda olabilsek şimdi….Yürüyüşler yapsak… Temiz havayı ciğerlerimize çeksek…”
CAN: “Al benden de o kadar arkadaşım, çok güzel olurdu.”
HASAN: “HEY millet, napıyorsunuz?”
LEYLA: “Ne yapalım Hasan ,sınıfta Bilge Öğretmeni bekliyoruz , beklerken canımız bir şey yapmak istemiyor…”
HASAN: Anlaşılan sizin oksijene ihtiyacınız var, bu sefer rotamız AMAZON ORMANLARI….
(Hep birlikte sevinç çığlıkları atarlar.)
NİL: “Kulağa harika geliyor Hasan, peki nasıl bir yer biliyor musun? Sen kesin araştırmışsındır daha önce, hatta belgeseller izlemişsindir. Doğa senin ilgi alanın ne de olsa, bize biraz bahseder misin?”
HASAN: “(Tebessüm ederek) Teşekkürler Nil güzel sözlerin için, Amazon ormanları Güney Amerika’da yer alır, yaklaşık 5.5 milyon km lik bir alanı
kaplar. Dünyanın akciğerleri de diyebiliriz onlara. İçinde binlerce çeşit hayvan yaşar.
(Tam o sırada Bilge Öğretmen içeriye girer.)
BİLGE ÖĞRETMEN: “Çocuklar, haydi kıpırdayın biraz, 2 saat sonra sizi adeta bir cennete götüreceğim, yemyeşil… Huzur dolu ve bir o kadar da tehlikeli...
HEP BİRLİKTE: Yaşasın!!!
BİLGE ÖĞRETMEN : “(Heyecanlanır.) Hazırlıklarınız tamamsa çocuklar, yolculuk başlasın! Ha bu arada Can, şipşakı almayı unutma e mi? Orda fotoğraflayacak çok şey olacak.”
CAN : “Tamam öğretmenim, tabiî ki unutmam.”
VE YOLCULUK BAŞLAR. Uçaktan inerler, öyle heyecanlıdır ki hepsi… Hele Mert, yerinde duramaz..
BİLGE ÖĞRETMEN: “Çocuklar sizlere son bir uyarıda bulunmak isterim, lütfen birbirimizden ayrılmayalım, gördüğümüz her şeye dokunmayalım, tehlikeli olabilir.”
LEYLA: “Elbette öğretmenim, bilirsiniz ben zaten ……… ( derken sendeler ) ( gülüşmeler… )”
ELİF : “İlahi Leyla, sen beni bırakma, ben seni bırakmayayım tamam mı?”
LEYLA: “Tamam tamam. İyi ki bi takıldık siz de hemen gülün!”
HASAN: “Senin iyiliğin için Leylacım…Haydi az laf çok iş gezimiz başlasın!”
BİLGE ÖĞRETMEN: “Evet çocuklar! Yağmurların çok çok yağdığı ,bir sürü hayvana ev sahipliği yapan balta girmemiş büyük bir orman burası.”
MERT: “Şu bitkiye bakın! Can koş hemen, bunu mutlaka çekmelisin. Daha önce hiç böylesini görmemiştim (Dokunmak ister. )”
ELİF: “Dur Mert! Tehlikeli olabilir. Ayrıca burada bi gariplik var, burada tahmin ettiğimden daha az ağaç var, oysa kitaplarda belgesellerde böyle değildi.”
BİLGE ÖĞRETMEN: “ Evet maalesef Elifcim, ben de böyle beklemiyordum. Yangınlar ve kaçak kesimler nedeniyle son 1 yılda 11000 km lik ormanlık alan yok oldu. Uzaydan çekilen fotoğraflar da bunu destekliyor. Bir şeyler yapılmazsa geri dönüşü olmayan bir yola girilecek.”
CAN: “Evet öğretmenim, bir yerde okumuştum yasa dışı altın madenciliği, hayvancılık ve tarım da amazonların yok edilmesine sebep oluyormuş.”
LEYLA: “VAH VAH! Çok kötü değil mi arkadaşlar… Madem buraya geldik doğa dostları olarak Amazonlar için bir şeyler yapmalıyız. Ama ne?”
CAN: “Bence öncelikle buranın fotoğraflarını çekip haberlerde çıkmasını sağlayalım. Herkes artık burada eskisi kadar ağaç olmadığını bilmeli… Bu işi ben yaparım.”
ELİF: “Ve burada denetim yok demek ki arkadaşlar … İnsanlar rahatça girip kaçak ağaç kesebiliyorsa, her yerde hayvancılık yapabiliyorsa altın araması da oluyormuş bunlar hep çevreyi kirleten şeyler. Ben de denetim için araştırma yapacağım, yetkililere burada olup biteni anlatmamız lazım.”
HASAN: “Harika fikirler arkadaşlar! Olabildiğince çok foto çekip döndüğümüzde bununla ilgili rapor yazıp ilgili yerlere götürelim. Bir şeyler yapmazsak bizim çocuklarımız buraya geldiğinde bu kadar bile ağaç göremeyecek. Herkes üzerine düşeni yapmalı.”
NİL: “ Bence de. Hiç böyle hayal etmemiştim burayı. Neyse ki geç kalmış değiliz. Ben notlarımızı aldım.”
BİLGE ÖĞRETMEN: “Aferin çocuklar, sizin doğaya karşı bu hassas tavrınız beni çok duygulandırıyor. Doğa bizlere emanet… Bence çok yorulduk, isterseniz şurdaki ağacın gölgesinde biraz soluklanalım. Çantamızdaki sandviçlerimizi de yeriz, enerji toplarız. Ne dersiniz?”
ELİF: “TAMAM öğretmenim. Açık hava beni acıktırdı zaten, annem hep böyle der. (Gülüşürler ve ağacın altına doğru yürürler.)”
DOĞA DOSTLARI BÜYÜK OKYANUSTA
Bilge Öğretmen havaalanında öğrencilerinin heyecanlı bekleyişlerini ve okyanuslar hakkında sohbet etmelerini gözleri parlayarak gururla izliyordu. Yerinde duramayan, kıpır kıpır Mert ile Nil, okyanus sayısı hakkında tartışıyorlardı. Mert, okyanus sayısının Dünyada 4 tane olduğunu, Nil ise 5 okyanus olduğunu iddia ediyordu. Zamanın büyük bir bölümünü ders çalışmakla geçiren Elif, Nil´' in haklı olduğunu belirtti. Tartışma büyümeden olaya el atan Bilge Öğretmen, okyanuslar hakkında bilgi vermek için öğrencilerini etrafına topladı.
Bilge Öğretmen: Dünyanın %71´' i okyanuslarla kaplıdır. Gündüz güneş ışınlarını alan okyanuslar geç ısınır, geceleri de geç soğur. Geceleri havanın ısınmasına yardımcı olurlar. Her okyanusun kendine has özellikleri vardır. Derken uçaklarının kalkış saati geldi ve uçakla Rusya'daki Petropavlovsk- Kamçatski şehrine gitmek için yola çıktılar. İndikleri zaman hemen otobüse binip Büyük Okyanusu yani Pasifik Okyanusunu görmeye gittiler. Burası Dünya’ nın en büyük okyanusu olan Pasifik Okyanusu’ydu. Kendilerini bekleyen vapura binerek uçsuz bucaksız maviliklere doğru yolculuğa başladılar. Çok heyecanlıydılar çünkü ilk kez okyanus gezisine çıkmışlardı. O sırada Can dedi ki:
- Öğretmenim buranın rengi ve görünüşü denizlerle aynı. Buranın okyanus olduğunu nasıl anlayacağız?
Bilge Öğretmen: Okyanuslar, büyük kara parçalarını birbirinden ayıran su birikintileridir. Denizler ise, okyanuslardan çok daha küçük olan ve genellikle okyanuslar ile karaların buluştuğu bölgede yer alan su birikintileridir. Ayrıca derinlik farkı da vardır.
Can hemen Şipşakla okyanusun fotoğrafını çekmeye başladı. O sırada Bilge Öğretmen bilgi vermeye devam etti:
-Büyük Okyanus diğer adıyla Pasifik Okyanusu 179.7 milyon km² yüzölçümüne sahiptir. En derin yeri 11.034 metre ile Mariana Çukuru olup burası aynı zamanda Dünya'daki en derin noktadır. Ayrıca Dünya'daki depremlerin %90'ı ve büyük depremlerin ise %80'i Pasifik bölgesinde oluşmaktadır. Bunun nedeni Büyük Okyanus'un çok derin olmasıdır. 708.000.000 km³ hacmi vardır ve kapladığı alan Dünya'daki toplam karaların alanından biraz daha büyüktür. Okyanusun 3.000-3.500 metreden daha derin her yerinde sıcaklık 2 °C derecenin altındadır. Üzerinde irili ufaklı yaklaşık 20.000 ada bulunmaktadır. Fakat Okyanusta bulunan kara parçaları okyanusun sadece %1’inden de az alanını kaplamaktadır.
Hasan: Öğretmenim buraya kim bu ismi koymuş ve neden Pasifik Okyanusu deniyor?
Bilge Öğretmen: Çok güzel bir soru sordun Hasan. Öncelikle buraya Pasifik Okyanusu adını İspanya Krallığı adına Dünya'yı dolaşan Portekizli denizci Ferdinand Magellan vermiştir. Magellan, günler süren zorlu ve fırtınalı koşullar altında adını verdiği Macellan Boğazı'ndan geçip bu okyanusa açıldığında, fırtınaların dinmesinden ve kendisini sakin suların karşılamasından dolayı Portekizcede "sakin" anlamına gelen "Pasifico" sözcüğünden yola çıkarak bu adı vermiştir.
Leyla: Peki burada hangi canlı türleri var öğretmenim?
Bilge Öğretmen: Okyanus çok büyük ve derin olduğu için sayamayacağımız ve daha bilmediğimiz milyonlarca ya da milyarlarca canlı türü vardır ve bu türlerin yalnızca %10’u keşfedilebilmiştir. Fakat örnek vermek gerekirse; Mavi Balina, Balina Köpek Balıkları, Dev Pasifik Ahtopotu gibi canlılar örnek verilebilir.
Vapurla Pasifik Okyanusunda seyahat ederlerken birden kutuplarda gördüklerine çok benzeyen plastik parçalar görmeye başladılar. Bir iki, hayır orada yüzlerce plastik ve çöpler vardı! Bilge Öğretmen ve çocuklar çok şaşırdılar. Bu durum onların hiç hoşuna gitmemişti.
Nil: Bunlar da ne öğretmenim!
Bilge öğretmen derin bir nefes aldı.
-Bunlar plastik atık çocuklar. Maalesef okyanuslarda da var. Ayrıca bu gördüğünüz hiçbir şey, daha fazlası da var.
Can: Öğretmenim ben devam edebilir miyim?
Bilge Öğretmen izin vermişti çünkü Can’ın uçakta gelirken okyanuslar hakkında araştırma yaptığını ve büyüyünce bilim insanı olmak istediğini biliyordu.
Can: Öğretmenim bilim adamlarının araştırmasına göre okyanusların altında 14 milyon tondan fazla plastik varmış!
Sınıftan şaşırma sesleri yükseldi
Bilge Öğretmen: Evet çocuklar. Maalesef insanlar yüzünden okyanusun altında bu kadar fazla çöp var ve buna bağlı olarak yüz binlerce balık heba oluyor.
Bu arada çocuklar 8 Haziran Dünya Okyanus Günü olarak ilan edilmiş. İklim değişikliği, aşırı avlanma, derin deniz madenciliği, petrol çalışmaları ve plastik kirliliği nedeniyle okyanuslar tarihte hiç olmadığı kadar büyük bir tehlike altında. Greenpeace’in açıklamasına göre, Okyanusların çok büyük bölümü koruma altında değil ve sömürüye açık durumda. Bilim insanları yaban hayatı korumak ve iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için 2030 yılına kadar okyanusların en az üçte birinin okyanus koruma alanları kapsamına alınması gerektiğini söylüyor.
Bu sırada Leyla’nın vapurdan okyanusa düşme tehlikesi geçirmesinden sonra Bilge Öğretmen daha dikkatli olmaları gerektiğini söyledi. Vapurla yaptıkları gezinin sonuna gelmişlerdi. Uçsuz bucaksız maviliklerden sonra kara görünmeye başladı. Eğlenceli, yine bilgi içerikleriyle dolu, değişik bir gezinin daha sonuna gelmişlerdi ve Can’ın Şipşakla çektiği onlarca fotoğraftan sonra otele dönüp bir dahaki gezi için valizlerini hazırladılar.
DOĞA DOSTLARI MARS' TA
Yorucu ve keyifli bir gezinin ardından doğa dostları nihayet evlerine dönebilmişlerdi. Okyanuslar, çöl, ormanlar derken epey yorulmuşlardı. Şimdi biraz dinlenme vaktiydi. Araya hafta sonu tatili girmişti. İki günlük tatilin ardından bakalım onları nasıl yeni bir macera bekliyordu? Ailelerine anlatacakları o kadar çok deneyim birikmişti ki.
Nil'i yeni gidecekleri yerin heyecanı iyice sarmıştı. Pazartesi günü ilk ders Bilge Öğretmenleydi ve gezi rotasını açıklayacaktı. Meraklı Can yeni rotanın neresi olduğunu sorup duruyordu. Bilge Öğretmenin yeni rotanın Mars gezegeni olacağını söylemesiyle sınıftan " waooow" sesleri yükselmeye başlamıştı. Herkeste ayrı bir heyecan vardı. Ama Nil'in heyecanı daha farklıydı. Çünkü Mars'a karşı ayrı bir ilgi duyuyordu. Yapılan çalışmaları yakından takip ediyordu. Nasıl gideceğiz diye düşünürken birden kendilerini zaman kapsülünün içinde buldular. Işınlanarak Mars'a gideceklerdi. Fakat Can ışınlanmak istemiyordu. Uzay mekiği ile daha yavaş gidecek uzaydaki atıkları görecek belki de oradaki çöpleri toplamak için bir proje de geliştirebilecekti. Tıpkı bilim insanlarının yaptığı gibi araştırma yapmalıydı. Bunu görmeden nasıl yapabilirdi ki?
Leyla kapsüle hemen koordinatları girerken bir de ne olsun az daha Ay'a gideceklerdi. Elif fark etmeseydi Sakar Leyla, Mars yerine Ay'ın koordinatlarını giriyordu.
Doğa dostu grup yaklaşık 8 ay sürecek bu yolculuğu ışınlanma ile dakikalar içerisinde almış ve Mars'a ulaşmışlardı.
Yaramaz Mert yine kıpır kıpır olduğu yerde duramıyordu. Zıplaya zıplaya yürüyordu. Mert muzip bir şekilde:
- Bakın arkadaşlar burada nasıl da yürüyorum ben.
Elif okuduğu kitaplardan edindiği bilgilerle konuya hemen açıklık getirdi.
Elif: Mars'ın çekim kuvveti Dünya'nın yerçekimi kuvvetinden daha az olduğu için böyle yürüyorsun Mert.
Can da elindeki Şipşakla karşısında duran aracın fotoğraflarını çekmeye başladı. Elif yine edindiği bilgilerden yola çıkarak açıklama yapmaya başladı.
Elif: Bu aracın adı Perseverance. Mars'ın yüzey şekillerini ve toprak yapısını incelemek için Nasa tarafından gönderildi. Burada yaşama dair ipuçları arayacakmış.
Leyla: Ne yani burada yaşam mı varmış? Eyvah! Bir de şimdi uzaylılarla karşılaşırsak ne olacak?
Hasan: Merak etmeyin arkadaşlar ben sizi korurum. Demeye kalmadı ileride gördükleri o şey de neydi?
Üzeri açık kocamaaaan bir kapsül.
Nil gördüğü manzara karşısında korkmuştu. Elif ve Can Mars' ta böyle bir kapsül ile ilgili hiçbir şey okumadıklarını, bilgileri olmadığını belirtirler.
Korku iyice artmıştı. Bu da ne olabilirdi ki? Neden buradaydı? Kim, nasıl getirmişti bunu buraya? Herkesin kafasında onlarca soru…
Hasan: Belki de burası Nasa'nın kurduğu bir üstür deneyler yapmak için. Hadi gelin bir bakalım. Belki bize yardımcı olurlar.
Mert: Hadi ama hala niye duruyorsunuz? Acele edin benim gibi zıplaya zıplaya gelin.
Korkak adımlarla ilerlemeye başladılar. Kapsüle yaklaştıkça kocaman kapısı belirginleşiyordu. Birden ne olsun kapı yavaş yavaş açılmaya başladı. İçerisi inanılmaz güzeldi. Hepsinin gözleri fal taşı gibi açılmıştı. İçeride rengarenk pamuk pamuk ağaçlar, çeşit çeşit bitkiler vardı.
Elif: Bu nasıl Mars'ta mümkün olabilir ki? Derken biri belirdi. Korku iyice artmıştı. Çünkü gördükleri kocaman bir yaratıktı. Uzun boylu, iki uzun kolu, 3 gözü ve kocaman kulakları vardı, hiç saçı yoktu.
Yaratık: Buyurun, gelin; benden, bizden korkmayın. Biz size zarar vermeyiz. Bakın biz nasıl güzel bir ortamda yaşıyoruz. Etrafını güzelleştirenler, çevresini zenginleştirenler hiç canlılara zarar verirler mi? Buyurun, evimize hoş geldiniz, benim ismim Zona.
Duydukları karşısında korkak, ürkek tavırlarının yerini bir rahatlama almıştı. Rahatlayan doğa dostu grup hemen kendini tanıtmaya başlar.
Elif: Merhaba, ben Elif.
Hasan: Ben de Hasan.
Leyla: Ben sakar Leyla.
Mert: Ben de Mert, ben de Mert, yuppii.
Zona: Hımm memnun oldum. Peki şu ışıl ışıl kıyafetleri ile parlayan kim.
Leyla: O hep resim çizen Nil.
Nil: Senin resmini de çizebilir miyim Zona? İstanbul'a dönünce aileme göstermek istiyorum.
Hasan: Hey Can sen neredesin?
Can içerisinin güzelliğini şipşaklamaya başlamıştı bile çünkü içerisi büyüleyiciydi.
Meraklı Can: Bu ilginç şey de nedir? Bitki midir?
Zona: Evet Can o ağzı olan bir bitki adı da çöpos yokoz.
Leyla: Hahaha ay çok komik bu nasıl bir isimdir böyle?
Zona: Biz bu bitkiyi arkadaşımla birlikte araştırma laboratuvarında ürettik. Oluşan atıkları doğa için yararlı bir hale getirsin diye. Daha çabuk bir şekilde toprakta çözünmesini sağlayarak toprağı gübrelemiş oluyor. Çöpleri yok ettiği için adı çöpos yokoz.
Nil hemen bitkinin şeklini çizmeye başladı. Yaprakları olmayan ama ağzı olan papatyaya benzeyen bir bitkiydi bu.
Zona: Burada gördüğünüz birçok şeyi biz ürettik. Bu geri dönüşüm tesisinden, kapsüle kadar, daha neler neler. Her şey daha temiz bir çevre için kendi kendine yeten bir ülke oluşturduk. Adını da Marsistan koyduk. Evet burası bizim ülkemiz, yaşadığımız yer Marsistan.
Elif: Neden burası bir kapsül şeklinde?
Hasan: Bence Mars'ta yaşanan kum fırtınalarından etkilenmemek için yapılmış olabilir.
Zona: Aynen öyle Hasan tebrik ediyorum seni. Çünkü kum fırtınası bitkilerimize, bize zarar verebilir.
Aniden güçlü bir bip sesi duyuldu.
Biiiiippppp
Nil: Evyah! Oksijen tüplerimizdeki oksijen miktarımız azalıyor arkadaşlar. Acele etmeliyiz.
Nil korkuyla daldığı uykusundan uyandı. Meğer her şey rüyaymış. Suyunu içerken derin düşüncelere daldı ve Mars'ta gördüğü güzellikleri unutamıyordu. İnsanların da yaşadıkları çevreye iyi bakmalı, güzelleştirmesi gerekiyordu. Doğaya iyi bir gelecek için sahip çıkmalıydı insanoğlu. "Doğanın Dostu Yarının Dostu" öğrencilerine çok iş düşüyordu.
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors



- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(3)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $13.19+) -
BUY THIS BOOK
(from $13.19+) - DOWNLOAD
- LIKE (3)
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE(3)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!