Projedeki öğretmenlerimize katkılarından ve başarılı çalışmalarından dolayı teşekkür ederiz...
Proje kurucaları:
Yasemin TOMAK, Betül YUMRUTEPE

İÇİNDEKİLER
1.Bir Dilek Hakkı………………….....................Yasemen TOMAK
2.Cesur Civciv………………………....................Nurdan DİNÇ
3.Renkli Yıldızların Masalı…..…….…...........Betül YUMRUTEPE
4.Nine İle Karınca ……………………................Deniz Seçil ATMAN
5.Meraklı Salkım Söğüt………………..............Tülay SOYDAN
6.Yaşlı Nine ve Yardımlaşma……............…..Nazan KAYA
7. Ali ve Ayşe'nin Tokaç Macerası............…Emine COŞKUNTÜRK

Yasemin TOMAK Bir dilek hakkı
Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal, pireler berber, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken yemyeşil ağaçları çimenleri, rengarenk çiçekleri, şırl şırıl akan dereleri olan güzel bir orman varmış. Bu güzel ormanda çok iyi anlaşan tavşan ve tilki adı iki arkadaş varmış. Bütün gün birlikte gezer, eğlenir, okula gider tüm vakitlerini birlikte geçirirlermiş. Günlerden bir gün yine okuldan çıkıp eve doğru yürürlerken hava çok sıcak olduğu için bunalıp terler içinde kalıp oflayıp puflamaya başlamışlar. Gel gölde yüzelim demiş tilki ne güzel fikir demiş tavşan göle kadar yarışıp cupp diye suya atlamışlar. iki arkadaş göle atlayıp serinlemişler sonra yüzmüş, oyunlar oynayıp eğlenmişler. Gölün içini merak ederek biraz da dalmaya karar vermişler. Gölün dibine varınca gözlerine inanamışlar çünkü burası çok güzelmiş... yeryüzünde olduğu gibi burada da rengarenk bitkiler, küçüklü büyüklü renkli balıklar, yengeçler,kayalar tepeler ve yeryüzündeki çimenlere benzeyen yosunlarla kaplıymış her yer. Hayran hayran izleyip yüzerlerken kayaların arasında bir şey dikkatlerini çekmiş bu iplere dolaşmış kurtulmaya çalışan bir balıkmış, bizim yardımsever arkadaşlar hemen balığın yardımına koşmuş tilki balığın dolaştığı ipleri gevşetmiş tavşanda uzun dişleriyle onları kemirip kopartmış sonunda balığı kurtarmayı başarmışlar.
Yasemin TOMAK Bir dilek hakkı
İplerden kurtulan balık çok mutlu olmuş sevinçle yüzgeçlerini çırpmış teşekkür etmiş sonra bu iplere nasıl dolaştığını soran tilki ve tavşana;
günler önce bir grup insanın göl kenarına gelip piknik yaptığını, ağlarla gölde balıkları yakalamaya çalıştığını sonrada bu ağları ve çöplerini suya atıp gittiklerini anlatmış. Kendisi çöpleri toplarken bu iplere dolanmış ve günlerdir de bu iplerden kurtulmaya çalışıyormuş. siz gelip yardım etmeseydiniz ne olurdu halim.. şimdi dileyin benden ne dilerseniz demiş .Bu balık, sular padişahının oğluymuş iyilik yapanlara dilek hakkı verip gerçekleştiriyormuş. Tilki ve tavşan düşünmüş düşünmüş akıllarına çok istedikleri dileyecek bir şey gelmemiş. Her şeye sahibiz ki biz mutlu bir ailemiz, okulumuz, arkadaşlarımız var daha ne isteriz ki demişler. Balık, tavşan ve tilkinin bu kadar tok gözlü olmalarına çok sevinmiş, bir dilek hakkınız var ne zaman ihtiyacınız olursa isteyip kullanabilirsiniz demiş.
O günden sonra tavşanla tilki her zamanki yaşamlarına devam etmiş, sıkıldıklarında göle giderek yeni arkadaşları balıkla birlikte yüzüp eğlenmişler. Arkadaşları balık çok bilgiliymiş dünya hakkında çok şey biliyor onlara bilmedikleri yepyeni bilgiler öğretiyormuş. Tilki ve tavşan yine bir sabah erkenden kalkıp okula gitmek için buluşmuş yolda yürürken aniden o güne kadar hiç duymadıkları korkunç sesler duymaya başlamışlar, merakla ve yavaşça sesin geldiği yöne yaklaştıklarında ne görsünler… daha önce hiç görmedikleri ama arkadaşları balığın anlattıklarından tahmin ettikleri korkunç sesleri çıkaran kocaman demir makinaları ve üzerlerinde ki insanları görmüşler. İnsanlar bu kocaman makinalarla ağaçları köklerinden söküyor, toprağı kazarak yaşadıkları ormana doğru ilerliyormuş. Tavşanla tilki hızlıca ormana koşarak arkadaşlarını gelen tehlikeye karşı uyarmış fakat kimse ne yapacağını bilmiyor korku içinde eşyalarını toplayıp yaşadıkları güzel ormandan kaçmaya çalışıyormuş.Tilki ve tavşan acele etmeyin, arkadaşımız balığa soralım o ne yapılacağını bilir demiş.
Yasemin TOMAK Bir dilek hakkı
Hep birlikte toplanıp balığa gitmişler. Balık insanların kendine fabrikalar yapmak için ormanları yok ettiğini ve orada yaşayan hayvanları evsiz bıraktıklarını anlatmış, maalesef yapılacak bir şey yokmuş, tüm hayvanlar üzülerek yaşadıkları ormanı terk etmeye karar vermiş.
Durun demiş tavşanla tilki bizim bir dilek hakkımız var onu kullanalım balık yardım eder ve ormanımızı koruyabiliriz. Balığa dileklerinin yaşadıkları ormanı korumak olduğunu söylemişler. Balık, dileklerini gerçekleştirmek için ne yapmış biliyor musunuz! ormanı korumak için bir sihir yapmış ve orman görünmez olmuş, ormana yaklaşan insanlar da ormanın yerine kocaman kayalık ve dikenli çalıları görünce oraya yerleşmekten vaz geçerek geri dönmüşler. Böylece orman halkı mutlu yaşamlarına geri dönmüş, ormanlarını kurtaran tavşan tilki ve balığa teşekkür etmişler.Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine gökten 3 elma düşmüş, biri anlatana, biri dinleyene biri de doğaya ve canlılara saygı duyan tüm çocuklara.
Sizler de doğaya, canlılara saygı duyar ve onları korursanız bu masalda ki gibi çok güzel sihirli ormanları görebilirsiniz.
Yasemin TOMAK

Nurdan DİNÇ Cesur kuzucuk
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken pireler berber iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken vakti zamanında yemyeşil otlakları olan büyük çiftlikte kuzular yaşarmış.Bunlardan bir tanesi varmış ki uzun kıvrık tüyleri ile kendine hayran bırakırmış.Tabi bu kuzucuk kendine herkesten daha çok hayranmış.Her sabah uyandığında bahçedeki göle gider keyifli keyifli kendini izlermiş.Hatta o kadar kendini izlemeye dalarmış ki oyun oynamayı unuturmuş. Bu çiftlikte başka kuzularda varmış elbet.Biri siyah tüylüymüş ona kara kuzu derlermiş,birinin tüyleri püskül püskül yıkanmayı sevmediği için topak topakmış tüyleri onun adı da püsküllüymüş. Birde yemek yemeyi çok seven hatta kendi yemeği yetmediği için çiftlikteki diğer hayvanlardan artanları da yiyen ve biraz kilolu olan bir kuzu bile varmış,adı da iştahlıymış. Bir tek bizim kendine hayran kuzucuğun bir ismi yokmuş.Çünkü hiçbir ismi beğenmiyormuş.Söyledikleri her isme ‘‘benim kadar güzel bir kuzunun böyle basit bir ismi olmamalı’’ dermiş.Sonunda kuzucuğa isim koymaktan vazgeçmişler.-Peki o zaman sen kendi ismini kendin seç demişler. Gel zaman git zaman kuzucuk kendine layık bir isim bulamamış. Arkadaşları oyun oynarken ona nasıl sesleneceklerini bilmedikleri için oyunları hep yarım kalıyormuş.Kuzucuk tabi duruma çok üzülmeye başlamış.Artık oyun oynamayı bırakıp sadece arkadaşlarını izlemeye,otlakta yalnız başına dolaşmaya başlamış/
Nurdan DİNÇ Cesur kuzucuk
Dolaşırken gördüğü her su birikintisinde kendine hayran hayran izlemeye daha çok vakti olmuş. Yine birgün dolaşırken farkında olmadan çiftlikten epey uzaklaşmış.Akşam olmak üzere eve dönmeliyim diye düşünüp geri dönmeye başlamış.Tam dönecekken karşıda bir göl görmüş Şu gölde de kendime bir bakayım eve öyle dönerim diye aklından geçirip heyecanla göle doğru koşmaya başlamış.Göle yaklaşınca bir de ne görsün suyun içinde bir şey çırpınıyor.Daha yakından bakmak istemiş ama suya girerse ya güzelim tüyleri ıslanıp yapış yapış olursa,ya çamur gelip kirlenirse diye düşününce kendini çok kötü hissetmiş.Ama suda ne olduğunu da çok merak ediyormuş. Böyle düşünürken sudaki hareketlerde yavaşlamış.Derken ne görsün küçük minik sarı bir kafa,turuncu bir gaga .-Aaaa bu bir ördek yavrusu demiş heyecanla.Zavallı yavru gölün çamurlu sularında ayağı bir çöpe takılmış kurtulamıyormuş.O kadar çabalamış ki yorgunluktan bitap düşmüş. Tam o anda bizim kuzucuk girmiş suya kurtarmış minik ördek yavrusunu.Sarmış yumuşak tüylerine,çamurlarını temizlemiş onu bir güzel ısıtmış sen şimdi çok da acıkmışsındır.demiş ve onu çiftliğe götürmüş. Kuzucuğu gören herkes çok şaşırmış çünkü onu ilk defa çamurlu kirli ve ıslak görüyorlarmış.Kuzucuk kurtardığı ördek yavrusunu göstermiş. yavrunun karnını doyurmuşlar
Nurdan DİNÇ Cesur kuzucuk
Ama titremesi bir türlü geçmiyormuş,çok üşüyormuş.Bizim kuzucuk o güzel yumuşacık tüylerinden kesip yavruya bir yatak yapmış,yatırmışlar. Küçük Ördek yavrusu karnı doyup bir güzel ısınınca kendine gelmiş.ben ne kadar şanlıyım cesur kuzucuk olmasa gölde şimdiye kadar boğulmuş olurdum demiş.Kuzucuğa çok teşekkür etmiş. Tüm hayvanlar o esnada birbirlerine bakıp hep bir ağızdan cesur kuzucuk diyerek kuzucuğa isim bulmuşlar.Evet bundan güzel bir isim olamaz demişler.Yavru ördeğe de bir isim bulmak gerekir demiş içlerinden biri.Gölde boğulmaktan kurtulduğu için bu yavrunun adı da şanslı olsun demişler. O günden sonra gruba şanslı da katılmış.Eskisi gibi oyunlar oynayıp hep birlikte eğlenmişler. Kuzucukta cesur kuzu adını aldığı için çok mutluymuş. Gökten üç elma düşmüş,birincisi bu masalı anlatana ikincisi bu masalı dinleyene üçüncüsü yardımlaşmayı seven herkese…. Nurdan DİNÇ

Betül YUMRUTEPE Renki yıldızların masalı
Bir varmış bir yokmuş, evvel zamaniken kalbur samaniken ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallariken gök baba ağlar toprak ana güleriken;
Gerçekten yaşanmış olaylar efsaneleşip masala dönüşecek kadar uzun yıllar geçtiyse renkli yıldızları anlatma vakti gelmiş demektir.Gece kim başını yukarı kaldırırsa kaldırsın yıldızları görür. Burada ilginç olan bazı çocuklar diğer herkesten farklı olarak renkli yıldızları görür. E ne var ki bunda, ha tek renk ha rengarenk, yıldız yıldızdır işte. Siz siz olun bunu sakın ha söylemeyin. Baktığınızda her kuş yumurtadan doğar ama inanırsan Anka kuşu küllerinden doğar.
Gel gelelim bizim renkli yıldızlarımıza. Eğer bir çocuksan ve gerçekten renkli yıldızlara inanırsan rüyanda renkli yıldızları gören diğer çocuklarla buluşursun.
Yine böyle bir günün gecesinde renkli yıldızlar çıkmış gökyüzünde, çocuklar kaldırmış başlarını bakmışlar yukarı ha görürüm ha görmem derken uyuya kalmışlar. İnatçı olan 13 çocuk gecenin en karanlık saatinde görmüşler renkli yıldızları, o anda gözlerinde bir ışık patlayıvermiş ve onlarda biranda uyuya kalmışlar.Gördükleri rüyada hepsi aynı yerde bir sarayın içindelermiş. Arkalarını döndüklerinde bir padişahın düşüncelere daldığını görmüşler. Huzuruna erdiklerinde padişah onları gördüğüne şaşırmış ama yine de suratında ki üzgün ifade bu şaşkınlığı hemen bastırıvermiş. Çocuklardan biri padişaha neden üzgün olduğunu sormuş. Padişahta ona “ahhhh ah hiç sormayın başımdaki belayı. Başımda ki derken gerçekten başımdaki.
Şu kavuğumdaki tüy sarayımın en yüksek kulesine hapsettiğim Anka kuşunun en kırmızı kuyruk tüyüdür. Ve bu tüyü elinize alıp salladığınızda hazine odanız altınlarla zümrütlerle yakutlarla dolar”. Çocuklar “ne güzel işte bunda üzülecek ne var ki” deyince padişah yerinden kalkıp penceresinin önüne gider.
.
Betül YUMRUTEPE Renki yıldızların masalı
“Şu Karşı ki dağın arkasında devler padişahının sarayı var.Bu tüyün efsanesi onun kulağına ulaşmış. Geçen bir karabulutun kuyruğuna bir mektup asıp bana gönderdi. Kara bulut yağmur olup önüme düşünce yazdığı mektubu okuyuverdim. İki gece sonra tüyü alıp tüm ülkemi ele geçirecekmiş” demiş.Çocuklar padişahın bu durumuna çok üzülmüşler. Padişahtan izin alıp sarayın en yüksek kulesine çıkmışlar. Anka kuşu tüm gösterişiyle karşılarına çıkmış. Çocukların saf yüreğini hissedince kuş dile gelmiş. “Kurtarın beni çocuklar özgürlüğüme kavuşmak için padişaha tüyümü verdim ama o aç gözlülüğü yüzünden beni bu kuleye hapsetti. Kuzey rüzgarının kulağıma fısıldadığına göre devler padişahı da gelip beni alacakmış. Eğer onun eline düşersem bir daha asla güneş yüzü göremem” demiş. Çocuklar “bize bir yol göster hem seni kurtaralım hem bu güzel ülkeyi” demişler. Kuş onlara kanadının altından bir tüy vermiş. “Bu tüyü kuzey rüzgarı estiğinde havaya atın, rüzgar onu nereye götürüp bırakırsa o toprağı kazın. Orada sihirli altın bir kaşık bulacaksınız. Devler padişahına o kaşıkla bir çorba içirirseniz devlerin hepsi bir anda ortadan kaybolacaklardır” demiş. Çocuklar ankanın sözünü dinleyip dışarı çıkmışlar. Kuzey rüzgarı saçlarını okşarken tüyü bırakıvermişler. Rüzgar tüyü uçurmaya başlamış az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş altı ay bir güz gitmiş en sonunda devler padişahının sarayının önünde yere düşüvermiş. Çocuklar toprağı kazdıklarında bir de ne görsünler altından yapılmış bir kaşık. Daha kaşığı bulduklarına sevinemeden devler padişahının askerleri onları yakalayıp göz açıp kapayıncaya kadar dev padişahının önüne atıvermişler. Çocuklar başlarını kaldırıp deve baktıklarında bir de ne görsünler. Dev koca bir sofranın baş köşesine oturmuş koca bir kasede çorba içmeye çalışıyormuş.
Betül YUMRUTEPE Renki yıldızların masalı
Onları gördüğünde “az durun hele şu çorbamı içeyim sizinle o zaman ilgileneceğim” demiş.Çocuklar dev padişahına, “aman padişahım o güzel çorba hiç öyle basit tahtadan bir kaşıkla içilir mi size bu altın kaşık yakışır” demişler. Altın lafını duyan dev yerinden kalkıp kaşığı çocukların elinden kapıvermiş. Sofraya oturup çorbasını kaşıklamaya başlamış. O kaşıkladıkça dev küçülmüş küçülmüş küçülmüş. En sonunda ortadan kayboluvermiş. Çocuklar etraflarına baktıklarında tüm devlerin kaybolduğunu görmüşler. Hemen devlerin karabulutunun üzerine atlayıp kuzey rüzgarından onları aç gözlü padişahın sarayına götürmesini istemişler. Saraya geldiklerinde padişah çocuklara sarılıp teşekkür etmiş. “Dileyin benden ne dilerseniz” demiş. Çocuklarda anka yı serbest bırakmasını istemişler. Padişah pek istemese de çocukları kırmamış ve ankayı serbest bırakmış. Anka kuleden dışarı çıkar çıkmaz çocukların önüne konmuş. Onlara bu saf ve temiz yürekli davranışları için teşekkür etmiş, padişahta kavuğunda ki tüyü yeniden ankaya vermiş. Anka bir anda gök yüzünde yükselmeye başlamış. Çocuklar ankaya bakarken günün geceye çoktan dönmüş olduğunu farketmişler. Anka yükselmiş yükselmiş yükselmiş en sonunda gökyüzünde bir yıldıza dönüşmüş. Yıldız parladığı anda çocuklar renkli yıldızları yeniden görmüşler ve uyuya kalmışlar. Uyandıklarında ne saray varmış ne padişah hepsi kendi yataklarındaymış.
Gökten 3 tüy düşmüş, biri aç gözlü padişahın başına biri devler padişahının başına biri de renkli yıldızları gören çocukların başına.
BETÜL YUMRUTEPE

Deniz Seçil ATMAN Nine ile karınca
Çok eskiden çoook çooook eskiden. Küçükken ufacıkken tam da sizin yaşınızdayken. Ne zaman sıkılsam üzülsem bahçedeki çınar ağacının altına gider otururdum. Dallarını yapraklarını seyreder kuşlarla konuşurdum. Bir gün kuşlar beni yuvalarına davet ettiler. Yere kadar uzanan bir merdiven gönderdiler. Merdiveni tırmandım tırmandım tırmandım yuvanın kapısına kadar geldim. Kapıyı çaldım. Hadi sizde çalın. Ama ben nasıl çalarsam sizde öyle çalın.
Tak tak tak
Tak tak
Tiki tiki tak
Tiki tiki tak tak
Ve kapı birden açıldı. Kendimi mavi kırların olduğu, güneş çiçeklerinin açtığı bir masal diyarında buldum. Anlatılan bir masalı dinlemeye koyuldum.
Bir varmış, bir daha varmış. Bir daha olunca üç olmuş. Üç gelmiş ağacın dalına konmuş. Bakmış dalda üç elma. Üç başlamış üç elma ile oynamaya. Onlar oynaya dursun ağacın altına gelmiş bir nine. Yaşlımı yaşlı tonton mu ton ton. Ak saçlı elma yanaklı. Bir de karnı aç bir nine. Heybesinden bir parça ekmek çıkarmış. Tam yiyecekken ağacın altında dolaşan küçük karınca dile gelmiş “Nine nine bende çok açım bana da versene” Nine koparmış minicik bir lokma ekmeğinden vermiş karıncaya. Çok sevinmiş karınca. Sen benim karnımı doyurdun. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bir gün bende sana yardım ederim. Demiş. Nine içinden sen küçücük karıncasın bana nasıl yardım edeceksin ki diye düşünmüş. Ama karıncanın gönlünü kırmamak için ona “olur tabii bir gün sende bana yardım edersin” demiş. Karınca dönmüş yuvasına nine düşmüş yollara. Pazara bir an önce gitmesi gerekiyormuş ninenin. Sabah ineğinden sağdığı sütü satmak için.
Yürümüş yürümüş yürümüş sonunda varmış pazara. Bi köşeye oturmuş başlamış beklemeye, biraz biraz da seslenmeye.
Deniz Seçil ATMAN Nine ile karınca
Sütüm vaar.. Taze tazeee sütüm vaaarrr. Beklemiş beklemiş beklemiş nerdeyse akşam olmuş.
Ama sütünü hala satamamış nine. Tam eşyalarını toplayıp evine dönecekken küçük karınca yeniden çıkıvermiş karşısına. Ninenin yüzüne bakınca çok üzgün olduğunu görmüş. Sormuş neden üzgün olduğunu. Nine de anlatmış sütünü kimsenin almadığını. Karınca “Ben sana yardım ederim. Arkadaşlarım var benim. Onları da çağırayım bekle beni burda” deyip uzaklaşmış. Nine beklemeye başlamış çok geçmeden bir sürü karınca, ben diyeyim on bin siz deyin yüz bin, Pazar yerine gelmiş. Pazarda her yere dağılmışlar, her yiyeceğin üstüne altına tutunmuşlar. Karıncaları gören insanlar onların acıktığını düşünüp hiç ellememişler. Onları kovalamamışlar. Karıncalarda karnını doyursun deyip beklemişler. Amaaa karıncalar bir tek ninenin sütüne gelmemiş. İnsanlarda karıncalar bu süte gelmemiş bunu da biz alalım demişler. Nine sütünü satmış böylece. Nine çok sevinmiş sütünü sattığı için. Karıncalarda yavaş yavaş uzaklaşmışlar pazardan. Pazardaki diğer insanlarda getirdiklerini satsınlar diye. Karınca gelmiş ninenin yanına “ Boyum küçük ama kalbim büyük benim. Yapılan iyiliği unutmam. Seni de mutlu ettiysem dönerim artık yuvama.” Deyip arkadaşlarıyla düşmüş yola. Nine hem sevinmiş hem mahcup olmuş. Küçücük karınca bana ne yardımı olur demiştim, ne kadar yanlış düşünmüşüm. Maharet boyda posda değil yürekteymiş meğerse demiş.
Üç, dalda üç elma ile oynarken düşmüş elmalar birer birer. Biri masalı anlatanın başına biri siz dinleyenlerin başına biride güzel kalplilerin başına.
Deniz Seçil ATMAN
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $5.19+) -
BUY THIS BOOK
(from $5.19+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!