KARESİ/BALIKESİR HALK EĞİTİMİ MERKEZİ
BATIKENT MTAL
HAFSA SULTAN MTAL
İRFAN ATASEVEN ANADOLU LİSESİ
KILIÇARSLAN ANADOLU LİSESİ
SUSURLUK ANADOLU LİSESİ
125. YIL YATILI BÖLGE ORTAOKULU

Minyatür Nedir:
Kendine has boyama tekniği ve anlatım dili ile çok ince işlenmiş, küçük boyutlu resimler ve bu tür resim sanatının adıdır.
Yaygın olarak, el yazması kitaplardaki metni görselleştiren, metinde yer alan bilgileri daha açık hale getiren kitap resimleri minyatür olarak bilinir. İşlenen temanın barındırdığı olayları görselleştirmek için olayı resme figürler halinde aktarmak ve figürler birbirini kapamayacak şekilde yerleştirme esastır.
Bilinen en eski minyatürler Mısır'da rastlanan ve M.Ö 2. yüzyılda papirüs üzerine yapılan minyatürlerdir. Daha sonraki dönemlerde Yunan Roma Bizans ve Süryani elyazmaları da minyatürlerle süslenmiştir. Hristiyanlık yayılınca minyatür özellikle elyazması İncil leri süslemiştir.
Avrupa'da minyatür sanatı 8. yüzyılın sonlarında gelişti. 17.yüzyılda minyatürün, süslenecek metinle doğrudan doğruya ilgili olması gözetilmeye ve dinsel konulu minyatürlerin yanı sıra dindışı minyatürler de yapılmaya başlandı.
Minyatür sanatı, geç Ortaçağda İran, Irak, Orta Asya ve Anadolu'da bulunan Türk ve Pers hanedanlıkları döneminde yüksek bir gelişmişliğe ulaştı.
Türkler'de minyatür geleneği Orta Asya'da Uygurlar döneminde İslam öncesinde ortaya çıkmıştı. Selçukluların İran ile ilişkilerine bağlı olarak minyatür sanatı İran etkisinde kalmış; Osmanlı minyatür sanatı da Selçuklu ve İran minyatürlerinden etkilenmiştir.
Minyatürün en önemli özellikleri, derinlik algısının, ışık-gölge oyunlarının kullanılmaması ve canlı renklere yer verilmesidir. Minyatür eserlerinde altın ve gümüş yaldızlara da sık sık rastlanır. Minyatür ustası ilk olarak kullanacağı kâğıdı mermerin üzerine serer ve kâğıdı düzleştirir.
Türklerde minyatürün Orta Asya'da Uygurlar döneminde (745-840) ortaya çıktığı düşünülmektedir. Sekizinci yüzyılın ortalarında Turfan bölgesinde Uygur Türklerinin meydana getirdikleri minyatürler daha sonra Türk minyatür sanatının kaynakları olmuştur.
Minyatür sanatının çok ince ayrıntıları bulunur. Dolayısı ile bu sanat büyük bir dikkat gerektirir. Dünyada bilinen ilk minyatürler Mısır'da papirüslerin üzerine işlenmiştir. Geleneksel Türk sanatları arasında yer alan minyatür sanatı Osmanlı döneminde de çok yaygın kullanılıyordu. Ayrıca minyatür sanatı parşömen, kağıt, fildişi, taş ve pek çok nesnenin üzerine işlenebilir. Bu sanatın amacı anlatılmak istenilen şeylerin küçük işlemeler ile anlatılmasıdır.
Bu sanat oldukça detaycılık istemektedir. Bu nedenle mutlaka çok ince ince çalışılması gerekir. Ayrıca minyatür sanatında genellikle yavru kedi kılından yapılan fırçalar kullanılmaktadır. Minyatür sanatında kullanılan boyalar ise topraktan yapılarak kullanılır. Bu boyalar da su ile inceltilir. Boyaların parlak olması için de yumurta sarısı katılır. Osmanlı sarayında yapılan minyatürlere parlaklık kazandırmak için gümüş ve altın tozu da kullanılmıştır. Minyatür sanatı hem göze hem de mantığa hitap etmektedir. Bu yönü ile de önemli sanat dallarından birisidir.





125.YIL YATILI BÖLGE ORTAOKULU
TEŞEKKÜR EDERİZ
Minyatür nedir? Bir resim çeşididir. Eskiden Doğu'da olsun, Batı'da olsun el yazması kitapları süslemek İçin renkli resimleri yapılırdı. Batı’da, «minyatür» Doğu'da, «nakış» diye adlandırılan bu renkli resimlerin kendisine has bir yapılış tekniği, bir üslubu vardır. Minyatürlerin göze çarpan ilk özelliği canlı renkleri, mesafelerin belirtilmemesi, şahısların ve başka şekillerin birbirini kapatmayacak şekilde dizilmesi, arka planda olanların, sayfanın üstünde gösterilmesi, ışık ve gölge oyunlarına asla itibar edilmemelidir.
Minyatür son derece sabırlı, ince çalışma isteyen bir sanattır. Bizde «nakkaş» diye anılan minyatürcüler, genel olarak İncecik fırçalarıyla önce yapacağı resmi taslak olarak çizer, sonra boya ile renklendirilir. Yapılan yeni araştırmalar minyatürün bir Türk sanatı olduğunu ortaya koymuştur. Orta Asya'da yaşayan Türkler minyatür yapmasını biliyorlardı. Uygur sanatçıları vasıtasıyla minyatür, Orta Asya'dan Çin'e geçmiş, yine aynı sanatçılar İslam ülkelerinde de çalışmışlardır. Bu arada İran'da çalışan Türk minyatürcülerin değeri bütün dünyaca kabul edilmiştir. Bunların başında Pir Ahmet ve talebesi Bihzad, Mir Musavvir ve diğerleri gelir. Türkler Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde de minyatüre önem vermiş, bu alanda mükemmel eserler meydana getirmişlerdir.
Doğuda minyatür, umumiyetle kağıt üzerine resmedildiği için, kağıt hazırlanması birinci plana alınmıştır. Minyatürün çizilmesi genel hatlarıyla şu şekilde cereyan ederdi: Düzlenmiş ve mührelenmiş kağıdın üzerine, nakkaş denilen resmi çizen sanatkar, resmin ana çizgilerini ıslak fırça ile belirler, sonra kırmızı veya siyah boya ile figürlerin çevresi çizilirdi. Bundan sonra iyice ezilmiş, koyu haldeki boyalar, küçük ve sert fırçalarla resme tatbik edilirdi. Hindistan’da resimleri kabartma göstermek için boyaya fazla zamk ilave olunurdu.
Minyatür sanatçıları o kadar mahirdiler ki, bir tek samur kılı ile birbirinin aynı kalınlıktaki çizgileri rahatlıkla çizebilirlerdi. Osmanlı Devleti zamanında yazılan kitaplarda minyatürler, Fatih devrinden itibaren görülmeye başlar. Erken devirdeki Osmanlı sanatkarlarına, İranlı minyatürcülerin eserleri örnek teşkil etmiştir. Ancak zamanla Osmanlı Türklerine has bir tarz geliştirilmiştir. Bir süre batı tarzında daha realist minyatürler çizilmişse de, sonradan yine doğu ekolüne dönülmüştür. Osmanlılar daha ziyade hüsn-i hat (güzel yazı), tezhib ve tezyinata önem verdiklerinden, minyatür sanatçıları on altıncı asır civarında görülmeye başlar.
Bu asra kadar pek az minyatürcü vardır. On altıncı asırda Sinan Paşa'nın Yemen Seferini anlatan tarih kitabı ile Özdemiroğlu Osman Paşanın seferlerini anlatan Şecaatname, tezhibi ve minyatürleri bakımından ince bir işçilik eseridir. Osmanlı minyatüründe İran tarzının etkili olması, doğudan gelen sanatçıların tesiriyledir. Kanuni Sultan Süleyman Han zamanında sarayın Nakkaşbaşısı olan Şahkulu, Tebrizlidir. Daha önce Nakkaşbaşı olan Velican da aynı şehirden gelip İstanbul’a yerleşmiştir. Topkapı Sarayında, İranlı nakkaşların yanında Türk nakkaşlarının da bulunduğu bilinmektedir. Hatta bu nakkaşların iki ayrı atölyede çalışarak Nakkaş-ı İrani, Nakkaş-ı Rumi (Anadolu) olarak tasnif edildikleri bilinmektedir. Osmanlı nakkaş ve müzehhib lerinin aynı zamanda usta birer minyatürcü oldukları söylenmekteyse de yalnızca bir kaçının resim çizmekle meşgul oldukları, minyatürlerde bulunan imzalarından anlaşılmaktadır. On yedinci asırda yaşayan meşhur minyatürcü Levni Ye gelinceye kadar, birçok sanatçıya rastlanmaktansa da, bu sanatçıOsmanlı minyatürünün zirvesini temsil etmiştir. Sultan Üçüncü Ahmed’in Nakkaşbaşısı olan Levni, Türk sanatında ayrı bir ekol olarak kabul edilir.
O zamana kadar ulaşılamayan çizgi, şekil ve renklendirme ahengi görülen Levni’nin eserlerinde renkler öncekilere göre daha soluk olmakla beraber, figürler daha zarif ve edalıdır. Zamanımızdaki resim anlayışına daha yakın çizen Levni, bu itibarla ayrı bir ekoldür. Levni Den sonra, doğu tarzından uzaklaşan Osmanlı minyatür sanatı realizme meyleder. Tabiat unsurlarını stilize eden nakkaşlar azalmaya başlar, manzara ve çiçek resimlerine merak artar. barok devrinde gittikçe bu temayül artar ve empresyonizme iyice yaklaşılır.
On dokuzuncu asır dan sonra Avrupa resimlerine meyl artmış ve binaların tavan, dolap ve duvarları manzara resimleri ile işlenmeye başlanmıştır. Sultan İkinci Mahmud Han devrinden sonra ise kitaplara minyatür çizme an’anesi tamamen kalkmış ve bunun yerine duvara asmaya mahsus tablolar yapılmaya başlanmıştır. On sekizinci yüzyılın yarısından sonra Batı kültürüne karşı ilginin artması resim alanında da kendini gösterdi; bu sebeple minyatür sanatı da gitgide geriledi. On dokuzuncu yüzyılda önemini iyice yitirerek yerini Batı resim sanatına bıraktı.










Teşekkür ederiz..
Karesi Halk Eğitimi Merkezi Balıkesir







Minyatür Sanatı
Minyatür terimi, genel anlamıyla çok ince işlenmiş küçük boyutlu resimler ve bu türdeki resim sanatları için kullanılmaktadır. Minyatür kelimesinin, Latince "kırmızı ile boyamak" anlamına gelen “miniare” kelimesinden türetilmiş olduğu ve daha sonra Fransızca’ya “miniature” biçiminde geçtiği düşünülmektedir. Osmanlı dönemi kaynaklarına baktığımızda bu terimin yerine “tasvir” veya “nakış” sözcüklerinin tercih edildiği görülmektedir.





Minyatür sanatının en önemli özelliklerinden birisi, anlatılmak istenen konunun eksiksiz olarak aktarılmakta olmasıdır. Bu nedenle minyatür sanatında perspektif kullanılmaz. Uzaklık ve boy, renk veya gölgelerle belirtilmez; minyatürler ışık, gölge, duygu ve Avrupai perspektifi olmayan resimlerdir. Kitabın sayfa oranına uygun, geometrideki “altın dikdörtgen” içinde kendine özgü “dikine” veya “yığma perspektif” denen bir teknikle resimlenirken; boy, kişinin önemine göre artar veya azalır. Bu, kâğıt üzerinde ön planda olanların alt tarafa, geridekilerin ise üst tarafa yerleştirilmesiyle gerçekleşir.






Kendine has tekniği ve güçlü anlatım gücüyle var olan minyatür sanatı tarih boyunca çeşitlenerek ve gelişerek varlığını sürdürmüş ve zenginleşmiştir. Gelişimini hızla sürdürürken kendisine olan ilgi sürekli olarak artmış ve özellikle de Osmanlılar döneminde bu konuda büyük ustalar yetişmiştir.








MİNYATÜR SANATI ÇALIŞMALARIMIZ






SERAMİK TABAKLARA YAPACAĞIMIZ MODEL ARAŞTIRMALARI












Minyatür sanatı, ince fırça ve aletlerle, küçük boyutlarda işlenerek yapılan bir tür resimdir. Minyatürler eski zamanlardaki yaşamı yansıtmada çok iyidir. ... Renkli ve parlak boyalarla yapılan minyatür, kişileri etkilemekte çok büyük bir etkendir






TEŞEKKÜR EDERİZ...
BATIKENT MESLEKİ
VE
TEKNİK ANADOLU
LİSESİ
MİNYATÜR
SANATI

Minyatür,
Kendine has boyama tekniği ve anlatım dili ile çok ince işlenmiş, küçük boyutlu resimler ve bu tür resim sanatının adıdır.
Yaygın olarak, el yazması kitaplardaki metni görselleştiren, metinde yer alan bilgileri daha açık hale getiren kitap resimleri minyatür olarak bilinir. İşlenen temanın barındırdığı olayları görselleştirmek için olayı resme figürler halinde aktarmak ve figürler birbirini kapamayacak şekilde yerleştirme esastır.
Batı el yazmalarındaki kitap resimleri dışında 13-19. yüzyıllar arasında İslam dünyasında "tasvir, tasvir-i hümayun , şebih, suver , tarrahi , resm , resim, hurda(e) nakış, meclis, kalemişi" gibi adlar altında gerçekleştirilen sanat üretimleri de Türkçede 19. yüzyılın sonundan itibaren "minyatür" adıyla anılmıştır. Tarihî süreçte kitap sanatları ile bağlantısı olmaksızın tual, deri, duvar, aharlı kağıt, seramik, kemik, ahşap kutu ve kaplar, ipek gibi farklı malzemeler ve farklı amaçlar doğrultusunda ve kimi zaman anıtsal boyutlarda minyatür sanatı örnekleri verilmiştir.


Kelimenin kökeni
Ortaçağ Avrupası'nda hazırlanan el yazmalarının bölüm başlarında metnin ilk harfinin etrafına Latince "minium " denen kızıl-turuncu boya ile "miniatura" denen süslemeler yapılırdı. Minyatür adının, bu kelimeden geldiği, zamanla Latince'de küçük anlamına gelen "minor" kelimesinin etkisi ile "küçük resim”anlamı kazandığı düşünülmüştür.
Birçok kaynakta, Türk dünyasında eskiden beri minyatüre "nakış", nakış yapana da "nakkaş" denilmiş olduğu ifade edilse de nakış, kitap resimleri dışında farklı sanat alanlarını bir arada ifade eden bir çatı ifadedir.
Küçük boyutlu resimler Osmanlı kaynaklarında tasvir, şebih, suver, âsâr, tarrahi, nigar, suret, hurde nakış, meclis gibi isimlerle anılmış; 19. yüzyılın sonundan itibaren bu resimler yayınlarda "minyatür" olarak yer almaya başlamıştır. Batıda minyatür tarzı resim yapan sanatçılara minyatari, minyatürist, minyatürcü denilmiş; Osmanlı'da ise minyatür tarzı resim yapan sanatçılara "nakkaş" genel adı altında "musavvir, ressam, tarrah, şebih nüvis, nigari, nigarende, meclis nüvis, nakş-bend, siyahkalem gibi isimler verilmiştir.resim" anlamı kazandığı düşünülmüştür.
Tarihçe
Bilinen en eski minyatürler Mısır'da rastlanan ve MÖ 2. yüzyılda papirüs üzerine yapılan minyatürlerdir. Daha sonraki dönemlerde Yunan, Roma, Bizans ve Süryani elyazmaları da minyatürlerle süslenmiştir. Hristiyanlık yayılınca minyatür özellikle elyazması İncil'leri süslemiştir.
Avrupa'da minyatür sanatı 8. yüzyılın sonlarında gelişti. 12. yüzyılda minyatürün, süslenecek metinle doğrudan doğruya ilgili olması gözetilmeye ve dinsel konulu minyatürlerin yanı sıra dindışı minyatürler de yapılmaya başlandı.
Minyatür sanatı, geç Ortaçağda İran, Irak, Orta Asya ve Anadolu'da bulunan Türk ve Pers hanedanlıkları döneminde yüksek bir gelişmişliğe ulaştı.
Türkler'de minyatür geleneği Orta Asya'da Uygurlar döneminde İslam öncesinde ortaya çıkmıştı. Selçukluların İran ile ilişkilerine bağlı olarak minyatür sanatı İran etkisinde kalmış; Osmanlı minyatür sanatı da Selçuklu ve İran minyatürlerinden etkilenmiştir.
Osmanlı Devleti döneminde ise 18. yüzyıla kadar İran ve Selçuklu etkisi sürdü. Fatih döneminde, padişahın resmini de yapmış olan Sinan bey adlı bir nakkaş, II. Bayezid döneminde de Baba Nakkaş diye tanınan bir sanatçı yetişti. 16. yüzyılda Reis Haydar diye tanınan Nigarî,Ahmetcan Barlas,Haydar Kay,İsmail Can,Gazi Capır, Nakşî ve Şah Kulu ün yaptılar.
Gene aynı dönemde, Behzad'ın öğrencisi olan Horasanlı Aka Mirek de İstanbul'a çağrılarak saraya başnakkaş (başressam) yapılmıştı. Mustafa Çelebi, Selimiyeli Reşid, Süleyman Çelebi ve Levnî 18. yüzyılın ünlü nakkaşlarıdır. Levnî, geleneksel anlayışın dışına çıkarak kendine özgü bir biçim geliştirmiştir. 19. yüzyıl başlarında yenileşme hareketleriyle birlikte minyatürde de batı resim sanatının etkileri görüldü.
Baskı makinesinin bulunuşundan sonra Avrupa'da minyatür daha çok madalyonların üzerine portre yapmak için kullanıldı. 17. yüzyıldan sonra fildişi üzerine yapılan minyatürler yaygınlaştı. Daha sonra minyatür sanatına karşı ilgi azalmakla birlikte dar bir sanatçı çevresinde geleneksel bir sanat olarak sürdürüldü.


Günümüz minyatürü





MİNYATÜR ÇALIŞMALARIMIZ



TEŞEKKÜR EDERİZ
KILIÇARSLAN ANADOLU LİSESİ




























MİNYATÜR SANATI
KELİME KÖKENİ
Ortaçağ Avrupası'nda hazırlanan el yazmalarının bölüm başlarında metnin ilk harfinin etrafına Latince "minium" denen kızıl-turuncu boya ile "miniatura" denen süslemeler yapılırdı. Minyatür adının, bu kelimeden geldiği, zamanla Latince'de küçük anlamına gelen "minor" kelimesinin etkisi ile "küçük resim" anlamı kazandığı düşünülmüştür.
Birçok kaynakta, Türk dünyasında eskiden beri minyatüre "nakış", nakış yapana da "nakkaş" denilmiş olduğu ifade edilse de nakış, kitap resimleri dışında farklı sanat alanlarını bir arada ifade eden bir çatı ifadedir. Küçük boyutlu resimler Osmanlı kaynaklarında tasvir, şebih, suver, âsâr, tarrahi, nigar, suret, hurde nakış, meclis gibi isimlerle anılmış; 19. yüzyılın sonundan itibaren bu resimler yayınlarda "minyatür" olarak yer almaya başlamıştır. Batıda minyatür tarzı resim yapan sanatçılara minyatari, minyatürist, minyatürcü denilmiş; Osmanlı'da ise minyatür tarzı resim yapan sanatçılara "nakkaş" genel adı altında "musavvir, ressam, tarrah, şebih nüvis, nigari, nigarende, meclis nüvis, nakş-bend, siyahkalem gibi isimler verilmiştir.
TARİHÇE
Bilinen en eski minyatürler Mısır'da rastlanan ve MÖ 2. yüzyılda papirüs üzerine yapılan minyatürlerdir. Daha sonraki dönemlerde Yunan, Roma, Bizans ve Süryani elyazmaları da minyatürlerle süslenmiştir. Hristiyanlık yayılınca minyatür özellikle elyazması İncil'leri süslemiştir.
Avrupa'da minyatür sanatı 8. yüzyılın sonlarında gelişti. 12. yüzyılda minyatürün, süslenecek metinle doğrudan doğruya ilgili olması gözetilmeye ve dinsel konulu minyatürlerin yanı sıra dindışı minyatürler de yapılmaya başlandı.
Minyatür sanatı, geç Ortaçağda İran, Irak, Orta Asya ve Anadolu'da bulunan Türk ve Pers hanedanlıkları döneminde yüksek bir gelişmişliğe ulaştı.
Türkler'de minyatür geleneği Orta Asya'da Uygurlar döneminde İslam öncesinde ortaya çıkmıştı. Selçukluların İran ile ilişkilerine bağlı olarak minyatür sanatı İran etkisinde kalmış; Osmanlı minyatür sanatı da Selçuklu ve İran minyatürlerinden etkilenmiştir.
Osmanlı Devleti döneminde ise 18. yüzyıla kadar İran ve Selçuklu etkisi sürdü. Fatih döneminde, padişahın resmini de yapmış olan Sinan bey adlı bir nakkaş, II. Bayezid döneminde de Baba Nakkaş diye tanınan bir sanatçı yetişti. 16. yüzyılda Reis Haydar diye tanınan Nigarî,Ahmetcan Barlas,Haydar Kay,İsmail Can,Gazi Capır, Nakşî ve Şah Kulu ün yaptılar. Gene aynı dönemde, Behzad'ın öğrencisi olan Horasanlı Aka Mirek de İstanbul'a çağrılarak saraya başnakkaş (başressam) yapılmıştı. Mustafa Çelebi, Selimiyeli Reşid, Süleyman Çelebi ve Levnî 18. yüzyılın ünlü nakkaşlarıdır. Levnî, geleneksel anlayışın dışına çıkarak kendine özgü bir biçim geliştirmiştir. 19. yüzyıl başlarında yenileşme hareketleriyle birlikte minyatürde de batı resim sanatının etkileri görüldü.
Baskı makinesinin bulunuşundan sonra Avrupa'da minyatür daha çok madalyonların üzerine portre yapmak için kullanıldı. 17. yüzyıldan sonra fildişi üzerine yapılan minyatürler yaygınlaştı. Daha sonra minyatür sanatına karşı ilgi azalmakla birlikte dar bir sanatçı çevresinde geleneksel bir sanat olarak sürdürüldü.
GÜNÜMÜZ MİNYATÜRLERİ
Minyatür yerini çağdaş resme bırakmış ancak geleneksel bir sanat olarak varlığını sürdürmeye devam etmiştir. Türkiye'de Süheyl Ünver'in çabalarıyla tekrar gün yüzüne çıkmış minyatür sanatı günümüzde Nilgün Gencer, Arya Kamalı, Günseli Kato, [[Nusret Çolpan], Gülbün Mesera, Gülçin Anmaç ve yetişmekte olan birçok genç sanatçı tarafından icra edilmektedir.
MİNYATÜRÜN ÖNEMLİ SANATÇILARI
Matrakçı Nasuh
Yukarıda da belirttiğim gibi Matrakçı Nasuh (1480-1564) ismine yabancı olmadığınızı düşünüyorum. Bir döneme damgasını vuran Muhteşem Yüzyıl isimli dizide Matrakçı Nasuh ismini epey duymuştuk. Peki, Matrakçı Nasuh’un ünlü bir minyatür sanatçısı olduğunu biliyor muydunuz? Evet, gerçek adı Nasuh Bin Karagöz El-Bosnavi’dir. Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde eserler vermiştir.
Levnî
Osmanlı dönemindeki ünlü minyatür sanatçılarından bir diğeri olan Levnî ise II. Mustafa ve III. Ahmat döneminde başnakkaşlık yapmıştır. Gerçek adı Abdülcelil Çelebi olan Levnî bu lakabını Farsça’da renk ve boya anlamına gelen levn kelimesinden almıştır. Osmanlı minyatürüne pek çok şey katan sanatçı, eserlerinde kullandığı taktiklerle batı tarzına yaklaşmış olduğunu göstermiştir. Minyatürün yanı sıra ayrıca Osmanlı padişahlarının portrelerini de yapmıştır.
Nakkaş Nigârî (Haydar Reis)
Asıl adı Haydar Reis olan Nakkaş Nigarî ise 1494 ile 1572 yılları arasında yaşamıştır. Ünlü kişilerin minyatürlerini yapmış ve bu nedenle de portre minyatüründe başarılı eserler vermiştir. Örneğin; Kanuni Sultan Süleyman, Barbaros Hayrettin Paşa, II. Selim gibi ünlü isimlerin portrelerini yapmıştır.
Nakkaş Sinan Bey
15. yüzyılda yaşayan minyatür sanatçısı daha çok Fatih Sultan Mehmed’i gül koklarken tasvir ettiği çalışmasıyla tanınmaktadır. Ve sanatçının bu eseri Osmanlı’da görülen batı etkisinin ilk örneklerinden biri olmuştur. Fatih döneminde İtalya’ya gönderilen sanatçı, oradaki tarzdan etkilenmiş ve Osmanlı’ya geri döndüğünde eserlerinde batı tekniklerini kullanmıştır.
Abdullah Buhari
18. yüzyılda yaşamış olan ünlü Türk minyatür ustası Abdullah Buhari’nin eserlerinin çoğu Topkapı Sarayı Müzesi’nde sergilenmektedir. Gerçekçi anlayışla yaptığı eserlerinde tek figürleri ve çiçek çalışmaları göze çarpmaktadır.
Refail
I. Mahmut, III. Osman, III. Mustafa ve I. Abdülhamid dönemlerinde eserler veren sanatçı, onu kitap resminden tuvale geçen ilk Osmanlı sanatçısı yapmıştır.
Nakkaş Osman
16. yüzyılda Osmanlı Sarayı’nın başnakkaşı olan Nakkaş Osman ise tarihsel gerçeklere odaklanan bir minyatür sanatçısıdır. İstanbul’daki günlük hayatı, esnafları ve şehirdeki gösterileri anlatan çalışmalarıyla, tarihi yansıtmış ve eserleri bir belge niteliğinde görülmüştür.
Nusret Çolpan
1952 ile 2008 yılları arasında yaşayan minyatür sanatçısı Nusret Çolpan, Matrakçı Nasuh’u örnek alarak kendine has bir tarz yaratmıştır. Teknikleriyle minyatür sanatını çağdaşlaştıran ismin eserleri önemli müzelerde sergilenmektedir.
Seyyid Lokman
Yaklaşık 30 yıl boyunca sarayda hizmet veren Seyyid Lokman ise Nakkaş Osman ile birlikte çalışmış bir ustadır. I. Süleyman, III. Selim ve III. Murat dönemlerinde sarayın şehnamecisi olarak görev yapmış ve çok sayıda eser vermiştir.
Süheyl Ünver
1898-1986 yılları arasında yaşayan minyatür ustası, hayatının büyük bölümünü okumak, araştırmak, öğrenmek, öğretmek, el yazması eserler üretmek, şiirler makaleler yazmakla geçirmiştir. Sanatçı kişiliğinin yanı sıra aynı zamanda bir bilim insanı olan Süheyl Ünver, pek çok dil bilmesi, minyatür ustası olması gibi özellikleri ile çok yönlü bir sanatçı olarak anılmaktadır. Zaten minyatürün sanatının ülkemizde devam ettirilmesini sağlayan isim de Süheyl Ünver’dir. Yaptığı çalışmalarla minyatürün yeniden gün yüzüne çıkmasını sağlamıştır.
Minyatür Sanatında Kullanılan Malzemeler
Minyatür sanatında kullanılan malzemeler aslında ana özelliğini içerisinde barındırdığı resim sanatı malzemeleri ile aynıdır. Günümüzde bu malzemelere ulaşabilmeniz oldukça kolaydır. Sizler için Minyatür sanatında kullanılan malzemeleri listeledik;
Boya
Fırça
Altın (Jelatin kıvamında yaprak ya da ezilmiş isteğe göre)
Kağıt
Altın kullanımı resmi canlılık katmak amacıyladır. Yaklaşık olarak 1 kahve fincanı kadar sıcak su da altın eritilerek jelatin kıvamına geldiğinde kullanılır. Jelatinin kıvamı burada oldukça önemlidir ve soğuk olarak kullanılması gerekmektedir. Geçmiş yıllarda bu kolay olsa da sanırım günümüze çok tercih edilecek bir uygulama değildir.
Minyatür Sanatı Yapılışı ve Püf Noktaları
Minyatür sanatı yapılışı ve püf noktaları eski dönemlerde olduğu kadar değer görmese de günümüzde bu işle uğraşan nadirde olsa kişiler yer almaktadır. Nakkaş adı verilen minyatürcü kişi bir tabaka pamuktan yapılmış has kağıdı mermerin üzerine yayarak düzleyip parlatmaktadır. Belirli bir dereceye gelindikten sonra ise yapacağı şekilleri hafif bir şekilde taslak haline getirmelidir. Taslak işlemi tamamlandıktan sonra ise çini mürekkebi ile birlikte çizgiler tamamlanarak fırça ile uygun renklere boyanır. Bura işin püf noktası kafanızda oluşturduğunuz taslaktır şeklinizi sonlandırdıktan sonra üzerinde oynamalar yapmanız düzeni bozacaktır. Bu yüzden dolayı iyi bir şekilde düşünülmeli ve tek bir hamle de bu sanatı icra etmelisiniz.









OSMANLI MİNYATÜRLERİ
BİZANS MİNYATÜRLERİ




İRAN MİNYATÜRLERİ



MİNYATÜR ÜRÜNLERİMİZ



SUSURLUK ANADOLU LİSESİ
TEŞEKKÜR EDERİZ...

Z KUŞAĞIYLA
MİNYATÜR SANATINA YOLCULUK
MİNYATÜR SANATI
Minyatür terimi, genel anlamıyla çok ince işlenmiş küçük boyutlu resimler ve bu türdeki resim sanatları için kullanılmaktadır. Minyatür kelimesinin, Latince "kırmızı ile boyamak" anlamına gelen “miniare” kelimesinden türetilmiş olduğu ve daha sonra Fransızca’ya “miniature” biçiminde geçtiği düşünülmektedir. Osmanlı dönemi kaynaklarına baktığımızda bu terimin yerine “tasvir” veya “nakış” sözcüklerinin tercih edildiği görülmektedir.
Minyatür sanatının en önemli özelliklerinden birisi, anlatılmak istenen konunun eksiksiz olarak aktarılmakta olmasıdır. Bu nedenle minyatür sanatında perspektif kullanılmaz. Uzaklık ve boy, renk veya gölgelerle belirtilmez; minyatürler ışık, gölge, duygu ve Avrupai perspektifi olmayan resimlerdir. Kitabın sayfa oranına uygun, geometrideki “altın dikdörtgen” içinde kendine özgü “dikine” veya “yığma perspektif” denen bir teknikle resimlenirken; boy, kişinin önemine göre artar veya azalır.
Bu, kâğıt üzerinde ön planda olanların alt tarafa, geridekilerin ise üst tarafa yerleştirilmesiyle gerçekleşir. Figürler birbirlerini tümü ile kapatmayacak şekilde düzenlenir. Konu mesafe farkı gözetmeksizin en ince ayrıntılara kadar işlenir.

Türk minyatürlerinin kendine özgü bir özelliği, renklerin çoğu kez soyutlama aracı olarak düz, parlak ve gölgelerden arındırılmış olarak kullanılmasıdır. Diğer bir özelliği ise, sayfa kenarlarında İran minyatürlerindeki gibi ağır bir tezhibe yer verilmemesidir. Minyatür sanatında genel olarak tarihî, edebi ve ilmî konular işlenirken; Türkler, çoğunlukla tarihi yansıtmayı tercih etmişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşlarını, seferlerini ve şenliklerini anlatan resimli yazmalar, diğer İslam ülkelerindeki örneklerinden ayrı olarak gerçekçi bir üslupla ele alınmışlardır.
Türk minyatürlerinin bu özelliği, bizlere yapıldığı dönemin örf ve âdetlerini, gelenek ve göreneklerini, giyim kuşamını olduğu kadar Osmanlı Türk tarihini de takip edebilme imkânı sunarken; bu eserlerin her birine de tarihi birer belge niteliği kazandırmıştır. Görsel sanat zenginliği açısından da İslam kitap sanatında ayrıcalıklı bir yere sahip olan Osmanlı minyatürleri, tarih, sosyoloji, kültür tarihi ve diğer alanlarda yapılan birçok araştırmada yararlanılan görsel belgeleri oluşturmalarının yanı sıra Cumhuriyet sonrası Türk resmine de esin kaynağı olmakla ayrıca değer kazanmaktadır.
Türklerde minyatürün Orta Asya’da Uygurlar döneminde (745-840) ortaya çıktığı düşünülmektedir. Sekizinci yüzyılın ortalarında Turfan bölgesinde Uygur Türklerinin meydana getirdikleri minyatürler daha sonra Türk minyatür sanatının kaynakları olmuştur. Günümüze ulaşan bazı minyatürlü yaprak parçaları, bu dönem minyatürlerinde Mani Dini’nin etkili olduğunu gösterir.

Türkler’in, İslamiyetten önce benimsemiş olduğu dinlerden en başta Manihenizm ve Budizm gelmektedir. Resmin söz kadar etkili olduğuna inanılan Mani dini, resim ve sanatı dinî terbiyenin esası ve vasıtası olarak kabul etmiştir. Dinsel törenlerde öykülerin, resmin önünde görsel malzeme desteği ile anlatılması kalıcılığı sağlamıştır. Gezici derviş, bahşi veya kâtib adı verilen hocalar, güzel söz söyleme sanatı (hitabet), musiki, resim, matematik ve fen bilgilerini en iyi bilen ve öğreten kişilerdir. Halkla iç içe olan bu kişiler, bilgilerini topluma aktarmayı amaç edinmişlerdir. Her devirde geniş coğrafyalara yayılmış olan Türkler, Orta Asya’daki kendi kültürlerini bu ulu kişilerin aracılığı ile gittikleri yerlere taşımışlar, kalıcı izler bırakmıştır.
Uygur Devleti'nin dağılmasından sonra bu hareket devam etmiş ve Selçuklu Türkleri tarafından geliştirilerek ilk İslam minyatürleri oluşturulmuştur. Türklerin Bağdat, Mısır, Suriye gibi diğer ülkelere gelmesiyle ilk Arap minyatürleri görülmeye başlanır. 11. yüzyıldan itibaren Bağdat’tan Anadolu’nun içlerine kadar uzanan çeşitli sanat merkezlerinde yapılmış olan birçok eserde yerel sanat görüşünün yanında Bizans ve Orta Asya resim sanatının etkileri izlenmektedir.
İslam kültüründe ise anıtsal resim sanatı yalnızca Emeviler döneminde, 7. ve 8. asırlarda var olabilmiştir. Bu dönemde fethedilen yeni topraklardaki kadim kültürlerin yüzyıllar boyunca kökleşmiş resim gelenekleriyle temasa geçilmiş, bunun sonucunda da bazı dinî ve sivil yapıların duvarlarına Geç Helenistik ve Sasani sanat geleneklerinin etkisini yansıtan naturalist tarzda resimler ve mozaikler yapılmıştır.


Buna karşın dokuzuncu asırda birtakım değişmeler yaşanmıştır. Kuran-ı Kerim’de resmi yasaklayan herhangi bir ayet olmamasına rağmen dönemin kimi din âlimlerince yapılan hadis yorumları dolayısıyla canlı varlıkların resminin yapılmasının günah olduğu yargısına varılmış ve dolayısıyla bu türdeki tasvirlerin yapılması yasaklanmıştır. Söz konusu dönemden itibaren yapı süslemesi niteliğindeki duvar resimleri ve mozaikler yerlerini kitap süslemelerine bırakmıştır.
Abbasiler döneminde ise bu konudaki görüş değişiklikleri dolayısıyla tekrar kitap resimlenmeye başlanmıştır. Bu dönemde antik kaynaklı bilimsel eserlerin çevirileri yapılıyor, bu yoğun çeviri faaliyetleri sırasında bir yandan da kitaplarda yer alan resimler soyutlaştırılarak kopya ediliyordu. Öte yandan, dönemin sevilen edebiyat kitapları tasvirlerle süsleniyor ve bu tasvirlerde gölge oyununu andıran şematik kalıplar kullanılıyordu aittir.
12. yüzyılda ise minyatürün, süslenecek metinle doğrudan doğruya ilgili olması gözetilmeye ve yalnızca dinsel konulu minyatürler değil dindışı minyatürler de yapılmaya başlandı. Baskı makinesinin bulunuşuna kadar Avrupa’da çok güzel ve görkemli minyatürler yapıldı. Bundan sonra minyatür daha çok madalyonların üzerine portre yapmak için kullanıldı. 17. yüzyıldan sonra fildişi üzerine yapılan minyatürler yaygınlaştı. Daha sonra minyatür sanatına karşı ilgi azalmakla birlikte dar bir sanatçı çevresinde geleneksel bir sanat olarak sürdürüldü.

Selçuklular döneminde de minyatüre önem verildi. Selçukluların İran ile ilişkilerine bağlı olarak minyatür sanatı İran etkisinde kaldı. Mevlana’nın resmini yapan Abdüddevle ve başka ünlü minyatür sanatçıları yetişti. Osmanlı Devleti döneminde ise 18. yüzyıla kadar İran ve Selçuklu etkisi sürdü. Fatih döneminde (1451-1481), padişahın resmini de yapmış olan Sinan Bey adlı bir nakkaş, II. Bayezid döneminde (1481-1512) de Baba Nakkaş diye tanınan bir sanatçı yetişti. 16. yüzyılda Reis Haydar diye tanınan Nigarî, Nakşî ve Şah Kulu meşhur olmuştur. Mustafa Çelebi, Selimiyeli Reşid, Süleyman Çelebi ve Levnî, 18. yüzyılın ünlü nakkaşlarıdır.
Bunlardan Levnî, Türk minyatür sanatında bir dönüm noktasıdır. Levnî, geleneksel anlayışın dışına çıkmış ve kendine özgü bir biçim geliştirmiştir. 18.yüzyılın başlarından itibaren Batılılaşma akımı sonucunda, Avrupa resmi kurallarının değerlendirilmesiyle geleneksel teknikle gölgeli boyanan hacimli nesneler ve derinlik kazandırılmış unsurlarla, üç boyutlu tasarımlar ortaya çıkarılmıştır. Aynı asrın sonlarına doğru tutkallı toprak boyanın, guvaş ve suluboya ile yer değiştirmesiyle birlikte yazmalar geleneksel minyatür sanatını sonlandıran tekniklerle resmedilmiştir. Bu dönemde tasvir, kitap sayfalarından duvar ve tuval yüzeylerine taşmıştır. 19. asrın başında ise Osmanlı minyatürü artık önemini yitirmektedir. Bu dönem sanatçıları, geleneklerden kopmaksızın ortaya koydukları eserlerde, Batı etkilerini yeniden yorumlama çabalarıyla, Tanzimat sonrası açılan okullarda başlatılan Batı resmi eğitimiyle yaygınlaşacak olan yeni resim geleneğinin öncüleri olmuşlardır.

İRFAN ATASEVEN ANADOLU LİSESİ PROJE EKİBİ
TEŞEKKÜRLER

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
BUY THIS BOOK
(from $20.59+) -
BUY THIS BOOK
(from $20.59+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!