










Hat Sanatı
Osmanlıdan günümüze kadar gelen; Arap harfleri çevresinde oluşmuş, yazı ve çizgilerle icra edilen bir güzel yazı yazma sanatıdır. Hat sanatı ile uğraşan kişi, hattat unvanıyla anılır. Bu sanatı icra eden ustalar, eserlerinde güzellikleri, duyguları, düşünceleri kalem ve kâğıt ile bir araya getirerek resmederler. Ve böylece ortaya benzersiz sanat eserleri çıkar.
Hat Sanatı Tarihçesi
Hat sanatının ortaya çıkışı 6. yy ile 10. yy arasına tekabül etmektedir. Hat sanatı, ilk olarak Araplar tarafından kullanılan Arap yazısıyla anılmış, hicretten birkaç yüzyıl sonra da İslam ümmetinin ortak değeri haline gelmiş ve İslam hattı vasfını kazanmıştır.
Abbasiler döneminde, Bağdatlı vezir ve hattat İbn Mukle, emekleri ve kattığı yenilikler ile yazının ana hatlarını belirleyici bir sistem geliştirmiş ve hat sanatının gelişmesinde önemli rol üstlenmiştir. Abbasilerin 1258 yılında tarih sahnesinden silinmesinin ardından yazıda üstünlük nihayet Türk ve İranlı hattatların eline geçmiştir. İranlı hattatlar, aklam-ı sitteyi (hat sanatındaki temel altı çeşit yazı stili) hat sanatının gelişmesinde büyük katkıları olan Abbasi Halifesi Yakut'un üslubuna bağlı kalarak yazmışlar; Osmanlı Türkleri ise hat sanatında erişilmesi zor bir ekol kurmuşlardır.
16. yüzyılda Anadolu'da Türk hat sanatının öncüsü olarak kabul gören Şeyh Hamdullah, Osmanlı'da hat sanatına benzersiz bir güzellik ve olgunluk getirmiştir. Şeyh Hamdullah Tan sonra yetişenler, onun gibi yazma çabası içinde oldukları için hattatların başarısı ''Şeyh gibi yazdı'' sözüyle anılmıştır. Bu durum, 150 yılı aşkın süre de devam etmiştir.
17. yüzyılın ikinci yarısında, Şeyh Hamdullah'ın üslubunu elemeye tabi tutan Hafız Osman, kendine has bir hat üslubu ortaya koymuştur. Hafız Osman'ın Osmanlı'da hat sanatına açtığı çığır sürerken bundan bir asır sonra İsmail Zühdü ve kardeşi Mustafa Rakım onun yazılarından ilham alarak kendi tarzlarını ortaya koymuşlardır. Mustafa Rakım Dan sonra gelen üstad Sami Efendi, onun yoluna yeni bir yön vermiştir. Bu isimler, yüzyıllar boyunca en güzel Osmanlı hat sanatı örneklerini vermiş; Osmanlı'da hat sanatının gelişmesine büyük katkılar sağlamışlardır.
İstanbul, Türkler tarafından fethedildikten sonra, hat sanatının merkezi haline gelmiştir. İslam dünyası bu gerçeği kabul etmiş ve şu sözlerle ortaya koymuştur: “Kur’an-ı Kerim Hicaz’da nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı.” İsmi en bilinen ve hat sanatına katkılar sağlamış önemli hattatlardan bazıları Şeyh Hamdullah, Ahmed Karahisari, Hafız Osman, Mustafa Rakım, Mahmut Celaleddin Efendi, Yesarizade Mustafa İzzet Efendi olarak sıralanabilir.














Teşekkür Ederiz
Halk Eğitimi Merkezi Karesi/Balıkesir





HAT SANATI

HAT SANATI
Osmanlıdan günümüze kadar gelen ve usta çırak ilişkisiyle gelişen, Hat sanatı, Arap harfleri çevresinde oluşmuş güzel yazı yazma sanatıdır. Bu sanat, yazı ve çizgilerle icra edilmektedir. Hat sanatı Arap harflerinin gelişme gösterdiği dönemden sonra, 6.yy ve 10.yy arasında ortaya çıkmıştır. Hat sanatıyla uğraşan kişiye verilen unvan ‘’hattat’’ ‘tır.
Belirli kurallar çerçevesinde ilerlemeyen, hattat’ın kendi yönlendirmesiyle yapılan Hat, matbaanın icadından önce elle yazılan kitaplar aracılığıyla gelişmiş ve yaygınlaşmıştır. Hat Sanatının modern bir tanımı ise "işaretlere anlamlı, ahenkli ve hünerli bir şekilde biçim verilmesi sanatı" şeklindedir.


Hat Sanatında kullanılan malzemeler ;
Makas, yazı takımı, aharlı kağıt, mürekkep, kalemtraş, kalemdan (kalem kutusu), lika (mürekkebe katılan has ipek), hokka (içine mürekkep konulan küçük kap), mühre (kapıda düzlük vermekte kullanılan camdan araç), celi kalem (büyük boy yazılar için kalın kamıştan ya da tahtadan yapılan kalem)
Başlıca Hat Sanatı yazı türleri;
Kufi: Hz. Ali'nin Kufe'yi merkez olarak seçmesinin ardından Kufe'nin siyasi merkez olmasıyla gelişen bu yazı biçimi köşeli, çetin denilebilecek bir üsluba sahiptir. Bu yazı biçimi İslam coğrafyasındaki en eski yazı biçimidir.
Sülüs:
Sülüs, üçte bir demektir. Bu adın nereden geldiğine dair çeşitli rivayetler vardır. Ancak Sülüs ile yazılan bir harfin üçte iki nispetinde düzlük, üçte bir nispetinde de yuvarlaklığı haiz olması bu adın nereden kaynaklandığı hakkında bize bir fikir verebilir. Yumuşak ve tatlı bir görünüme sahip olan sülüs, ümmü'l-hutût (yazıların anası) olarak da adlandırılmıştır. Bu yazı biçimi bilhassa kitap unvanlarının, kıt'aların ve levhaların yazılmasında kullanılmıştır.
Nesih:
İslam coğrafyasında genişçe kullanılmış bu yazı türü Sülüs'e çok benzer. Sülüs yazının küçük boyutlarda yazılmışıdır. Nesih, bir şeyi ortadan kaldırmak anlamına gelmektedir. Bu ismin nereden geldiği hakkında muhtelif rivayetler bulunmaktadır. Ancak Nesih'ten önce çok yaygın bir şekilde kullanılan Kufî yazısını revaçtan düşürdüğü, kullanılmasını bıraktırdığı için bu ismin kullanıldığı düşünmektedir. Nesih'in kıvrak ve latif tarzı sebebiyle Kur'an yazımında Kufî yazı terk edilmiş ve Nesih tercih edilir olmuş.



TEŞEKKÜR EDERİZ
KILIÇARSLAN ANADOLU LİSESİ




Hat Sanatı
















Kaynakça :
https://prezi.com/rppoqbsjqiyr/hat-sanati/
Hat Sanatı Nedir, Nasıl Yapılır? Hat Sanatının Tarihçesi
Hat, özellikle Arap harflerini kullanarak yazıyı daha şekilli ve güzel hale getirme yöntemidir. Hat ile yapılan desenli ve güzel yazılar özellikle Osmanlı döneminde başlamış olup günümüze kadar ulaşmıştı
Hat işçiliğinde işleyiş usta çırak ilişkisi şekliyle sürdürülür. Pek çok han, cami, medrese ve çeşitli kurumlar hat işçiliğiyle süslenmiş ve bulunulan dönemi sembolize etmiştir.
Hat Sanatı Nedir?
Arap harfleri ile oluşturulan görsel olarak güzel yazı yazma sanatına hat sanatı adı verilmektedir. Daha çok Osmanlı'dan günümüze ulaşan bu sanat, yapıldığı dönemin özelliklerini taşımaktadır. Özellikle Osmanlı döneminde hat sanatı oldukça popüler ve gözde bir sanat olarak kendisini göstermiştir.
Hat sanatının hem Osmanlıda hem de diğer bölgelerde gelişimi ise Arap harflerinin gelişmesine paraleldir. Arap harfleri diğer ülkelerde gelişme gösterdiği zamanlarda hat sanatı da giderek yayılmıştır.
Özellikle hat sanatı 6.yy ile 10.yy arasında ortaya çıkmıştır. Büyük bir önem taşıyan bu sanat türünde hat sanatıyla uğraşan kişilere de ‘’hattat’’ adı verilmiştir.
Hat Sanatı Nasıl Yapılır?
Hat sanatının nasıl yapıldığı genellikle hattatın bildiği bir konudur. Yani Arap harfleri ile yapılan bu sanat türünde, hattat kafasında nasıl bir şey canlandırır ya da hayal ederse bunu Arap harfleri ile yazıya döker.
Hat sanatına başlamadan önce hattatın yaptığı ilk şey yazacağı harfleri kafasında tasarlamaktır. Daha sonra harfleri kendi zevkine göre kağıdı dökerek sanatı icra etmektedir. Elbette hat sanatını ortaya koymak için hem yazı türlerini bilmeli hem de gerekli olan tüm malzemelere sahip olmak gerekir.
Hat sanatını ortaya doğru şekilde çıkartmak için öncelikle hat çeşitlerini de çok iyi bilmek gerekir. Çünkü bu hat çeşitleri ile yazıların görselleri ve harflerin yazılışları değişmektedir. Hat sanatının çeşitleri şu şekildedir;
- Arap hat sanatı,
- Çin hat sanatı,
- İslami hat sanatı,
- Batı hat sanatı,
- Pers hat sanatı.
Hat Sanatının Tarihçesi
Hat sanatı tarihi çok eski dönemlere ulaşmaktadır. Özellikle kendi milliyetimizde hat sanatı Osmanlı döneminde ortaya çıkmıştır. Hat sanatının tarihçesinde başlangıç aşaması Arap harflerinin gelişmeye başladığı döneme dayanır.
Arap harfleri 6. yüzyıl ile 10. yüzyıl arasında gelişme gösterdiği için bu dönemde de hat sanatı gelişmiş ve ilerleyen dönemlere kadar ulaşmıştır. Hat sanatı en çok Osmanlı tarafından benimsenmiş ve hat sanatı ile eşsiz eserler ortaya çıkartılmıştır.



TEŞEKKÜR EDERİZ
125.YIL YATILI
BÖLGE ORTAOKULU




HAT SANATI
Hat Sanatı Nedir?
Arap harfleri ile oluşturulan görsel olarak güzel yazı yazma sanatına hat sanatı adı verilmektedir. Daha çok Osmanlı'dan günümüze ulaşan bu sanat, yapıldığı dönemin özelliklerini taşımaktadır. Özellikle Osmanlı döneminde hat sanatı oldukça popüler ve gözde bir sanat olarak kendisini göstermiştir.
Hat sanatının hem Osmanlıda hem de diğer bölgelerde gelişimi ise Arap harflerinin gelişmesine paraleldir. Arap harfleri diğer ülkelerde gelişme gösterdiği zamanlarda hat sanatı da giderek yayılmıştır.
Özellikle hat sanatı 6.yy ile 10.yy arasında ortaya çıkmıştır. Büyük bir önem taşıyan bu sanat türünde hat sanatıyla uğraşan kişilere de ‘’hattat’’ adı verilmiştir.

2 – Sülüs
Sülüs, üçte bir demektir. Bu adın nereden geldiğine dair çeşitli rivayetler vardır. Ancak Sülüs ile yazılan bir harfin üçte iki nispetinde düzlük, üçte bir nispetinde de yuvarlaklığı haiz olması bu adın nereden kaynaklandığı hakkında bize bir fikir verebilir. Yumuşak ve tatlı bir görünüme sahip olan sülüs, ümmü'l-hutût (yazıların anası) olarak da adlandırılmıştır. Bu yazı biçimi bilhassa kitap unvanlarının, kıt'aların ve levhaların yazılmasında kullanılmıştır.

Hat Sanatının Tarihçesi
Hat sanatı tarihi çok eski dönemlere ulaşmaktadır. Özellikle kendi milliyetimizde hat sanatı Osmanlı döneminde ortaya çıkmıştır. Hat sanatının tarihçesinde başlangıç aşaması Arap harflerinin gelişmeye başladığı döneme dayanır.
Arap harfleri 6. yüzyıl ile 10. yüzyıl arasında gelişme gösterdiği için bu dönemde de hat sanatı gelişmiş ve ilerleyen dönemlere kadar ulaşmıştır. Hat sanatı en çok Osmanlı tarafından benimsenmiş ve hat sanatı ile eşsiz eserler ortaya çıkartılmıştır. Hediyelik eşyalardan, binaların süslenmesine kadar pek çok yer ve obje hat sanatı ile dekore edilmiştir.
Hat sanatı günümüzde, yalnızca görsel şölen yaratmak adına kullanılır. Matbaanın bulunmasından önce ise; hat sanatının daha fazla kullanıldığı, hat sembolleri ile çok daha fazla yazılar yazıldığı görülmektedir. Özellikle önemli yazışmalar hat sanatı ile yapılmıştır ama hat sanatı yalnızca bulunduğu coğrafyaya ya da kültüre ait olduğundan geniş alanlarda etki edememiştir.
Hat sembolleri coğrafyaya ve bölgeye göre farklı şekillerde olabilir. Bu durum da hat sanatı ile yazılan bir yazının okunmasını engelleyebilecektir. Bu yüzden de hat sanatı matbaa öncesinde bile çok fazla kullanılan bir yazı olarak bilinmemektedir. Zaten zamanla matbaa ortaya çıkmıştır ve matbaanın yayılıp genişlemesine bağlı olarak hat sanatı yalnızca görsellik için yapılır hale gelmiştir.

HAT ÇEŞİTLERİ

1 – Kufî
Hz. Ali'nin Kufe'yi merkez olarak seçmesinin ardından Kufe'nin siyasi merkez olmasıyla gelişen bu yazı biçimi köşeli, çetin denilebilecek bir üsluba sahiptir. Bu yazı biçimi İslam coğrafyasındaki en eski yazı biçimidir.



2 – Sülüs
Sülüs, üçte bir demektir. Bu adın nereden geldiğine dair çeşitli rivayetler vardır. Ancak Sülüs ile yazılan bir harfin üçte iki nispetinde düzlük, üçte bir nispetinde de yuvarlaklığı haiz olması bu adın nereden kaynaklandığı hakkında bize bir fikir verebilir. Yumuşak ve tatlı bir görünüme sahip olan sülüs, ümmü'l-hutût (yazıların anası) olarak da adlandırılmıştır. Bu yazı biçimi bilhassa kitap unvanlarının, kıt'aların ve levhaların yazılmasında kullanılmıştır.

3 – Nesih
İslam coğrafyasında genişçe kullanılmış bu yazı türü Sülüs'e çok benzer. Sülüs yazının küçük boyutlarda yazılmışıdır. Nesih, bir şeyi ortadan kaldırmak anlamına gelmektedir. Bu ismin nereden geldiği hakkında muhtelif rivayetler bulunmaktadır. Ancak Nesih'ten önce çok yaygın bir şekilde kullanılan Kufî yazısını revaçtan düşürdüğü, kullanılmasını bıraktırdığı için bu ismin kullanıldığı düşünmektedir. Nesih'in kıvrak ve latif tarzı sebebiyle Kur'an yazımında Kufî yazı terk edilmiş ve Nesih tercih edilir olmuş.


4 – Muhakkak
Yapısına bakıldığında Kufî'den sonra geliştirilen bir yazı izlenimini vermektedir. Yazının boyutu büyükçedir. Bu sebeple de onaltıncı yüzyıldan sonra pek kullanılmamıştır. Yazı giriftlikten uzaktır, harfler ile kelimeler belirgindir. Bu yazı bilhassa Kur'an yazımında kullanılmıştır.


5– Tevkî
Sülüs'ün kurallarıyla yazılan bir yazıdır. Ancak Sülüs'ten biraz daha küçük ve biraz daha özensiz biçimdedir. Tevkî'nin en belirgin özelliği birleşmeyen harflerin (elif, ra, dal, vav gibi) bu yazı biçiminde birleştirilmesidir. Tevkî, padişah ve halifelerin emri ile çekilen tuğraların adıdır. Bu yazı da genellikle hükümdarların, halifelerin ve vezirlerin yazdıkları mektuplarda kullanılmıştı. Bu yazı biçimi genellikle vakıf işlerinde kullanılmıştır.


7 – Rikâ
Rikâ, Tevkî'nin küçük biçimidir. Bu yazı kısa metinlerin yazımında kullanılmıştır. O sebeple de yazımı seridir. Bu yazı ayrıca Kur'an'ın dua sayfaları ile hocaların talebelerine verdikleri sülüs ve nesih icazetnamelerinde kullanılmıştır. Bu sebeple bu yazıya İcâze ile Hatt-ı İcâze de denilmiştir.










Hat Sanatı Nasıl Yapılır?
Hat sanatının nasıl yapıldığı genellikle hattatın bildiği bir konudur. Yani Arap harfleri ile yapılan bu sanat türünde, hattat kafasında nasıl bir şey canlandırır ya da hayal ederse bunu Arap harfleri ile yazıya döker.
Hat sanatına başlamadan önce hattatın yaptığı ilk şey yazacağı harfleri kafasında tasarlamaktır. Daha sonra harfleri kendi zevkine göre kağıdı dökerek sanatı icra etmektedir. Elbette hat sanatını ortaya koymak için hem yazı türlerini bilmeli hem de gerekli olan tüm malzemelere sahip olmak gerekir.
Hat sanatını ortaya doğru şekilde çıkartmak için öncelikle hat çeşitlerini de çok iyi bilmek gerekir. Çünkü bu hat çeşitleri ile yazıların görselleri ve harflerin yazılışları değişmektedir. Hat sanatının çeşitleri şu şekildedir;
- Arap hat sanatı,
- Çin hat sanatı,
- İslami hat sanatı,
- Batı hat sanatı,
- Pers hat sanatı.

HAT SANATINDA KULLANILAN MALZEMELER






ÜRÜNLERİMİZ




SUSURLUK ANADOLU LİSESİ
TEŞEKKÜR EDERİZ.....

HAT SANATI VE TARİHÇESİ
Arapça ‘hatt’ mastarından türeyen yazı, çığır, yol anlamlarına gelen hat kelimesi, terim olarak “Arap yazısını estetik ölçülere bağlı kalıp güzel bir şekilde yazma sanatı (hüsn-i hat)” anlamında kullanılmıştır. Kaynaklarda genellikle cismani aletlerle meydana getirilen ruhani bir hendesedir” şeklinde tarif edilen hat sanatı, bu tarife uygun bir estetik anlayış çerçevesinde yüzyıllar boyunca gelişerek süregelmiştir.
Batıda hüsn-i hat karşılığında calligraphy (kaligrafi) kelimesi kullanılmaktadır. Ansiklopediler kaligrafi sözcüğünü “Güzel yazma, genellikle estetik kurallara bağlı kalarak ölçülü yazma sanatı” şeklinde tanımlamıştır.
Önce Araplar tarafından kullanılan Arap yazısıyla anılan hat, hicretten birkaç asır sonra İslam ümmetinin ortak değeri haline gelmiş ve İslam hattı vasfını kazanmıştır. İslamiyet’ten önceki asırlara ait Arapça kitabeler üzerinde yapılan araştırmalar, Arap yazı sisteminin aslen Fenike yazısına bağlanan bitişik Nebat yazısının devamı olduğunu ortaya koymuştur.
Mekke ve Medine’ye yayılmadan önce ve sonra çeşitli adlar alan Arap yazısı önce cezm adıyla anılmaya başladı. Medine’de Medeni ismini alan yazı zamanla iki üsluba ayrıldı. Dikey harfleri uzun ve sağdan sola meyilli olana Mail, yatay harfleri fazlaca uzatılana Meşk adı verildi. Hz Ali’nin Kufe’yi merkez yapmasından sonra burada büyük gelişme gösterdi ve Kufi adını kazandı. Bu tarihten sonra Kufi sözü, genel bir anlam kazanarak İslamiyet’in doğuşundan Abbasiler devrine kadar Mekki, Medeni gibi isimli yazıların yerine de kullanıldı

Kufi’nin kullanılması Abbasiler zamanında 150 yıl sürdü. Abbasilerin Bağdatlı meşhur veziri ve hattatı olan İbn Mukle (ö.940) sahip olduğu geometri bilgisi sayesinde yazının ana ölçülerini tespit eden bir sistem ortaya koymaya muvaffak oldu. Harflerin güzelliği için nokta, elif ve daireyi standart bir ölçü olarak kabul etti. Bu ölçüler dahilinde muhakkak, reyhani, sülüs, nesih, tevki ve rika adında altı çeşit yazının usul ve kaidelerini ortaya koydu. Bunların tamamına da aklam-ı sitte denildi. Bu altı çeşit yazı, bir asır sonra yine Bağdat’ta yetişen Arap asıllı Hattat Ali B. Hilan (ö.1032)’in eliyle inkişaf etti. Gelişme yolunda her geçen gün biraz daha ilerleyen yazı, 200 sene sonra Abbasi Halifesi Yakut El-Musta`sımi’nin (ö.1298) gayretiyle daha belirgin kaidelerle güzelleşti.
Abbasilerin, 1258 yılında tarih sahnesinden silinmesinden sonra yazıda üstünlük Türk ve İranlı hattatların eline geçti. İranlı hattatlar aklam-ı sitteyi kendi anlayışlarına göre yazdılarsa da Yakut’un üslubundan ayrılmadılar. Osmanlı Türkleri ise hat sanatında erişilmesi mümkün olmayan üstün bir ekol kurdular. 16. yüzyılda Osmanlı-Türk hattatlarının babası sayılan Şeyh Hamdullah aklam-ı sitte’ye o zamana değin ulaşılamayan bir güzellik ve olgunluk getirdi. Şeyh Hamdullah (ö.1520) devrinde aklam-ı sitteden sülüs ve nesih Türk zevkine uygun geldiği için süratle yayıldı ve Mushaf yazımında sadece nesih hattı kullanılmaya başlandı. Şeyh Hamdullah’tan sonra yetişenler onun gibi yazma gayretiyle hareket ettiklerinden hattatların başarısı ‘Şeyh gibi yazdı’ veya ‘Şeyh-i sani’ sözüyle anılır oldu. Bu durum 150 yılı aşkın bir süre devam etti.

17. yüzyılın ikinci yarısında Hafız Osman, Şeyh Hamdullah’ın üslubunu bir elemeye tabi tutarak kendine has bir hat üslubu ortaya koydu. Hafız Osman’ın hat sanatına açtığı çığır bütün haşmetiyle sürüp giderken bir asır sonra İsmail Zühdü ve kardeşi Mustafa Rakım, onun yazılarından ilham alarak kendi şivelerini oluşturdular. Mustafa Rakım, sülüs ve nesih yazılarında olduğu gibi celi sülüste de özellikle istif mükemmeliyetiyle bütün hat üsluplarının zirvesine çıktı ve Hafız Osman üslubunu sülüsten celiye aktarmasını başardı. Mustafa Rakım’dan sonra gelen celi üstadı Sami Efendi, İsmail Zühdü’nün sülüs harflerini celiye tatbik ederek Mustafa Rakım Efendi’nin yoluna yeni bir yön vermiştir.
İstanbul, Türkler tarafından fethedildikten sonra hat sanatının ölümsüz merkezi olmuştur. Bütün İslam dünyasında tartışmasız kabul edilen bu gerçek en güzel biçimde şu sözlerle ifadesini bulmuştur: “Kur’an-ı Kerim Hicaz’da nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı.” Bütün İslam alemi hat sanatını öğrenebilmek için İstanbul’a koşmuştur.
Ekol olmuş Türk hattatlarının bazıları; Şeyh Hamdullah, Ahmed Karahisari, Hafız Osman, Mustafa Rakım, Mahmut Celaleddin Efendi, Yesarizade Mustafa İzzet Efendi’dir.
HAT KELİME BULUTLARIMIZ

ÖĞRENCİ ARAŞTIRMALARI

ÖĞRENCİ ÜRÜN ELDE ETME ÇALIŞMALARI

ÖĞRENCİLERİMİZİN ELDE ETTİĞİ ÜRÜNLER

İRFAN ATASEVEN ANADOLU LİSESİ
TEŞEKKÜRLER




HAT SANATI




Batıda hüsn-i hat karşılığında calligraphy (kaligrafi) kelimesi kullanılmaktadır. Ansiklopediler kaligrafi sözcüğünü “Güzel yazma, genellikle estetik kurallara bağlı kalarak ölçülü yazma sanatı” şeklinde tanımlamıştır




16. yüzyılda Osmanlı-Türk hattatlarının babası sayılan Şeyh Hamdullah aklam-ı sitte’ye o zamana değin ulaşılamayan bir güzellik ve olgunluk getirdi. Şeyh Hamdullah (ö.1520) devrinde aklam-ı sitteden sülüs ve nesih Türk zevkine uygun geldiği için süratle yayıldı ve Mushaf yazımında sadece nesih hattı kullanılmaya başlandı








WORDART ÇALIŞMASI




















3 D RESİM DÜZENLEYİCİ İLE PROĞRAMDA HAT SANATI BOYAMA






BATIKENT MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ
TEŞEKKÜR EDERİZ



- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
BUY THIS BOOK
(from $16.99+) -
BUY THIS BOOK
(from $16.99+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!