Bu çalışma My Puppet has Something to Tell eTwinning projesi kapsamında işbirliği içerisinde düzenlenmiştir. Ortakların kültürel etkileşimine katkı sağlaması amacıyla tasarlanmış ve uygulamaya dökülmüştür. Keyifli okumalar dileriz.


OUR PARTIPANTS
Samet Salih-Zehra Kitapçıoğlu Kindergarten
Özlem ÇUKURLU AYDIN -Giresun Science and Art Center
Cansu POLAT-Şehit Cüneyt Sertel Kindergarten
Hasan Hüseyin ÖZKAN-Varto Kindergarten
Melike ÖZKAN ÇELİK-Hasan Ali Yücel Primary School
Pelin BİLGİLİ-Sevgi Çiçekleri Kindergarten
Satnislawa STEPIEN-Przedszkole Samorzadowe nr 18w Kialcach
Ştefania Fotu-Kindergarten P.P."Amicii"
Emine ATLIM-Sadettin Batmazoğlu Primary School
Özlem ÇUKURLU AYDIN
GİRESUN /KOYUN BABA VEYA ADA BABA EFSANESi
Rivâyete göre, Fatih Sultan Mehmet, Trabzon seferine giderken Şebinkarahisar’dan geçer. Ordusunun konakladığı yerde, bir ihtiyar sekiz-on kadar koyununu otlatır. Askerler yanına varıp, latife olsun diye, ihtiyardan kendileri için koyun kesmesini isterler.
İhtiyar hiçbir şey söylemeden koyunları kesmeye başlar, fakat koyunların sayısında hiçbir eksilme olmaz. Askerlerin tamamına yetecek kadar koyun keser ve onları doyurur.
Askerler onun bir evliya olduğunu anlar ve ona karşı saygıda kusur etmeyip iltifatlarda bulunarak oradan ayrılırlar. Bu olay zamanla tüm çevrede duyulur.
Zaman geçer ve ihtiyar ölür. Mezarı Kelkit Çayı’nın batı yakasında kalır. Yıllarca bu mezar dertlerine deva bulmak ve dileklerine erişmek isteyen insanlar tarafından ziyaret edilir. Ancak gerçek adı unutulduğu için ona “Koyun Baba” derler.
Koyun Baba’nın türbesi ırmağın batı yakasındadır. Irmağın bu yakasındaki insanlar türbeyi rahat bir şekilde ziyaret edebilirler. Ancak ırmağın doğu yakasında yaşayan ve türbeyi ziyaret etmek için yanıp tutuşan insanlar ise ırmağın geçit vermemesinden dolayı ziyaret edemezler ve bu duruma çok üzülürler.
Birkaç yıl sonra bölgede bir heyelan olur. Koyun Baba’nın türbesi de yerinden kayar. Tam ırmağın ortasında durur ve bir ada haline gelir. Bir süre sonra türbenin adı değişir ve Ada Baba olur.
Irmağın suyu bir yıl türbenin sağından, bir yıl solundan akmaya başlar. Böylece her iki tarafında yaşayan insanlar, iki yılda bir de olsa, türbeyi ziyaret etme imkanına kavuşmuş olurlar.
Bu ziyaretler yakın zamana kadar böyle devam eder. Kılıçkaya Barajı yapılırken birkaç kişi Ada Baba’yı rüyasında görür. Baba onlara “Baraj yapıldığında sular altında kalacağım. Türbemin yerini değiştirmezlerse barajı yıkarım.” der. Bu rüyanın birkaç kişi tarafından görülmesi üzerine türbe nakledilmek üzere açılır. Mezarı açanlar bozulmamış bir ceset ve yanında da pek uzun olmamasına rağmen kalınca bir yılanla karşılaşırlar. Bulunduğu yerden alınan ceset su altında kalmayacak bir yere defnedilir.
Samet SALİH
TRABZON-GUGUL TAŞI EFSANESİ
Gugul Taş olarak adlandırılan “gelin kayası” Trabzon ili Maçka ve Akçaabat ilçelerinin kesiştiği noktada,Maçka Esiroğu mahallesine bağlı eski Tosunlu köyü sınırları içindedir.Ayni şekilde Akçaabat ilçesi Akçaköy ve Ağılı mahalleleri dışından da ulaşılabimektedir.Taşa giden herhangi bir araba yolu olmayıp halihazırda etrafında bir yerleşim birimi vb.unsurlar bulunmamaktadır.Taş kendi ismi ile anılan tepenin zirvesinde bulunmaktadır.
Tepenin köye bakan yamacı kayalık ve kayanın üzerinde yaklaşık on metre yükseklikte,dik biçimde duran bir kaya parçasıdır.Taş hakkında halk arasında genellikle annesinin bedduasını alan gelinlik bir kızın başından geçen hadise etrafındaki efsane dile getirilmektedir.Anacak kaya bloğu uzaktan bakınca barındırdığı şekil itibariyle bölge genelinde şapka,bere anlamındaki “gugul” kelimesiyle adlandırılmıştır.
Biri Maçka tarafında,diğeriyse Akçaabat tarafında kaya etrafında oluşturulan iki farklı anlatının,esasen olay örgüleri bakımından benzer metinler oldukları açıktır.
Anlatıların ikisi de gelinlik çağdaki kızın annesinin bedduası sonucunda taş kesilmesiyle cezalandırılmasını konu edinmektedir.Ancak Akçaabat tarafındaki anlatıya göre halihazırda evlenmiş bir kızın çeyizinde yer alan ufak bir iğneyi annesinde esirgemesi neticesinde annesi ona beddua etmiş ve kız taş kesilmiştir.Buna karşın Maçka tarafındaki anlatıda,evlilik çağındaki kızın sevdalı olduğu ve anlatının gidişatına göre evlenmesine izin verilmediği sevdiğine kaçma macerasının yine annesinin bedduası neticesinde taş kesilmesiyle cezalandırıldığı görülmektedir.
Taşa dair bir başka anlatı ise dini bir hüviyet taşımaktadır.Bu anlatıya göre taş bulunduğu yerden farklı kimseler tarafından defalarca oradan düşürülmek istense de her seferinde tekrar bulunduğu yere geri dönmektedir.
Eskiden bir gelin varmış.Düğün oldu gidiyormuş.Düğününden giderken atın üstünde bir şey söylemiş.”Benim evde bir şeyim galdı.”Geri döndü annesine söyledi ki:”Anne benim bir iğnem kalmış burda.” demiş.”Tamam kızım al.”Aldı iğnesini yola çıktı askeriylen.Annesi koştu söyledi ki”Kızım bir iğneyi annene çok gördün haydi sen askerinle bile taş olasın.” O da dondu taş oldu.(Emine Boz,1941,Arpacılı Köyü- Akçaabat).Sevdalandığı uşağa kavuşamayan kız çocuğuna annesinin beddua ettiği,kızın kayada taşa dönüştüğü anlatılırdı hep.Gız gaçmiş evden,anası da beddua etmiş,Allah’a yalvarmış işte,bilmem neler olmuş,gız orda taş olmuş.Ben onu gördüm,Tosunlu’ya gittiğimizde gördüm onu,koca bi gaya…
Burdan küçücük görünüyor ama gocaman o. O dağ gibi görünen gayanın üstünde bi gaya daha,sanki oturmuş da galmış orda öyle.Ama baksan sanki düşecek gibi ama öyle duruyo orda.(Fatma Keskin,1944,Kırankaş Köyü-Esiroğlu/Maçka)
İnternette yer alan bir bilgi Gugul Taş hakkında başla bir efsaneyi daha ortaya koymaktadır. Buna göre;
Mehmet Yürük’ün(Akoluk/Trabzon) anlatımına göre gugul taşın şöyle bir hikayesi vardır.Zamanın birinde insanlar toplanarak gugul taşı yuvarlarlar.Fakat sabahleyin baktıklarında,gece tekrar taş yerine gelmiş.Taşın yerinde Allah tarafından durulduğuna inanılır.
Pelin BİLGİLİ
VAN -AKDAMAR ADASI EFSANESİ
Vakti zamanında bu adada yaşayan Ermeni baş keşişin, güzelliği dillere destan Tamar adında bir kızı vardır. Adanın çevresindeki köylerde çobanlık yapan bir genç bu kıza âşık olur. Genç çoban Tamar'la buluşmak için her gece adaya yüzer. Tamar ise her gece, karanlıkta yerini belli etmek için onu bir fenerle bekler.
Bundan haberdar olan kızın babası, fırtınalı bir gecede elinde fenerle adanın kıyısına iner ve sürekli yer değiştirerek gencin boşuna yüzüp, gücünü yitirmesine sebep olur.
Yüzmekten gücünü yitirip, yorulan genç çoban boğulur ve boğulmadan önce son nefesiyle "Ah Tamar!" diye haykırır. Bunu duyan kız da hemen ardından kendini gölün sularına bırakır. O günden sonra ada Ah Tamar! ismi ile anılmaya başlanır.
Cansu POLAT
ANKARA -MOGAN GÖLÜ EFSANESİ
Mogan gölünün, basit bir oluşum efsanesi var Şöyle: Bir zamanlar, burada, bir köyde yaşayan Monza ve Ganey adında iki genç, birbirlerine aşık olurlar Ama, her iki gencin ailesi de bu sevgiye karşı çıkar. Bunun üzerine, iki genç, evlerinden kaçarlar ve birbirlerinden habersiz, iki ayrı tepeye çıkarlar.
Bu tepelerin üzerinde, tamı tamamına 8-10 yıl, hiç durmadan ağlarlar. Gözyaşları, tepelerden inip, şimdiki gölün yatağına birikir ve göl oluşur. Monza ve Ganey’in göz pınarları kurur ve kör olurlar.
Mogan ismi: Monza ve Ganey isimlerinden gelir
Hasan Hüseyin ÖZKAN
MUŞ -SEFİL VE SOFİL
Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde iki kardeş varmış.
Birinin adı Sefil diğerinin adı ise Sofilmis. Sefil ve Sofil bir gün uzun bir yolculuğa çıkmak istemişler beraber hazırlık yapıp yanlarına bohçalarını almışlar uzun bir süre ilerlemisler güneş o kadar sıcakmıs ki hem çok acıkmıslar hem de çok susamışlar.
Sofil demiş ki; ileride bir tane göl var orda dinleniriz
Sefil; Tamam zaten çok acıktım ve cok yoruldum demiş yolda sohbet ederek göle nasıl varlıklarını sasırmıslar yol çok çabuk bitmiş gölün orda çimenlerin üstüne ikisinin sığacağı küçük bir çarşaf sermisler ve bohcalarini açmışlar ikisinin de 2'şer tane çöreği varmış.Sefil; bak Sofil ilk benim 2 çöreğimi yiyelim.
Sofil; tamam demiş ve çörekleri yemişler su kapılarını doldurup yola koyulmuşlar ilerlemişler uzun bir süre sonra hava kararmaya başlamış.
Sofil; karanlık oluyor artık bir yer bulup uyuyalım yarın sabah yine yola koyuluruz.
Sefil; tamam bak burada bir ev var yıkık orda kalalım bu gece hem kimse yok demiş. Yıkık eve girmişler eski bir karyola varmış orda uyumuslar sabah ilk Sefil uyanmış ve Sofil’i uyandırmış.
Sefil; hadi uyan bir şey yiyip yola koyulalım demiş
Sofil; tamam uyandım demiş ve kendi bohçasını açıp çöreğini çıkarıp yemeye başlamış.
Sefil benimkini paylaşmıştık sıra seninkinde demiş ama Sofil vermek istememiş.
Sofil; hayır ben kendi çöreğimi sana vermeyeceğim
Sefil; neden? Ben sana vermiştim ama
Sofil; sende vermeseydin demiş.
Bunu duyan sefil bende seninle beraber yolculuk yapmayacağım demiş ve ağaçların oradan kaybolmuş ve bir patikada biraz ilerlemiş ileride büyük bir mağara görmüş ve içinde ne olduğunu çok merak etmiş ve içine girmeye karar vermiş.
Biraz ilerledikten sonra mağara ya ulaşmış içinde ceviz varmış yemeye başlamış sonra mağaraya ayı, kurt ve tilki girmiş herkes sırlarını paylaşmaya karar vermişler sefil bunların seslerini duymuş ve hazinelerin yerini öğrenmiş sonra
Sefil çok zengin olmuş Sofil Sefil’in yanına gelmiş nasıl o kadar zengin oldun der oda her şeyi anlatmış. Sofil çöreğini paylaşmadığı için çok pişman olmuş. Bundan sonra elindekileri paylaşmaya, yardımsever olmaya karar vermiş.
Gökten üç elma düşmüş biri Sefil ve Sofil’in başına, biri bu hikayeyi anlatanın biri de dinleyenlerin.
Melike ÖZKAN ÇELİK
TRABZON-SÜMELA MANASTIRI EFSANESİ
Trabzon’un Maçka ilçesine bağlı Altındere Köyü yakınlarında Hristiyanlarca önemli bir manastır bulunmaktadır. Yunanca adı Panagia Sumela veya Theotokos Sumela’dır.
Panagia Meryem ana demektir ve aynı zamanda manastırın yakınlarındaki derenin de adıdır.
Sümela kelimesinin doğuşuna yani etimolijisine baktığımızda şöyle bir rivayet vardır. Karadenizli Hristiyan Rumlar Mela dağındaki mucizevi Panagia ikonosundan bir şey diledikleri zaman ‘stou mela’ diyorlarmış bu kelimenin de zamanla Sumela’ya dönüştüğü düşünülüyor, ayrıca bu yüzden manastıra ‘Karadağın (Mela dağının) bakiresi’ de denilmektedir.
Manastırın ne zaman yapıldığı bilinmemekle birlikte yaygın olarak anlatılan bir efsane şöyledir:
Atina’lı Barnabas ile Sophronios adlı iki keşiş aynı rüyayı görmüşler; rüyalarında, İsa’nın öğrencilerinden Aziz Luka’ın yaptığı üç Panagia ikonundan, Meryemin bebek İsa’yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu yer olarak Sümela’nın yerini görmüşler.
Bunun üzerine birbirlerinden habersiz olarak deniz yoluyla Trabzon’a gelmiş, orada karşılaşıp gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmış ve ilk kilisenin temelini atmışlar.
Emine ATLIM
GAZİANTEP -DÜLÜK BABA EFSANESİ
Gaziantep, önceleri şehrin 12 kilometre kuzeyindeki Dülük Köyü'nün bulunduğu yerde imiş. Dülük Köyü'nün az ötesindeki tepeler üzerinde "Dülük Baba" diye anılan küçük bir türbe vardır. Bu türbenin hikayesi ise şöyledir. Rivayete göre;
Yavuz Sultan Selim, Mısır seferine giderken şimdiki Dülük Köyü yakınlarında bir derviş yolunu keser ve Padişah'a:
"-Sana müjdelerim ki şu ayın şu gününde Mısır'ı alacaksın. Haydi yolun bahtın gibi açık olsun." der.
Padişah meraklanır ve dervişe kim olduğunu sorar ve şu cevabı alır:
"-Fani alemin bir yolcusuyum. Menzilime ulaştım. Hakk’a tapılandım, beni sorma sen yoluna devam et." der.
Yavuz gerçekten de dervişin dediği zamanda Mısır'ı alır.
Yavuz Sultan Selim sefer dönüşünde elini öpmek için Ayıntab’a uğradığında Dülük Babayı vefat etmiş bulununca derin bir üzüntü duyar ve ona bir türbe yaptırır.
ŞTEFANİA FOTU
ROMANİA -THE LEGEND OF THE MARTİSOR
Now a dragon found out about this and followed the Sun on Earth, captured him and confined him in a dungeon in his castle. Suddenly the birds stopped singing and the children could not laugh anymore but no one dared to confront the dragon.
One day a brave young man set out to find the dungeon and free the Sun. Many people joined in and gave him strength and courage to challenge the mighty dragon. The journey lasted three seasons: summer, autumn and winter. At the end of the third season the brave young man could finally reach the castle of the dragon where the Sun was imprisoned. The fight lasted several days until the dragon was defeated. Weakened by his wounds the brave young man however managed to set the Sun free to the joy of those who believed in him.
Nature was alive again, people got back their smile but the brave young man could not make it through spring. His warm blood was draining from his wounds in the snow. With the snow melting, white flowers, called snowdrops, harbingers of spring, sprouted from the thawing soil. When the last drop of the brave young man’s blood fell on the pure white snow he died with pride that his life served a noble purpose.
Since then people braid two tassels: one white and one red. Every March 1 men offer this amulet called Martisor to the women they love. The red color symbolizes love for all that is beautiful and also the blood of the brave young man, while white represents purity, good health and the snowdrop, the first flower of spring.
STANİSLAWA STEPIEN
POLAND LEGENDA O POWSTANİU KİELC WEDŁUG DOROTY SKWARK
Działo się to za czasów króla Bolesława Śmiałego, zwanego także Szczodrym. Pewnego dnia syn owego króla, młodzieniec o imieniu Mieszko, wybrał się z myślowymi na polowanie, które w tamtym czasie było jednym z niewielu zajęć dla młodych ludzi. Zdecydowali się wybrać do puszczy jodłowej, dzisiejszych lasów świętokrzyskich, w których to dzikiego zwierza nigdy nie brakowało, a i widoki były warte wyprawy. Kiedy Mieszko wraz z kompanami jechał na koniu śladami dzika, postanowił przeciąć drogę zwierzęciu, by samemu stawić mu czoła. Puszcza jodłowa nie była jednak łaskawa dla młodego Mieszka.
Drzewa nie wskazywały mu drogi, nie rozchylały gałęzi, ale stały nieruchomo, obserwując pościg. Nie był to łatwy pościg dla myśliwego, a i miejsce, choć piękne, to jednak dzikie i mało dostępne dla młodzieńca na koniu. Ale cóż to? Ścieżki wyglądają tak samo jak mijane przed chwilą.„Czyżbym zabłądził?” – zastanawiał się Mieszko, zmęczony pogonią za dzikiem. Młodzieniec postanowił odpocząć. Zsiadł z konia, poklepał go przyjaźnie i przysiadł pod wielkim dębem, który rósł przy pięknej polanie. Mieszko podziwiał las, słuchał śpiewu ptaków i, nawet nie wiadomo kiedy, zasnął snem głębokim. Nie był to jednak sen dający odpoczynek. Śniło mu się, że napadli go w lesie zbójcy i chcieli go otruć, wlewając mu zatruty płyn do ust. Kiedy po wypiciu zatrutego napoju tracił siły, ujrzał nagle świętego Wojciecha. On to swoim pastorałem nakreślił na ziemi szlak, spod którego wypłynął strumień.
Kiedy woda zaczęła płynąć, szukając sobie drogi wśród traw i krzewinek, Mieszko się obudził. Ale co to? W pobliżu niego biło źródło. „Przecież go wcześniej tam nie było!” – przypominał sobie Mieszko, ale ogromnie zmęczony pogonią za zwierzyną, podszedł do źródła i napił się jego czystej, orzeźwiającej wody. W momencie siły zaczęły mu wracać i to na tyle, że ruszył w dalszą drogę z postanowieniem odnalezienia swoich kompanów. Jechał, podziwiając puszczę jodłową i rozmyślając nad snem i źródłem, które pojawiło się w sposób dla niego zagadkowy, i o jego niezwykłej mocy. „Ale co to? Kieł?” – nie dowierzał swoim oczom młodzieniec, zsiadając z konia, by przyjrzeć się niezwykłemu znalezisku. Rzeczywiście, to był ogromny kieł nieznanego mu dotąd zwierzęcia. Mieszko, zaskoczony niezwykłymi zdarzeniami, jakie spotkały go w tutejszym lesie, postanowił niebawem wrócić w to miejsce, by założyć osadę. „
To niezwykła okolica i zasługuje na to, by w niej mieszkać” – pomyślał, po czym ruszył dalej. Gdy odnalazł kompanów, opowiedział im o swoich przygodach, które przeżył w puszczy. Niedługo potem na polanie, gdzie Mieszko odpoczywał i przyśnił mu się święty Wojciech, zbudowano piękny kościół, imieniem świętego Wojciecha nazwany. Wokół kościoła założono osadę, którą nazwano Kiełcami, od niezwykłego znaleziska w puszczy, a strumień, dzięki któremu Mieszko odzyskał siły, nazwano Silnicą.
Dziś legendarna osada jest pięknym miastem o nazwie Kielce, w którym do dziś stoi kościół świętego Wojciecha i płynie przez miasto rzeka Silnica. Wokół Kielc nadal szumią drzewa w puszczy jodłowej, która z pewnością kryje w sobie jeszcze wiele tajemnic


- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
BUY THIS BOOK
(from $5.39+) -
BUY THIS BOOK
(from $5.39+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!