Hazırladığım bu ödevimde Eğitim Sosyoloji dersinde öğrenmiş olduğum çağdaş eğitim sosyolojisi kuramları(doğalcı yaklaşım, kültürel yaklaşım, eleştirel pedagoji, feminist yaklaşım, radikal pedagoji, A.S. Neil ve özgür okul hareketi, İvan İllch ve okulsuz toplum), Türkiye'de eğitim sosyolojisi, eğitimde fırsat eşitliği ve türleri, yükseköğretimin sosyolojisi hususlarını soru ve anahtar kelimelerle destekleyerek açıklayacağım.

İÇİNDEKİLER
- BU BÖLÜMDE NELER ÖĞRENECEĞİZ?
- BÖLÜM HAKKINDA SORULAR
-ANAHTAR KELİMELER
-ÇAĞDAŞ EĞİTİM SOSYOLOJİSİ KURAMLARI; GİRİŞ
DOĞALCI YAKLAŞIM
KÜLTÜREL YAKLAŞIM
ELEŞTİREL YAKLAŞIM
FEMİNİST YAKLAŞIM
RADİKAL YAKLAŞIM
A.S NEİL VE ÖZGÜR OKUL HAREKETİ
OKULSUZ TOPLUM İVAN İLLİCH
BU BÖLÜMDE NELER ÖĞRENDİK? ÖZET
BÖLÜM SONU SORULARI
MAKALE VE FİLM ÖNERİSİ
1- BU BÖLÜMDE NELER ÖĞRENECEĞİZ?
2- BÖLÜM HAKKINDA SORULAR
3-ANAHTAR KELİMELER
TÜRKİYE'DE EĞİTİM SOSYOLOJİSİ
ETHEM NEJHAT
İSMAİL HAKKI TONGUÇ
BU BÖLÜMDE NELER ÖĞRENDİK? ÖZET
BÖLÜM SONU SORULARI
MAKALE VE FİLM ÖNERİSİ
- BU BÖLÜMDE NELER ÖĞRENECEĞİZ?
- BÖLÜM HAKKINDA SORULAR
-ANAHTAR KELİMELER
EĞİTİMDE EŞİTLİK VE EŞİTLİK TÜRLERİ: GİRİŞ
EĞİTİMDE EŞİTLİK VE EŞİTLİK TÜRLERİ
BU BÖLÜMDE NELER ÖĞRENDİK? ÖZET
BÖLÜM SONU SORULARI
MAKALE VE FİLM ÖNERİSİ
- BU BÖLÜMDE NELER ÖĞRENECEĞİZ?
- BÖLÜM HAKKINDA SORULAR
-ANAHTAR KELİMELER
YÜKSEKÖĞRETİM SOSYOLOJİSİ: GİRİŞ
YÜKSEKÖĞRETİM SOSYOLOJİSİ
BU BÖLÜMDE NELER ÖĞRENDİK? ÖZET
BÖLÜM SONU SORULARI
MAKALE VE FİLM ÖNERİSİ
BU BÖLÜMDE NELER ÖĞRENECEĞİZ?
DOĞALCI YAKLAŞIM
KÜLTÜREL YAKLAŞIM
ELEŞTİREL YAKLAŞIM
FEMİNİST YAKLAŞIM
RADİKAL YAKLAŞIM
A.S NEİL VE ÖZGÜR OKUL HAREKETİ
OKULSUZ TOPLUM İVAN İLLİCH
BÖLÜM HAKKINDA SORULAR:
1- Doğalcı yaklaşım nedir? Açıklayınız.
2-eleştiriel pedagoji nedir? Düşünürler bu konu hakkında ne gibi görüşler belirtmişlerdir?
3-A.S Neil ve özgür okul hareketinin felsefesi nedir?
ANAHTAR KELİMELER
-Farklılık kuramı
-Toplumsallaştırma
-Okulsuz toplum
-Özgür okul
-Feminist
-Kültürel sermaye
-Gizli müfredat
ÇAĞDAŞ EĞİTİM SOSYOLOJİSİ KURAMLARI;GİRİŞ
Her ülkenin kendi modern eğitim sistemi öğrencilere eşit muamele vadeder. Buna göre öğrenci çalışarak ve çabalayarak kendini geliştirerek başarılı olabilecektir. Başarılı olmanın temel şartı kayırılmak ya da bize dayatılan özelliklere uymak değil çalışmaktır. Öğrencilere doğuştan kazandıkları farklı özelliklere rağmen eşit muamele görecekleri bir sistem nasıl oluşturulacak ve farklılıklar hangi koşullarda eşitsiz bir duruma evirilecek?
Tamda bu noktada toplumsal farklılık ve eşitsizlik eğitim sosyolojisi konuları içinde kendini gösterir. Eğitimde temel farklılık ve eşitsizliklerin temel etmenlerini sosyo-ekonomik sınıflılık ve tabakalaşma, cinsiyet ve etnik köken oluşturmaktadır. bu açıkladıklarım üzerinden konu başlıklarını inceleyebiliriz.
DOĞALCI YAKLAŞIM:
insanların özünde taşıdıkları niteliklerin farklı olduğuna vurgu yapar. Bu yaklaşımın önde gelen temsilcileri Richard J. Herrnstein ve Charles Murray’dir. Bu düşünürler birlikte hazırladıkları The Bell Curve: Intelligence and Class Structure in American Life (Çan Eğrisi: Amerikan Hayatında Zeka ve Sınıf Yapısı, 1994) isimli eserlerinde Amerikan toplumunun sınıf yapısının IQ (zeka katsayısı) seviyelerini yansıttığını savundular. Bu iddiaya göre alt sosyo-ekonomik sınıflar daha düşük IQ puanına sahipler ve bunun sonucu olarak suça bulaşma, uyuşturucu kullanma gibi anti-sosyal sayılabilecek sapkın davranışlar sergilerler. Herrnstein ve Murray’in incelediği Amerikan toplumunda sınıflar etnik köken ve renk etmenleriyle oluşuyordu. Alt sosyo-ekonomik sınıflar genelde siyahi insanlardan oluştuğu için Herrnstein ve Murray’’in “çan eğrisi” tezi siyahilere karşı ırkçı ve ayrımcı olduğu gerekçesiyle tepki çekti.
Diğer taraftan çan eğrisi tezi eğitim sistemine uyarlandığında IQ puanı ile akademik başarı arasında bir korelasyonun olduğu varsayılıyordu. Ancak IQ puanlarının doğal yetenekleri yansıttığına dair ikna edici bir bulgu mevcut değildi. Başka bir ifadeyle zekanın sosyal boyutu bireylerin içinde yaşadığı toplumsal koşullar tarafından şekillenmektedir. Bu sebeple alt sosyo-ekonomik sınıflar bütün IQ testlerinde dezavantajlı olacaklardır. Testin uygulandığı anda öğrencilerin ruhsal durumları da sonucu etkileyici olabilecektir. Ayrıca zeka ölçüm tekniklerinin kesin olarak gerçek değerleri verdiği de tartışıldı (Bilton ve diğ., 2009: 278-286). Bu eleştiriler “doğalcı” yaklaşımın geçerli olduğu durumların sınırlı olduğunu imlemektedir.
Okul dışı yaklaşımların kuramsal olarak daha zengin ve araştırmalarda daha fazla atıf yapılan alt dalı kültürel yaklaşımlardır. Öğrencinin ailesi, toplumsal çevresi, cinsiyeti, sosyo-ekonomik düzeyi, coğrafi aidiyeti gibi etmenlerin oluşturduğu kültürellikler üzerine ve bu kültürelliklerin neden olduğu eşitsizlikler üzerine yoğunlaşır. Sosyo-ekonomik düzeyleri de değerlendirmeye aldıkları için çatışmacı yaklaşıma dahil edildikleri görülmektedir. Ancak eğitimle ilgili görüşleri kültürel alanla ilgilidir. Kültürel yaklaşım en önde gelen temsilcileri Pierre Bourdieu ve Paul Willis’tir.
Eleştirel pedagoji Marksist eğitim kuramından beslenir ve çatışmacı kuramın çağdaş bir yorumu olarak değerlendirilir. Bu yaklaşım, eğitimi iktidar ilişkilerinin yeniden üretildiği bir alan görmekle birlikte demokratik bir dünyaya ulaşmak amacını güden eylemliliğe de imkan sağlayabilir. En önde gelen temsilcileri Paulo Freire, Michael W. Apple, Henry A. Giroux ve Peter McLaren’dir. Eleştirel pedagoji 1960’larda Paulo Freire tarafından geliştirildi ve eğitim kuramlarına dahil oldu.
Giroux eğitimin değişim imkanını şöyle açıklar: “Eğitim, kişinin değerinin sıklıkla cins, ırk, yurttaşlık ve dil gibi ayrıcalıklı kategoriler vasıtasıyla ölçüldüğü bir toplumsal düzende öteki olarak addedilenlere yönelik kötü muamele, dışlama ve küçük düşürmeyi reddeden ve şiddetin minimize edilebileceği bir dünya tahayyül etmemize yardım eder.”
Eleştirel pedagoji yaklaşımının eğitime yüklediği bu aktivist anlam onlara göre eğitim sisteminin kendisinin ürettiği bir özelliktir. Çünkü, Apple’e göre, eğitim bir taraftan iktidar ilişkilerini yeniden üretirken “sapma kategorilerini” de üretiyor. Okullarda egemenlerin ideolojileri ve kültürleri aktarılırken bunlara karşı bir direniş de oluşur. Özellikle işçi sınıfının ve alt sosyo-ekonomik sınıfın çocukları okul dünyasını reddederler. Bilinçli bir karşı koyma davranışı olmasa da informal davranışlarla sisteme içgüdüsel olarak direnirler. Okul terk, ders çalışmama, tembellik yapma vb. davranışlar aslında bu karşı koyuşun farklı şekillerde ifade edilmesidir.
Feminist eğitim sosyolojisi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kadın hareketinde yaşanan canlanmayla kuramsal olarak gelişti. Eşitlik iddiasına rağmen liberal demokratik sistemlerin cinsiyetçi ajandasını ve kadın eğitimi meselesini feminist yaklaşım kendi toplumsal adalet ölçütleriyle değerlendirmiştir.
Feminist eğitim sosyolojisinin temel varsayımı, cinsiyetin toplumsal bir kategori olduğu ve toplum tarafından inşa edildiğidir. Buna dayanarak kullanılan “toplumsal cinsiyet” kavramlaştırması cinsiyet (kadın ve erkek arasındaki biyolojik ayrım) kavramının yerine politik bir motivasyonla tercih edilmeye başlandı. Bu anlayışın eğitim çalışmalarına uyarlanmasıyla eğitimde cinsiyet durumu, yaygın toplumsal eşitsizliklerle ilişkilendirildi. Bu çerçevede 1970 ve 1980’li yıllarda kadınların eğitimi ve çalışması “ataerkil baskı”, “kadın sömürüsü”, “erkek egemenliği” gibi argümanlar eşliğinde araştırıldı. Bu araştırmalarda cinsiyetler arası eşitsizlik, toplumsal yaşamın temel bir özelliği olarak ele alındı. Günümüzde bu alan “kadının eğitimi sosyolojisi” olarak anılmaktadır ve genel eğitim sosyolojisinin bir parçası haline gelmiştir (Dillabough & Arnot, 2001: 30-2).
Feminist eğitim sosyolojisi içerisinde eğitimde cinsiyet eşitsizliği meselesine yönelik dört yaklaşım ortaya çıkmıştır. Bunlardan birincisi cinsiyet rolü ya da toplumsallaşma kuramıdır. Bu kuram okulun toplumsallaştırma rolüne odaklanır ve cinsiyetçi kalıp yargıların yeniden üretilmesinde öğretmenin ve ders materyallerinin etkisini inceler. Kadın ve erkek arasındaki benzerliklerin altını çizer ve bu iki cinse eşit eğitim fırsatı sağlayan tarafsız bir eğitim sistemiyle cinsiyet eşitliğinin sağlanabileceğini savunur.
İkincisi cinsler arasındaki farklılığa odaklanan farklılık kuramıdır. Bu yaklaşım kadın ve erkeğin farklı yapılarını vurgular ve bu farklılığı olumlu görür. Çünkü kadının yapısal özelliklerinin daha adil bir toplum inşa edeceği kabul edilir. Eğitim sisteminin cinsiyet bağlamında yeniden düzenlenmesi gerektiğini savunurlar. Kadınların eğitimi kadınsı özellikler olarak kabul edilen ev merkezli müfredatı kapsamalıdır.
Cinsiyet eşitsizliğini teorik düzeyde ele alan yapısalcı kuram ise bu meseleyi bir iktidar sorunu olarak ele almaktadır. Yapısalcı yaklaşım egemen sınıflarla alt sınıflar arasındaki ilişki kapsamında cinsiyet eşitsizliğinin sebeplerini toplumsal sınıf, etnik köken, dinsel ve cinsel yönelimlerle oluşan ayrımlarda görmüşlerdir.
Buna göre okul, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üretir. Ancak asıl eşitsizlikler toplumsal sınıflar arasındaki egemenlik ilişkisinden doğmaktadır. Sınıfsal ayrım kadın ve erkek arasındaki eşitsizlikleri de beslemektedir. “Okul hem sınıflandırılmış hem de cinsiyetlendirilmiş özneler üretir.” Buna göre okul müfredatı işçi sınıfının kızlarını ev içi rollere hazırlarken orta sınıfın kızlarının yüksek statülü meslekler için yetiştirdiği gösterilmeye çalışılmıştır. Aynı şekilde kız öğrenciler kadınsı bulunan öğretmenlik, hemşirelik, sekreterlik gibi mesleklere yönlendirilerek okullardaki cinsiyet ayrımcılığını ifşa etmeyi amaçladılar.
Dördüncüsü ise cinsiyet eşitsizliğini yine iktidar sorunu olarak ele alan post yapısalcı kuramdır. Bu yaklaşımı benimseyenler farklı olarak, eğitimde cinsiyetten sınıflılığa ve etnisiteye kadar bütün ayrımcılık çeşitlerinin söylemsel olarak nasıl kurulduğunu ifşa etmeyi amaçlarlar. Post yapısalcılar toplumdaki iktidar ve egemenlik ilişkilerini ekonomik ve politik çerçevenin dışında çok çeşitli alanlarda ele alırlar. Bu bağlamda öğretmen-öğrenci arasında ortaya çıkan hiyerarşik ilişki de dahil olmak üzere okul ve sınıflarda ortaya çıkan egemenlik ilişkilerinin her türünü eleştirerek tam eşitlik için eğitim programları önermişlerdir (Sayılan, 2012: 15-21).
Bu dört feminist eğitim sosyolojisi yaklaşımı[24] İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ve özellikle 1970’li yıllardan itibaren günümüze kadar dönemsel olarak bu sırayla etkili olmuştur. Feministler bu kuramsal yaklaşımlar çerçevesinde eğitim politikalarında reformlar talep etmişlerdir.
Tan (1979: 233), Türkiye’de kadının eğitim ve çalışma hayatındaki durumunu araştırdığı çalışmasında yapısalcı ve post yapısalcı kuramın okulların eşitsizlikleri yeniden ürettiğine dair tespitini destekler mahiyette şöyle demektedir: “Okul çağı öncesinde öğrenilmiş ve benimsenmiş olan cinsel rol kalıpları örgün eğitim sistemi çerçevesinde desteklenmekte ve güçlendirilmektedir. Eğitim sistemi bir yandan öğretmen tutumları, program yaklaşımları gibi yollardan yerleşik cinsel rol kalıp yargılarının yansıtılıp aktarılmasına yardım etmekte, öte yandan türü, süresi ve özü açısında kızlara uygun sayılan alanları ayırarak ekonomik yaşama eşitçe ve etkinlikle katılmalarını engellemektedir. Daha ilkokullarda başlayana ders ayrımlarından, orta öğrenimdeki tür (mesleksel genel akademik) ve kol ayrılıklarına ve nihayet yüksek öğrenimdeki alan farklarına kadar tüm yapısal özellikler kız öğrencileri geleneksel rollerine ya da bu rollerin ekonomik yaşamdaki uzantısı olan mesleklere hazırlamayı güvenceye bağlamaktadır.”
“Radikal pedagoji” yerleşik okul düzenini değiştirecek yeni toplumsallaşma biçimlerini ve tutumları destekler. Bu sebeple sadece okul eğitiminin değil bütüncül bir şekilde çocuk yetiştirme yöntemlerinin üzerinde durur. Eğitime bütüncül bakış çocuğun eğitiminin tüm yönlerinin birbiriyle bağlantılı olduğu kabulünden hareket eder. Buna göre nasıl ki evren birbiriyle ilişkili olayların dinamik bir ağı olarak ele alınıyorsa çocuğun eğitimi de bütüncül olduğunda gerçek eğitim olacaktır. Bu eğitimle çocuk evrenin maddi, manevi ve organik boyutlarının üstündeki kusursuz düzeni algılayabilir. İnsan hayatı boyunca öğrendikleriyle bu düzene doğru yol alarak evrimsel bir gelişim gösterir (Taylor & MacKenney, 2008: 143-4). Bu felsefi temelden hareket eden radikal pedagoji yaklaşımına dayanan, okulsuz bir toplumu ya da devlet okullarından tamamen farklı bir okullaşmayı ve hayat boyu öğrenmeyi savunan iki örnek öne çıkmaktadır. Bunlar A.S. Neill’in savunduğu “özgür okul” hareketi ve Ivan Illich’in savunduğu “okulsuz toplum” düşüncesidir.
A.S. Neill 1921 yılında İngiltere’de bütüncül eğitim anlayışıyla Summerhill okulunu açtı. Bu okulda üzerlerindeki yetişkin etkisi ne kadar az ise öğrencilerin öğrenme yetilerinin o kadar gelişeceği savunuldu ve bireyselliklerin desteklendiği “özgür” bir okul tasarlandı. Çünkü Neill’e göre tüm öğrencilere aynı şekilde davranmak robot üretme tekniğine benzemektedir. Bunun yerine eğitimin müfredatlar aracılığıyla planlanmadığı, bütüncül bir bakış açısıyla öğrencilerin kişisel doğalarının keşfedildiği bir öğrenme yöntemi hayata geçirilmeliydi. Okulun özgürlük anlayışı çerçevesinde kadının özgürleşmesi, cinsel özgürlük, ailenin yeniden örgütlenmesi ve özerkliğin önemi vurgulandı. Neill Sumerhill deneyimini anlattığı Bir Eğitim Mucizesi isimli eserinde okulda uyguladıkları eğitim tekniğiyle ilgili ayrıntılı bilgi vermektedir. Okulun öğretmenleri eğitim içeriklerini hazırlıyor olsalar da bunu bir müfredat olarak şekillendirmiyorlar.Öğrenciler kendi ilgilerine göre öğrenecekleri materyallere yöneliyorlar. Öğrencinin kendi doğasını keşfetmesi asıl amaç oluyor. Bu sebeple bu keşif sürecinde öğrenci özgür bırakılıyor. Sorunlu öğrencileri sorunlarından uzaklaştırırken baskı yerine öğrencinin sorunu üzerinde düşünmesini teşvik eden teknikler uygulanıyor.
Öğretmenlerin uyması gereken kural: “çocuğun ilgisinin neye yöneldiğini bul ve bunu yaşamasına yardım et.” Çünkü öğrencinin baskısız bir şekilde yaşadığında yanlışı da keşfedebileceğine inanılmaktadır. Baskı ve sessizlik ilgiyi insanı içine gömer ve içe gömülen ilgi sorun haline gelir. İnsan ilgisini yaşarsa özgür olur ve yeni bir şeye yönelir. Radikal pedagoji, temelde 19-20. yüzyıllarda kurumlaşan devlet okullarını eleştirmektedir. Devlet okullarının zorunlu kitlesel eğitimle “vatandaşı ve işçiyi modern sanayi devleti için” yetiştirme amacı radikal pedagoji tarafından reddedildi. Çünkü bu eğitim, devletin buyruklarına körü körüne itaat eden vatandaşlar üretiyordu. Bu vatandaşlar ömür sıkıcı, monoton ve bireysel gelişimi desteklemeyen işlerde çalışacak işçiler olmalıydılar.
Radikal pedagojinin savunucularından Spring çocukların yetiştirilmesinde kullanılan eğitim tekniğinin topyekun toplumsal değişimin bir yönü olduğunu vurgulamaktadır. Ona göre istenilen toplum modeline göre iki farklı eğitim modeli vardır. Birincisi düzenli, planlı ve istikrarlı bir toplum için ekonomik üretkenliği hedef olarak önüne koyan teknolojik ve rasyonel bir yönelime sahiptir. 19-20. yüzyılda ortaya çıkan liberal, faşist, komünist siyasi yapıların tümü bu eğitim modelini savunmuştur. İkincisi ise radikal pedagojinin savunduğu eğitim modelidir ve istikrar ve ekonomik verimlilik yerine bireysel özerklikleri korumayı amaçlar.
Radikal pedagojinin diğer temsilcisi Okulsuz Toplum[25] eseriyle tanınan Ivan Illich’tir. İllich eğitimin toplumsal etkilerine yoğunlaştığı bu eserinde okulun eğitimi kurumsallaştırdığı ve buna bağlı olarak eğitimin okul dışında olamayacağı algının yerleşmesini, gizli müfredatın etkisi, okulun otoriteye boyun eğen, özgürlüklerin mahrum kişiler yetiştirmesi gibi konuları eleştirmektedir. Illich eğitim karşıtı değil okulların otoriter yönünü reddeden bir düşünürdür. Bu sebeple okulların hayatları kısıtlayan yanlarına dikkat çekmek amacıyla çarpıcı bir üslupla okulsuz toplumu savunmuştur.
Illich’e göre okul modern bireyin hayatındaki en tahakküm edici kurumdur. Öyle ki, bireyler bir tabu haline getirdiği okulun neden gerekli olduğunu sorgulayamazlar bile. Bunun sebebi ise okulun eleştirel düşünmeyi öğrettiğine dair kesin inançtır. Ayrıca okulun ideal hayata ulaştıran yegane kurum olduğuna inanılır. Bu inançlardan dolayı okul insanları daha derinden köleleştirebilmektedir. Oysa okulun öğrenme işlevinin bir parçasını yerine getirdiği doğru olsa da insanlar bilgilerinin çoğunu okul dışından edinirler.
Öğrenmenin okullarda sadece uzman kişiler tarafından gerçekleştirilebileceği inancı, insanları öğrenme kapasitelerini, bilgi ve beceri düzeylerini kısıtlayıcı bir etkiye sahiptir. Öğrenmenin okulda bir uzman tarafından gerçekleştirilmesi, öğrenciye profesyoneli otoritesini sorgulamamayı öğretir. Öğretmen öğrenci için adeta bir vaiz, rehber, bekçi ya da terapist işlevi görür ve tam otoriteye sahip olması onu öğrencinin gözünde ebeveyninin, tanrının ya da devletin konumuna yükseltir. Gerçek bilgiye ulaşması için bir uzmana ihtiyacı olduğunu öğrenmesi çocuğun bağımsızlaşma dürtüsünün gelişmesini sekteye uğratır ve tüm dünya görüşünün özelliksiz hale gelmesi ve siyasi yetersizliğe uğraması sonucunu doğurur (Yıldırım, 2013: 141-152).
Illich okulun işlevinin ve okulsuzlaşmanın anlaşılması için gizli müfredattan bahseder. Okulda merkezi otoriteler tarafından planlananın dışında gizli müfredatla birçok şey öğretilmektedir. Gizli müfredat, eğitimde “kültürel değerlerle tutumların (otoriteye itaat etme, titizlik ve doyumun geciktirilmesi gibi) öğretim yapısı ve okul örgütlenmesi aracılığıyla aktarılma biçimi için kullanılan terimdir” (Marshall, 1999: 271). Illich’e göre, çocuk gizli müfredatla aynı zamanda toplumsal düzeni sorgulanmadan kabul etmeyi öğrenir.
Bu planlanmış müfredata bilinçli olarak konulmaz ve okulun örgütleniş şeklinde ve prosedürlerinde içkindir.
Illich okulsuz toplumu savunurken yaşam boyu eğitimin altını çizer. Ona göre öğrenmek isteyen herkes hayatı boyunca bütün kaynaklara ulaşma hakkına sahip olmalıdır. Bilgi belli uzmanların elinde olmamalı ve isteyen herkesin, istediği zaman erişebileceği şekilde yaygın ve paylaşılan bir şey olmalıdır[26]. Bu öneriler bilgi teknolojilerinin yaygınlaştığı günümüzde yeniden gündeme gelmiştir. İş tanımının değişerek insanların gündelik hayatlarında daha fazla serbest zaman kullanabilecekleri yaşam koşullarının oluşmasıyla bilgi teknolojilerinin sayesinde bilginin erişilebilirliği artabilir ve Illich’in iddia ettiği gibi bilgi tekellerde birikmekten kurtarılabilir. Ancak günümüzde radikal pedagojinin önerdiği eğitim-öğretim teknikleri yaygınlık kazanamamış Summerhill örneğinde olduğu gibi münferit kalmıştır.
BU BÖLÜMDE NELER ÖĞRENDİK? ÖZET
Bu bölümde çağdaş eğitim sosyolojisi kuramlarından öne çıkanları gördük. Çağdaş kuramların ortak temaları eğitimde eşitsizlikler ve eğitimin insan özgürlüklerini kısıtlayıcı yönleri olmuştur. Toplumsal farklılığın hangi koşullarda eşitsizliğe dönüştüğünü açıklamaya çalışan kuramlardan okul dışı etmenlere yoğunlaşan doğalcı yaklaşım ve kültürel yaklaşımları gördük. Zeka ölçütüne dayanan doğalcı yaklaşımın belli toplumsal gruplara yönelik ayrımcı bir dile sahip olduğu görüşü bu yaklaşımın fazla yaygınlaşmamasında sebebi olarak görülebilir. Eşitsizliklerin kültürel olarak yeniden üretim mekanizmalarını gösteren kültürel yaklaşımlar; günümüz eğitim çalışmaları için önemini korumaktadır. Eleştirel pedagoji, eşitsizliklerin tesisi noktasında önemli rol oynayan bir kuramdır. Ayrıca eğitimin tektipleştiricilik iddiasına rağmen aynı eğitim sisteminden değişimi savunan görüşlerin ortaya çıkışını incelemesi bu yaklaşımı önemli kılmaktadır. Feminist yaklaşım günümüz eğitim sosyolojisi çalışmalarında en fazla gönderme yapılan alanlardan biridir. Feminist aktivizimin canlanışıyla paralel bir yaygınlığı sahip olan yaklaşım günümüz ekonomik ve toplumsal meselelerin de hayati bir mevzu haline gelen kadınların eğitimi konusunda önemli açılımlar sunmaktadır. Radikal pedagoji ise her ne kadar öneri ve talepleri genel kabul görerek yaygınlaşmamış olsa da eğitimle ilgili görüşlerin yapılmasında bir hayli etkindir bu yaklaşımın bilgi teknolojilerinin etkin araçlar olmasıyla gelecekte daha fazla önem kazanacağı beklenmektedir.Ü
BÖLÜM SONU SORULARI
-Feminist eğitim sosyolojisi içerisinde eğitimde cinsiyet eşitsizliği meselesine yönelik dört yaklaşım ortaya çıkmıştır bunlar nelerdir?Açıklayın.
-Radikal pedagojinin temsilcileri kimlerdir?
-Gizli müfredat nedir?
MAKALE VE FİLM ÖNERİSİ
1- https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/19_20_Bahar/egitim_sosyolojisi/4/index.html
2- http://mustafaergun.com.tr/wordpress/wp-content/uploads/2015/11/egsos.pdf
3- Dead Poets Society / Ölü Ozanlar Derneği | IMDB: 8,0 (1989)
BU BÖLÜMDE NELER ÖĞRENECEĞİZ?
- ETHEM NEJHAT
- KÖY ENSİTÜTÜLERİNİN ORTAYA ÇIKIŞI
- İSMAİL HAKKI TONGUÇ
TÜRKİYE'DE EĞİTİM SOSYOLOJİSİNİN TARİHİ
BÖLÜM HAKKINDA SORULAR
- Okul öncesi eğitimde Türkiye'de fikir babası kimdir?
-İsmail Hakkı Tonguç eğitimi nasıl tanımlamaktadır?
-Ethem Nejat'ın eğitim görüşü nedir?
ANAHTAR KELİMELER
- Bireyselcilik
- Modernleşme
- Çocuk bahçeleri
- Anaokulu
- Turan
- Ensitütü
TÜRKİYE'DE EĞİTİM SOSYOLOJİSİ: GİRİŞ
Osmanlı'da kurumsal modernleşmenin başladığı 18. yüzyıl sonları, 19. yüzyıl başları modern eğitim kurumlarında açılmaya başladığı tarihlerdir. Osmanlı devleti modernleşme politikaları bağlamında öncelikli olarak yeniden örgütlenen devlet kurumlarının ihtiyaç duyduğu emek gücünü yetiştirmeyi amaçlamıştır. Ayrıca bilimsel ve teknolojik ilerlemenin koşulu olarakda eğitim zorunlu görülüyordu. Her alanda ilerlemenin emek gücü içinde çeşitli alanlarda okullar açıldı. Eğitim örgütlenmesi önce yüksek öğretim ile başlamıştır. Ve sonra alt eğitim kademeleri hayata geçirilmiştir. Halk eğitim 19. yüzyılın ortalarında kitle iletişim araçlarının gelişmesi ile gündeme geldi. Gerek yeni eğitim kurumlarında yetişen aydınlar gerekse yöneticiler halkın eğitimini ve genel okulu yazarlığı savundular. Cumhuriyet döneminde eğitim yeni kurulan devletin ideolojik yönelimleri doğrultusunda yeni muhtevalar kazanarak gelişmeye devam etti.
Harf devrimi ile halk eğitimi yeni amaçlar kazandı. 20. yüzyılın ortalarında ikinci Dünya Savaşından sonra ise sanayileşme politikaları çerçevesinde eğitim ideolojik yönelimlerin yanı sıra yeni amaçlar edilmiş oldu. Sosyal bilimlerin Türkiye girişi ise 19. yüzyılda sonlarına denk gelmektedir. Özellikle meşrutiyet döneminde sosyolojinin gerek entellektüel yayınlarında gerekse yeni açılan üniversitede yer etmesi ile eğitim sosyolojisi de gündeme girmiştir. Kabaca işaret ettiğimiz eğitimin gelişim evrelerine göre eğitim sosyolojisi alanında düşünürler hem eğitimin sorunlarını tespit eden hem öneriler üreten fikirler üretmişlerdir. Bu bölümde eğitimin gelişim evreleri ve bu evrelerde eğitim sosyolojisi alanında ortaya atılan görüşler ele alınacaktır.
Ethem Nejat eğitimin öğretmenlik, müdürlük gibi çeşitli uygulama kademelerinde görev almış bir isimdir. Onun eğitim görüşleri kendi deneyimlerinden beslenir. Bu sebeple pratik öneriler sunmuştur. Girişimciliği vurgulayarak Sabahattin Beyin görüşlerine yakın dursa da milli eğitime olan vurgularıyla ondan ayrılır.
Ethem Nejat’a göre eğitimin amacı teşebbüs-ü şahsi sahibi bireyler yetiştirmektir. Bu ilke, Avrupa toplumlarındaki eğitimin temelidir. Her dönemde eğitim çağdaşı olduğu dünyanın amacına bağlı olmalıdır. Modern çağda ziraat, ticaret ve sanayi eğitimin alanını oluşturmalıdır. Sadece okuma yazma öğreterek uygar dünyada yer edinmek mümkün değildir. Eğitim bireyi uygar dünyanın bir üyesi olmaya ve iş yaparak mutlu yaşamaya hazırlamalıdır. Halbuki bizim okullarımız çocukları ezmektedir. Onları itaatkar kullar haline getirmektedir. “Bizim mekteplerimiz bir çocuklar hapishanesidir.” Bu eğitimden rahatlığa ve tembelliğe alışmış bireyler yetişmektedir. Bu insanlar bırakın ülke çıkarını kendi çıkarlarını bile düşünememektedir.
Savaş yılları Osmanlı aydınları üzerinde milliyetçi düşüncelerin revaç bulması yönünde bir etki yapmıştı. Türk ve Müslüman olmayan unsurların imparatorluktan ayrılmaya başlamaları aydınların Türklüğe ve Müslümanlığa vurgu yaptıkları yeni bir siyasanın ve bu siyasadan beslenen ekonomi ve eğitim anlayışının doğmasını sağladı. Bu anlayış ulus devletin kuruluşuyla milli eğitim uygulamasına kavuştu. Ethem Nejat’ın da bu çerçevede aynı dönemde eğitimin amaçları arasında Türklük ve Müslümanlığın artırılmasını sayması, bu yüzden, şaşırtıcı değildir. Gençlerin kafalarının ruhsuz salt bilgiyle dolması eğitim değildir ona göre. Milliyet düşüncesi, vatanseverlik eğitime ruhunu verecek değerlerdir. Eğitim milli ülkü olan “Turan” çerçevesinde şekillenmelidir. Okul öğrencileri savaşta cepheye koşabilecek ruha sahip olmalıdır.
Ethem Nejat’ın eğitim görüşü Türkiye’de bazı ilkleri kapsamaktadır. Bu ilklerden biri “çocuk bahçeleri” adı altında anaokulunun gerekliliği düşüncesidir. Froebel’in fikir babası olduğu okul öncesi eğitimin Türkiye’deki babası Ethem Nejat’tı. Savunduğu ikinci yenilik, tarıma dayanan ve köy kalkınmasına katkıda bulunacak bir eğitim öngörmesidir. Bu görüşüyle Cumhuriyet döneminde açılan Köy Enstitülerinin fikir öncüsü sayılır. Tarım kalkınmasını amaçlayan okullar için öneriler geliştirmiştir. Ziraat okulu mahiyetindeki leylî iptidaiye (yatılı ilkokul) projesi buna örnek gösterilebilir. Yatılı bölge okulu niteliğindeki bu okullarda hademe ve memurlar olmayacak, öğrenciler kendi işlerini kendileri yapacaktı. Ayrıca okulun harcamaları da öğrencilerin yaptığı ziraat uygulamalarıyla karşılanacaktı. Diğer bir öneri okul tipi ise Amerikan ziraat okullarına benzeyen ziraat okullarıydı. Bu okullarda çiftçiliğin esaslarının uygulamalı olarak öğretilmesini önermiştir. Diğer bir öneri okul tipi ise kızlara yönelik açılacak olan Ziraat ve Ev Kadınlığı Mektebidir.
Bu okullar sayesinde kızlar “süslü hanımlar” olarak yetiştirilmekten kurtulacak ve iyi eşler ve ev kadınları olacaklardır. Bu uygulamalı eğitim tipleri, Ethem Nejat’ın eğitimin dört duvarı aşması gerektiğine dair olan inancından dolayıdır. Kendisi de eğitmen olarak çalışırken öğrencilerini günlerce süren uzun yürüyüşlerle köylere götürmüş ve köylülerle temas kurmalarını sağlamıştır. Eğitimin her aşamasında tabiata yaklaşmak, doğal olanla birlikte yaşamak, dünyada var olan her şeye sevgi beslemek gerektiğini savunmuştur. Böylece hem sağlıklı hem de daha iyi öğrenen bireyler yetişir.
Ethem Nejat’ın eğitim görüşleri bir eğitim politikasına dayanmasa da eğitimin amaçları, uygulamalı eğitim, okul türleri, eğitim yöntemleri gibi konularda zengin malumat içermektedir.
İsmail Hakkı Tonguç eğitmenlikten gelip Eğitim Bakanlığı bünyesinde İlköğretim Genel Müdürlüğü yapmıştır. Bakanlıkta görev yaptığı süreçte Köy Enstitülerinin hayata geçirilmesini sağlamıştır. Eğitimi iş yaparak öğrenmek olarak düşündüğü için Baltacıoğlu ve Ethem Nejat gibi “iş okulu” düşüncesinin temsilcisi sayılır. Tonguç da “yeni eğitim” akımından etkilenmiş ve bireyselci, öğrenci merkezli eğitimin savunucusu olmuştur. Eğitimi “bir insanın kendisinin biçim kazanmasıdır” şeklinde tanımlayarak kişinin kendi eğitimini sağlayabileceğini ifade etmiş olur. Eğitim kurumlarının görevi, okuma yazma öğrenmekten ibaret değildir, halkı aydınlatmak, halka toplumsal bilinç vermeyi de kapsamaktadır.
Tonguç, Köy Enstitülerinde hayata geçirmeye çalıştığı eğitim görüşünü “iş içinde, iş vasıtasıyla, iş için eğitim” olarak özetlemiştir.
Bu okullardaki “iş” Baltacıoğlu’nun ifade ettiği gibi ziraat, hayvancılık, köy için gerektiği kadarıyla marangozluk, demircilik, yapıcılık gibi işlerdi. Açarak ifade edecek olursak, Tonguç da ülkenin gelecekteki üreticilerinin sanayii üretimi değil, tarım ve hayvancılık alanında üretim yapmalarını planlamıştı.
Tonguç’un kaleme aldığı Pestalozzi Çocuklar Köyü isimli eseri onun eğitim görüşünün kaynaklarına ilişkin fikir vermektedir. Pestalozzi J.J.Rousseau’nun doğacı ve evrimci eğitim görüşünü savunur. Toplumsal gelişmenin eğitim vasıtasıyla meydana gelen evrimsel çizgide bireyden topluma doğru olduğunu düşünür. Pestalozzi’nin dışında Tonguç, Dewey’ in okulu toplumun bir parçası olarak konumlayan eğitim görüşünden etkilenmiştir. Bu çerçevede Dewey gibi bilgiden daha fazla beceriyi önemseyecektir. Böylece bireyselci ve iş/çalışma odaklı okul anlayışına ulaşacaktır.
Tonguç, bireysel psikolojik görüşlerin etkisinde kalarak, çocuğun biyolojik ve psikolojik bir varlık olmasının yanı sıra tarihi ve toplumsal bir aidiyete sahip olduğunu göremediği için eleştirilmiştir.
BU BÖLÜMDE NELER ÖĞRENDİK? ÖZET
Türkiye'de eğitim sosyolojisi dünyadaki gelişmelere paralel olarak bireysel psikolojinin etkisi ile başlamış ve toplumcu çizgi evirilmiştir. Özellikle Meşrutiyet döneminde ve Cumhuriyetin ilk döneminde yeniden yapılanma sürecinde eğitime yüklenen anlam ve işlevlerle ilgili canlı bir entellektüel gündem vardır. Ancak sonraki süreçlerde eğitim sosyolojisi alanında benzer bir canlılık gözlemlenmemektedir. Bugün eğitim sosyolojisi alanında gözlenen en önemli sorunlardan biri Meşrutiyet ve erken Cumhuriyet döneminde yaşanan kuruculuk misyonunun ve ülkenin eğitim sorunlarına ilişkin doğrudan fikir üretme canlılığının zayıflamış olmasıdır.
Bunda en büyük etkinin akademik kurumlaşmanın akamete uğraması olduğu kadar batılı eğitim kurumlarının aktarılırken ülke gündemine başarılı bir şekilde uyarlanamaması da olduğunu söyleyebiliriz. Bu alanda ülkenin eğitim sorunlarını ele alan araştırma ve çalışmalar son yıllarda artmaya başlasa da nitel ve nicel olarak yetkin ve doyurucu olmadıkları söylenebilir.
BÖLÜM SONU SORULARI
-Leyli İptidaiye nedir?
- Köy Enstitüleri fikri nasıl ortaya çıkmıştır?
- İsmail Hakkı Tonguç, John Dewey'in hangi görüşünden etkilenmiştir?
MAKALE VE FİLM ÖNERİSİ
- https://www.academia.edu/2476656/T%C3%9CRK%C4%B0YEDEN_B%C4%B0R_E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0M_%C3%9CTOPYACISI_%C4%B0SMA%C4%B0L_HAKKI_TONGU%C3%87_1893_1960_
BU BÖLÜMDE NELER ÖĞRENECEĞİZ?
- Türkiye'de eşitliği engelleyen etkenler
- Eşitlik tipleri
- Eğitimde fırsat eşitliği
- Eğitim ve eşitlik
-Eşitsizlikleri temellendirmek
BÖLÜM HAKKINDA SORULAR
- Türkiye'de bu alanda ne gibi eksiklikler vardır?
- Eşitlik denilince ne anlaşılıyor?
- Eğitim alanında eşitlik nasıl hayata geçirilir?
ANAHTAR KELİMELER
- Eşitsizlik
- Yapısal
-İşlevsel
- Etmenler
- Tabakalaşma
EĞİTİMDE EŞİTLİK VE EŞİTLİK TÜRLERİ: GİRİŞ
Bir düşünür eğitimin toplumdaki olumlu işlevinden bahsediyorsa bu düşünürün yapısal işlevcilik kuramından hareket ettiğini anlarız eğitimin bireylerin ihtiyaç duyduğu bilgi ve becerileri kazanarak toplumsal rekabette eşit konumlar elde edeceği kabulünü en fazla işlevselciler dillendiriyor. Nitekim 1009 70'li yıllardan itibaren bu kuramın iddialarının tartışmaya açılmasının altında eleştirel kuramların bu eşitlik iddiasını sorgulamaları yatıyordu. Modern dünyanın en önemli iddiasını da oluşturan eşitlik söylemini eleştiren düşünürler toplumda meydana gelen eşitsizlikleri tespit etme yoğunlaştılar. Bu bölümde eşitlik düşüncesinin eğitimle ilişkisini ele alacağız zira modern toplumun temeline yerleştirebileceğimiz eşitliğin sağlanabileceği düşüncesi genel kabul görmüştür.
Yapısal işlevselcileri eleştiren düşünürler dahi haddizatında uygulama biçimlerinde ortaya çıkan eksiklikleri tespit etmeye çalışırlar. Hiçbir hukuksal engel bulunmamasına karşın insanların olanakları eşit olmadığından eğitimden eşit ölçüde yararlanamadıkleri görülmektedir. Eğitimde fırsat eşitliğinin gerçekleştirebilimesi için, insanların hukuk önünde eşit eğitim alma hakkına sahip olmaları yetmez. Bu aklı kullanabilme olanaklarına da sahip olmaları gerekir. Eğitimde eşitlik ilkesi modern ulus devletlerin eşit vatandaşlık anlayışıyla bağlantılıdır ve dolayısıyla toplumsal eşitsizliğin siyasal bir mesele haline gelmesi de modern dönemde meydana gelmiştir. Amerikan (1775)ve Fransız (1789) devrimlerinde modern devletlerin temelleri atılırken eşitlik ilkesi de hayata geçirilmişti. Modern eşitlik anlayışına Fransız devriminin 'özgürlük, eşitlik, kardeşlik' sloganı ile ortaya çıkan vatandaşlık anlayışına kadar geri götürmek mümkündür.
Amerikan devrimi de her ne kadar sermayedarlar tarafından bu kesimin ekonomik çıkarları gözetilerek gerçekleşmiş olsa da bireysel özgürlük ve eşitlik ilkeleri temel alınmıştı. Devrimlerin gerçekleştiği 18. yüzyılın sonu 19. yüzyılın başına denk gelen süreçte eşitlik ve özgürlük ilkelerinin siyasal temelleri atılmış ve sonraki dönemde de gelişmiştir. Eşitliğin de dahil olduğu sivil hakların sermaye sahip toplumsal sınıfların dışında geniş halk kesimlerine kapsaması, 19. yüzyıl boyunca devam eden toplumsal hareketlerin marifeti ile gerçekleşmiştir.
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $14.79+) -
BUY THIS BOOK
(from $14.79+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!