TERAKKİ VAKFI OKULLARI TÜRKÇE DERSİ
6. SINIF
SORGULAYARAK YAZMA
This book was created and published on StoryJumper™
©2010 StoryJumper, Inc. All rights reserved.
Publish your own children's book:
www.storyjumper.com




Ağustos Böceği ve KarıncaOrmanda öyle bir sıcak vardı ki
akan pınarın suyu bile terliyordu.
Ağaçlar serinlemek için yapraklarını
yelpaze gibi kullanıyor, çoğu
hayvansa buldukları gölgeliklerde
miskince uyukluyordu. O saatlerde
orman, genellikle sessizdi. Kuşlar
bile cıvıldamaya üşeniyorlardı.

Yine o saatlerde yaz sıcağının
bunaltıcılığını, bir melodi bozuyordu.
Boyutlarına rağmen ormanın
derinliklerine kadar ulaşmayı başaran
minik bir keman sesiydi bu. Bu melodi
ağustos böceğinin kemanından
geliyordu. Elbette her hayvanın hoşuna
gitmiyordu ağustos böceğinin kemanı.
Bezgin hayvanlar kemanın sesinin
uykularını bölmesinden rahatsız
oluyordu.

Ağustos böceği, ormanın ve orman sakinlerinin
tepkilerinden habersiz, yeteneklerinin sınırlarını
zorlamakla meşguldü. Ağustos böceği sanatında
kendini geliştirmek için çok çalışıyordu. Çalıştığı
parçaların hakkından geldiğinde, başarmanın
mutluluğunu yaşıyordu.


Ormanın kendine özgü sesi içinde süzülen kemana
aldırmadan, sırtındaki yükle, bir o yana bir bu yana
koşturan karınca göründü sonra: “Yaza
aldanmamalı, kış da gelecek. Karakış bastırdığında
yeter mi bu yiyecek?” diyerek, yuvasına erzak
taşıyordu.


Günün ilk ışıklarıyla
işe koyuluyor, hava
kararıncaya dek
çalışıyordu. Ağustos
böceğine olan
sevgisiyse onu bir
kaşık suda boğacak
kadardı. Ona ve
kemanına sinir
oluyor, “Sabah
akşam gıygıy da
gıygıy!” diye
söyleniyordu.


Günlerden bir gün ağustos böceği, neşe ile
keman çalarken, uzaktan sırtında yükle
yalpalaya yalpalaya karıncanın geldiğini gördü.
Kemanı bırakıp selam verdi ama karınca onu
görmezden geldi.


Ağustos böceği: “Karınca
kardeş, gel biraz soluklan.
Neşeni yerine getirecek
şarkılar çalayım sana!” diye
seslendi. Karınca ise öfkeyle
cevap verdi: “Bu yazın bir de
kışı var. O zaman da karnın zil
çalar.” Ağustos böceği şaşkın,
karıncanın arkasından bir süre
baktıktan sonra yeniden
kemanını alıp neşeli şarkılarını
sürdürdü.Yaz boyunca ağustos
böceğinin tüm davetlerini geri
çevirdi karınca. Sadece geri
çevirmekle kalmadı, çoğunlukla
tersledi onu.


Gece gündüzü,
gündüz geceyi
kovaladı, günler
geçti ve yaz, ormanı
yavaş yavaş terk etti.
Ağustos böceği,
serinleyen havada
karnını doyurmak
için, sonbahardan
dökülenlerle idare
ediyordu.

Havalar serinledikçe, sanatını yuvasında icra
etmeyi daha çok tercih ediyordu. Artık neşeli
şarkılardan başka, sakin, hatta hüzünlü
parçalara yer vermekteydi. Karıncaysa güneşi
gördüğü günlerde yuvasından çıkıyor, erzak
toplamaya devam ediyordu.



Sonra toprağa yılın ilk karı düştü. Ardından bir
tane ve bir tane daha… Kar, gürültüsüz patırtısız
ama bir o kadar da acımasız çoğaldıkça
çoğalıyordu.
Orman sakinleri çoktan yuvalarına çekilmişti.
Kimileri, kış geçene kadar gözlerini açmak
niyetinde değildi. Gündüzleri bile ormanda çok az
hayvan görülüyordu.

Ağustos böceğiyse, iyice
azalan yiyeceğini idareli
kullanabilmek için
gününün çoğunu
uyuyarak geçiriyordu.
Kemanını nadiren, neşeli
parçalarıysa hiç denecek
kadar az çalıyordu.


Bir süre sonra karıncanın dediği
gerçekleşti. Ağustos böceğinin evinde
hiç yiyecek kalmadı. Açlığın tüm
enerjisini yiyip bitirmesine fırsat
vermeden, en yakın komşusu olan
karıncanın yuvasının yolunu tuttu.
Kendisini misafir ederse, bu iyiliğini
karşılıksız bırakmamak niyetiyle kemanını
yanına almayı da ihmal etmedi.


Sırtında kemanı, karıncanın kapısını çaldı.
Karınca, karşısında solgun ve bitkin ağustos
böceğini görünce, kocaman bir kahkaha
patlattı. Yazın tüm yorgunluğu, sadece bu
sahnenin yaşanmasına bile değerdi. Ağustos
böceğinin ağzını açmasına fırsat vermeden
azarlayarak, “Bütün yaz çaldın saz, şimdi de
oyna biraz.” diyerek kapıyı sertçe çarptı.
Ağustos böceği kapının ardından konuştu:
“Karınca kardeş, çok kabasın! Ben yazın o
kadar uğraştım, bir sürü yeni beste yaptım,
karşılığı açlıktan ölmek mi olmalı? Sen
paylaşırdın yemeğini, ben çalardım sazımı,
beraber oynardık…”

Ağustos böceği yüzüne çarpılan kapı
yüzünden canı sıkılmış halde yola düştü.
Karıncanın sözü kulağında çınlamaktaydı,
“Bütün yaz çaldın saz, şimdi de oyna biraz…
Saz… saz… saaaaz… oyna biraz… oyna
biraz… oyna… oyna… oyna… OYNAAAA…”
Karıncanın bu kabalığına anlam veremiyor,
içi içini yiyordu. “BÜTÜN YAAAAAZ…” Kışı
tek başına yuvasında geçiren karınca
sıkılmaz mı? Tamam, mevsimi aşacak kadar
erzağı topladı ama iş bu kadarla biter mi?
Yiyip içip yatmakla koca kış geçer mi?
You've previewed 17 of 26 pages.
To read more:
Click Sign Up (Free)- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(3)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
- DOWNLOAD
- LIKE (3)
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
LIKE(3)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!