
PROJE ORTAKLARI
Özel KEY Anadolu Lisesi/ Gönül BULAT
Kılıçarslan Anadolu Lisesi/ Gülseren SEVİ
Zile Fen Lisesi/ Nagehan DERİN
Shamakhi,Sabir Kasaba Alxan Alxanov adına tam orta okul/ Günay MEMİŞOVA
Şehit Adem Özen Anadolu Lisesi/ Nurten ÖREN
Bilecik Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi/ Tuğçe Nihal ÇETİN
Keçiören Atatürk Anadolu İmam Hatip Lisesi/ Ayşe KAHRAMAN
Ankara Türk Telekom Sosyal Bilimler Lisesi/ Hasibe B.ERDOĞAN
Mehmet Çelikel Lisesi/ Harun Şentürk
Merzifon Fen Lisesi/ Tülay SÖZEN

İÇİNDEKİLER
ÖN SÖZ ................……..................……...…................................................... 4
BİZİM YUNUS
Hediye M./Kılıçarslan Anadolu Lisesi/Gülseren Sevi.............................8
YUNUS EMRE
Aslı İclal K./Kılıçarslan Anadolu Lisesi/Gülseren Sevi..........................10
YUNUS EMRE
Zeliha Y./Kılıçarslan Anadolu Lisesi/Gülseren Sevi ............................ 11
AŞK YOLCUSU (BİZİM YUNUS)
Nisanur A./Zile Fen Lisesi/Nagehan DERİN..........................................13
YUNUS EMRE Eda A./Zile Fen Lisesi/Nagehan DERİN ......................... 17
BİZİM YUNUS Burak.H/Zile Fen Lisesi/Nagehan DERİN...................... 20
MEKTUP Buse A./Zile Fen Lisesi/Nagehan DERİN ................................22
YUNUS EMRE’NİN YOLCULUĞU
Tamer/Bilecik Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi/Tuğçe N. ÇETİN..... 24
SELAM OLSUN SANA DERVİŞ YUNUS
Zeynullah/Bilecik Mesleki ve Tek. Anadolu Lisesi/Tuğçe N. ÇETİN... 31
Yunus Emre ‘ye Mektup
Furkan/Bilecik Mesleki ve Tek. Anadolu Lisesi/Tuğçe N. ÇETİN ....... 33
Selam Yunus Emre
Emirhan/Bilecik Mesleki ve Tek. Anadolu Lisesi/Tuğçe N. ÇETİN ..... 34
BİZİM YUNUS
Mert / Bilecik Mesleki ve Tek. Anadolu Lisesi/Tuğçe N. ÇETİN ......... 35
SEVGİLİ YUNUS EMRE Neva Y./Key Koleji/Gönül BULAT ...................... 42
BİZCE YUNUS EMRE Nehir A./Key Koleji /Gönül BULAT ....................... 44
BİZİM YUNUS Dünya/Key Koleji /Gönül BULAT .................................... 46
MEKTUP Büşra B./Key Koleji /Gönül BULAT ..........................................48
MEKTUP Sanem/Key Koleji /Gönül BULAT .............................................50
MEKTUP Enes/Şehit Adem Özen Anadolu Lisesi/Nurten Ören .......... 52
MEKTUP Ezel/Şehit Adem Özen Anadolu Lisesi/Nurten Ören ............54
HATASIZ İNSAN OLMAZ
Harun/Şehit Adem Özen Anadolu Lisesi/Nurten Ören ...................... 55
SİHİRLİ SÖZ
Hatice/Şehit Adem Özen Anadolu Lisesi/Nurten Ören ...................... 56
KORKMAYIN
Tuğba/Şehit Adem Özen Anadolu Lisesi/Nurten Ören ...................... 57
CAN YUNUSUN DİLİNDEN VE GÖNLÜNDEN
Azra Nur A/ Merzifon Fen Lisesi/Tülay Sözen ...................................... 58
YUNUS EMRE VE SAYI İMGELERİ ÜZERİNE
Arda V./ Merzifon Fen Lisesi/Tülay Sözen ......................................... 60
YUNUS’UN PENCERESİNDEN
Efe C./ Merzifon Fen Lisesi/Tülay Sözen ............................................ 62
EMRE'M YUNUS Berfin/Ankara Türk Telekom Sosyal Bilimler Lisesi/Hasibe BULUT ERDOĞAN .......................................................... 64
MEKTUP Sıla/Ankara Türk Telekom Sosyal Bilimler Lisesi/Hasibe BULUT ERDOĞAN .................................................................................. 66
SONSUZ BİR DERYA Sudenaz/Ankara Türk Telekom Sosyal Bilimler Lisesi/Hasibe BULUT ERDOĞAN .......................................................... 69
YUNUS’A MEKTUP Zehranur/Ankara Türk Telekom Sosyal Bilimler Lisesi/Hasibe BULUT ERDOĞAN .......................................................... 72
BİL MUKABELE Ege/Ankara Türk Telekom Sosyal Bilimler Lisesi/Hasibe BULUT ERDOĞAN ......................................................... 74
BİZİM YUNUS
Elif/Atatürk Anadolu İmam Hatip Lisesi/Ayşe Kahraman .............. 77
YUNUS EMRE
Gülsena/Atatürk Anadolu İmam Hatip Lisesi/Ayşe Kahraman ...... 80
EDEBİ YÖNÜYLE YUNUS
Hatice/Atatürk Anadolu İmam Hatip Lisesi/Ayşe Kahraman ........ 84
DERVİŞ YUNUS
İlayda/ Atatürk Anadolu İmam Hatip Lisesi/Ayşe Kahraman ......... 87
MEKTUP Meryem/ Atatürk Anadolu İmam Hatip Lisesi/Ayşe Kahraman................................................................................................ 89
KALBE GÖRÜNEN KULÜBE Meryem A./Zonguldak Borsa İstanbul Anadolu Lisesi/ Ömer YILMAZ. ............................................................ 92
YUNUS EMRE'NİN TESİRİ M. Damla Y./Zonguldak Borsa İstanbul Anadolu Lisesi/ Ömer YILMAZ.............................................................. 96
YUNUS EMRE İrem C./Zonguldak Borsa İstanbul Anadolu Lisesi/ Ömer YILMAZ ........................................................................................ 102
YUNUS EMRE Ecrin M/Zonguldak Borsa İstanbul Anadolu Lisesi/Ömer YILMAZ ....................................................................................................107
SABIR KİMDE İSE O NASİP ALIR Rümeysa Ç./Zonguldak Borsa İstanbul Anadolu Lisesi/Ömer YILMAZ...............................................................111
MEKTUP Efe Şeref U/Mehmet Çelikel Lisesi/Harun Şentürk ........... 117
MEKTUP Ela Nur B /Mehmet Çelikel Lisesi/Harun Şentürk ............118
MEKTUP Elanur A./Mehmet Çelikel Lisesi/ Harun Şentürk ............119
MEKTUP Enes K /Mehmet Çelikel Lisesi/Harun Şentürk ................122
YUNUS EMRE Elif M./Mehmet Çelikel Lisesi/Harun Şentürk ..........123
HEÇ BİR QARŞILAŞMA TƏSADÜF DEYİLDİR
Rəvanə/Azərbaycan Şamaxı rayon Sabir qəsəbə/ Alxan Alxanov adına tam orta məktəb. / Günay Məmishova ................................ 126
YUNUS EMRE
Gülnaz /Azərbaycan Şamaxı rayon Sabir qəsəbə/ A .Alxanov
adına tam orta məktəb / GünayMəmishova ................................. 134
Ön Söz
Yunus Emre’nin ‘Bizim Yunus ‘ olma serüvenini 11 öğretmen ve 57 öğrencimizle birlikte keşfe çıktığımız projemizin aralık ayı ortak çalışma etkinliği olan e-kitap ile karşınızdayız.
Oylama sonucunda belirlenen hikaye, mektup, deneme ve makale türlerinde öğrencilerimiz tarafından yazılan yazılarla ‘Bizim Yunus’u anlama serüvenimiz devam ediyor.
Öğrencilerimizin ‘Okumadan geçen zamana, düşünmeden akıp giden hayata bir dur’ demek için oluşturdukları kitabımızı keyifle okumanız dileklerimizle…
Bizim Yunus Proje Ekibi
Aralık 2021
BİZİM YUNUS
Yunus Emre, aziz milletimizin sevgilisi olmuş bir aşk ve gönül adamıdır. O, insanlığa asırlardan beri hayat üfleyen bir nefes; Cenab-ı Hakk ’a ve Resulün ’e olan sevgimizin tercümanı olmuş bir sestir.
1240 senesinde Eskişehir ’de doğduğu düşünülmektedir. 14. Yüzyılın ilk çeyreğine kadar Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde bulunan Sarıköy ’de yetişmiş ve Ankara‘ nın Nallıhan ilçesindeki Taptuk Dergahında yaşamıştır. Yunus Emre‘ nin yaşadığı yıllar çok zor dönemlerdi ona rağmen hiç gülümsemesini eksik etmemiş ve etrafına neşe saçmıştır. Yunus Emrenin yaşadığı dönemde dini açıdan çekişmeler de vardı. O, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Hacı Bektaş-ı Veli , Ahi Evran-ı Veli, Ahmed Fakih gibi ilim ve irfan sahibi kişilerle birlikte Allah sevgisini, aşk ve güzel ahlakla ilgili düşüncelerini, her
türlü engele karşı gerçek islam tasavvufunu işleyerek Türk – İslam birliğinin oluşmasında önemli rol almıştır. Aynı zamanda da Türk Edebiyatına önemli katkılarda bulunmuş ve değerli eserler bırakmıştır.Yunus Emre hafızalardaki beyitleriyle din ve tasavvuf bilgilerini çayda şeker misali eritip bir hayat tarzı olarak toplumumuza sunmayı başaran Yunus‘ un büyüklüğü şüphesiz ki buğday için gittiği Hacı Bektaş kapısından himmetle dönmesini bilmiş olmasından kaynaklanmaktadır.
HEDİYE M./Kılıçarslan Anadolu Lisesi/Gülseren Sevi
YUNUS EMRE
Siyasi anlamda karışıklıkların olduğu bir dönemde yaşayan Yunus Emre, Mevlana, Ahi Evran-ı Veli, Hacı Bektaş-ı Veli gibi önemli isimlerle birlikte öne çıkmış yaşadığı döneme damgasını vurmuştur. Kibrin uğramadığı temiz kalbi, mısralarına sığdırdığı hoşgörüsüyle aşkın adamı Yunus Emre şiirlerinde Türk dilinin en güzel ve sade halini kullanarak hem kulağa hem de gönüllere hitap etmiştir. Şiirlerinde insan sevgisi , Allah sevgisi ve güzel ahlakı en iyi şekilde anlatmış, tasavvuf anlayışıyla harmanladığı düşüncelerini batıl inanç ve hurafelerden uzak tutarak insanlara şiirleriyle aktarmıştır. Görüşleriyle bir çok alime ilham kaynağı olan Yunus güzel ahlakını diline yansıtarak asırlar boyunca unutulmayacak ve hatırlanacak sözler bırakmıştır. Yunus Emre‘nin anlayışı Anadolu ile sınırlı kalmayıp tüm coğrafi anlamda geniş bir alana yayılmıştır.
Aslı İclal K./Kılıçarslan Anadolu Lisesi/Gülseren Sevi
Yunus Emre
Yunus Emre bence çok önemli ve çok başarılı bir şairdir. Neden mi ? Yazdığı şiirleri ortaya koyduğu eserleri başarıları ve her şeyi ile on numara bir insandı. Bence o başarılı, zeki ve yaratıcı bir şairdir. O bunca zamandır unutulmamış bir kişidir bunun nedeni bana göre eserleri, kişiliği, alçak gönüllü oluşudur. Eserleri genellikle dini eserlerdir. Ben burdan şunu anlarım Yunus Emre dinine çok önem veren bir insandı. O harikulade bir kişiliğe sahipti neden mi çünkü sevgi dolu bir yüreği vardı ve hiçbir zaman hiçbir şeyde ayrım yapmazdı sonuç olarak hepsini Allah yaratmış der ve herkesi aynı görürdü bu nedenle daha çok sevilirdi. O her zaman savaşa karşı barıştan yanaydı bunu şu dizelerden anlayabiliriz:
Bir kez gönül yıktın ise
Şu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki Millet dahi
Elin yüzün yumaz değil
bu dizelerde sevgiyi, sevgiye verdiği önemi anlatmak istemiştir.
Zeliha Y./Kılıçarslan Anadolu Lisesi/Gülseren Sevi
AŞK YOLCUSU(BİZİM YUNUS)
Yunus Emre eserleriyle, sözleriyle, hayata ve dine bakış açısıyla, görmüş geçirmişliği ile, sabrıyla, azmiyle, hoşgörüsüyle, düşünceleriyle çoğu şairden daha ön planda olan usta yerli bir şairimizdir. . Yunus Emre neden 40 yıl boyunca Taptuk Emre’nin dergâhına odun taşımıştır, bu işten kârı nedir ki? Bu işten kârı ne paradır ne maldır ne mülktür, bu işten asıl kârı kendisini geliştirmek, erenler mertebesine ulaşmaktır. Onun yerinde siz olsanız erenler mertebesine ulaşmak için tam 40 yıl boyunca Taptuk Emre’ye odun taşır mıydınız? Sanmıyorum bence ben de dahil pek çok kişi bunu yapmaz, yapamazdı. Ama Yunus Emre yaptı.
İşte onu bizden diğer yazarlardan ve şairlerden ayıran en önemli farklarından birisi budur. Ayrıca anlattığım örnekten de anlıyoruz ki Yunus Emre fazlasıyla sabırlı bir kişiliktir. Ne de olsa kendini geliştirmek için 40 yıl boyunca hiçbir kârı olmadan odun taşımak herkesin yapabileceği bir iş değil. Yunus Emre’nin sabrından, azminden, bizlerden farkından bahsettim. Biraz da Yunus Emre’nin tasavvufundan, tasavvufi düşüncelerinden bahsetmek isterim. Yunus Emre’yi tasavvufi yönü ile anlatmak gerekirse Yunus Emre benim tabirimce, İslam kurallarına bağlı ve İslam tasavvufunun belirlemiş olduğu makamlarından geçerek irfana ulaşmış bir âriftir. Tamamen ilhama dayalı olan, medresede okuyup yazmakla öğrenilemeyen kesin ve apaçık, her türlü şüpheyi ortadan kaldıran gaybın hakikatine
hakikatine erişme bilgisine sahiptir. Yunus aslında tasavvufu insanların yaşadığı çağın zulümlerinden kurtulmasının bir yolu olarak görmüş ve bunu insanlığa sunmuştur. Onun bu düşüncesi yüksek şiir diliyle ve yüksek ahlaki kültürüyle ifade edilebilir. Yunus Emre’nin ahlak anlayışının referansları ise İslam dini ve peygamberimizdir.
Yunus Emre’nin dizelerinde bu durum sık sık belirtilmiştir. Bunu birkaç örnekle açıklarsak:
“Evvel kapı şeriat emri nehyi bildirir
Yuya günahlarını her bir Kur’an hecesi”
Beytiyle başlayan şiir, Yunus’un temel düşüncesinin ilk ve en önemli kaynağını yani Kur’an-ı Kerim’i açıklar. İkinci ana kaynak ise Peygamber’dir:
“Sen hak peygambersin seksiz gümansız
Sana uymayanlar gider imansız”
Yunus’un düşünce dünyasında olay, kişisel bağlamda inanma ve ibadet etmeyle sınırlı değildir. Şiirinde İslam’ın pratiğe geçirilmesi gereken kurallarıyla ilgili tespitler yani ahlaki ilkeler de vardır. Bunların çoğu yine âyet ve hadislerin yorumu şeklindedir. Yalan söylememek, sabırlı olmak, insanlarla iyi geçinmek, gönül kırmamak, kanaat, cömertlik, yardımseverlik kişiye teklif edilen olumlu davranışlardır.
Bana göre Yunus’un düşünce ufukları, böylesine geniş bir anlam haritası bulunan tasavvuf düşüncesi içinde ele alındığında doğru tespitlere ulaşmak mümkün olur. Bu yapılmadığı takdirde herkese göre değişen bir Yunus portresi ortaya çıkacaktır ki bence ortaya çıkan bu portrenin de “Bizim Yunus” yani aşk yolcusu Yunus’la bir alâkası olmaz. Bu yüzden Yunus Emre’yi tasavvuf ile beraber ele almak en doğrusu olacaktır ki ortaya çıkan Yunus “Bizim Yunus”umuz olsun.
NisanurA./Zile Fen Lisesi/Nagehan DERİN
YUNUS EMRE
Yunus Emre yaşadığı dönemde o döneme adını yazdırmakla kalmamış, günümüze kadar süren ve hala devam eden bir büyük şahsiyet ünvanına layık olmuş ve bu ünvanı kazanmış bir şairdir. Yunus Emre aynı zamanda düşünür ve filozof olarak da bilinmektedir. Kültürümüz açısından her dönem anılan, söylemleri ve düşünceleri paylaşılmaya devam edilen Yunus Emre bir daha rastlanamayacak türden bir şairimizdir. İşlediği konularla Anadolu'da gelişen Türk edebiyatının en büyük destekçisidir Yunus Emre. Aynı zamanda da yüzyıllardır unutulmamış bir kişidir. Bunun nedeni kişiliği, alçakgönüllü oluşu, eşi benzeri olmayan eserleri, sevgi dolu oluşu ve bu sevgiyi yaymaya çalışmasıdır. Yunus Emre'nin eserleri ve anlayışı yalnızca Anadolu ile sınırlı kalmamış, dünya çapında yayılarak nesiller boyunca benimsenmiştir. Yunus Emre dine çok önem verirdi ve eserlerinde de sıklıkla bunu yansıtırdı.
Herkesin bildiği " Yaradılanı severim, yaradandan ötürü " sözüyle de Allah'ın yarattığı her şeye sevgi beslediği anlaşılır. Yunus Emre barıştan yanaydı ve savaşa daima karşı çıkardı, çok sevgi dolu bir yüreği vardı.
Eserlerinde, davranışlarında da her zaman iyiliği yansıtmıştır. O, Allah sevgisini ruhunun ve bedeninin bir parçası haline getiren inancıyla sevmiş ve kabullenmiştir insanları. Yunus Emre soyut anlamda sevgiyi görüp öne çıkartan olmuştur. İnsanlığı bilen, yol gösteren olarak tanınmıştır
Bunu şu dizlerden de anlayabiliriz.
" Bir kez gönül yıktın ise
Şu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki Millet dahi
Elin yüzün yumaz değil "
Yunus Emre'nin tüm dünya tarafından sevilmesinin nedeni din, dil, ırk ayrımı yapmadan herkesi insan olarak görmesi ve benimsemesidir. iyi niyetin ve hoşgörünün bir nevi temsilcisidir.
Yunus Emre'nin yaşadığı dönemde Anadolu Türklüğünün Moğol akın ve iç savaşlarla yüzyüzeydi. Kıtlık, kuraklık ve savaş had safhadaydı. Yunus işte böyle bir ortamda zamanın en büyük ilim irfan sahipleriyle zaman geçirmiştir
Allah sevgisini, aşk ve güzel ahlakla ilgili düşüncelerini kine ve öfkeye karşı gerçek bir tasavvuf anlayışı ile işlemiştir. Bence hepimiz Yunus Emre gibi bir şaire sahip olduğumuz için çok şanslıyız. Bu nedenle onu ve eserlerini en iyi biçimde yansıtmak ve duyurmak hepimizin görevidir.
Eda.A/Zile Fen Lisesi/Nagehan DERİN
BİZİM YUNUS
13.yüzyıldan beri sekiz asırdır şiirleri dilimizden düşmeyen Yunus Emre hakkında yazı yazmak gerçekten zor. Yaygın şöhretine rağmen hayatı hakkında tarihi kaynaklarda yeterli bilgi bulunmuyor. Doğum tarihi ve yeri bile tam olarak bilinmemekte olup 1240 yılında Eskişehir’de doğduğu düşünülüyor. Yunus'un yaşadığı, Anadolu Türklüğünün Moğol akın ve yağmalarıyla, iç kavga ve çekişmelerle, siyasi otoritenin zayıflığıyla, dahasi kıtlıkla ve kuraklıklarla perişan olduğu yıllardır. Bu yılların onun eserlerinde derin izler bıraktı. İşte böyle bir ortamda yaşayan Yunus Emre Allah sevgisini, aşk ve güzel ahlakla ilgili düşüncelerini sabrıyla, azmiyle, hoşgörüsüyle önemli eserler ortaya çıkarmıştır.
Bir mutasavvıf olan Bizim Yunus o dönemde eserleriyle sadece edebiyatımızın değil Türk dilinin de gelişimi için katkıda bulunmuştur. Yunus Emre’nin eserlerinden de anlayacağımız üzere çok güçlü bir duygu yoğunluğuna sahiptir. Eserlerinin bu denli sevilmesinin altında yatan nedenin bu olduğunu düşünüyorum.
Divan adlı eseriyle ün kazandığı söylenir. Bu eserinde sadece duygu yoğunluğu yoktur. Bunun yanında bir düşünce deryasının da mevcut olduğunu anlayabiliriz.
İslam inanışının üzerinde durmaktan çekindiği birçok problem serbest ve zeki düşüncelerine konu olduğu görülebilir. O, duyup düşündüklerini 13.yüzyıl Türkçesiyle her dilin söylenemeyeceği bir kolaylıkla söylemiştir.
"Salınur Tûbâ dalları
Kur'an okur hem dilleri
Cennet bağının gülleri
Kokar Allah deyü deyü"
gibi sade, basit fakat söylenilmesi güç mısralardır.
Sonuç olarak diyebiliriz ki milli kültürümüzün temel taşlarından biri olan Yunus Emre bu milletin maneviyat dünyasını inşa eden usta ozanlarımızdan biridir.
Burak.H/Zile Fen Lisesi/Nagehan DERİN
Zile 20.12.2021
Sevgili Yunus Emre,
Senin gönlünden kalemine dökülen dizeler, insanlığın akıllarına kazınmış ve hala yer yerde işlenmekte ve yaşatılmaktadır. Senin tüm insanlığa karşı yüce gönüllülüğün ve sevgin herkese örnek olmaktadır. Edebiyat bilgin, adeta sonsuz bir derya gibidir. İnsanlar bu derya da aşkla, sevgiyle, ilimle ve bilgiyle yüzebilmektedir. Ayrıca gönül gözlerin, hayata herkesin baktığı pencereden farklı bakabilmektedir.
“Bir bahçeye giremezsen, durup seyran eyleme.
Bir gönül yapamazsan, yıkıp viran eyleme.”
Bu sözünle bunu bir kez daha görebilmekteyiz.
Hac-ı Bektaşi Veliler,Ahi Evranlar,Mevlanalar senin zamanlarından geçen ilimli,bilgili insanlar da her zaman yolumuza senin gibi yoldaşlık etmiştir.
Sen nice kaplere ilim,sevgi aşıladın. Nice kalplerde yunus sevgisi yeşerttin.
Sen insanı insandan
ayırmadın.Tüm insanlığı bir bütün içinde değerlendirdin.İncitirim diye üstüne basmaya korktuğun karıncalardan dua aldın, hiçbir canlıyı ayırmadan sevdin,değer verdin. Bizi artık doğrulardan kaçıran,bize insan,doğa sevgisini vermeyen bir çağın içerisindeyiz. Ama biz hep senin gösterdiğin yolda yürüyeceğiz,fikirlerini düşüncelerini hep yaşatacağız,görüşlerin payidar kalacaktır.
Hoşçakal Yunus'um,hoşçakal edebiyatımın incisi,hoşçakal iki gözüm... Sevelim,sevilelim,bu dünya kimseye kalmaz.
BUSEA./Zile Fen Lisesi/Nagehan DERİN
YUNUS EMRE’NİN YOLCULUĞU
Bir gün Yunus Emre Tapduk Emre'ye varmak için ilerlerken bir köye rastlamış.Yunus köyde birileri var mı diye kontrol etmek istemiş. Çünkü köy çok sessizmiş, köyde ne bir hayvan ne de bir insan sesi varmış.Köyün etrafını gezerken Yunus bir çocuğa denk gelmiş. Yedi sekiz yaşlarındaymış . Köyde kimse olmamasına rağmen bu çocuğun burada olması Yunus Emre’nin merakını uyandırmış. Yunus Emre sormuş: "Merhaba evladım ,diğer köy ahalisi nerededir bilir misin? "Çocuk suratını asarak: "Bilmem, kimsecikler yoktur bu köyde." dermiş. Yunus Emre: "O halde senin ne işin vardır burada diye?" sormuş. Çocuk başını eğerek; "Ben bir kervanın çocuğuyum. Burada dinlenmeye durmuştuk, uyuduk sabah baktım hiç kimse yoktu. "Bunu duyan Yunus Emre çocuğu yanına alarak yoluna devam eder. Yolda birlikte meyveler toplarlar ,sohbet ederler. İkisi de en azından
yalnız değildirler. Çocuk Yunus Emre'nin defterini görür ve şöyle der:" Bu da nedir böyle? "Yunus Emre; "Defterdir evladım." diye söyler .Çocuk meraklı bir yüzle Yunus Emre’ye tekrar sorar: "Peki ne işe yarar bu defter? "Yunus Emre şaşırmıştır, çocuğa: "İçine şiirlerimi sözlerimi,aklıma gelenleri yazarım der."Çocuk:"Nasıl yazarsın?"diye sorar.Yunus Emre bu sorudan çocuğun okuma yazma bilmediğini anlar.
Birkaç sorudan sonra yolculuklarına kaldıkları yerden devam ederler.Yol boyunca çeşitli yerlerde dinlenmek için durduklarında çocuğa okuma yazma öğretmeye çalışır.Çocuk sandığından zeki ve ahlaklı bir delikanlıdır.Birkaç dinlenmeden sonra öğrenir. Biraz daha ilerledikten sonra bir su değirmeni görürler.Değirmen suyu aşağıdan alıp yukarıya döker.Bunu yaparken de iniler gibi bir ses
çıkarır.Çocuk Yunus Emre’ye "bu dolap niçin iniler?"diye sorar.Yunus Emre:"bir derdi vardır belki" diye cevap verir.Sonrasında ise bu soru Yunus’un aklına takılır,kendi içininden "bu dolap niçin iniler" diye geçirip durur.Bir derenin kenarına oturur,iyice düsünüp durur.Sonra cevabını bulur kaleminden şu dizeler oluşur:
Dolap niçin inilersin Beni bir dağda buldular
Derdim vardır inilerim Kolum kanadım yoldular
Ben Mevla'ya aşık oldum Dolaba layık gördüler
Anın için inilerim Derdim vardır inilerim
Benim adım dertli dolap Ben bir dağın ağacıyım
Suyum akar yalap yalap Ne tatlıyım ne acıyım
Böyle emreylemiş Çalap Ben Mevla'ya duacıyım
Derdim vardır inilerim Derdim vardır inilerim
Bu dizeleri yazan Yunus yazdığı şeyden gayet memnundur.Dahasını yazmak ister ama yol uzaktır ve gece olmuştur.Gece çocukla konuşan Yunus Emre şiirinden çocuğa bahsetmez ,sonrasında ise uyurlar sabah olur.Birlikte yola tekrar koyulurlar, yolda ilerledikçe aklına geleni deftere yazar.Yunus Emre şiirinin devamını yazmak için düşünur ama aklına bir şey gelmez gelse de ne yaprak kalır ne kalem .
Bunların bitiğini görünce Yunus Emre büyük bir köyde durur .Köyde çok büyük bir kervan vardır kervandan birkaç tane yaprak bir de kalem alır.Aldıktan sonra çocukla kervanda dolaşırken bir tücara denk gelirler.Tüccarı gören çocuk bir anda sevinçten ağlamaya başlar.Koşa koşa babasına sarılır ,tüccar hâlâ olayın etkisinde dir,ağzından bir kelime çıkmaz.Bu güzel olaydan sonra Mehmet Efendi Yunus Emre’ye bir geceliğine kervanda kalmasını söyler.
Yunus Emre Kabul eder ve bir gece kalır ,gece boyu olup bitenleri konuştuktan sonra sabah olur.Yunus Emre yola çıkmaya hazırlanır. Gitmeden önce Mehmet Efendi Yunus’a teşekkür eder .Yunus ;" Bir şey değil Mehmet Efendi ,Oğlunuz çok akılıdır,yolculuğuma keyif kattı."der,elini sallayarak uzaklaşır ve Tapduk Emre’ye olan yoluna devam eder.Yolda ilerledikçe etrafa bakınır. Büyük ağaçlar ,yeşil bitkiler kuşlar, böcekler… Bu güzelikleri gören Yunus'un aklına şiiri gelir.Hava çok sıcaktır ve o yüzden bir meşenin altına gölgelenmek için oturur şiirinin devamını yazmak için kalemini çıkartır ve yazmaya başlar:
Dağdan kestiler hezenim Dülgerler her yanım yoldu
Bozuldu türlü düzenim Her azam yerine kondu
Ben bir usanmaz ozanım Bu iniltim haktan geldi
Derdim var inilerim Derdim vardır inilerim
Yunus yazdıklarını doğaya ve çevreye bakarak yazar.Hafif bir esen rüzgar gibi kelimeler bir araya gelmiştir.Bir ağacın gölgesi nelere kadirdir.Yunus dinlendikten sonra ayağı kalkar ve yoluna devam eder. Tapduk Emre'ye iki köy uzaktadır.Yolu neredeyse tamamlanmıştır. Bunun sevinci onun en büyük isteğidir ve bu yolu gitmesinin sebebidir.Bir gün daha ilerledikten sonra Taptuk Emre'nin yaşadığı köye neredeyse varmıştır ve eli boş gitmesin diye bir şeyler almak ister,köye uğrar.Etrafa iyicene bakınır güzel meyveler toplar.Sonra ise bir kuyu görür, başında bir çocuk vardır,kovasıyla suyu yukarı çekmeye uğraşır.Yunus Emre ,çocuk gittikten sonra kuyuyu uzun uzun izler, bakakalır adeta.Aklına dolap gelir .Etraftaki su sesleri ve rüzgarın çıkarttığı ince inileme sesleri dolabı aklına getirmiştir.Kalemini eline alır ,rüzgarın ince inilemesiyle birlikte yazar, yazar durur,sonunda doğru sözcükleri bulur:
Suyumu alçaktan çekerim Yunus bunda gelen gülmez
Dönüp yükseğe dökerim Kişi muradına ermez
Görün ben neler çekerim Bu fanide kimse kalmaz
Derdim vardır inilerim Derdim vardır inilerim
Yunus , şiirini bitirmiş ve içinde bir ferahlama olmuştur.Sonunda Tapduk Emre’nin köyüne de varmıştır.
Tamer / Bilecik Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi/Tuğçe N. ÇETİN
"Miskin Yunus söyler sözün
Yaş doldurmuş iki gözüm
Bizi bilmeyen ne bilsin
Bilenlere selam olsun"
Selam Olsun Sana Derviş Yunus,
Yüzyıllar geçmiş olsa da şiirlerin hâlâ çok sevilerek okunuyor ,hayatın filmlere , dizilere konu oluyor,şiirlerin insanlara ilham veriyor.Hayatın derslerde işleniyor. Şiirlerin tüm dünyada okunuyor . Şu an yaşamış olsan ve senin öğrencin olabilsem keşke. Ben senin büyük bir hayranınım sözlerin, yazdıkların bana ilham veriyor . Sen beni etkileyen şairlerin başında geliyorsun senin şiirlerini okuyup hayatını araştırıyorum. “ilim ilim bilmektir ilim kendin bilmektir “sözün pek çok kimseyi etkilediği gibi benim de hiç aklımdan çıkmıyor. Derviş Yunus, sendeki bilgi, mütevazilik ve insan sevgisi başka hangi insanda bu kadar samimidir ?
İnsanlara her zaman birlik olmayı , kardeş olmayı öğütleyen sen ile mutlaka tanışmak isterdim. İçindeki Allah aşkını , bitmek bilmeyen öğrenme isteğini , hocan Tapduk Emre’nin sana öğrettiklerini bir de senin ağzından dinlemek isterdim .Sen ki ”Ölür ise ten ölür canlar ölesi değil” diyensin seni görmek senin öğrencin olmak hayatını şiirlerini senden dinleme imkanım olmasa da şiirlerinle bugün hâlâ yaşıyorsun .
" Bu dünyadan gider olduk
Kalanlara selam olsun
Bizim için hayır dua
Kılanlara selam olsun"
Selam olsun...Selam olsun ...
Zeynullah /Bilecik Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi/Tuğçe N. ÇETİN
Yunus Emre ‘ye Mektup
Keşke senin zamanında yaşasaydım,seni tanıyıp sana kulak verseydim.O güzel şiirleri ,anlamlı sözleri o zamanda olacaktım soracaktım o Allah aşkının sebebini. Yüzyıllar geçse bile şiirlerinle, sözlerinle anılıyorsun. Birçok insan tarafından araştırılıp o güzel ,anlamlı şiirlerinle yön gösteriyorsun. Tek tek görmek isterdim onca sözün, şiirin nasıl yazıldığını. Anlamak isterdim onca emeğin, onca alın terinin sebebini.Dervişlik zor olsa gerek .Onca düşünce ,onca sabır…Ama güzel olsa gerek yüzyıllar sonra bile araştırılmak, saygı ve sevgi duyulmak .Anadolu’da hangi mezar senin bilmek isterdim.Mezarının başına gelip bu mektubu okumak İsterdim. Şimdi bile sana yazılıyor binlerce hikayeler, şiirler güzel sözler.Yazarlar ,diziler örnek alıyor seni ve senin gibileri.Ders çıkarıyorlar, dinliyorlar senin şiirlerinden.Görmek isterdim seni bu dünyada bir kere olsa bile. Anlamak isterdim derdini kendi derdim gibi.Ziyaret etmek isterdim kabrini, okumak isterdim kendi ellerimle yazdığım bu mektubu.
Furkan / Bilecik Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi/Tuğçe N. ÇETİN
Selam Yunus Emre,
Her ne kadar senin yaşamış veya yaşamamış olduğun asırlardır tartışılsa da biz senin yaşadığına inanıyoruz ve buna istinaden bu mektubu yazmış bulunuyoruz. Sevgili Yunus; insanlara,toplumlara ve bütün dünya halkına iyiliği ,güzelliği edep ve âdâbı gerek şiirlerin gerek ise de eserlerin ile elinden geldiğince aşıladın ve aşılamaya çalıştın. Bizler ise senin başlattığın bu yolda projeler yapıyor,hikayeler yazıyor ,başlattığın bu akımı yaşatmaya çalışıyoruz. Cân Yunus Emre, gönlün rahat olsun. Artık 7’den 70’e seni herkes tanıyor ve tanımaya da devam ediyor. Bizlere aşılamış olduğun bütün güzellikler için sonsuz şükranlarımızı ve sevgilerimizi sunuyoruz. Saygılarımızla...
Emirhan/Bilecik Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi /Tuğçe N. ÇETİN
''BİZİM YUNUS''
Sabah dışarıdan gelen araba sesleriyle uyandım. Yataktan hızla kalktım ve biraz zaman geçmesi ümidiyle kişisel bakımımı gerçekleştirdim. Odama geri döndüğümde duvardaki saate baktım ve bir anlık panik oldum, saat sekiz buçuğa geliyordu. Okula geç kaldım diye düşünürken günlerden cumartesi olduğunu fark etmem çok zaman almadı. İçimdeki telaşın dinmesiyle birlikte odamdan dışarı çıktım. Koridor bomboştu, demek ki annemler hala uyanmamıştı. Hızlıca televizyonun olduğu odaya gittim ve televizyonu açtım. Televizyonu açar açmaz karşıma bir belgesel kanalı çıktı. Günümüz çekimlerinden farklı, çevre görünümü ve insanların giyinme tarzlarının bu günden değişik olduğu bir zamanı anlatıyordu. Programın adı ''Bizim Yunus''tu, ilgimi çekti ve aklımdan sorular geçmeye başladı.
"-Bizim yunus da kimdi?"
"-Bu belgesel ne zamanı anlatıyor acaba?"
"- Ne zaman yaşamıştı?"
Programı yaklaşık yarım saat kadar izledim, hoşuma da gitmişti ama başlarını izleyemediğim için bazı kısımlarını tam anlamamıştım, hâlâ kafamda birkaç soru bulunuyordu. Kimdi bu Yunus Emre, belgeseli bile yapıldığına göre önemli birisiydi anlaşılan. Acaba ne yapmıştı da bu kadar çok duyulmuştu. En çok ilgimi çeken olay ise programda gösterilen türbelerdi.Neredeyse on beşe yakın türbesinin olduğu söylenmişti.Bunun sebebi ise her şehrin onu kendi içinden sayacak kadar sevip onu sahiplenmesiymiş. Çok güzel bir şey olmalıydı, bir insanın bu kadar çok sevilmesi, ölümünden neredeyse yedi yüzyıl geçmişti ama hâlâ insanlar onu biliyor, seviyor ve kendisinden sayıyordu.
Biraz özendim, ben de onun gibi birisi olmak istiyorum diye geçirdim içimden, ama bunun için onunla alakalı daha çok bilgi edinmeliydim, tam bunları kendi kendime düşünürken arkadan babamın sesini duydum ve hızlıca arkamı döndüm, o sırada babam hemen söze girdi:
"B : -Uyanmışsın oğlum, günaydın.
- Günaydın baba, sana bir soru sorabilir miyim?
B: - Tabi, sorun nedir?
- Az önce bir belgesele rastladım, Yunus Emre isimli bir insan için çekilmiş, çok geç rastladım belgesele, neredeyse sonlarındaydı. Çok ilgimi çekti, birçok yerde türbesi-mezarı varmış. Kim bu Yunus Emre, sen tanıyor musun?"
Benim bu soruyu sormam babamın çok hoşuna gitmiş olmalı ki gözünün parladığını fark ettim, yüzündeki gülümseme çok candandı.O sırada içimden, "Babamın da sevdiği birisi galiba." diye geçirdim. Çok geçmeden yüzündeki gülümsemesini attı, ciddileşti, yanıma oturdu ve gözlerimin içine bakarak anlatmaya başladı:
"-Zamanında deden anlatmıştı bana da, ben de sana anlatayım bakalım, benim de çok ilgimi çekmişti:
Bir zamanlar çiftçilik yaparak hayatını devam ettiren bir adam varmış, adı Yunus, Yunus Emre. Kıtlıktan bunalmış olan Yunus Emre, bu sorununa bir çare bulmak istemiş ve bunun için Hacı Bektaş-ı Veli'ye gitmeye karar vermiş. Almış yanına birkaç parça yolluk, tutmuş Hacı Bektaş'ın yolunu. Köylülerden birinden duymuş ki, Hacı Bektaş'ın yanına boş giden boş döner. Bu sözden dolayı yolda bulduğu alıçlardan biraz biraz toplar, en sonunda tüm ceplerini alıçla doldurup gider Hacı Bektaş'ın yaşadığı yere. Hacı Bektaş'ın evine vardığında içeri girer ve yanına gider.
Hacı Bektaş Yunus'a der ki:” Buğday mı istersin himmet mi?” Yunus, dervişe “ ben himmeti ne edeyim, bana buğday lazım” der. Hacı Bektaş, peki der ve ona biraz buğday verir. Yunus yola çıkar ve evine doğru yürümeye başlar. Bir süre yürüdükten sonra durur ve derki, Ah-ah. Buğdayı niye aldım ben, buğday azıcık, bana sadece bir-iki gün yeter. Himmet ise öyle mi, hayatım boyunca yanımda taşıyacağım bir şey olurdu.Bu fikir kafasına yatınca döner arkasına ve geri Hacı Bektaş'ın yanına gider. Hacı Bektaş'ı Veli ona der ki o iş bizden çıktı, Tapduk Emre’ye gitmen lazım artık senin. Bunu duyan Yunus hemen yerini öğrenir ve yola çıkar.Dağ tepe demeden yürür ve sonunda Tapduk Emre'nin evini bulur. Yunus Emre orada derviş olur. Kırk yıl boyunca ona hizmet eder ve onunla yaşar.
Bir gün bu yaşantıyla bir gelişme kazanamayacağını düşünüp yola çıkar, biraz yürür, yolda birkaç dervişe rast gelir ve konuşur.
. Onların da sözleriyle yaptığının yanlış olduğunu anlayıp geri döner. Bu yaşadıklarını Tapduk Emre’ye anlatır. Tapduk Emre, onu iyice dinler ve der ki şu aşağı köyde kör bir şeyh vardır, daha evden çıkmaz her zaman sadece namaz kılmak için çıkar. Çık yola ve git onun yanına, kapısının önüne otur ve bekle. Evden çıkarken seni hissedince durur ve sana sorar, sen kimsin. Ona de ki benim adım Yunus, eğer hangi Yunus derse, kırk yıl boşa çalışmış olursun, dönersin evine ama eğer Bizim Yunus mu diye sorarsa o zaman katettiğin gelişime erersin demiş. Yunus Emre de Tapduk Emre'nin dediğini yapar ve gider kapıya, şeyh kapıdan çıkar ve Yunus’u hisseder, Ona sorar ki sen kimsin. Yunus der ki benim adım Yunus, şeyh Bizim Yunus mu diye sorar ve Yunus Emre’nin gözü orada parlar. Evet, diye cevap verir ve döner evine. İşte, Yunus Emre hakkında en çok bu anlatılır diye söyler. "
Duyduğum hikaye çok hoşuma gitmişti, babama beni türbelerden birine götürür müsün diye sordum ve kabul etti, çok mutlu olmuştum. O günün nasıl geçtiğini anlamadım. Tüm heyecanımla yatağıma girdim ve gözümü iyice kapattım, uyurken hayallerimde sadece Yunus Emre gibi bir insan olmak istediğimi tekrarlayıp duruyordum...
Mert / Bilecik Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi/Tuğçe N. ÇETİN
SEVGİLİ YUNUS EMRE,
Öncelikle bize kazandırdığın değerler için teşekkür ederek konuşmama başlamak istiyorum.Sözlerin,şiirlerin,yaşayış tarzın bize örnek olmaya yeterli niteliktedir.Örnek verecek olursam bilginin insanı başarıya götürdüğünü,emek olmadan mutluluk olmayacağını senden öğrendim.Buna bir dizenle daha örnek vermek istiyorum."Emeksiz zengin olanın,kitapsız bilgi olanın,sermayesidin olanın,rehberi şeytan olmuştur."Bu dizenle bir kişiye bile akıl öğretebiliyorsan Türkiye ve dünya çapında kaç kişiye rehber olmuşsundur kim bilir?Diğer değinmek istediğin özelliğin ise hümanistliğindir Yunus'um.Şu an dünya olarak sevgiye o kadar ihtitacımız var ki...Sen sanki yıllar öncesinden bunu sezip dizelereine dokumuşsun güzel sözlerini,sevgini...
Sendeki mütevazılık,sevgi kimde var Derviş Yunus?Keşke hayatta olsan da anlatsan bana,bize Taptuk Emre'nin sana anlattıklarını.Dünyanın senden öğrenecek çok şeyi var.İnsanlara karşı birlik olmayı,kardeş olmayı senden dinlesem tıpkı türkü dinler gibi.Sana daha fazla anlatmak istediğim sevgimi ancak dizelerinde dediğin gibi "Az söz erin yüküdür,çok söz hayvan yüküdür." bu sözünü bildiğim için daha fazla uzatmak istemem.Tekrar çok teşekkür ederim ışığını her zaman koruyak ve yayacağız.
Neva Y./Key Koleji/Gönül BULAT
BİZCE YUNUS EMRE
Yunus Emre,sadece edebiyatımız için değil Türk DİLİ içinde önemlidir.Fazlasıyla duygusal diüşünveleri vardır.Onun eserlerinin bu kadar evrensel olmasının nedeni duygusal hissiyat içinde vermesidir.Yunus Emre,eserlerinde genellikle ilahi aşk,ilahi aşkla gelen ruh hali ve heyecan çokca ön planda olup belirtmiştir.Arapça Farsça ile de söylenmiş eserleri olsa da Türkçemizi daha üstün bir dil olarak kabul etmiştir. Bu da Türk Dili'ne bakışının evrensel mesajlar içerdiğini bize gösteririr.
13.yüzyılda dahi Türkçe şiirler yazması ve günümüz yüzyılına kadar seslenen şiirlere yer vermesi Yunus Emre'nin ileri görüşlü ,evrensel bir dili ve zengin Türkçemizin olduğunu gösterir. Bizlere düşen görev ise zengin içerikli dille beslenen Yunus'umuzu ilelebet elimizde bayrak misali taşımaktır.
NEHİR A. / Key Koleji /Gönül BULAT
BİZİM YUNUS
Yunus Emre,tasavvufi Türk Edebiyatının önemli temsilcilerindendir.İslami yönü ve bilime olan bağlılığıyla kendine ait üslubu ile evrenselleşmiş bu da bizlerin her yerde Yunus Emre'den bir parçayı her yerde görebileceğimizi gösterir.İslami yönüyle daha çok ön plana çıkmış ama hiçbir zaman kapalı görüşü olmamıştır,kimseye kendine yobaz dedirtmemiştir.Her zaman her fikre açık ve saygılı olmuştur.Yunus Emre hayatı boyunca maneviyatına önem vermiştir.İnsanlara ,değerlerine verdiği önem üzerinden mesajlar vermeye çalışmıştır.Hep barıştan yana olmuştur.
Yunus Emre varlıkların her zerresinde Tanrı'yı aramıştır.Zİhnini sürekli bir şeylere yormuş bu da insana ilham olmuştur.Örnek alınması gereken çok önemli bir kişiliktir.Dünyada örnek alınan kişi haline gelmiştir.Bizlere düşen görev ise onu ölümsüzleştirmektir.Her yerde herkese tanıtabilmektir.Bizler Yunus Emre'yi tanıtmaya,okumaya,araştırmya devam edeceğiz ta ki onun ışığını her yerde görene kadar.
Dünya./Key Koleji/ Gönül BULAT
SEVGİLİ YUNUS EMRE,
Senin sözlerinin ışığında sözlerime başlıyorum."Ben gelmedim kavga için,benim işim sevi için"diyorsun.Kainatın ne kadar geçiçi ve sevmenin şahane bir duygu olduğunu gösteriyorsun.Bol bol şiirlerini ve sözlerini okuyup hakkında araştırmalar yapıyorum.Derviş Yunus sendeki bilgi mutevazilik,insan sevgisi başka...Hangi insan bu denli samimi olabilir ki?İnsanlara her zaman birlik olmayı,kardeş olmayı öğütleyen sen ile mutlaka tanışmak isterdim.
içindeki Allah aşkını, bitmek bilmeyen öğrenme istediğini, hocan Taptuk emre 'nin sana öğrettiklerini bir de senin ağzından dinlemek isterdim.Bilginin insanı başarıya götürdüğünü,emek olmadan mutluluk olmayacağını senden öğrendim.Buna senin yazdığın bvir dize ile örnek vermek istiyorum."Emeksiz zengin olanın ,kitapsız bilgin olanın sermayesi din olanın ,rehberi şeytan olmuştur."Sen içindeki Allah aşıkını öyle içten ve samimi yaşadın ki bununla beraberkitaplar okudun,dersler aldın,öğrendin.Senin gibi kişililker artık bulunamıyor.Her zaman bizlere örnek biri olacaksın.Hoşca Kal Sevgili Yunus Emre
Büşra B./KeY Koleji/Gönül BULAT
Sevgili Yunus Emre,
Keşke günümüzde herkes senin gibi ailesine, kardeşlerine, sevdiklerine ve dostlarına kol kanat gerse senin gibi koruyabilse senin gibi sevse ama artık insanlar çok değişti bırak insanlar birbirini sevsin yolda görse tanımıyor ya da görmemiş gibi davranıyor herkes seni örnek alsa herkes senin hikayelerini okusa anlayacaklar
senin öyle zor bir dönemde vatanında olup yazdığın insanların duygularını etkileyen o muazzam eserlerin sayesinde insanlar doğru yolu seçmiştir .
O günlerde sende diğer insanlar gibi vatanını terk edebilirdin ama etmedin sen kardeşlerinin ,arkadaşlarının ,sevdiklerinin bu zor günlerde yanında oldun onları yalnız bırakmadın vatanını terk etmedin işte senin gerçek bir abi gerçek bir kardeş gerçek bir hoca olduğun bu yönünden belli belki şuan yanımızda olmayabilirsin ama senin eserlerin her zaman yanımızda ve bize doğru yolu gösterecektir.
iyi ki o zamanlarda eserlerini yazmışsın bizi yalnız bırakmamışsın
sana sonsuz teşekkür ederiz hocamız
Sanem/Key Koleji/Gönül BULAT
Selam sevgili arkadaşım Sevilay;
Sana bu mektubu uzaktan yazıyorum ama biraz bilgilendirmek amacıyla yazıyorum. Biliyorsun ki Yunus Emre ile ilgili bir projeye başladık. Bu projede yer almaktan çok mutluyum. Yunus Emre ile ilgili çok şey öğrendim ve sana bunlardan bahsetmek istiyorum.
Yunus Emre 1238-1328 yılları arasında yaşadığı biliniyor. Anadolu’da Türkçe şiirin öncüsü olan ünlü tasavvuf halk şairidir. Anadolu Selçuklu Devleti’nin yavaşça dağılmaya ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde büyüklü küçüklü Türk beyliklerinin kurulmaya başlandığı 13.yy. ortalarında 14.yy. birinci çeyreğine kadar orta Anadolu havzasında Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde yer alan Sarıköy’de yetişmiş ve Ankara’nın Nallıhan ilçesindeki Tapduk Emre’nin dergahında yaşamıştır.Türk tasavvuf edebiyatı sahasında kendine has bir tarzın kurucusu olan Yunus Emre Ahmed Yesevi ile başlayan tekke şiiri geleneğini özgün bir söyleyişle Anadolu’da yeniden ortaya koymuştur.
Türk tasavvuf edebiyatı sahasında kendine has bir tarzın kurucusu olan Yunus Emre Ahmed Yesevi ile başlayan tekke şiiri geleneğini özgün bir söyleyişle Anadolu’da yeniden ortaya koymuştur.
Yalnızca halk ve tekke şiirini etkileyen Yunus Emre tasavvufla beslenen dizelerinde insanın kendisiyle, nesnelerle ve Allah ile olan ilişkilerini işledi ve ölüm, doğum, yaşama bağlılık, ilahi adaleti ve insan sevgisi gibi konuları ele almıştır. Umarım yararlı olmuşumdur daha birçok yazılacak bilgi var ama şimdilik bunları yazabildim. Sen de bana yaptığın çalışmalardan bahset lütfen. Ne dersin belki de ilerleyen zamanlarda seninle de aynı projede yer alırız. Eminim ki seninle çalışmak çok keyifli olacaktır. Önümüzdeki günlerde projede neler yaptığımızla ilgili yazmaya devam edeceğim. Kendine iyi bak canım arkadaşım. Sevgiyle ve hoşgörüyle kal.
SEVGİ VE SAYGILARIMLA.
Enes/Şehit Adem Özen Anadolu Lisesi/Nurten Ören
Merhaba Nisa;
Seninle uzakta olup görüşmesek de yine sık sık mektuplaşıyoruz ama bugün konumuz bambaşka bir şey. Önceden de sana söylediğim gibi Yunus Emre’yi daha iyi anlamak ve anlatmak için bir projede yer alıyorum: Bizim Yunus projesi. Projede Yunus Emre’yle ilgili araştırmalar yaparken onun bir şiiri özellikle dikkatimi çekti. Bu şiir tam da bizim dostluğumuza göre bir şiirdi. Şöyle diyordu Yunus Emre: "Yoldaş olalım ikimiz gel dosta gidelim gönül, Haldaş olalım ikimiz gel dosta gidelim gönül “sence de çok güzel değil mi? Bu şiiri okuduktan sonra kitabı bırakıp sana bu mektubu yazmaya başladım. Çünkü bu şiir benim için arkadaşlığımızın şiiri olacak. Sen de beğendiysen cevabını bekliyorum görüşmek üzere.
Ezel/ Şehit Adem Özen Anadolu Lisesi/Nurten Ören
HATASIZ İNSAN OLMAZ
Hata yapmayan insan mı olur hiç? Bence düşüncesi bile çok saçma. İnsanların ben hatasızım, hayatımda hiç hata yapmadım demeleri yalan olur. Bence her insan hatalıdır her insan kusurludur. Kimi başı sıkışınca kimi dara düşünce kimi ise her zaman hata yapar. Peki ya hatanın büyüğü küçüğü olur mu? Bence evet. İnsanların yaptığı hataların küçüğü ve büyüğü olur. Ancak hataların güzel bir tarafı vardır. Bize çok şey öğretir. Bakmayı bilene, görmeyi bilene. O yüzden hataları olumlu olarak kendime döndürmek bizim elimizdedir. Bunu hoşgörü ve insan sevgisini eserlerinde bizlere anlatan "Yunus Emre'nin" bir cümlesi ile açıklayabiliriz
“Hiç hata yapmayan insan hiçbir şey yapmayan insandır ve hayattaki en büyük hata kendini hatasız sanmaktır.”
Harun/ Şehit Adem Özen Anadolu Lisesi/Nurten Ören.
SİHİRLİ SÖZ
Ademin dediği laflar karşısında donup kalmıştı bu tanıdığı arkadaşı değildi. Sonra hızlı adımlarla sınıfına gitti ve sırasına oturdu hemen ardından başını ellerinin arasına aldı ve ağlamaya başladı. Adem onu hayal kırıklığına uğratmıştı. Adem ne yaptığının farkında değildi ve Hatice'yi görmezden gelip konuşmuyordu. Böyle tam bir hafta geçti. İkisi de çok mutsuzlardı ve barışmak istiyorlardı. Adem hatasını anlayıp Hatice'den özür diledi ama Hatice kabul etmedi. Adem buna üzüldü ama belli etmedi. Ertesi gün Adem ve Hatice yalnız kalmışlardı ve Hatice içinden sürekli Adem’i düşünüyordu. “Acaba hatamı yaptım?" diyordu kendi kendine ve hemen aklına Yunus Emre'nin şu güzel sözleri geldi: " Yaratılanı hoş gör, Yaradan'dan ötürü." Evet evet Hatice o zaman anladı. Herkes hata yapabilirdi. Ne olmuş yani Adem de insan değil miydi?
Hata yapmaya hakkı yok muydu? İşte Hatice bunları düşündü. Adem de hatasından ders çıkarmıştı. Arkadaşı onu affetmişti ve ne kadar iyi arkadaş olduklarını hatırlamışlardı.
Hatice/ Şehit Adem Özen Anadolu Lisesi/Nurten Ören.
KORKMAYIN
İnsan neden hata yapmaktan korkar ki? Çoğu zaman bir şeyler için adım atmamamızın sebebi de bu değil midir: Hata. O zaman soruyorum size biz hata yapmadan nasıl doğruyu öğreneceğiz? Eğer korkarsak nasıl devam edip hedefimize ulaşacağız? Yunus Emre diyor ki: “Hiç hata yapmayan insan hiçbir şey yapmayan insandır ve hayattaki en büyük hata kendini hatasız sanmaktır.” Hata olabilir hata olsun ki doğruyu öğrenip hedefimize ulaşalım. Yani hata yapacağız diye denemekten vazgeçmeyelim. Unutmayın hiçbir şey yapmadan ben hatasızım demek hatanın en büyüğüdür. Hatalarımız doğruyu bulmak için vardır. Siz siz olun denemekten, yapmaktan korkmayın. Hata mı yaptınız? Kendinizi doğruya bir adım daha yaklaşmış bilin.
Tuğba/ Şehit Adem Özen Anadolu Lisesi/Nurten Ören .
CAN YUNUSUN DİLİNDEN VE GÖNLÜNDEN
Türk dilinin tarihî gelişimi içerisinde dönemlerini temsil edebilen şairler ve ortaya koydukları eserler, daima değer görmüştür. Bunun en güzel ve en kıymetli örneklerinden biri ise Yunus Emre’dir.
Yunus Emre bulunduğu dönemde tasavvuf anlayışını,dünya görüşünü halka aktarabilmek için Türk dilini en sade en yalın ve en etkili şekilde kullanmıştır. 13.yy Türkçesi ile oluşturduğu ilahileri bugün dahi kolaylıkla söylenebiliyor ve anlaşılabiliyor.Allah aşkını,peygamber sevgisini en etkileyici ve en nahif şekilde gönüllere nakşedebilmiş ve kendisi de aşıkların gönlünde ve dilinde yer etmiştir.
İşitin ey yârenler,
Kıymetli nesnedir aşk.
Değmelere bitinmez,
Hürmetli nesnedir aşk.
Mısralarında aşkın büyüklüğünü samimiyetle dile getiriyor ve Türkçenin en doğal söylenişini de ortaya koyuyor.
Bugünden baktığımızda ,Yunus Emre’nin şiirlerinde 13 yy Anadolu Türkçesinin en güzel örneklerini görüyoruz.Bunu yaparken de ölçüsünün her zaman halkın dili olduğunu anlıyoruz . Amacı Hak sevgisini halkın gönlüne adeta bir saki gibi sunmak oluştur.Bunu da yüzyıllar öncesinde başardığı gibi tüm anlaşılırlığıyla bugün de başarabiliyor.
Özünün güzelliği ,sözünün tatlığına yansıyan Yunus Emre sadece düne ve bugüne ait değildir. Onun gelecekte de kendinden, eserlerinden büyük bir ilgiyle bahsettireceğini görmek çok da zor olmasa gerek.Çünkü o hep ‘’gönül’’e dokunmuştur.Çünkü onun için gönül şu mısralarda da dile getirdiği gibi ‘’Gönül Çalab’ın tahtı/Çalap Gönüle baktı/İki cihan bedbahtı/Herkim gönül yıkar ise’’Hakk’ın evidir ve en kıymetli nesnedir.İnsan varoldukça da böyle olacaktır ve Yunus Emre’yi de ölümsüz yapan onun girdiği gönüllerdir.
Azra Nur A/ Merzifon Fen Lisesi/Tülay Sözen
YUNUS EMRE VE SAYI İMGELERİ ÜZERİNE
Sayıların imgeleştirilmesi ve günümüzden bin yıllar önceki değeri , günümüzde bir çok makale ve araştırmaya , tarih kitaplarına hatta filmlere dahi konu olmuştur.
Tarihin ilk çağlarından beri kullanıma gelen ve günümüzde birçok bilim dalının temelini oluşturan sayılar , toplumların kendilerine verdiği değerlerle manevi bir boyut kazanmıştır. Platon’un ’’ Tanrısal Birlik’’ kavramını sayılarla işlemesi , İbrani dili ile yazılmış olan “Sepher Yetzirah”ta (Yaratılış Kitabı) evrenin 10 kutsal rakamdan yaratıldığına dair atıflar yapılması , İslami kaynakların yazdıkları kitaplarda tıpkı İbrani dilinde kullanılan yazılar gibi yaratılışın içselleştirilmesinde sayıların varlığının kullanılması sayıların toplumlarda ve kişilerdeki ilahi boyutunu vurgulamaktadır.
Yunus Emre ile ilgili olarak eserlerinde sıkça gördüğümüz rakamlarla ilgili anlamsal çıkarımlar çok çeşitlidir.
Örneğin 1 rakamını tekliği , birliği ve tek tanrıyı temsil etmesi amaçlı kullanması , 2 rakamını zıtlıkları insanın kendi iç karakterini , iyilik-kötülük , sevgi-nefret , yaşam-ölüm gibi birbirini tamamlayan ve dengeleyen kavramları belirtmek amacı ile kullanması , 3 rakamını Risâletü’n Nushiyye’nin başında yer alan “aklın tarifi” adındaki mensur bölümünde aklı bölümlere ayırırken kullanması (örnekler çoğaltılabilir) rakamlara kattığı maneviyata örnektir. Bu konuda Yunus gibi düşünmemek elde değildir. Gerçekten de sayılar kattıkları manevi değerlerle doğayı, yaratılışı, varlığı temsil etmek ve anlamak için sıkça kullanılırlar. Yunus’un imgeleştirmede sayıları kullanması da onun eserlerinin içeriğini değerli kılar. Okuyucunun dikkatini esere ve bu imgelere toplar. Ayrıca onun hayret verici zekasına da örnek oluşturur.
Eserlerine pek çok boyuttan anlam kazandırabilmesi onun eserlerine evrensel nitelik kazandırır. Yunus Emre eserlerinde sayılar asla rastgele yer almamıştır. Hepsi yapıtlarına anlamsal derinlik katar, düşündürür, öğretir. Tıpkı zamanında bizim Yunus’a öğrettikleri gibi…
Arda V./Merzifon Fen Lisesi/Tülay Sözen
YUNUS’UN PENCERESİNDEN
Yunus Emre’nin insana bakış açısı İslam dininden beslendiğinden Yunus Emre herkesi eşit olarak kabul eder. Büyük mutasavvıf insanları Allah tarafından yaratıldıkları için sevdiğini söyler.
Onun gözünde tüm insanlar eşittir. Hiçbirinin diğerinden farkı yoktur. Kimsenin kırılmasını, incinmesini istemez. Yunus Emre her zaman garibanın, ezilenin yanında olmuştur. İnsanlara hoşgörülü davranmıştır ve insanların her daim birbirini sevmesini söylemiştir. Çünkü dünyanın sevgiyle daha güzel olacağına inanmıştır.
Yunus Emre şiirlerini büyük bir hoşgörü ve insan sevgisi ile kaleme almıştır. Ondaki sevgi ufacık bir toz parçacığından okyanuslara, yaratılandan da yaratana ulaşır.Kendi ifadesiyle Yaratılnı sevmiştir Yaratılandan ötürü. Çünkü öncelikle Yüce yaratanı tanımış ve sevmiştir.
Yunus Emre’yre göre evrende yaratılan her şey Sonsuz yaratıcının eseridir ve kudretinin bir göstergesidir.
Bütün yaratılmışlar sevgiyi ve saygıyı bundan dolayı hak eder. İşte Yunus Emre’nin sadece insana değil canlı cansız yeryüzündeki her varlığa bakış açısı budur. Ayrıca varolan herşey Allahtan dır ve yine dönüşleri de Allah’a olacaktır
Yunus Emre hayatın anlamını yaşayabilmek için herkesin sevgi ile dolmasını önerir. İnsanların birbirini sevmesi ve hoşgörü sahibi olması sayesinde dünyanın daha güzel bir yer olacağına inanır ve bunu eserlerinde işler.
Efe Ç./ Merzifon Fen Lisesi/Tülay Sözen
EMRE'M YUNUS
Allah aşkı, güzel ahlakıyla Yunus Emre, şiirlerinde kendime ulaştığım büyük şairlerdendir. Divan’ı okumak sabır ve emek isteyen bir girişimdir ki ve o güce ererek, Yunus’un aşkından nasiplenerek okudum dem dem…
Bir sahra kadar yalın, saf bir o kadar da manidardır Yunus mısraları. Batıl elinde Hakk’ı unutmuşlara, dünya denilen gösterişli, bir bakışlık ömür yolunda kaybolmuşlara kılavuzdur o. “Allah!” der hakiki imanı kalbine ruh kılan her şiir sonunda.
Yunus okumak, aydınlanmaktır. Gecelerin kimsesizliğinde, Allah’a sarılmaktır. Edilen duada, her âmin sonrası boyuna sıcak sıcak yaşlar süzülmesidir hürce. Rabb’in “Kulum” deyişini hissetmektir hücre hücre. Fani yaşamın fani sevgilerinden geçmek, bakiye talip olmaktır, “kırk yıl” doğru odun taşımaktır Allah yoluna, o sevsin, razı olsun diye…
Yunus okumak, okumak değil, onun gibi arı, yanık olmaktır. On yılın değil, bir ebedi hayatın tahsilidir, birikimidir. İki yıl mahkûm kalınacak bir hapishaneden değil, ebedi yanılacak bir mahkemeden alnı ak çıkmaktır. Keseyi altınla değil, defteri salih amelle doldurmaktır. Yıllarca taş yüklenmek, “köşeyi dönmek” değil, beş vakit namazla soylanmaktır. Ben “kul”um demek değil, kul olmaktır. Rabb’e yaraşır olmak değil, yaraşır olsa bile günahlarından ürkmektir, tevazudur. İyilik yaptım deyu haykırmak değil, iyiliği denize atmaktır.
Yunus okumak, varoluşa paha biçmek değil, paha biçilemeyen varoluşa ermektir.
Berfin/Ankara Türk Telekom Sosyal Bilimler Lisesi/Hasibe BULUT ERDOĞAN
Sevgili Yunus,
Eline ulaşmış olması temennisi ile başlıyor bu âciz mektubuna. Geçenlerde Taptuk Emre Dergâhının önünden geçiyordum aklıma geliverdin, sen de orada eğitim görmüş idin ya ondan mütevellit. Sonra dergâhın yakınlarındaki nehre indim, o anı düşündüm. Hani şu Molla Kasım adı geçen eşsiz şiirini. Ne de beğenmiştim, dinlemelere doyamamıştım. Pek tabii o zamanlar bilmiyordum senin kim olduğunu. Seni tanımamak olur mu, böyle densizlik olur mu, affeyle beni. Lakin pek uzun sürmedi bu cahilliğim, tanıdım seni. Ne de güzel anlattın şiirinde; Cennet ve cehennem hakkında medrese inanışlarını, cahil hocaları ve sahte dervişleri ... Neyse gel zaman git zaman ben o şiiri öyle içten öyle istekli dinlemiştim ki ezberlemişim, sabah akşam gece gündüz okudum.
Hatta eve gelince hemen bir yerlere yazıverdiydim. Bir de ben söyleyim söylediklerini:
Ben dervişim diyene bin ün edesim gelür Seğirdüben sesine varup yetesim gelür Sırat kıldan incedür kılıçdan keskincedür Varub anun üstüne evler yapasım gelür Altında gayya vardur içi nar ile pürdür Varuban ol gölgede biraz yatasım gelür Od’a gölge dedüğme ta’netmenüz hocalar Hatırunuz hoş olsun yanub tütesim gelür Ben günahumca yanam rahmet suyuyla yunam İki kanad takınam biraz uçasım gelür Andan Cennet’e varam Cennet’te Hakk’ı görem Huri ile gılmanı bir bir koçasım gelür Derviş Yunus bu sözi eğri büğrü söyleme Seni sigaya çeker bir Molla Kasım gelür
Çok aradım seni çok... Kaç kere indim o nehre kaç kere aradım sesini, kalemini... Lakin yok... Ne sen orada idin ne de kalemin. Benim minik kuzu var adı Alacalı, onu otlatmaya çıkarmıştım aksi hayvan hiç yerinde durur mu kaçıverdi ta nerelerde koşturdu beni peşinden bir de baktım ki nehre gelmişiz, bir ses var. Ya ya doğru bildin senin sesin. Ah tam da ümidimi kaybettiğim zamanlarda duyuverdim! Sanki bana hayat oldu sözlerin, sanki aylarca o sözleri aç susuz bekledim. Ruhumun açlığı dindi sayende.
Demem o ki yine gel e mi, Alacalı’yla ben her gün seni nehrin kenarında bekliyoruz. Gel de biz de nasiplenelim ruhun telinden...hem ruhumuz şenlensin, gönlümüz gülşen..
Sıla / Ankara Türk Telekom Sosyal Bilimler Lisesi/Hasibe BULUT ERDOĞAN
SONSUZ BİR DERYA
Yunus'tan bahsetmek bize neyi çağrıştırır? Aşkı mı? sabrı mı? yoksa ilmi mi? Bana kalırsa tam bir cevabı yoktur bu soruların, çünkü sonsuz bir deryadır Yunus Emre.
İyiliğe, güzelliğe dair ne varsa Allah aşkıyla harmanlanıp bu deryaya dahil olmuştur. Bundan dolayı neyini anlatmaya kalksak tek başına eksik kalır ve bir diğerine ihtiyaç duyar. Bu yüzden de onu anlatmak yetmez, anlamak gerekir. Deryasını görmek değil o deryada kaybolmak önemlidir. Bu ise öyle kolay değildir çünkü Yunus nefsini terbiye etmiş ve Allah aşkıyla kavrulmuştur. Şimdi bize zor gelen ne varsa onda çoktan vuku bulmuştur.
Mesela kırk yıl, bir tane bile eğrisi olmayan, odun taşımıştır. Bıkmadan usanmadan her şeyin doğrusunu bulmuş ve yapacağı ne varsa doğrulukla yapmıştır.
Kulluğunu unutup dünyada kaybolmadan kulluk görevini Allah aşkıyla yanarak yerine getirmiştir. Nefs derdine düşmeden nefesini tüketmiştir. Tüm bu yaptıkları ve eserlerinde anlattıklarıyla da bize örnek olmuştur.
Peki biz ne durumdayız? Yunus'un aydınlattığı yolda yürüyebilir miyiz? Bence cevabımız hayır olmalı çünkü biz Yunus'un deryasında kaybolamıyoruz. Mesela nefsimizi bırakmış bir şekilde tüketmiyoruz nefesimizi. İlim için onun kadar çabalamıyoruz.
Özetle biz dünyaya dalıyoruz. Bu yüzden Yunus'u okuyoruz ama anlayıp hayatımıza işleyemiyoruz. Belki de bu bize zor ve yorucu geliyor. O odunun bile doğrusunu ararken bizim çağımızda doğruluk kaybolmaya başladığından imkânsız buluyoruz ama değil! Doğruluğu bulmak ve yaşatmak elimizde. Yunus ve Yunus gibileri okuduğumuz kadar yaşarsak başarılı olabiliriz. En çok ihtiyaç duyduğumuz şeyleri onlar sayesinde karşılayabiliriz. O deryaya sadece bakmakla kalmayıp görebilirsek doğruluğu, aşkı, sabrı, ilmi anlayabiliriz.
Sudenaz / Ankara Türk Telekom Sosyal Bilimler Lisesi/Hasibe BULUT ERDOĞAN
Yunus’a Mektup
Ey Emre olmanın hakkını veren Yunus,
Amacım sana karşı haddimi aşmak değil, yalnızca bugünlerde hakkını veremediğimiz tüm dünya nimetlerini tahayyül edince senin bu hasletin gözüme çarpıyor ve sözlerime bu hitapla başlıyorum. Ey aşkının hakkını veren Yunus… Bizim Yunus…
Kim olduğumuzun ve ne zamanda yaşadığımızın senin için bir önemi varsa eğer biz 21. Yy ‘ın “Z kuşağı”yız. Başkaları tarafından alnımıza yapıştırılan etiketlerin en önemli olduğu çağdayız. Bir olmayı denemediğimiz, bazen kalbe yaklaşmaya tenezzül bile etmediğimiz, Allah’a kul olamadığımız bir çağdan sana kucak dolusu selamlar.
Dizinin dibine oturup sözünü dinlemeye hasretiz, zira eminiz muamelenden. Annelerimizin ağzından bize ulaşan sözlerinin; kulaklarımıza, kalbimize muamelesine şahidiz.
Tabi o zamanlar çocuğuz, Türkiye’nin parklarında soluğuz. Ellerimizdeki sarı çiçeklere 1,2,3..5 soruyuz. Şimdilerde sarı çiçeklere soru soramıyoruz Yunus’um neden sebebini bilir misin ? Küçük mü görürüz çiçekleri yoksa kainatı okumaktan mı kaçarız? Sarı çiçekleri çok mu uzaklarda ararız?
Ey Hak aşığı, sarı çiçeklere soramadığım soruları senin eserlerine sormaya geldim. Sıkı sıkı kilitlediğimiz gönülleri aralayıp içeri gireceklere öncelik etmen için, önümüzde bilgisayar kulağımızda senin sözlerine yapılan bestelerle buradayız. Halka Hakk’ı sevdirişine hayranız. İçerumuzdaki bizi bulma yolunda yol arkadaşı Abdullahımız sen olur musun ?
Zehranur / Ankara Türk Telekom Sosyal Bilimler Lisesi/Hasibe BULUT ERDOĞAN
BİL MUKABELE
“Biz dünyadan gider olduk;
kalanlara selam olsun
bizim için hayır dua
kılanlara selam olsun”
Sana hangi kelimeyi tutup koparsam gönlümden de demet demet sevgili açsa tebessümün? Borç bildiğim hangi teşekkürü bulup çıkarsam en özümden de katre katre rahmet dokunsa dizelerine? Hangi yaratılmışı sevsem de gökte kuşlara, denizde balıklara anlatsam yolculuğunu? Hangi dosta güvensem de ocağında pişsem Elhamdülillah? Hangi merhabayı sunsam da aşkına, devamlı hoşgörü ırmağından geçsem?
Merhaba, merhaba Emre’m!
Sevmek fiilinin bir hayli önem teşkil ettiği; sevgiyi beslemenin, büyütmenin ve başkalarına karşı göstermenin güçleştiği bu çağı yedi
yüz yıl öncesinden günümüze kadar ulaşan sesinle aydınlatıyoruz.
Gönlümüzden uzaklaşıp nefsani duygulara kapıldığımız bir zamanda dizelerinle buluyoruz yolumuzu. Kibir, kıskançlık, ihtiras gibi huyların kölesi olup hoşgörü ve aftan kaçındığımız bu günlerde seninle dönüyoruz özümüze. Bu yüzden belki de insanlık adına bir özrü yükümlü kılmalıyım kendime.
Gönüllerin yıkıldığı, kötülüklere kötülükle mukabele edildiği bu dünyada öyle çiğ, öyle kekreyiz… Pişmek, kırk yıl odun taşımak bir yana sormadık sarıçiçeğe “Benim halim nicedir?” Aşk odunda yanmak, yolculukta kavrulmak bir yana Taptuğun tapusunda, kul olamadık kapısında.
Bir tasavvuf tasavvuru bıraktın yetmiş iki millete. Öyle bir tasavvur ki kalp kırmadığımız, gönül yıkmadığımız, ruhumuzu ve nefsimizi kötü huylardan arındırdığımız, sevdiğimiz, sevildiğimiz…
Öyle bir tasavvur ki herhangi bir yaratılmışa ayrım gözetmeksizin bir gözle baktığımız, öyle bir tasavvur ki yaratılanı yaratandan ötürü sevdiğimiz…
Anadolu’nun orta yerinden tüm dünyayı dostluğa, tanışıp anlaşmaya, kardeşliğe, birliğe, dirliğe davet edip en içten tavrınla barış söyledin, huzur söyledin. Zamanın bütün engebelerini aşarak günümüze ulaştın; her yerde, her şeyde güzellik buldun. Şimdi hangi vedaya sığdırsam da sözlerimi taşıp kucaklasa tüm satırlarını? Şimdi hangi sonlara söylesem de durdursa geçen zamanları? Şimdi seni hangi hoşça kallarda arasam da bulsam?
Hoşça kal, hoşça kal Emre’m,
Bil mukabeleyle,
Aleykümselam.
Ege/Ankara Türk Telekom Sosyal Bilimler Lisesi/Hasibe BULUT ERDOĞAN
BİZİM YUNUS
Bir Yunus geldi geçti yüreğimizden… Yunus, bizim Yunus’tu.
Kıtlık üzerine kıtlık gören Anadolu’da bir köyde başladı hayatına. Yok-luk en acımasız şekilde karşıladı onu. Acıların üstü üstüne geldiği bir demde tanıştı hayatla. Yine de fakirliğin edebiyatını yapan değil, yaşayan biri oldu. Buğday değil de himmetin değerli olduğunu anlatmaya çalıştı insanlara. Sonu gelmez gönül yolculuklarıyla geçti ömrü. Dünyanın tüm düzeninin onun üzerine kurulu olduğu, paylaşıldıkça değerlenen, harcan-dıkça çoğalan, bitmek tükenmek bilmeyen bir hazineydi aradığı. İnsanın ondan ne kadar habersiz yaşadığını anladı. Tüm semavi dinlerin gönderi-liş amacı insanın mutluluğuydu ve anahtarı o kelimede saklıydı.
‘‘Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.’’
Sevmek… Sevmek yine sevmek… hayat onunla renkleniyor. Çile onunla çekilmezliğini yitiriyor, insan onunla yaşıyor, güller onunla açıyordu. Önce sevmeyi öğrenmeliydi insanoğlu. Karşılıksız, çıkarsız, hiçbir şey ummaksızın sevmeyi. ‘‘Birbirinize kin tutmayınız, birbirinizi kıskanmayınız, birbirinize sırt çevirip alakanızı kesmeyiniz. Ey Allah’ın kul-ları kardeş olunuz.’’ Demişti Nebi. Tahammül etmeyi, kabullenmeyi, katlanmayı, birlikte yaşamanın sırrını çözebilmeliydi insan. Ömrü bunun mücadelesini vermekle geçti. Doğrudan, iyilikten yana oldu. Hoşgörü sınırlarını yaşanan olumsuz olayların ve çekilen sıkıntıların oldukça daralttığının oda farkında idi. Olgunluk meyvesinden yeme- liydi herkes ve o pencereden bakmalıydı hayata…
Sevmek sahip çıkmaktı, kol kanat germekti, diğerinin sahip olmak, kirletmekti adı, amacı. Sevmek ömrünü ona vermekti, onun ömründe hayat bulmaktı, diğeri köle etmekti ömrü ona…
Nimete tek başına konmak karın açlığını giderirken onu paylaşmak ruhun açlığını giderirdi. İç huzuru verirdi gönle.
Ömrünü insanlığa vakfeden Yunus böyle ulaştı çağlar ötesine. Sevgi, hoşgörü, kanaat, tahammül, vefa denince o geldi akla. Kavgaların, cinayetlerin, boşanmaların, sahtekârlığın, açgözlülüğün ardı arkası gelmeyen bir çağda bencillik, hırs ve kapris soluyan bir toplumda;
Yunuslara, Yunusça düşünmeye, Yunus gibi yaşamaya ne kadar da çok ihtiyacımız var!
Elif/Atatürk Anadolu İmam Hatip Lisesi/Ayşe Kahraman
YUNUS EMRE
Anadolu’nun güzel bir köyünde Yunus Emre diye bir Allah dostu yaşarmış. Yunus Emre çiftçilik yaparak geçimini sağlarmış. Yunus Emre’nin köyünde kuraklık varmış. Bu durum Yunus’u çok etkilemiş. İleri köyler-den birinde Taptuk Emre isimli bir evliyanın ismini işitmiş. Bu adam insanların sorunlarına çözüm buluyormuş. Yunus Emre, Tap-tuk Emre’ye derdini anlatmak için dağ bayır yolları aşıp Taptuk Em-re’nin dergahına ulaşmış. Derdini dinleyince Taptuk Emre adamlarına Yunus Emre’ye arpa, buğday vermelerini istemiş. Yunus, hemen arpa ve buğdayı kabul etmiş ve evinin yolunu tutmuş. Biraz ilerledikten sonra neden iş istemediğini düşünmüş ve geri Taptuk Emre’nin yolunu tutmuş. Taptuk Emre’nin evine ulaştığında arpa ve buğdayı geri vermiş ve iş istemiş. Taptuk Emre bunu duyunca memnun olmuş ve dergâhın-da ona da bir görev vermiş. Bir iki yıl geçtikten sonra Yunus Emre çalışmaktan yorulmuş ve bir gece Taptuk Emre’den izinsiz dergâhtan ayrılamaya karar vermiş. Yollara düşmüş ve yolda uzun bir süre kimse ile karşılaşmamış. Günlerden bir gün dört tane dervişle karşılaşmış.
Dervişlerle biraz sohbet ettikten sonra birlikte yolculuk etmeye karar vermişler ve yola düşmüşler. Akşam olunca dervişlerden biri;
“Birimiz Allah’a dua etsin. Belki bize yiyecek gelir.” demiş.
Dervişin biri dua etmiş. Ortaya birden büyükçe bir sofra çıkmış. Afiyetle yemişler.
Ertesi gün beşi birlikte yolculuklarını sürdürmüşler. Akşam olmuş ve bu sefer diğer dervişlerinden birisi dua etmiş ve gene ortaya büyükçe bir sofra gelmiş.
Ertesi gün dervişler Yunus Emre’nin dua etmelerini istemişler. Yunus Emre’de “Allah’ım” demiş, “Onlar ne dua ettilerse benimki de o olsun” demiş. Birden ortaya büyükçe bir sofra çıkmış. Sofradaki yemekler iki gecedir yedikleri yemeklerden daha çok ve daha lezzetliymiş.
Dervişin biri sormuş:
“Arkadaş ne dua ettin de böyle güzel yemekler geldi. Bu işin sırrını bize de söyle.”
Sonra da;
“ Siz ne söylediniz de birden sofra oluştu?” diye sormuş Yunus.
“ Biz, Taptuk Emre’nin kapısında bir derviş Yunus var. Onun yüzü suyu hürmetine bize yemek gönder Allah’ım, dedik.”
Yunus, Taptuk Emre’nin dergâhına geri dönmek için dervişlerin yanından ayrılmış. Uzun bir yolcuğun ardından varmış Taptuk Emre’nin dergâhına. Onu önce Taptuk Emre’nin karısı fark etmiş.
“Ben sabırsız davrandım. Buradan kaçtım. Şimdi tekrar geri geldim. Bilmem Taptuk Emre beni affeder mi?” diye sormuş.
“inşallah” demiş karısı. “Bunu öğrenmenin bir yolu var. Taptuk Emre’nin gözleri görmez oldu. Sabah erkenden odasından abdest almaya çıkar. Sen git, odasının eşiğine yat. Sabah odadan çıkarken ayakları sana dokunur. O mutlaka sorar bana bu yatan kim diye. Ben de “Yunus” derim. Eğer hangi Yunus derse buralarda durma git. Bil ki gönlünden çıkmışsın. Yok eğer “Şu bizim Yunus mu?” derse kalk elini öp” demiş.
Yunus Emre kadının dediğini yapmış. Sabah odasına çıkan Taptuk Emre, ayağı eşikte yatan Yunus Emre’ye takılınca karısına sormuş;
“Hanım eşikte yatan da kim ola?” karısı hemen “ Yunus” demiş.
“Şu bizim Yunus mu?” diye sorunca, Yunus Emre elini öpmek için hemen ayağa kalkmış. “ Oğlum” demiş Taptuk Emre, “ Artık senin kısmetin buradan ayrıldı.” demiş. Elindeki asayı havaya kaldırıp fırlatmış.
“Git o asayı bul. O asanın düştüğü yerde hayatını sürdür.” Demiş.
Yunus Emre dolaşa dolaşa Anadolu’nun başka bir yerinde asayı bulmuş. Hayatına orda devam etmiş.
Gülsena/Atatürk Anadolu İmam Hatip Lisesi/Ayşe Kahraman
EDEBİ YÖNÜYLE YUNUS
12- 13. yüzyıllar arasında yaşadığı bilinen Yunus Emre’nin hayatı ile ilgili yeterli bilgiye sahip değiliz. Tasavvuf anlayışını benimsemiş olan Yunus Emre’nin keskin gözlem gücü, derin bir hoşgörü anlayışı vardır. Hece ölçüsüyle yazdığı dörtlüklerin yanı sıra yine hece ile beyitler ve gazeller yazmıştır. Ancak sağlığında düzenlediği divanı bulunmamıştır. Bugün elimizde birçok el yazma nüshası bulunan divanları derlemelidir.
Yunus Emre’nin eserleri “İlahi Aşk” üzerinedir. Yoksulu zenginden, müs-lüman olmayanı müslümandan ayırmaksızın bütün insanlara karşı engin bir sevgiyle doludur.
Yunus'un asıl vatanının neresi olduğunu bilmiyoruz. Kendisi de bu konuya değinmez. Onun için özlediği vatan, ilahı diyarıdır ve durmak bilmeden olgunlaşıp derinleşen bu hayatını maddi ve manevi yürüşlerle geçirmiştir.
Onun hiçbir yapmayacağı sapmadan, bir sanat kaygısına düşmeden sade ve külfetsiz; fakat güzel şiirlerine tasavvufun söylenmesi güç fikir ve heyecanları hemen görülmektedir.
Yunus Emre Türk halkı tarafından sevilmiş, okunmuş taklit olunmuş ve bazı şiirleri bestelemiştir. Halk tasavvufunun en ünlü tarikatı Bektaşi tekkelerinde Yunus Emre’yi okumak, zevkine doyulmaz bir neşe olmuştur.
"Biz dünyadan gider olduk kalanlara selam olsun Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun"
Hatice/Atatürk Anadolu İmam Hatip Lisesi/Ayşe Kahraman
DERVİŞ YUNUS
Türk şiirinin çilekeş dervişi, halk ozanı Yunus Emre. 1240 yılında Sarıköy’de maddi olarak fakir bir aileye yamalı bir kundağa sarılarak açtı. Yunus’un küçüklüğü köyüne istilaya gelen Moğolları izleyerek geçti. Çektikleri fakirlik Yunus mektep yerine ailesiyle çalışmaya giden Yunus’un nasırlı elinde çapa ile zengin kişilerin tanklarını sürmeye giderdi. Yine bir gün yorgun argın eve döndüğünde babasının öldüğünü öğrendi. O sırada 20 yaşında olan Yunus civardaki kıtlık nedeniyle daha ağır bir yük binmişti. Köyün ileri gelenleri Yunus’a kimsesizlerin kimsesi olan Hacı Bektaş-ı Veli’ye gidip buğday ve erzak istemesini söylediler. Kalan son birkaç meyvesini sepetine doldurup yola düştü. Bir haftalık yoldan sonra dergâha varan Yunus dervişle görüşmek için üç gün bekledi. Üç günün sonunda evin bahçesinde iki eren ona şu soruyu sordu:
-‘‘Buğday mı hikmet mi?’’ cevap basitti, buğday. Yunus’un eline iki sepet buğday verip onu uğurladılar.
Yaptığı hatayı yolun yarısında anlayan Yunus dergâha geri döndü, gece yarısı dergâhın kapısını tekrar çaldı. Onu huzura kabul eden Hacı Bektaş-ı Veli bu garip genci Taptuk Emre’ye emanet etti. Yunus hocasının elini iki kez öptüğünde gözlerinin görmediğini anladı. Taptuk Emre zamanla Yunus’u çocuğu gibi sevmeye başladı. Yunus’u zihnini aydınlatması için kapkaranlık çile odasına kapattı. Çileden Yunus ‘‘Emre’’ olarak çıktı. Hocasının dergâhı için odun toplayan Yunus’un sırtı yara olmuştu ve canı yandığı için odunları dergâh kapısına sertçe bırakındı ancak bu saygısızlık olarak algılandı. Dedikodulara üzülen Emre ilk şiiri ‘’Sen derviş olamazsın’’ ı ağlayarak yazdı ve hocasından af diledi. Nihayet kendini aklayan Yunus o yılın ardından bu dergâhtan derviş olarak çıktı ve hepimizin tanıdığı Yunus Emre oldu. Yaratılanı sevmenin yaratılandan ötürü olduğunu ve asıl ilmin kendini bilmek olduğunu kendi çağından bizim çağımıza yaydı.
İlayda/ Atatürk Anadolu İmam Hatip Lisesi/Ayşe Kahraman
Kıymetli Yunus Emre,
2021, ülkemizde ölümünün 700. Yılı olması münasebetiyle “Yunus Emre ve Türkçe Yılı” olarak kabul edildi. Ülkemizde Bizim Yunus etkinlikleri bu şekilde başladı. Ben de seni daha yakından tanımak ve arkadaşlarıma seni daha iyi anlatabilmek için bu projeye dâhil oldum. Seni, sana anlatamam belki ama seni, nasıl anladığımızı anlatabilirim.
Sen her döneme damgasını vurmuş; şairimiz, düşünürümüzsün. Bugün sadece bizim için değil, tüm dünya insanları için ilkelerin ve sözlerin paylaşmaya paylaşılmaya değer görülmektedir.
“Yol odur ki doğru vara Göz odur ki Hakk'ı göre Er odur alçakta dura Yüceden bakan göz değil”
Kâinatın her zerresinde Allah’ı görebilmenin önemini, kibirden uzak ama doğrudan doğruluktan yana olmak gerektiğini şiirlerinde açıkça ifade ediyorsun.
“İlim ilim bilmektir İlim kendin bilmektir Sen kendin bilmezsin Ya nice okumaktır”
Günümüz insanı da eğitime çok önem veriyor. Eğitim için kıtalar aşa-biliyor. Ancak bizim ilim anlayışımızla seninki çok farklı. Bizde eğitim iyi bir üniversitede gelecek vaat eden bir meslek için yapılıyor. Kendini, kendini “Yaratan”ı bilen ile bilmeyen bir olmadığı yani üniversite eğiti-minin “insan” olmak için yetmediği artık daha iyi idrak edildi.
“Bir kez gönül yıktın ise Bu kıldığın namaz değil Yetmiş iki millet dahi Elin yüzün yumaz değil”
Yunus, “Namaz dinin direğidir.” Diyor Peygamber Efendimiz. Bu kadar önemli bir ibadet, onun öncesinde alınan abdest bizim inancımızın vaz geçilmemesi gereken bir parçası. Bunu elbette sen de
biliyorsundur. Ancak kul hakkının, gönül kırmanın önemini vurgulamak için söylediğin bu şiir her bir Müslümana örnek olmalı. Bir yerde bir insan zor durumdaysa yarım etmediğinde de onun gönlünü kırmış olmuyor muyuz? Hep bu aklıma geliyor. İnsan olarak bunu anlasak her şey değişir.
Yunus, yani Bizim Yunus; yüzyıllar öncesinden bize verdiğin öğütleri anlamaya ve anlatmaya devam edeceğim.
Meryem/ Atatürk Anadolu İmam Hatip Lisesi/Ayşe Kahraman
KALBE GÖRÜNEN KULÜBE
Kayıp bir ruh dolaşıyordu o gün dağlarda, ormanlarda. Banal bir meyus hâl hâkimdi süzülen hatıralarına. Ortaya saçtığı kokuda ölüm ve hayatın tüm acılarına karşı vâkıf olmak vardı. Yaşanan duygu fırtınasından sığınacak bir yere ihtiyacı vardı, rahatlatılmaya sıcak bir kucakta. Fiziksel olmak zorunda değildi o sıcaklık. Kelimelerin samimiyeti yeterliydi onun için. Lâkin bu istediğini elde edebilir miydi gerçekten? Onun için bunu yapmaya razı olan birisi var mıydı bu dünyada? Sevginin sıcaklığı yaşam köklerini bağlayabilir miydi dondurucu bu soğukta? Bağlayabilir miydi o donmanın getirdiği bir anlık sıcaklığa bağlanmamışken?
İşte o an bir kulübe gördü. Kasvet sanki her daim hüküm sürmüş gibi görünen bu ormana ait değil gibiydi. Fakat aynı zamanda o ormanın ‘o’ orman olabilmek için tek ihtiyacı olan şey olduğuna dair yemin edebilirdi. Orada bulabilir miydi aradığı sıcaklığı? Tek şansı buydu artık. Atacağı vaveylanın getireceği sirayeti rafa kaldırdı şimdilik. Kaderin bir getirisi olduğunu bildiği için yazgısına inanmak, güvenmek istedi.
Dışarıdan onu her korkudan ve herkesten koruyabilecek gibi görünen yapının cidden o güce sahip olmasını diledi içten içe. Sadece dışarı süzülen mum ışığının bile onu rahatlattığı gerçeğini yadsıyamadı.
İlk adımını attı içeriye. Mübrem olduğunu asla bilmediği duyguları yaşadı o ânda. Öyle efsunkârdı ki, öyle eşsizdi ki ne yapacağını bilemedi. Gizli bir kutunun kilidini bulmuş gibi hissetti. İhtiyacı olanı barındıran kutu da kendi içerisindeydi aslında fakat bunu henüz şimdi fark edebilmişti. Dolanıp durduğu, herhangi bir amacı zırh olarak takınamadığı o ormanın aslında evi olduğunu fark etti. Gönül evi. Her daim onu sıcacık bekleyen, istediğinde onu cevaplarla kavuşturan o yerdi işte orası. Ayakları artık her zamankinden daha sağlam basıyordu yere. Lâkin toprak altına girmekten de korkmuyordu artık. İyilik yolunda tozutacağı her yolun ona olan getirisini çok iyi biliyordu artık.
Gücünü içinde bulmuştu artık. Yaratılışında, yaratılışının kaynağında. İnsanın hedefi olursa her şeyi başarabileceği gerçeği kalbine kazınmıştı o anda sevgi ve kararlılık ile.
Aniden tecelli eden bu gücün de kaybolmayacağını çok iyi biliyordu. Kaynağı bitmeyecekti çünkü. Kaynağı değişebilecek duygularından gelmiyordu, ezeli ve ebedi olandan geliyordu.
Sevgi neler öğretiyordu insana böyle, hiç tahmin edilir miydi? İnsanın her daim görmesi, görmek istemesi yeterliydi. Yokluğunda bilinmedik ormanlarda aranıyor, bulununca da başkalarının karanlık gecelerine fener oldurtuyordu kişiyi. Bir yaprağın bile amacını buldurtuyor, daha önemlisi her şeyde O’nu buldurtuyordu. İşte Yunus Emre günümüzde, ölümünden yıllar sonra bile elimizden tutmayı başarıyor bu sevgi yolunda.
Ah, birisi düşünün gönüllerde öyle bir taht kuran ki kişinin her yoluna ışık olan. Birisini düşünün ki kişinin kendi yolunda bile ona eşlik eden, elinden tutan. Hakikat yolunda, sevgi yolunda… Şiirleriyle, sözleriyle dinmek bilmeyen sıcaklığını kanınıza işleyen birisi. Uzağa bakmaya gerek yok aslında: Tarihimize ya da kendimize bakmamız yeterlidir. İzlerini silemezsiniz onun, üzerinizde vardır sevgisinin lekeleri. İnsan ruhu bir müzik aletiyse o ise onu virtüözüdür. İnsan ruhunun dilinden, notalarından ondan daha iyi anlayan yoktur. Kişi bu sevginin sıcaklığına bırakmalıdır kendisini esasında.
Ve kişi asla unutmamalıdır: O hep oradadır. Kişinin yalnızca cesaretini toplayıp o kulübeye girmesi gerekmektedir, bu sayede gerisi gelecektir. Camlardan süzülen ışık kişiye nur gibi gelecek, içerisinin sevgi kucaklaması ise annenin ilk kucaklaması gibi gelecektir. Yunus Emre herkes için o kulübede beklemektedir. Sevgi ve iman için yalnızca o kapıyı açmanızı istemektedir. Berceste sözlerini işte o an için, kalbiniz için saklamaktadır.
Meryem A./Zonguldak Borsa İstanbul Anadolu Lisesi/ Ömer YILMAZ
YUNUS EMRE'NİN TESİRİ
Küçük çocuk koşarak odasına çıktı.Annesi arkasından bağırdı.
“Ahmet oğlum ne bu acele?”
Ahmet çok heyecanlanmıştı çünkü öğretmeni yeni bir ödev vermişti. Bir yazar araştırmaları lazımdı. Tekrardan aşağı indi ve annesinden yardım almaya karar verdi. Ahmet normalde ödev yapmayı seven bir öğrenci değildi ama bu ödev için çok heyecanlıydı ve annesi bu durumdan çok memnundu. Teker teker yazarları araştırmaya başladılar. Ama Ahmet’in hoşuna giden yazar ”Yunus Emre” idi. Annesi de bu durumu anlamıştı ve beraber Yunus Emre’yi araştırmaya başladılar. Ahmet araştırırken Yunus Emre’ye olan sevgisi daha çok artmıştı. Ve bu kadar bilgi öğrendiği için çok mutluydu.
Diğer gün Ahmet heyecanla yatağından kalktı. Kahvaltı yaparken bile çok heyecanlıydı. Annesi de Ahmet’in bu heyecanını görebiliyordu. Okula geldiğinde sınıf da Yunus Emre’yi araştıran tek insan olduğunu öğrendiğinde çok üzülmüştü çünkü bu kadar değerli bir yazarı herkes araştırmalıydı. Öğretmeninde ricada bulundu ve yazdığı yazıları arkadaşlarına okumasını istedi. Öğretmen bu fikri çok beğendi ama tek Ahmet değil bütün sınıfın okumasını istedi ki herkes bilgi sahibi olsun. Sıra Ahmet’e geldiğinde çok heyecanlanmıştı. Ama heyecanına yenik düşmek istemiyordu o yüzden sessizce tahtaya doğru yürüdü ve Yunus Emre ile ilgili şunları anlattı:
Yunus Emre 1241 senesinde doğmuş ve 1320 ya da 1321 senesinde vefat ettiği düşünülmektedir. Anadolu Selçuklu Devletinin çöküş döneminde olması ve Moğolların istilasının gerçekleşmesi ile zulüm dolu olan bir dönemde hayata gelmiş olan Yunus Emre ile ilgili pek fazla bilgi bulunmamaktadır. Yunus Emre’nin eğitim hayatı ile ilgili olarak da bilinen pek bir şey yoktur.
Farsça ve Arapça bildiği bilinmekte fakat bu eğitimleri nereden aldığı bilinmemektedir. Bazı rivayetler Yunus Emre’nin okuma yazma bilmediğini, babasının yanında çiftçilik yaptığını söylemektedir. Günümüzde yazılı bir kaynaktan bu bilgiler gelemediği için eğitimi ile ilgili herhangi net bir bilgi bulunmamaktadır. Selçukluların çöküş dönemindeyken tam olarak nelerle uğraştığı bilinmemektedir.
1241 senesinde batıya doğru yayılmış olan Moğol istilasıyla çok sayıda sanatçı, mutasavvıf, Türkmen ve bilim adamı Anadolu’ya göç etmiştir. Yunus Emre’de tam olarak zulmün yaygın olduğu bu dönemde dünyaya gelmiş olması ile hoşgörü üzerine, halkı sevgiye davet etmek üzerine şiirler yazması ile günümüze kadar başarılı olan eserleri gelmiştir.
Yunus emre derviş olarak Anadolu’ya, Azerbaycan’a ve İran’a seyahat etmiştir. Şam, Şiraz, Tebriz, Maraş, Nahcivan, Kayseri, Sivas gibi çok sayıda kültür merkezi olan şehirlerde bulunmuştur.
Yunus Emre’nin evlenip evlenmediği ile ilgili net bir bilgi bulunamamıştır. Kendisinin yazmış olduğu bir dizede belirttiğine göre çocuklarının var olduğu düşünülmektedir. Eserlerinin her birinde şeyhinin Tapduk Emre olduğunu bildirmiştir.
Taptuk Yunus ismini bazı şiirlerinde kullanmıştır. Mevlana Celaleddin Rumi içinde birçok övgü dolu sözler söylemiştir. Bazı görüşlere göre Yunus Emre’nin Hacı Bektaşi Veli ile karşılaştığı söylense de buna dair hiçbir kanıt yoktur. Hiçbir şiirinde bundan bahsedilmemiştir. 1321 yılında da vefat etmiş olduğu düşünülmektedir.
Öğretmen Ahmet’e teşekkür etti ve Ahmet yerine oturdu.Eve geldiğinde Ahmet öğrendiği bütün yazarları annesine anlattı o gün çok mutluydu çünkü hem bir sürü yazar öğrenmişti hem de kendi araştırmasını çok iyi okumuştu.Annesi Ahmet ile gurur duyuyordu.Artık Ahmet büyüyünce yazar olmak istiyordu.En çok da şiir yazmak istiyordu.Ve ilerde iyi bir şair/yazar olursa aklına bugün gelicekti.
Yaklaşık 10 yıl sonra:
Ahmet İstanbul üniversitesi edebiyat fakültesini kazanmıştı ve o günün üstünden yıllar geçmişti...Ahmet şu an üniversitesi sondu ve bir çok şiir taslağı vardı ve eğer ilkokul öğretmeni öyle bir ödev istemeseydi Ahmet şu an belki bu fakültede olamayacaktı.Günler geçtikçe Ahmet’in edebiyatı sevgisi de arttı Yunus Emre sevgisi de..
M. Damla Y./Zonguldak Borsa İstanbul Anadolu Lisesi/ Ömer YILMAZ
YUNUS EMRE
“Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü, bana seni gerek seni
Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni…”
Duraksadım. Etrafımdakilerin dinleyip dinlemediğinden emin olmak için bakındım ama herkes dikkatini söylediklerime vermiş gibiydi. Sabırsızlıkla devam ettim.
“Aşkın aşıkları öldürür, aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur, bana seni gerek seni
Aşkın şarabından içem, Mecnun olup dağa düşem
Sensin dün ü gün endişem, bana seni gerek seni.”
Her hafta sabırsızlıkla beklediğim yere gelmiştim sonunda. En sevdiğim şeyi, onu benim kadar sevenlerle çekinmeden tartışabileceğim, konuşabileceğim yere. Edebiyat kulübüne. Katılırken ne kadar çekinsem de birkaç ay içinde arkadaş olmuştum diğerleriyle. Genellikle sıkıcı bulunan konulardı çünkü, en azından ben bu kulübe katılana kadar edebiyatla ilgilenen sadece edebiyat öğretmenimi tanımıştım.
Bu hafta üzerinde duracağımız konu kaçınılmaz bir şekilde aşk ve sevgiydi. Çünkü ondan bahsediyorduk: Yunus Emre’den. En sonunda en etkilendiğim şiiri olan “Bana Seni Gerek Seni” şiirini bitirdim ve arkadaşlarıma baktım. Onların bu şiiri bildiğini tahmin ediyordum ama öyleyse bile bu onların etkilenmiş bakışlarını değiştirmemişti. Yunus Emre şiirlerinin insanlar üzerinde böyle bir etkisi vardı demek ki.
Her duyuluşunda, okunuşunda yüreğine dokunuyordu insanın. Ben bunları düşünürken söze Meral girdi:
“Yunus Emre’nin eğitimiyle alakalı net bir bilginin olmadığını biliyor muydunuz? Hatta bazı söylentilere göre okuma ve yazma bile bilmiyor olabilirmiş.” Meralin bu sözleri üzerine birçok kişinin şaşırdığını fark ettim.
“Demek ki Yunus Emre’nin sözleri sahip olduğu bilgiyle değil yüreğindeki sevgi ve hissettiği duygularla ortaya çıkmış.” dedi Ahmet. Ben de başımı sallayarak Ahmet’e katıldığımı belli ettim.
“Ayrıca Yunus Emre’nin zulmün yaygın olduğu bir dönemde dünyaya gelmiş olması da söylediği sözlerin, yazdığı şiirlerin halkı sevgiye davet etmek üzerine olmasındaki sebep olabilir.” diye fikrimi belirttim.
“Yunus Emre kendisini gezdiği yerlerde sözleriyle, şiirleriyle ve sohbetiyle tanıtmış. Ne kadar sevgi dolu, hoşgörülü, dürüst ve kendini bilen biri olmanın önemini bizzat gösterme imkanı bulmuş. Bıraktığı sözler o kadar etkili ki yüzlerce yıl sonra bile hala insanları derinden etkileyen bir yanı var.” dedi İdil.
Cenk de Yunus Emre’nin şiirinden çok bilinen
“İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir,
Sen kendini bilmezsin,
Ya nice okumaktır.” dörtlüğüyle İdil’i destekledi.
“Benim de çok sevdiğim bir Yunus Emre sözü var. İsterseniz bu sözle günü sonlandıralım.” dedim Cenk’in sözlerinin ardından. Ve artık aklıma
kazınmış sözleri söylemeye başladım:
“Sen doğru ol da;
Varsın sanan;
Eğri sansın…
Lakin sakın
Unutma ki;
Sen kendini bir
Şey sanmadığın
Sürece doğru
İnsansın… “
İrem C./Zonguldak Borsa İstanbul Anadolu Lisesi/ Ömer YILMAZ
Yunus Emre
Edebiyat dersiydi. Öğretmen Yunus Emre ile ilgili bilgiler veriyordu. Bu yılın Yunus Emre’ye adandığını da söyledi. Her zaman dersin başını dinlerdi, her zaman bildiği şeyleri tekrar tekrar öğrenmekten nefret ederdi. Yunus Emre’yi biliyordu işte İlkokulda, Ortaokulda ona Yunus Emre’nin kim olduğunu öğretmişlerdi, ne gerek vardı lisede de öğrenmeye. İlk dersin bitmesine az kalmıştı. Öğretmenin anlattıkları ilgisini çekmeye başladı. Dersi dinlemeye karar verdi. Dersi dinledi ama aklında başka şeyler vardı. Öğretmeni ikinci derste sınıfa gelip “Evet, sevgili 10D kaldığımız yerden devam edelim.” Öğretmeni ders boyunca Yunus Emre’yi anlatmaya devam etti. Bir an sınıftan uzaklaştı.
Artık öğretmeni duymuyordu.
Düştü, düz yolda yürürken düştü. Ne kadar sakar olduğunu düşünüp kalkmaya çalışırken yanına bir adam geldi, kalkmasına yardım etti ve burada ne aradığını niye mektepte olmadığını sordu. Adama baktı okul yerine mektep diyecek kadar yaşlı değildi hatta baya genç sayılırdı. Adama okul yerine neden mektep dediğini sormak istedi ama zaman kaybetmeden eve gidip uyumak istiyordu. Adama teşekkür edip oradan uzaklaştı ve evine gidip kendini yatağa attı.
Tekrar düştü ve adam onu tekrar kaldırıp burada ne aradığını ve neden mektepte olmadığını sordu. Olduğu yerde kaldı ve adama baktı ne olduğunu çözmeye çalıştı adam hala sormaya devam ediyordu. Adamın sorularını cevaplamadı ama adama sen kimsin diye sordu. Adam, ben Yunus dedi ve onun adını sordu. İskender, adını söyleyip söylemekte kararsızdı ama yine de adının İskender olduğunu söyledi.
Yunus İskender’e neden okulda olmadığını sordu tekrar, okulun bittiğini söyledi İskender ve Yunus’a burada ne yaptığını sordu. Yunus arkasında taşıdığı odunları gösterdi ve erenler meydanına odun taşıyorum dedi. İskender erenler meydanın nerde olduğunu sordu Yunus’a, Yunus ona istersen ben odunları götürürken benimle gel dedi, İskender kabul etti. Erenler meydanına kadar yürümeye başladılar.
Yürürken İskender Yunus’a neden odun taşıdığını sordu. Yunus, önce buğday almak üzere Karahöyük’e gittiğini, Hacı Bektaş-ı Velî’nin yanına geldiğini, geri döneceği sırada buğday yerine Hacı Bektaş’ın ona “nefes” vermeyi teklif ediğini, fakat ısrar edince kendisine dilediği kadar buğday verilerek gönderildiğini söyledi. Köyüne yaklaştığı esnada gafletinin farkına vardığını, buğdayın bir gün tükenip nefesinse tükenmeyeceğini düşünerek tekrar tekkeye döndüğünü ve nasip istediğini söyledi.
Durum Hacı Bektaş-ı Velî’ye arz edilince o, “Bundan sonra olmaz. Biz o kilidin anahtarını Tapduk Emre’ye verdik, varsın nasibini ondan alsın” dedi ve beni Tapduk Emre’ye gönderdi. Ben de Tapduk Emre’nin yanına varıp durumu anlattım; Tapduk Emre halinin kendisine malum olduğunu, hizmet edip emek vermem halinde nasibimi alacağımı söyledi. Bu yüzden erenler meydanına odun taşıyorum dedi. İskender Edebiyat dersinin ilk saatini dinlemişti bu olayı biliyordu yanında yürüyen adamın Yunus Emre olduğunu fark etti, Yunus’a bakıp gülümsedi. Yunus da ona gülümsedi. Zil çaldı.
Ecrin M./Zonguldak Borsa İstanbul Anadolu Lisesi/ Ömer YILMAZ
SABIR KİMDE İSE O NASİP ALIR
Soğuk bir kış günüydü. Esra okuldan yeni dönmüştü haliyle çok yorgundu.Yemeğini yedi, kahvesini yaptı ve ders çalışmak için masasının başına geçti. Ah matematik… Ne çok zorlanıyordu bu derste. Eskiden her ne kadar çok sevse de şimdi onun için tam anlamıyla bir işkenceydi. Özellikle de şimdi gördüğü konu olan fonksiyonları bir türlü anlayamamıştı. Derslerin zorluğunu düşünürken fark etmeden bir saat boyunca masanın başında öylece oturmuştu. Matematik çözmesi gerekmesine rağmen yine en sevdiği ders olan edebiyat kitabına gitti eli. Kitabı alırken içinden bir kağıt düştü “Yunus Emre Kimdir?” Doğru ya, öğretmenleri okumaları için vermişti. “Okuyayım bari” dedi, zaten matematik çözecek cesareti yoktu. Okumaya başladı. “Yunus Emre, Anadolu'da Türkçe şiirin öncüsü olan ünlü tasavvuf ve halk şairidir.
Yunus Emre, Anadolu Selçuklu Devleti'nin yavaşça dağılmaya ve Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde büyüklü küçüklü Türk beyliklerinin kurulmaya başladığı 13. yüzyıl ortalarından 14. yüzyılın birinci...” Esra nasıl bittiğini anlamadan soluksuz okumuştu kağıdı.
En başta ilgisini çekmese de şimdi Yunus Emre hakkında daha çok şey bilmek istiyordu. Hemen internete Yunus Emre yazdı ve çıkan bir videoyu açtı. Ne hayran olunası biriydi aslında Yunus Emre. Düşünceleri, sözleri ne kadar etkileyiciydi. En beğendikleri şunlardı; “Kırma dostun kalbini, onaracak ustası yok, Zulüm ile abad olanın akıbeti berbad olur, Sabır kimde ise o nasip alır.” en çok sonuncuyu beğenmişti.
Biraz dinlenmek için yatağına uzandı. Düşünceleriyle boğuşurken fark etmeden kendini uykunun tatlı ve sıcak kollarına bıraktı. Rüyasında birisinin ona seslendiğini duydu. “Hey, Kalk artık! Daha ne kadar oyalanacaksın?” Burası da neresi ve bu adam kim, diye düşündü Esra. Artık eskiyen yatağından kalktı ve kırık boy aynasından kendine baktı. Üstünde eski dönemlerde giyilen bir kıyafet vardı. Ne olduğunu idrak edemeden ikinci uyarı geldi. “Hadi Esra oyalanmaya vakit yok bugün çok işimiz var”,dedi güler yüzlü bir adam. “Siz kimsiniz?” Adam hayretle baktı: “O da ne demek, ben Yunus Emre hâlâ ayılamamışsın anlaşılan, aşağıdayım, hazırlan da gel!” “Aman!” dedi Esra bu bizim Yunus Emre olmasın; halk şairi ünlü Yunus Emre… Hazırlandı ve Yunus Emre’nin peşine takıldı.
“Af edersin, nereye gidiyoruz acaba?” Yunus Emre kendinden emin bir tonla cevapladı “Seni şu ana kadar görüp görebileceğin en güzel manzarayı izlemeye götürüyorum.” Esra meraklandı fakat daha fazla konuşmadı. Taşlı bir yol boyu yürüdüler ayaklarının altındaki kuru dalların çıtırtısından başka ses yoktu. İkisi de yeminliymiş gibi sesini çıkarmıyordu. Bir saat, iki saat, üç saat... durmadan yürüdüler fakat hâlâ sıra sıra dizili ağaçlar dışında bir şey gözükmüyordu. Esra dayanamadı ve Yunus’a dönüp: “Saatlerdir yürüyoruz, nerede bu manzara. Ağaç dışında hiçbir şey göremiyorum ben. Yorgunluktan adım atacak halim kalmadı. Kandırıyor musun beni? dedi. Yunus Emre ise yalnızca biraz daha dayan pişman olmayacaksın, dedi. Yaklaşık yarım saat kadar daha yürüdüler ve söylediği her kelimeye milyon kez pişman olacak kadar güzel bir manzara gördü Esra.
Ömrünün sonuna kadar burayı izleyerek yaşayabilirdi. Mahçup bir şekilde Yunus Emre’ye baktı. O ise tebessümle konuştu: “Güzel bir manzara görmek için saatlerce yürümemiz gerekti fakat bak şimdi yolun sonundayız. Yürürken ne kadar yorgun ve sinirliydin ama şimdi hiçbirini hatırlamıyorsun. Birazdan eve döneceğiz ve sen yine yorgunluğunu, kızgınlığını hatırlamayacaksın. Hatırlayacağın tek şey manzaranın güzelliği, dedi ve derin bir nefes aldıktan sonra devam etti. “Sabır kimde ise o nasip alır. Artık eve dönme vakti.”
Yavaşça gözlerini açtı etrafına bakındı ve gerçeğin farkına vardı. Yunus Emre hakkında düşünürken uyuyakalmıştı ve rüyasında görmüştü. O an iyice düşündü. Söylenen söz onu anlatıyordu.
Matematik zor demişti, anlayamıyorum, yapamam. Hemen sonuç beklemişti ve alamayınca pes etmişti. Artık ne yapması gerektiğini biliyordu. Masasının başına oturdu ve kitabını eline aldı. Bundan sonra sabırsız davranmayacak ve bu sefer güzel manzarayı görecekti.
Rümeysa Ç./Zonguldak Borsa İstanbul Anadolu Lisesi/ Ömer YILMAZ
Sevgili Yunus Emre;
Merhaba Yunus Emre eserlerini hâlâ örnek alan insanlar var. Bu gerçekten hoş bir şey seni örnek alan on binlerce, yüz binlerce insanlar var. Ben de onlardan biriyim; eserlerini şiirlerini işlediğin konuları severek okuyoruz. Okumayı severim ama senin eserlerin beni daha çok teşvik etmiş gibi bu da beni daha geliştirdiğini düşünüyorum, bence çoğu insan öyle.
Gerçekten sana çok teşekkürlerimizi sunarız.
Efe Şeref U/Mehmet Çelikel Lisesi/Harun Şentürk
Sevgili Yunus,
Bu zamana kadar halk edebiyatına yaptığın katkılar için teşekkür ederiz. Kendine has yazım tarzınla insanların hayran kaldığı bir şairimizsiniz. Çağınızın düşünüş biçimi sade bir Türkçeyle, kültürüne göre bir dil kullanarak bizim eskiyi anlamamızı sağladı. Sizin sayenizde eskiden olan olaylarla bağlantı kurabiliyoruz. Her şey için teşekkürler.
Sevgilerle
Ela Nur B /Mehmet Çelikel Lisesi/Harun Şentürk
Sevgili Yunus;
Öncelikle sana nasıl hitap etsem kestiremem, kelimeler kifayetsiz kalırdı seni tanıtmaya.
Aynı senin kin, nefret nedir bilmediğin gibi ben de bilemem sana ne yaraşır af ola Yunus’um.
Soğumuş, taşa dönmüş kalplere yanan bir hançer sokmayı nasıl başardın sözlerinle?
Ansızın uzaklardan ilahi bir güçle gelen beklenmedik bir oktun sen.
Neydi seni böylesine özel, yüce kılan özüm? Mevla’dan aldığın sevgi miydi yoksa?
Seni gördükten sonra inanamam Mevla’nın tüm kullarını eşit sevdiğine, seni diğer kullarla bir tutamam iki gözümün çiçeği.
Seni yücelttiğim için özür dileyemem Yunusum bahsettiğimiz kişi sevgiyi ibadet haline getiren, kalbini aşkla arındırmış, cennetin ırmağında yüzmüşçesine temiz, olan bu kişi Türk Edebiyatının hatta Dünya Edebiyatının sevgisizlikten yıpranmış, karamsar kağıdına bir kalemdi. İşte tam bu bahsettiğim sensin semadaki tek yıldız.
Sen bu dünyanın kötülüğünü sevginle kapatmaya çalıştın, kapatmaya çalıştığın yerler ebediyen kapanamaz Sarı çiçeğim.
Sen kurak yerde yeşeren sarı çiçektin, o sarı çiçek asla solmadı biliyor musun? Kalbimizin ücra köşesine açılan sarı çiçeksin sen.
Bir kez gönül yıktın artık dönüşü olmaz, senin bastığın yerler çiçek açar. Kıyamazsın, sevgin Dünyada en ufak bir şeyi bile incitmeye el vermez bu yüzden dönemezsin geldiğin yoldan yüreğimizde ki hançer.
Sana karanlık yakışmaz kalk yerinden ben yâri olayım kara toprağın. İstemem yağmur yağmasını istemem ağlamayı olurda tek göz damlası düşerse yüreğime ne yaparım Özüm?
Tüm özgürlüğüm alınsa, zincire vurulsa yine de vazgeçemem bu saplı oktan
Sevmek özgürlüktü Yunusum, benim özgürlüğümü alamazlar yüreğimdeki bu oku çıkarmadıkları sürece gönlümü deşmedikleri sürece.
Bizi özgür kıldığın için sonsuz teşekkürler.
Hoşça kal ebediyetim! Hoşça kal…
Elanur A./Mehmet Çelikel Lisesi/ Harun Şentürk
Sevgili Yunus Emre,
Merhaba Yunus bugün sana yaklaşık 800 yıl sonra Türkiye’den sesleniyorum. Yazdığın şiirler, eserler, işlediğin konuları severek okuyorum. Anlamaya çalışıyorum. Özellikle şiirlerde işlediğin konuların çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. Aynı şekilde eserlerin de öyle Divan ve Risaletü’n Nushiye. Bunları okudukça ufkum, bakış açım değişiyor diyebilirim. En önemlilerinden biri de bilgi bu konuda gerçekten çok değiştim eserlerini okuduğumda araştırarak yeni şeyler öğreniyorum. Sana bize bıraktığın önemli eserler için çok teşekkür ediyorum.
Enes K /Mehmet Çelikel Lisesi/Harun Şentürk
Yunus Emre
Yaşadığı dönemde adından söz ettiren biri olan Yunus Emre, aynı zamanda şair, düşünür ve filozof olarak da bilinmektedir. Kültürümüz açısından her dönem anılan, söylemleri ve düşünceleri paylaşılmaya ve kabul edilmeye devam edilen Yunus Emre, unvanını günümüze kadar korumayı başarabilmiş, yüce bir şahsiyet olarak görülmektedir.
Anadolu’da başlayan ve gelişimini sürdüren Türk Edebiyatı için önemli bir konuma sahip olan Yunus Emre, 1240 yılında doğmuş ve 80 yıllık dolu yaşamında önemli eserler bırakarak 1320 tarihinde ölmüştür. Yunus Emre’nin yaşadığı döneme bakıldığında Anadolu’da Türklerin yavaş, yavaş hakimiyetini kurmaya başladığını ve Moğol akınları ile başlayan süreçte büyük yıkımların yaşandığını görebiliriz.
Siyasi anlamda yoğun karışıklıkların yaşandığı bir süreçte yaşama gözlerini açan ve Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî, Hacı Bektaş-ı Velî, Ahî Evrânı Velî gibi önemli isimlerle birlikte insan ve Allah sevgisi üzerine kurulu yaşam süren Yunus Emre, aşkı ve güzel ahlakı en yalın – naif şekli ile anlatmış, tasavvuf anlayışı ile harmanladığı düşüncelerini tüm batıl inançlardan uzak tutarak insanlara aktarmıştır.
Yunus Emre’nin yaşadığı süreçte yalnızca halk ve tekke şiir anlayışı değil divan şiirinin de etkilendiği görülmektedir. Çağlar boyunca sürdürdüğü etki ve anlayışı ile insanlara büyük alimlere ilham kaynağı olan Yunus Emre, sahip olduğu güzel ahlakını diline yansıtarak asırlar boyunca unutulmayacak ve hatırlanacak sözler bırakmıştır.
Yunus Emre’nin eserleri ve anlayışı yalnızca Anadolu ile sınırlı kalmamış, coğrafi anlamda geniş bir alana yayılarak nesiller boyunca benimsenen düşüncelerden birisi olmuştur. Şiirlerini divan adını verdiği eserinde toplayan aruz ve hece ölçüsünden yararlanan Yunus Emre, mesnevi tarzında yazdığı eserinde 573 beyit bulunmaktadır.
Elif M./Mehmet Çelikel Lisesi/Harun Şentürk
HEÇ BİR QARŞILAŞMA TƏSADÜF DEYİLDİR*
~Bir park da skamya da oturmuşdum. Hava yavaş-yavaş qaralırdı. Sükunət içərisində, özümə və ruhuma küsmüş hal da, içim-içimi yediyi hal da oturmuşdum. Ətraf elə səssiz idi ki, içdiyim suyun içimə axarkən çıxardığı səsi belə eşidə bilirdim. Əsəbimdən öz-özümə danışırdım. Sanki, içim amansız bir vulkana çevrilmişdi. Nə etsəm, soyumur, sakitləşə bilmirdi. Birdən gözümdən yaş axmağa başladı. Özümə hakim ola bilmirdim artıq. Uzaqdan ayaq səsləri gəlirdi. Kiminsə, gəldiyini hiss edəndə narahat oldum, öncə üzümü gizlədim başımı əyib...Göz yaşlarımı sildim əlimin tərsi ilə. Gəlib yanıma oturdu. “Alışqan’nınız var” deyə soruşdu məndən. Çantamı qurcalayaraq “var” dedim. Sonra çıxarıb uzatdım yenə üzünə baxmadan. Dayanıb gözləməyə başladı. Amma ondan istifadə etmədiyini görəndə, maraqla üzünə baxdım. “Ondan istifadə etməyəcəksiz?” deyə soruşdum. “Xeyr” deyə cavab verdi. Nə deyəcəyimi bilmədim. Əllərinin arasında çevirdiyi alışqana sürüşdü baxışlarım. Sonra təkrar üzünə baxdım diqqətlə.*Azeri Türkçesi
Narahat idim. Ondan mənə zərər gəlib, gəlməyəcəyini fikirləşirdim içimdə. Sonra, dözməyib soruşdum. “Niyə istədiniz bəs?”. Bir az dayandıqdan sonra cavab verdi: “İnsan sahib olduğu şeyi çox zaman istifadə etməyi bilməz”. Ya ağıl etməz, ya da kor olar sahib olduqlarına. Beləcə, əlində ki, heç bir şey, heç bir işə yaramır deyə düşünər”. “Deyəsən başa düşmürəm” deyə cavab verdim.Yenə, danışmağa başladı. “Məsələn, əlində alışqanı olduğu hal da, qaranlıq da qalmağa davam edər insan. Məsələn, bağışlaya biləcək qədər geniş və bərəkətli bir ürəyi olduğu hal da münaqişə və savaş içində qalıb yorar özünü. Məsələn, sonsuz bir sevgi qabiliyyəti olduğu hal da hər zaman biriləri onu sevsin deyə çırpınar. Üstəlik, seçdiyi insan onu sevsin deyə, eqoistlik edər, məcbur edər. Sənin də, alışqanın var amma, hələ də qaranlıq da dayanırsan. Nə isə, söyləyə biləcəklərim bu qədər. Ümid edirəm faydalı olar”. Bunu deyib uzaqlaşdı. “Bu nədi indi?” deyə hirsli bir çıxışla qalxdım yerimdən. Və dedim: “Siz özünüzü nə hesab edirsiz? Kimsiz siz rahibmi?.
“Təbrik edirəm” dedi gülümsəyərək. Sonra davam etdi: “Bir baxış da tanımısan məni. Kaş, bir baxış da özünü də tanıya bilsəydin. Davamlı olaraq, başqalarına hirslənib bağırırsan amma özünü yumruqladığını fərqində belə deyilsən. Sonra niyə bu qədər canım yanır deyə heyrətlər içərisində qalırsan. Məncə, bir fürsətçiyə bu qədər enerji xərcləməyə gərək yoxdu. Qışqırmağa belə dəyməz”. Deyib uzaqlaşdı buradan. Arxasınca səslənib alışqanımı geri istədim. “Üzr istəyirəm, fərqində belə deyiləm” dedi. “Azra”. “Necə?”. “Mən Azra”. Əlini uzatmasını heç gözləmirdim. Mən də “YUNUS EMRE” dedi.Keçən ay dostumdan ayrıldım. Söz verdim özümə bir də zəng etməyəcəyəm deyə. Oni itirməyi qəbul etməmiş ola bilərəm. Hər şeyi başa düşmüş baxışlarla danışmağa başladı: “Özünə verdiyin sözü tutmadığın üçün çox hirslisən. Ona zəng etdiyin üçün çox hirslisən”. Dostluq 2 nəfərlikdir amma o mənə heç dəyər vermir. “Xeyr dostluq 1 nəfərlikdir. Sahibinə aiddir sadəcə. Kədərlənmə onu itirmədin”. Sevindim birdən. Necə yəni?
Onu mənə geri gətirmənin yolunu bilirsən?. “ Xeyr. Elə bir yol bilmirəm. O səndən heç getmədi ki, geri gətirim. Görmürsən, ona yüklədiyin mənaların altında əzilirsən. Amma, bütün bu mənaları sən verdin ona. Buna görə də onu itirmirsən. Bütün bu sevgi sənin ürəyin qalıb nə də olsa. Getmə dedim gözlərim dolu-dolu. Bir az otura bilərik burada? Deyə soruşdum. “Əlbətə” dedi. Dərin fikirlərə daldıqdan sonra, danışmağa başladı. “Sənin baxdığına hər kəs baxar amma, sənin onda gördüyünü heç kəs görməz. Tək fərq sənsən, sənin sevgin. Sevginin qaynağını qarşındakı insanda olduğunu fikirləşsən, ona kölə olarsan. Yaradan verdi sənə o sevgini. Öz ruhun olduğu hal da başqasına niyə kölə olasan?”. Deyəsən, artıq həyatı başa düşmüşdüm. Ruhumla qəlbimlə tanış olmuşdum o gün... Ayağa qalxdım. Təşəkkür etdim, hər şey üçün. Birdən mənə bir dəftər uzatdı.
Dəftəri açdım. Daha ilk cümləni oxuyanda ruhumun aydınlandığını hissetdim sanki. Bu dəftəri açanda başa düşdüm,
həyatımı dəyişdirən o mükəmməl insanın şair olduğunu. O qədər maraqlı sözlər və şeirlər var idi ki, bu dəftər də. İndiyə, qədər aldığım ən gözəl və ən dəyərli hədiyyə ola bilərdi bu. Mən çantamdan bir vərəq parçası çıxarıb 1 cümlə yazdım sadəcə: “Heç bir qarşılaşma təsadüf deyildir, bunu unutma olar mı?”
~Hər imtahan da, hər yol da əslində ən çox özünə yaxınlaşarsan. Qarşılaşmalar taleyin mürəkkəbinə verilir. Buna görə də hər qarşılaşma əslində bir imtahanın hekayəsini hörmək üçün ilmək-ilmək çoxalır. Olmadıq yerlər də, olmadıq zamanlarada kimlər gəlir həyatımıza. Bütün bunların mənası nədir? Deyə düşünərkən, özünü qüsursuz bir hekayənin içində tapırsan. Yarpaq belə səbəbsiz tərpənmir bu kainatda. Küləyin belə söyləyəcək sözü var sənə. Yetər ki, oyaq olasan və hər zaman şagird qalmağa razı olsun qəlbin... ~YUNUS EMRE’nin də dediyi kimi: “Axtarıb tapdıqların deyil də, təsadüfən rast gəldiklərindir səni xoşbəxt edən... Məndən sizə bir tövsiyə əgər özünüzlə, ruhunuzla qarşılaşmaq istəyirsinizsə, ilk öncə, YUNUS EMRE ilə qarşılaşmalısınız...
Rəvanə/Azərbaycan Şamaxı rayon Sabir qəsəbə/ Alxan Alxanov adına tam orta məktəb. / Günay Məmishova
HİÇ BİR KARŞILAŞMA TESADÜF DEĞİLDİR*
~ Bir parkta bankta oturuyordum. Hava yavaş yavaş kararıyordu. Sessizce oturdum, kendime ve ruhuma küskünlük ve bağlılık hali içinde. Ortam o kadar sessizdi ki, içdiyim suyun içime akarken çıkardığı sesi bile duyabiliyordum. Kendi kendime sinirden konuşuyordum. Sanki kalbim acımasız bir volkan olmuştu. Ne yaptıysam soğuyamadı, sakinleşemedi. Birden gözlerimden yaşlar süzüldü. Artık kendimi kontrol edemiyordum. Uzaktan ayak sesleri geliyordu. Birinin geldiğini hissedince endişelendim, önce yüzümü kapattım, başımı eğdim... Elimin tersiyle gözyaşlarımı sildim. Gelip yanıma oturdu. “Bir çakmağın var mı?” diye sordu bana. Çantamı aldım ve “Evet” dedim. Sonra çıkardım ve yüzüne bakmadan uzattım. Durdu ve bekledi. Ama kullanmadığını görünce ilgiyle yüzüne baktım. “Kullanmayacak mısın?” Diye sordum. “Hayır” diye yanıtladı. Ne diyeceğimi bilemedim. Bakışlarım elleri arasında çevirdiği çakmağa kaydı. Sonra tekrar dikkatlice yüzüne baktım. Endişelendim. Bana zarar vereceğini ve ya vermeyeceyini düşündüm. Sonra sabırsızca sordum. “Peki, neden istedin?” Bir an durakladıktan sonra, “İnsan elindekileri çoğu zaman kullanamaz” diye yanıtladı. “Ya anlamıyorlar ya da sahip olduklarına kör oluyorlar. O yüzden elindeki her şeyin şeyin faydasız olduğunu düşünüyorlar.” Anlamadım sanırım” cevabını verdim. Yine konuşmaya başladı. “Örneğin, cömert ve mübarek bir kalbe sahip olsa bile, ihtilaftan ve savaştan yıpratır kendini.
*Türkiye Türkçesi
Örneğin sonsuz bir sevme kapasitesine sahip olmasına rağmen, kendisini sevmeleri için her zaman çırpınır durur. Üstelik seçtiği kişiye bencillik eder ve onu kendisini sevmeye zorlar. Senin de bir çakmağın var ama sen hala karanlıktasın. Tüm söyleyebileceğim bu. Umarım faydalı olur.” Dedi ve gitti. Bu ne şimdi? Sen kimsin keşiş mi? “Tebrikler” dedi gülümseyerek. Sonra devam etti: “Beni bir bakışta tanımışsın. Keşke, kendini de bir bakışta tanıya bilseydin. Sürekli öfkelisin ve başkalarına bağırıyorsunuz ama kendinizi yumrukladığınızın farkında bile değilsiniz. Sonra ruhumun neden böyle olduğunu düşünüyorsunuz hayretler içerisinde. Enerji harcamaya gerek yok. Bağırmaya bile değmez.” Buradan uzaklaştı. Onu arkasından seslendim ve çakmağımı geri istedim. “Üzgünüm” dedi. “Azra”. “Efendim?”. “Ben Azra” Elini uzatmasını hiç beklemiyordum. Ben de “YUNUS EMRE” dedi.Geçen ay arkadaşımdan ayrıldım. Kendime bir daha aramayacağıma söz verdim. Onu kaybetmeyi kabul etmemiş olabilirim. Anlayışlı bir bakışla konuşmaya başladı: “Sözünü tutmadığın için çok kızgınsın. Onu aradığın için çok kızgınsın.” Arkadaşlık 2 kişiliktir dedim ama. “Her ilişki tek kişiliktir. Sadece sahibine aittir dedi. Kaybetmedin üzülme”. Birden mutlu oldum. Ne demek istiyorsun? Onu bana nasıl geri getireceğini biliyor musun? “Hayır, bilmiyorum. Görmüyorsun, ama ona yüklediğin anlamlar altında eziliyorsun. Ama bütün bu anlamları ona sen verdin. Kaybetmedin onu. Bütün bu sevgi kalbinde kalır.” Dedim, “Gitme” dedim. Gözlerim doldu. Biraz oturabilir miyiz?” diye sordum. “Tabii” dedi. Derince düşündükten sonra. Konuşmaya başladı. “Tek fark sensin, sevgin.
Sevginin kaynağının karşınızdaki insanda olduğunu düşünüyorsanız, onun kölesi olursunuz. Yaradan sana bu sevgiyi verdi. Kendi ruhun varken neden başkasının kölesi oluyorsun?” Galiba, bu gün kendimle ve ruhumla tanışmışdım. Ayağa kalktım. Her şey için teşekkür ettim. Aniden bana bir defter verdi. Defteri açtım. Bu defderde çok ilginç sözler ve şiirler vardı. Şimdiye kadar aldığım en güzel ve değerli hediye olabilirdi. Çantamdan bir kağıt çıkardım ve bir cümle yazdım: “Hiçbir karşılaşma tesadüf değildir. Bunu unutma olur mu?”
Her sınavda, her şekilde aslında en çok kendinize yaklaşıyorsunuz. Kaderin karmaşıklığına eşleşmeler verilir. Bütün bunlar ne anlama geliyor? Bunu düşündüğünüzde, kendinizi mükemmel bir hikayenin içinde buluyorsunuz. Yaprak bu evrende sebepsiz yere kıpırdamaz. Rüzgarın sana söyleyecek bir sözü var. Uyanık olmanız ve her zaman kalbinizin öğrenci kaımasını kabul etmeniz yeterlidir ... ~ Yunus EMRE’nin dediği gibi: “Seni mutlu eden, bulduğun değil, tesadüfen rastladığın şeylerdir... Sana tavsiyem, kendinle ve ruhunla tanışmak istiyorsan önce, Yunus EMRE ile karşılaş...
Öğrenci: Azərbaycan Şamaxı rayon Sabir qəsəbə / Alxan Alxanov adına tam orta məktəb. /Ögretmen: Günay Məmishova
Yunus Emre*
Bir kənddə bir qoca yaşayırmış . Havanın çox istikeçməsindən dolayı quraqlıq olmuş torpaqdakı bitkiler taxıllar qurumağa doğru gedirmiş. Yunusla anasının keçimi tarlaymış, ac qalmaq təhlükəsi ilə qarşı-qarşıya qalmış Yunus Emre üz tutur uzaq bir kənddə qalan dostundan borc buğda istəməyə. , bilirdi ki, dostu onu eli boş geri qaytarmayacaq. Nəhayət gəlib çatır dostunun yanına dostu Emre’nin problemini axıra kimi dinləmədən çuvallarını buğda ilə doldurur . Yunus minnətçi çörekyememek üçün dostuna deyir ne istesen qarşılığında heyetinde ne iş var görərəm. Dostu ona iş teklif edir ki. Meşeden getirdiyi odunlari doğramaqda komek etsin ona ve razılaşır ve işini qurtarır buğdanı kiselere doldurub üz tutur kəndinə. Yunus anasını ac susuz ve halsiz veziyyetde görür apardığı buğda ilə taxıl biçini ne kimi dolanırlar. Ve onlar həyatlarına evvelki qaydada davam edirler.
Gülnaz /Azərbaycan Şamaxı rayon Sabir qəsəbə/ A .Alxanov adına tam orta məktəb / GünayMəmishova
*Azeri Türkçesi
Yunus Emre*
Yunus Emrenin buğday hikayesi .Çok güzel bir hikayedir.Köyde ,çiftiyile çubuğuyla uğraşan .Yunus Emre bir yıl pek bunalmişdi .Duyuyordu. Hacı Bektaşin bir pir varmış .Kendisine başvuranlara buğday veriyormuş .Yunus Emre Hacı Bektasin yanına gider .Hacı Bektaş a Yunusun alıç getdiriyini söyleler .Hacı Bektaş Yunusun bu davranışi onun hoşuna gider.Yunus Emrede soruşarlar Himmet ister buğday ister ?Yunus:”Ben himetle ne yapacağım” bana buğday lazım derYunus Emre buğdayı alıp yola koyulur .Fakat yolda “Ben ne yaptım”?Himmet alsayidim buğdayda bula bilirdim .Geri döner.Buğdayi boşatsinlar sen bana himmet ver der . O geçti artiq ihsan Taptuk Emre’ye verdik . Yunus Emre Taptuk Emre’ye aramaya başlar.Mühteşem bir hikayedir .Herke okumalarını tercih ederem .
Gülçin/Azərbaycan Şamaxı rayon Sabir qəsəbə Alxan Alxanov adına tam orta məktəb/Günay Məmishova
*Türkiye Türkçesi




- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
BUY THIS BOOK
(from $26.79+) -
BUY THIS BOOK
(from $26.79+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!