Azerbaycan masalları

Bir varmış bir yokmuş, eski zamanlarda gaddar bir padişah varmış. Bu padişahın koyduğu kanuna göre evlatlar, iyice yaşlanmış ana babalarını sırtlarına alıp erişmesi zor yüksek bir kayaya çıkarıp oraya bırakırlarmış. Evlatla-
rı gidince yaşlılar, burada kendi kaderleri ile baş başa kalırlarmış.
Günlerden bir gün İbrahim adında bir oğlan, babasının elden ayaktan düştüğünü görüp ona:
‒ Baba gidelim, artık senin vaktin geldi. Seni biraz daha geciktirsem
insanlar beni ayıplar, demiş.
Baba çaresiz kalıp:




‒ Oğul ne istiyorsan yap, sen bilirsin.
Bütün aile yaşlı ihtiyarla helalleşmişler. İbrahim, babasını sepete koyup sırtına almış. O ağır ağır, kederli bir hâlde açık hava kabristana gitmek için yola çıkmış. Az gitmişler, uz gitmişler, yolda yaşlı ihtiyar derinden bir ah çekmiş. İbrahim, babasının ah çekmesinin sebebini ne kadar sorduysa da o bir şey dememiş.
İbrahim çok ısrar edince babası:
‒ Hiç oğul, aklıma düştü ki bir zaman ben de senin gibi babamı sepete koyup işte bu yoldan kabristana götürmüştüm. Şimdi sen de beni götürüyorsun.
Yaşlı ihtiyarın bu sözleri, İbrahim’in yüreğine ok gibi saplanmış.



istemiş ki babasını eve götürsün amma adalete karşı gelmekten çekinmiş. O, yoluna yavaş yavaş devam etmiş. Kabristana varınca kuşların âdeta kulakları
sağır eden ötüşleri İbrahim’i korkutmuş. Babasını yere koyup biraz dinlenmek istemiş ancak açgözlü kuşlar, baba ve oğlun başının üstünde daireler çizip sabırsızlıkla İbrahim’in gitmesini gözlüyorlarmış.
Yaşlı ihtiyar açgözlü kuşlara bakıp oğluna:
‒ Git oğlum, git, canın sağ olsun ancak sepeti de götürmeyi unutma.
İbrahim cevap vermiş:
‒ Baba, ben annemi bu sepetle getirmiştim, evimizdeki sonuncu ihtiyar
sendin, seni de getirdim. Artık sepet nemize lazım?









Yaşlı ihtiyar,
‒ Yok, oğul, senin de oğlun var. O büyüyecek, sen ise yaşlanacaksın. Bir zaman o da bu sepetle seni getirip kuşlara yem edecek. Götür oğul, götür, o sepet sana da kısmet olacak, demiş.
Birden babasını kucaklayarak bağırmış:
‒ Hayır! Baba, baba hayır! Ben seni bu vahşi kuşlara yem etmeyeceğim! Ben seni koruyacağım!
O, taşla, sopayla kuşları kovmuş. Bakmış ki kayanın eteğinde bir mağara var.
İbrahim babasını hemen o mağaraya koyup:
‒ Baba, sen burada yaşa, ben sana yorgan döşek ve her gün ekmeğini
suyunu getireceğim.







İbrahim mağaranın ağzına taşla örmüş. Babasının ekmeğini suyunu hiçbir zaman eksik etmemiş.
Günlerden bir gün şehre gelen suyun başında ejderha peyda olmuş. Ejderha suyun önünü öyle bir kesmiş ki şehre bir damla su gelmiyormuş.
Onun yüzünden bütün halk canından bezmiş. Ejderhaya kaşı pehlivanlar ne kadar mücadele ettilerse de bir türlü galip gelememişler. Padişah her tarafa ferman yollayıp ilan etmiş ki “Her kim ejderhayı öldürür ya da bu topraklardan kovarsa onu dünya malına boğarım.” Kim ona müdahale etse de ejderha ağzından püskürttüğü alevle onu küle çeviyormuş. Hiç kimse
artık onunla yüz yüze gelmeye cesaret edemiyormuş.














Şimdi gelelim İbrahim’e... İbrahim yine yemeğini alıp babasının olduğu mağaraya yollanmış. Baba bakmış ki yemek var amma nedense oğlu su getirmemiş.
‒ Oğul, neden suyu getirmedin, diye sormuş.
İbrahim, “Şehirde halk susuzluktan kırılır. Ejderhanın elinden bıktık. Hiç kimsenin ona gücü yetmiyor.” cevabını vermiş.
Yaşlı ihtiyar biraz düşünüp:
‒ Oğul, ben ejderhanın hakkından gelebilirim.
İbrahim sevinerek:
‒ Baba, sen ejderhanın hakkından gelirsen bütün halkı mutlu dersin.
Üstelik padişah hazinesinin yarısını bize bağışlar.











İhtiyar:
‒ Oğul, sen padişahın yanına git. Ona de ki uzunluğu on arşın, eni dört
arşın bir ayna hazırlasın. Halk o gün aynanın arka tarafından tutarak ejderhaya doğru yürüsün. Ejderha aynada kendi resmini görüp korkacak ve
kaçacak. O kaçtıkça siz onu ayna ile kovun. Ejderhanın izi tozu kalmayıp topraklarımızdan çıkıp gidecek.
İbrahim şahın yanına gidip,
‒ Padişahım sağ olsun, eğer sözünüzde durursanız ben ejderhanın hakkından gelirim, demiş.
Padişah çaresiz kalıp yemin etmiş,




“Hazinemin yarısı senindir. İstersen şimdi taşıtayım, yeter ki sen bizi bu beladan kurtar.” İbrahim:
‒ Padişahım sağ olsun, bana büyük bir ayna yaptırır mı? Padişah, İbrahim’in dediği gibi büyük bir ayna yaptırmış. Aynanın yanlarından arka tarafına elle tutmak için yer koymuş. Halk aynayı ejderhaya taraf götürmüş. Ejderha bakmış ki ona taraf ağzından ateş püskürten korkunç bir hayvan geliyormuş. Bu hayvanın onu yiyeceğini sanarak başlamış kaçmaya. Halk da onu arkasından ayna ile kovalıyormuş. Ejderha arada bir arkasına dönüp bakınca o korkunç hayvanın kendisini takip ettiğini görüyormuş. Başlıyormuş daha hızlı koşmaya. Koşa koşa padişahın topraklarını terk etmiş. Halk suyun içine girmiş. Hepsinin gözlerine can derman gelmiş



. Sevinçten, mutluluktan hepsi İbrahim’i tebrik etmiş.
Padişah İbrahim’i çağırtıp:
‒ Oğul, sözümüz sözdür ancak söyle bakalım, bu fikir, bu tedbir senin aklına nereden geldi?
İbrahim:
‒ Padişahım sağ olsun, bu benim tedbirim, hünerim değil. Gençler ne kadar akıllı olsalar da aksakallılara, onların dâhiyane, bilge nasihatlerine
ihtiyaçları var. Biz bütün ihtiyarları gözbebeğimiz gibi korumalıyız. Onları kurda kuşa yem etmemeliyiz. Bütün insanların kurtulmasını sağlayan bu tedbiri bana öğreten babam oldu.




İbrahim bütün olayları olduğu gibi padişaha anlatmış. Halk onun söz-
lerini hayretle dinlemiş.
Padişah emretmiş:
‒ O ihtiyarı derhâl buraya getirin!
Halk sevinçle dağdan taraf yürümüş. Yaşlı ihtiyarı büyük bir şenlikle
şehre getirmişler. Padişah, hazinesinin yarısını İbrahim’e verip o pis, kötü
âdeti kaldırmış. O günden sonra kendi ecelleri ile ölene kadar yaşlılara
saygı gösterilmiş. Yaşlıların sevinci yere göğe sığmamış.

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
BUY THIS BOOK
(from $3.79+) -
BUY THIS BOOK
(from $3.79+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!