1. Goethe Realschule plus, Koblenz, Almanya
2. Hüseyin Akif Terzioğlu Anadolu Lisesi Çanakkale, Türkiye
3. Kozluk Merkez Anadolu Lisesi Batman, Türkiye
4. Mahir Sadiqov Adına 1 Saylı Mayak Kənd Tam Orta Məktəb, Neftçala
5. Mustafa Gürbüz Necat Bayel Anadolu Lisesi, Gaziantep, Türkiye
6. Şahinbey Belediyesi Mehmet Emin Er Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi,
7. Şahinbey Sosyal Bilimler Lisesi, Gaziantep, Türkiye
8. Şehit Burak Tatar Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Erzurum, Türkiye
9. Vedat Topçuoğlu Anadolu Lisesi, Gaziantep, Türkiye
10. Mustafa Gürbüz Necat Bayel Anadolu Lisesi, Gaziantep, Türkiye

TAKIMLARDAN SORUMLU ÖĞRETMENLER
ALİ ÖZYURT
HÜLYA UÇAR
MERYEM ZÜRNACI
NİHAL ŞAHİN TINGIDIK
ORHAN KÖKSAL
SEVGİ EKİCİ
ŞULE ÖZYURT
ZEKİYE SEVİNÇ TOPUZ
ZEYNEP UĞURLUGELEN
Seslendiren Öğrenciler

KARANLIKTAKİ FİL
Bir Hintli, hayatlarında hiç fil görmemiş insanların yaşadığı bir köye bir fil getirdi; fili karanlık bir ahıra koydu.
KARANLIKTAKİ FİL
Bir Hintli, hayatlarında hiç fil görmemiş insanların yaşadığı bir köye bir fil getirdi; fili karanlık bir ahıra koydu.
Ertesi gün, fili köylülere gösterecekti. Ama meraklı birkaç kişi hayvanı hemen görmek için o kapkaranlık ahıra toplandı.
Ancak ahır o kadar karanlıktı ki, fil gözle görülemiyordu. Adamlardan hiçbiri de yanlarında mum getirmeyi akıl edememişti. O göz gözü görmeyecek kadar karanlık ahırda, file ellerini sürerek onu tanımaya çalıştılar.
Birinin eline filin kulağı geldi;
“Fil bir oluğa benzer,” dedi.
Başka birinin eline ayağı geldi;
“Fil bir direğe benzer,” dedi.
Bir başkası da sırtını ellemişti;
“Fil bir taht gibidir,” dedi.
Herkes neresini elledi, nasıl sandıysa fili ona göre anlatmaya başladı. Bundan dolayı fili tarifleri de farklı farklıydı.
Eğer herkesin elinde bir mum olsaydı, fili tariflerinde bir farklılık kalmazdı. İnsandaki duygu gözü, ancak avuca, avuç bütün fili birden elleyemez ki!
Denizi gören göz başka, köpüğü gören göz başkadır. Köpüğü bırak da, denizi görmeye bak.
Biz, gemilere benziyoruz. Aydın denizin içindeyiz de gözlerimiz görmüyor, birbirimize çarpıp duruyoruz.
Ey ten gemisine binmiş, uykuya dalmış adam, denizi gördün ama asıl denizi yaratana bak.
HAYAT AĞACI
Bilginin biri , bir söyleşide, masala benzer bir olay anlattı. Dediğiniz göre, Hindistan'da bir ağaç varmış; kim o meyvesini yerse, yaşlanır, ne ölürmüş
Padişahın biri bunu duydu; bu ağaca ve meyvesine âşık oldu. İş bilir, güvenilir adamlarından birini o ağacın meyvesini getirmek için Hindistan’a yolladı.
Adam ağacı bulmak için yıllarca Hindistan’ın her yanını gezdi, dolaştı. Meyveyi bulmak için şehir şehir gezdi; ne ada bıraktı, ne dağ; ne ova bıraktı, ne de çöl.
Kime sorduysa, bıyık altından güldüler ona:
“Allah aşkına! Akıllı adam böyle bir şey arar mı? Kesinlikle deli bu adam,” diyorlardı.
Kimileri dövdü onu, kimileri de ermiş gözüyle baktı ona. Yıllarca aradı, durdu. Padişah ona mal ve para gönderiyordu; yeter ki aradığını bulsun…
Ama aramasından hiçbir sonuç alamamıştı. Artık usanmış, yorulmuştu; geri dönmeye karar verdi. Hem ağlıyor, hem de gidiyordu.
Yolda adını ve ününü duyduğu bir şeyh vardı.
Adam umutsuzca:
“Varayım huzuruna gideyim. Belki bana yardımcı olur…” dedi.
Yağmur gibi gözyaşı dökerek şeyhin yanına vardı:
“Efendim,” dedi, “Bana acı ve yardım et; çok çaresizim!”
Şeyh:
“Derdini söyle bakalım… ne istiyorsun? Ne istedin de, ulaşamadın?”
Adam:
“Efendim, padişah beni bir ağaç bulmakla görevlendirdi. Eşi güç bulunur bir ağaç varmış. Onun meyvesi ölümsüzlük veriyormuş. Yıllarca aradım, ama insanların alaycı bakışlarından, aşağılanmadan başka bir şey bulamadım. Derdim bu!
Şeyh güldü ve dedi ki:
“Sen şimdi bu ağacı mı arıyorsun?”
“Evet, efendim.”
“A saf gönüllü adam! O senin aradığın, bilgi ağacıdır. Bilen kişinin bilgisidir. Doğru demişler, O ağaçtan meyve yiyen ne yaşlanır, ne ölür.
Ancak sen yanlış yola girmişsin. Git padişahına söyle, bilgiye ve bilgiliye sarılsın. Ömrünü ilim yolunda harcasın.”
Şaşkın adam, şeyhin yanından sevinçle kalktı, hemen yola koyuldu.
Zengin bir tüccarın dillere destan güzellikte bir papağanı vardı, kuşunu çok seviyor onun iyiliği için her şeyi yapıyordu.
Tüccar bir gün Hindistan'a gitmek için yol hazırlığına başladı. Eşine ve çocuklarına döndüğünde kendilerine neler getirmesini istediklerini sordu.
Hepsi kıymetli eşyalar istedi. Tüccar papağanına da:
“Ey güzel kuşum, Hindistan’dan sana ne getireyim,
sen ne istersin?” dedi.
Papağan:
“Oradaki papağanları görünce halimi anlat ve onlara de ki: ‘Falan papağan benim tutsağımdır, bütün ihtiyaçlarını eksiksiz karşılıyorum ancak ben onu kafeste besliyorum. Size selam söyledi. Şu mesajı gönderdi:
"Ben gurbet ellerde kafeslerde sizin özleminizle can vereyim, siz serbestçe ağaçlıklarda kayalıklarda dolaşın. Bu doğru mudur?
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $8.99+) -
BUY THIS BOOK
(from $8.99+) - DOWNLOAD
- LIKE (1)
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!