

Güneş sınıfta bir köşede hep sessiz ve sakin bir şekilde otururdu. Çok şey düşünürdü ama düşüncelerini kimseyle paylaşamazdı. İnsanların onunla dalga geçmesinden çok korkardı. Çünkü Güneş'in sevmediği bir özelliği vardı.
İnsanların önünde konuşurken utanıp kekelemeye başlardı. Heyecandan elleri titrerdi konuşmaya başladığı e elinde ne varsa düşürdü. Hatta daha önce törende şiir okurken elinden mikrofonu düşürmüş, ardından da onu yakalamaya çalışırken merdivenden düşmüştü. Daha önce sınıfta yaptığı sunumlarda da aynı şeyi yaşamıştı.



Öğretmenleri 23 Nisan için büyük bir tiyatro gösterisi hazırlamaya karar vermişti. Güneş 'in en büyük hayallerinden biriydi tiyatro sahnesinde bulunmak. Seyircilerin alkışları eşliğinde selam vermek.
Gezegenleri canlandıracakları gösteride hem de adı olan Güneş'i canlandırmayı çok istiyordu. Ama öğretmenleri bu önemli karakter için rol yapma yeteneği çok iyi olan arkadaşı Deniz'i seçmeyi düşünüyordu.

Güneş öğretmeniyle konuşup Güneş rolünü istemeye karar verdi. Ama bir yandan da aynı şeylerin olmasından korkuyordu. En son törende başına gelenlerden sonra uzun süre okula gitmemişti. O gece hiç uyumadı ve sürekli düşündü.
Tiyatroda Güneş rolünü oynamalı mıyım?
Yoksa aynı şeyleri yaşamamak için oynamamalı mıyım?
Sizce oynamalı mı ,
Oynamamalı mı?

O gün hava çok güzeldi. Güneş o kadar heyecanlıydı ki okul gezisi için evden hemen çıkmak istiyordu. Annesi:
-Okul pikniğinde öğretmeninin yanından ayrılma, tanımadığın insanlarla konuşma, ormandaki bilmediğin yiyecekleri yeme, tanımadığın insanların verdiği yiyecekleri alma, dedi.
Güneş o kadar heyecanlıydı ki annesinin sözlerini duydu ama umursamadan hazırlanmaya devam etti. Evden hızla çıkıp servisine bindi.
Güneş Piknik Gezisinde
Okula gelince hemen arkadaşlarıyla piknik alanına gidecekleri servise bindiler. Serviste arkadaşlarıyla şarkılar eşliğinde eğlendiler. Piknik alanına gittiklerinde öğretmenleri:
-Yanımdan ayrılmayın çocuklar, eşyalarımızı koyacağımız masayı bulalım, dedi. Zaman kaybetmeden masa bulup yerleştiler ve ormanı keşfe çıktılar.
Çam ağaçlarının kokusuyla ormanda sincap, ağaç kakan, arı kovanı, dere ve kendileri gibi piknik yapan başka insanlar gördüler. Arı kovanı Güneş'in dikkatini çekti, ilk defa arıların bal yapışını görmüştü. Güneş, arı kovanına gitmeli miydi gitmemeli miydi? Arıları ve kovanı incelemek, merakını gidermek doğru muydu, yanlış mıydı?
Güneş arıların onu sokacağını düşündü ve oradan uzaklaştı. Güneş öğretmeninin ve arkadaşlarının yanına dönerken piknik alanındaki diğer insanların yaptığı mangal dikkatini çekti. Kokusu çok güzeldi. Mangal başında et pişiren insanlar Güneş'in mangala baktığını gördüler. İnsanlar Güneş'e et vermek istedi. Güneş eti almalı mıydı, yoksa almamalı mıydı? Neyin doğru olduğuna nasıl karar vermesi gerektiğini bilemedi.
Güneş'in tanımadıklarından yemek alması doğru mudur? Yanlış mıdır?
GÜNEŞ'İN KORKULU RÜYASI Yine bir salı günü ve Güneş için umutsuzluk. Neden diye soracak olursanız, salı günleri Güneş 'in korkulu rüyasıdır, çünkü o gün okulda Beden Eğitimi dersi vardır. Güneş sabah istemeyerek uyandığı gibi, istemeye istemeye de eşofman takımlarını giydi. Güneş Beden Eğitimi derslerini hiç sevmezdi. Ne zaman spor salonuna gitse, içini bir korku kaplar, öğretmeninin yapmasını istediği her hareketi duyduğunda dizlerinin bağı çözülürdü. Çünkü içinde sürekli ''Ya yapamazsam'' korkusunu taşırdı. Bu konuyu büyükleriyle defalarca konuşmasına rağmen probleminin üstesinden gelememişti.
Güneş ağır adımlarla okulun kapısından içeri girdi.

Daha da yavaşlayarak spor salonuna doğru yola koyuldu. Okulun spor salonu aslında çok sevimli bir yerdi. Yerlerde rengarenk matlar vardı. Bir köşede voleybol ve basketbol sahası , diğer köşede devasa bir tırmanma duvarı. İşte Güneş'in en büyük korkusu tüm heybetiyle orada duruyordu ''Tırmanma duvarı'' .
Öğretmen çocuklara bugün derste herkesin kendi tercih ettiği oyunla vakit geçirebileceklerini söyledi. Tüm çocuklar sevinçle köşelere dağıldı. Biri hariç; Güneş. Güneş öylece bir kenarda etrafı izlemeye başladı. Birden çok sevdiği arkadaşı Elif 'in ona seslenişini duydu.

Korkular geçici midir yoksa kalıcı mıdır ?
_Güneeeşşş burdan inemiyorum. Bana yardım eder misin?
Çok korkuyorum, dedi elif.
Güneş şaşırmıştı .Elif'e nasıl yardım edecekti. O da en
az Elif kadar korkuyordu. Derken Elif ağlamaya başladı.
Güneş tüm cesaretini cesaretiyle duvara tırmanıp Elif'e elini uzattı.
Birkaç dakika sonra ikisi de yerde ve güvendeydi.
Birbirlerine sımsıkı sarılıp gülüştürler. Tüm korkular bir anda
gidivermişti.
O sabah şakır şakır bir yağmur yağıyordu. Güneş Bu havada müze gezisinin olmasını hiç uygun bulmuyordu. Hem de şehrin bir ucundaki resim müzesine gideceklerdi. Güneş zaten her zaman en iyi resmi kendisinin çizdiğini düşünürdü. Kendisin dışında yaptığı başka resimler ilgisini çekmezdi. Annesi Güneş’le aynı fikirde değildi. Ona sınıfça gidecekleri müze gezisi için bir çanta hazırlamıştı. İçine not alabileceği not defteri, en sevdiği renkli kalemlerini koymuştu. Annesi:
Güneş Okulca yapılan bu müze gezisi yerine evde oyuncaklarıyla oynamayı tercih ediyordu. Oyuncaklarını çok seviyordu ve kimseyle paylaşmak istemiyordu. Güneş en sevdiği eşyalarını da sadece kendisi kullanmak isterdi. Kimseye vermek istemezdi.

GÜNEŞ MÜZE GEZİSİNDE
Güneş kendisini bekleyen servise isteksizce bindi. Serviste öğretmeni ve tüm sınıf arkadaşları vardı. Müzeye vardıklarında Güneş’in yüzü daha çok asıldı. Koridordan geçerek kocaman resimlerin asılı olduğu duvarları incelemeye başladı. Canı sıkılıyordu. Bu salonda bir çocuk gördü. Çocuk çok eğleniyor gibiydi.
-Güneş ,çocuğa dönerek “Bence burası çok sıkıcı bir yer “dedi.
-“Önceden bende senin gibi düşünüyordum “dedi Mete.
Yakından baksana şu tabloda ne kadar güzel renkler var.


Güneş tabloyu inceledi içine bir mutluluk gelmişti. Mete bu tablonun benzerini çizmeye başladı ama renkleri eksikti. Güneş ona kalemlerini verdi. Birlikte resim yaptılar. Güneş en sevdiği kalemlerini Mete ile paylaşmış ve resmini hayranlıkla izlemişti. Mete ve Güneş müzedeki salonları gezip, tabloları hayranlıkla izlediler.Bazen de resim yapmaya devam ettiler. Güneş eve döndüğünde annesine müzenin çok eğlenceli bir yer olduğunu söyledi. Kendi boya kalemleri ile Mete’nin çizdiği resmi hayranlıkla anlattı. Kendinden başka çocukların da çok güzel resim çizebileceğini ve kalemlerini paylaştığı için de içindeki mutluluğu anlattı.
Paylaşımcı olmak bizi mutlu eder mi?

GÜNEŞ OKUL KANTİNİNDE
Güneş sabah uyandığında çok heyecanlıydı. Çünkü annesi uzun zamandır biriktirdiği kumbaradaki parasının bir kısmını okulda yanında götürebileceğini söylemişti. Annesi Güneş'e :
- Güneşciğim eğer olur da arkadaşlarının da canı birşeyler isterse paranın bir kısmıyla onlara da yiyecek almayı teklif edebilirsin. Unutma cömert olmak hayatta çok önemlidir. demişti.
Güneş annesinin bu fikrinden sonra daha da heyecanlanmıştı. Servis ile okula giderken hangi arkadaşına ne ısmarlayacağını düşünüp durdu. Dersler su gibi akıp geçti ve işte öğle arası olmuştu. Güneş ve arkadaşları okulun yemekhanesine doğru yola konulmuşlardı.
Okulun yemekhanesi hergün çeşit çeşit ve sağlıklı yemeklerin olduğu kocaman bir salondu. Güneş yolda giderken arkadaşlarına:
- Arkadaşlar bugün evden gelirken yanıma bir miktar para aldım. Eğer paranız yetmez ve canınız birşeyler isterse paramı sizinle seve seve paylaşabilirim dedi.
Arkadaşı Ömer Güneş'e :
- Güneş bana bugün bir sandviç hazırlar mısın ? dedi . Güneş :
- Tamam Ömerciğim dedi .
Daha sonra arkadaşı Elif Güneş 'e :
- Güneş bana da bir ayran alır mısın ? dedi.
Güneş ona da:
- Tamam Elifciğim, dedi.
Derken liste uzadıkça uzadı. Güneş bir an kendini birilerine meyve, birilerine içecek, birilerine yiyecek satın alırken buldu. Günün sonunda evden getirdiği tüm parası bitmiş ve hatta kendine de hiçbir şey satın alamamıştı.
Cömertlik birine bir şeyleri sınırsız vermek mi demektir, yoksa bir sınırı var mıdır?
What is a friend?


Güneş at the School Party
Güneş was very excited that day because it was the last day of her school. There was a party at the school hall and she would like to wear her best dress. Her dress was very important for her because it was a gift from her grandmother. She was willing to have fun and feeling relaxed after a very difficult school year. She and her friends decided to meet at the school entrance.
Everybody was at school. The girls were in their colorful dresses and the boys wore their best clothes. All the students walked into the school hall. It was decorated with lots of colorful balloons and flyers. There were beverages, cakes and candies on the tables. The music started and some students started to dance.
Güneş felt shy. She has never danced in front of her friends before. Then after a while she found herself alone at the party. She decided to get a drink and watch her friends. She sat down by the table and started to get bored. She didn’t imagine a party with full of dance. After a while one of her friends realized Güneş and asked her to dance together. Güneş refused her offer because she thought she didn’t know how to dance.
“Let’s dance together! You will have too much fun, Güneş” said Güneş’s friend.
“I don’t know how to dance. I have never danced with lots of people” said Güneş.
“ I’ll show you how to move your body. Just feel the music and follow me!” said her friend.
Güneş wasn’t sure. “Trust me!” said her friend and then Güneş found herself in the middle of the dance floor. At first she wasn’t confident. She tried to follow the music and saw that everybody was happy and only interested in having fun with the music. Güneş felt better and started to enjoy the dance floor. She was pleased to accept her friend’s offer and trust her.
What is a friendship?
Do you trust all your friends?
Does a friendship depend on trust?

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
BUY THIS BOOK
(from $3.79+) -
BUY THIS BOOK
(from $3.79+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!