
Her sabahki gibi Nasrettin Hoca erkenden uyandı ve ahıra gidip eşeği Düldül’ü yemledi. Eve geldiğinde hanımının kahvaltıyı hazırlamış olduğunu gördü. Usulca yer sofrasının bir köşesine oturdu ve hazırlananları yemeye başladı. Günlerdir içini huzursuz eden bir konu vardı ve kahvaltı esnasında hanımına aklını meşgul eden bu konuyu anlatmaya karar verdi. Yavaş yavaş çiğnediği lokmasını yuttu ve:
Hanımı bu fikre pek sıcak bakmasa da Hoca hazırlandı. Bahar mevsimi yeni geldiği için daha sıcak olacağı düşüncesiyle gezisine güney illerden başlamaya karar verdi. Eşeğini güneye yöneltti, kendi de kuzeye yöneldi ve atladı Düldül’ün sırtına. Düldül aceleci adımlarla ilerlerken Hoca mahzun kalan eşinden helallik istedi ve el sallayarak vedalaştı.
Akşehir’den çıkalı üç gün olmuştu. Karaman’ı geçmiş Sertavul geçidine gelmişti. Yolda karşılaştığı bölge halkından Mut’a yarım günlük yol kaldığını öğrendi ve zaman kaybetmeden yola devam etti. Alahan’a geldi. Kuşbakışı aşağıdaki güzel ilçeye baktı. Her yer bembeyaz çiçek açmış kayısı ağaçlarıyla kaplıydı.
Kıvrılarak vadi boyunca akan Göksu ırmağı onu adeta büyülemişti. Bu güzellikleri yakından görmeliyim deyip devam etti yoluna.
Yukardan gördüğü güzel ilçeye, Mut’a, geldi sonunda. Küçük bir esnaf lokantasında karnını doyurduktan sonra güneye doğru devam etti. İlçeden henüz ayrılmıştı ki Göksu nehri kenarında bir köye ve köyün okuluna rast geldi yolu. Bahçedeki çocuk cıvıltısından teneffüs saati olduğu belliydi. Bahçe kapısına yaklaştı ve Düldül’ü bir yere sağlamca bağladı. Biraz ilerideki tabelada Turhan Akay Ortaokulu yazıyordu. Başında kocaman kavuğu, çarıkları, klasik kıyafetleri ve eşeğiyle çocukların hemen dikkatini çekti. Yıllardır masallarını dinledikleri Nasrettin Hoca’yı hemen tanıdılar. Sevinç ve şaşkınlık içerisinde yanına koştular ve Türk misafirperverliğiyle onu okula davet ettiler. Hoca bu davete kayıtsız kalmadı. Çocuklar sırayla ve toplu olarak hocayla birlikte fotoğraf çektirdiler. Hoca geziye çıkma sebebini anlatınca çocuklar daha da çok sevindi.
Çünkü yaşadıkları yerde ona gösterecekleri ve anlatacakları çok şey vardı. İlçenin tarihi kalesini, geçtiği yol üzerindeki Alahan Manastırı’nı, Dağpazarı Kilisesi’ni ve daha neler neler. Hoca bütün anlatılanları dinledi ve canlı canlı görmeye karar verdi. Çocuklar Düldül’e sahip çıkabileceklerini kendi hayvanlarının yanında bakabileceklerini söylediler. Hoca eşeğini bırakıp minibüsle ilçe merkezine dönüp oraları gezdikten sonra çocukların tavsiye ettiği bir sonraki köy okuluna doğru yola çıktı.
Eşeği düldül e binip yoluna devam etti Nasrettin hoca. Yolda karnının epey acıktığını fark etti. Yakında bir köy görünüyordu. Köye yaklaşınca insanlar Nasrettin hoca yı hemen tanıyıp şaşkınlık ve sevinçle evlerine buyur ettiler. Evlerden birine girdi Nasrettin hoca. Mersin yöresinin en meşhur yiyeceklerinden olan sıkma ikram ettiler Nasrettin hocaya. Sıkmasını yedikten sonra evin çocuğu Nasrettin hocayı okuluna götürmek istediğini söyledi. Okuldaki arkadaşları da onu görünce çok sevineceklerdi. Evin çocuğu ile birlikte tekrar yola koyuldu Nasrettin hoca ve köyün okulu olan Aşağı Köselerli Okuluna geldi.
Burada kendisini sevinçle karşılayan çocuklarla fotoğraf çektirdi ve sohbet etti. Onlara bol bol nasihatta bulundu .Daha sonra yoluna devam etmesi gerektiğini söyleyen Nasrettin hocaya ne tarafa gideceğini sordu çocuklar. O da ege tarafına gitmek istediğini söyledi. O halde hep beraber yola çıkalım da size mersin e kadar eşlik edelim yalnız gitmeyin dedi çocuklar.
Hem mersin in çok meşhur olan kız kalesini de gezebileceklerini söylediler. Nasrettin hoca bu teklife çok sevindi ve çocuklarla beraber mersin yoluna koyuldular. Mersin e vardıklarında Nasrettin hoca : Buranın en meşhur olan başka yemeği var mı söyleyin bakalım çocuklar da onu yiyelim dedi. Çocuklar ise : Var tabikiiii olmaz mı tantuni diye bağırdılar hep beraber. Sonra çocuklar ve Nasrettin hoca bir güzel karınlarını doyurdular ve kız kalesini görmeye gittiler. Orada da çocuklarla bol bol fotoğraf çekilip sohbet etti Nasrettin hoca. Artık veda vaktinin geldiğini söyledi ve çocuklarla vedalaştıktan sonra bindi yine eşeği düldüle ege ye doğru yola çıktı.
Mersinden sonra deniz kıyısı boyunca Antalya, Muğla ve Aydın'ı geçtikten sonra nihayet İzmir'e giriş yapmıştı Nasrettin Hoca. İzmire ilk girdiğinde Selçuk ilçesi onu çok büyülemişti. O kadar çok yorgun ve uykusuz olmasına rağmen heyecanı kalbinin atışlarını bile hızlandırmıştı. Nasrettin Hoca biraz uyuyup dinlendikten sonra gezmeye başlamıştı ki karşısına bir grup öğrenci çıktı. Bütün öğrenciler Nasrettin Hocayı tanımıştı. Kendilerini Sezai Karakoç İmam Hatip Lisesi öğrencileri olarak tanıtan öğrenciler kendilerinin de kültürel okul gezisi için orada bulunduklarını anlattılar. Nasrettin Hoca hem şaşırmış hem de tebessümlü bir ifadeyle Selçuktaki kültürel mirası sormuştu. Çocukların içinden birisi " Burada 'DünyaMiras Listesi' nde bulunan Efes bulunmakta. Efes'in içinde ise Dünya Miras Alanı kabul edilen Çukuriçi Höyük, Ayasuluk tepesi, Efes Antik Kenti ve Meryem Ana Evi bulunmaktadır." demiştir. Çocuğun anlattığından etkilenen NasrettinHocaçocuklarla birlikte gezisine devam etti.
Gezi sonunda çocuklarla birlikte piknik alanında karnını doyuran Nasrettin Hoca onlarla birlikte oyunlar oynayıp çocukluk anılarını hatırlamıştı. Nasrettin Hoca daha çok yolunun olduğunu bahsedip yola çıkması gerektiğini belirtti. Çocuklar da Nasrettin Hocaya gitmeden önce son kez Ege Yöresi oyunlarından Zeybek oyununu oynamışlardı. Oyundan çok hoşlanan ve her bölgenin kendi külterel mirasının ne kadar önemli olduğunu farkeden Nasrettin Hoca daha sonra çocuklarla vedalaşıp İstanbula varmak için Marmara'ya doğru yola çıktı.
Nasrettin Hoca ve yoldaşı Düldül onca yolun ardından oldukça yorgun düşmüşlerdi. Beşiktaş Şehit Öğretmen Şenay Aybüke Yalçın Ortaokulu e-Twinning proje ekibi Nasrettin Hocaya küçük bir sürpriz yaparak ona ve yoldaşı Düldül'e bir uçak bileti ayarlamışlardı.. Nasrettin Hoca ve Düldül ilk kez uçağa binecekti ve oldukça heyecanlıydı doğruca İzmir Adnan Menderes Havalimanının yolunu tuttu. Uçağı gören hoca adeta büyülenmişti.
Düldül ise oldukça heyecanlıydı ve bu heyecanında haklıydı çünkü tarihte ilk uçan eşek belki o olacaktı.
Kendilerini kaptan pilot Rümeysa karşıladı , Nasretttin Hoca Kaptan pilot Rümeysa ile tanıştıktan sonra kabin memurumuz Feyzican yerlerini gösterdi ve misafirlerine konforlu ve güvenli bir yolculuk yapmaları için gerekli bilgilendirmeleri yaptı. Uçak havalandıktan sonra Efe Seymen hocaya mayalanmış yoğurt ikram etti yanında da yavru bir kazanın içinde tavşanın suyunun suyunu içerken arkada yere uzanmış Düldül afiyetle marul yiyordu..
uçak gökyüzünde süzülürken hoca cama doğru çevirdi kafasını ve manzarayı görünce oldukça etkilendi gözleri yuvalarından çıkmıştı. Evler, yollar, dağlar, ovalar ,bayırlar ,dereler, denizler hepsinin üzerinden geçerken kendini sanki 2022 yılına ışınlanmış gibi hissetti.Manisa Balıkesir Bursa'yı ilk kez gökyüzüden tamda kuşbakışı dedikleri şekilde seyrediyordu. Adeta rüyada gigiydi..
Sonra düşüncelere daldı. İstanbul Havalimanına giderken İstanbul Boğazından geçerken aklına Hezarfen Ahmet Çelebi'nin bu boğazı uçarak geçtiğini hatırladı.. Hezarfen Ahmed Çelebi, 1632 yılında lodoslu bir havada Galata Kulesi'nden kuş kanatlarına benzer bir araç ile kendini boşluğa bırakarak İstanbul Boğazı'nda 3358 metre yukarıdan süzülerek Üsküdar'da yer alan Doğancılar Meydanı'na inmişti.
Hocanın düşüncelere daldığını gören rehberimiz Berat hemen yanına giderek Hoca'ya selam verdi . Kendisini selamlamasından çok hoşlanan Hocamız Berat ile sohbete koyuldu.
-Berat evladım bilir misin Hezarfen ne demektir ?
- Hocam Hezar, Farsça kökenli bir sözcük olup ''1000 (bin)'' anlamına gelir. Hezarfen ise "bin fenli (bilimli)'' yani "çok şey bilen" anlamına sahiptir. Çelebi ise ''yüce kişi, efendi, rabb'' anlamlarına gelen, Osmanlı imparatorluğu'nun neredeyse tüm dönemlerinde kullanılmış Süryanicede kökenli bir unvandır.
-Berat evladım pek ala Galata Kulesi ile ilgili ne bilirsin anlat hele
- Galata Kulesi ya da müze olarak kullanılmaya başlaması sonrasındaki adıyla Galata Kulesi Müzesi, İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bulunan bir kuledir. Adını, bulunduğu Galata semtinden alır.
Galata Surları dahilinde bir gözetleme kulesi olarak inşa edilen kule günümüzde, bir sergi alanı ve müze olarak kullanılır. Hem Beyoğlu'nun hem de İstanbul'un sembol yapılarından biridir. Konstantinapolis'in 29 Mayıs 1453'te Osmanlı İmparatorluğu tarafından alınması sonrasında Kulenin de dâhil olduğu Galata'daki tahkimatlarda birtakım tahribatlar gerçekleştirilse de, Osmanlı Padişahı 2.Mehmet'in fermanıyla kuledeki tahribatlar durduruldu ve tahrip edilen kısımlar yeniden inşa edildi. 1509daki depremde hasar gören kule, 1510 itibarıyla onarıldı. 16. ve 17. yüzyıllarda, savaş esirlerinitutma yeri ve levazım ambarı, 18. yüzyıl itibarıyla Mehterhane ocağı ile yangın gözleyiciler tarafından bir yangın kulesi olarak kullanıldı.1794'teki yangın sonrasında yapılan onarımla kulenin tasarımı değiştirildi. Üst kısım bir kahvehane dönüştürüldü. 1831'deki yangın sonrasında tasarımı bir kez daha değiştirildi.
1875'teki bir fırtınada çatısının devrildi ve en üst katın üzerine iki ahşap kat çıkılarak bu kısım, şehirde çıkan yangınları gözleme ve haber vermek için kullanılmaya başlandı. 1965-1967 yılları arasındaki restorasyon çalışmasıyla kule, katları farklı amaçlara hizmet eden turistik bir yapı olarak düzenlenirken kulenin çatısı da yenilendi
1999-2000 yıllarında dış cephesinde bir restorasyon yapıldı. 2013'te, İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı BELTUR işletmeyi devraldı. Bu dönemde kulenin en üst iki katında birer kafe ile restoran yer almaktaydı. Aynı yıl, UNESCO tarafından Türkiye'deki Dünya Mirası Geçici Listesi'ne dâhil edildi. 2019'da mülkiyeti ve işletmesi Vakıflar Genel Müdürlüğüne geçti. 2020'de yapılan çalışmalar sonrasında kule, müze ve sergi mekânı olarak düzenlendi ve kullanılmaya başlandı.
Çatısının ucuna kadar olan yüksekliği 62,59 m olan Romanesk tarzdaki kâgir kulenin silindirik gövdesi taştandır.
Birer bodrum, zemin ve asma kat dâhil olmak üzere 11 katı bulunur.
Zemin katla altıncı kat arasında asansör yer alırken, zemin kattan dördüncü kata kadar taş merdivenler, altıncı kattan sekizinci kata kadar ise çelik konstrüksiyon merdivenler yer alır.
Tepesini kaplayan koni şeklindeki çatısı ise betonarmedir
Günümüzde kulenin zemin katı, bilet kontrol ve güvenlik noktası olarak hizmet verirken altıncı kata kadar ulaşan asansörün girişi de burada yer alır.
Birinci kat müze mağazası iken sonraki üç kat sırasıyla Hezarfen Ahmet Çelebi'nin Galata Kulesi'nden süzülüşünün bir animasyonunun gösterildiği bir ekranla birlikte simülasyon alanı ile kulenin Takiyüddin tarafından kullanıldığı dönemini konu alan eserlerin; Kurtuluş Savaşı'na ait fotoğrafların; Galata Kulesi ve Surlarına ait bilgi ve eserlerin; Galata Kulesi ve İstanbul ile ilgili eserlerin yer aldığı kalıcı müze ve sergi alanlarıdır. Bir geçiş alanı niteliğindeki altıncı katın sonrasındaki geçici sergi alanı olan yedinci katta, İstanbul'un bir bölümünü gösteren bir maket ile pencere önlerine konumlanan seyir dürbünleri yer alırken sekizinci kat, bir seyir terası olarak düzenlenmiştir. Kulenin dış cephesi ile kuleyi çevreleyen alan ise bazı özel günlerde farkındalık girişimleri, anma ya da kutlama amacıyla kullanılır.
- Oooo Berat evladım maşallah sana aferin ne iyi bir araştırmacısın sen böyle. İstanbul'da gezerken Düldül ile bana eşlik eder misin?
- Hocam biz zaten Rümeysa , Feyzican Efe Seymen ve Filiz Hocamız ile birlikte size eşlik edeceğiz.
- Galiba uçağımız indi. Bu güzel yolculuk ve rehberlik için için Düldül ve ben hepinize çok teşekkür ediyoruz. Şimdi hep beraber önce Galata Kulesine gidip gezelim ardından da akşam üzeri Düzce'ye doğru yola koyulalım. Yolumuz uzun Fındık bahçelerimizi görelim. orada da gezilecek yerlerimiz ve bizi bekleyen dostlarımız ile kültür turumuza devam edelim.
Hoca ve Düldül fındık bahçelerine gitmek için çıktıkları yolda Düzce’ye gelmenin heyecanını yaşıyorlardı. Bakalım fındık bahçelerinde hasat zamanı gelmiş miydi yoksa daha bahçe bakım zamanı mıydı? Düzce ‘ye vardıklarında onları dostları karşıladı. Hemen sofralarına buyur ettiler. Yoldan geldiniz hocam yorgunsunuz biraz dinlenin çok işimiz var bahçelerde bakım zamanı sonrasında sizlere göstermek istediğimiz yerler var dediler. Yemekte Düzce ‘nin meşhur kestane balı, mancarlı pide ve çerkez tavuğu da vardı. Buralara kadar gelmişken bu lezzetleri tatmamak olmaz dedi Hoca. Dinlendikten sonra yola koyuldular fındık bahçesinde ağaçlara bakım yaptılar.
Dostlarının isteği üzerine merkezde bulunan Şehit Cihan Aksarı Ortaokulu’na uğrayan Nasrettin Hoca oradaki çocuklar tarafından neşeyle karşılandı. Herkes kitaplarda tanıdığı Hoca’yı görmenin sevinç ve şaşkınlığını yaşıyordu. Okulda Tuba öğretmen ile beraber sohbet ettikten sonra hep birlikte
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $3.99+) -
BUY THIS BOOK
(from $3.99+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!