
HAZIRLAYANLAR :
ÇERKEŞ TOKİ ORTAOKULU
BÜYÜKKARAKUYU ORTAOKULU
İSTİKLAL ORTAOKULU
KUTLU ORTAOKULU
DÜZYURT ŞEHİT ALİ BULUT ORTAOKULU

ÖN SÖZ
Maske Kahraman Sensin eTwinning Proje ekibi olarak hikayelerimizi grup çalışması şeklinde yazdık. Okuduğumuz kitaplardaki kahramanlara, yazdığımız hikayelerde yeni maceralar yaşatıyoruz. Bizler yazarken çok eğlenirken siz de okurken eğlenirsiniz.
İÇİNDEKİLER
1.KÜTÜPHANENİN SAHİBİ ................................................4-20
2.KAŞİFLER...............................................................................21-30
3.KALPLERİN SIRRI.................................................................31-40
4.YILDIZLAR DİYARI ..............................................................41-46
5.KAHRAMANLARIN SERÜVENİ...........................................47-57
6.BİR NASREDDİN HOCA HİKAYESİ............................58-61
KÜTÜPHANENİN SAHİBİ
KÜTÜPHANENİN SAHİBİ
Oz Büyücüsü’nün devasa bir Oz Kütüphanesi vardı. Bu kütüphanede dünyanın bütün kitapları mevcuttu. Oz Büyücüsü artık yaşlandığı için bu kütüphaneyi onun değerini bilecek birine devretmek istiyordu. Oz Büyücüsü her şeyden çok sevdiği bu gizemli kütüphaneyi kütüphanenin sırrını bulan kişiye devredecekti. Bunun için Oz ülkesinde bir duyuru yaptırdı. Bu duyuruyu duyan herkes kütüphanenin sırrını araştırmaya koyuldu. Kütüphanenin sahibi olmak isteyenlerden biri de Harry’di.
Kütüphanenin kimsenin bilmediği gizli bir bölümü vardı. Bu bölüme sadece Oz Büyücüsü’nün yakın arkadaşları girebilirdi fakat kütüphanenin devri için bu bölüm de tüm halka açılmıştı. Harry bu bölümü gezerken dışı altın sarısı bir kitap fark etti. Kitap o kadar parlıyordu ki Harry’nin gözleri kamaşmıştı. Harry kitabı açtığında içinde hiçbir şey yazmadığını fark etti. Tüm sayfalar bomboştu. Harry içinde hiç yazı olmayan bir kitabın kütüphanede bulunmasını biraz garipsemişti. Kitabın boş sayfalarının bir nedeni olmalıydı. Kitabın gizemi neydi?
Kısa sürede tüm halk arasında kütüphanede var olan bu boş sayfalı kitap dilden dile dolaştı. Herkes bu kitaba bakmak ve sırrını çözmek için kütüphaneye mutlaka uğrardı. Kütüphanenin daha önce hiç bu kadar ziyaretçisi olmamıştı. O gün kitabı görmeye gelenlerden biri de Bay Willy Wonka’ydı. Bay Wonka’nın bu aralar canı çok sıkkındı. Çikolata Fabrikasında geçirdiği eski güzel günlerini ve çikolata yemeyi çok özlüyordu. Neredeyse gece olmuş kütüphanede birkaç kişi kalmıştı.
Bay Willy Wonka önünde açık duran sayfaları boş kitaba saatlerce bakmış hayallere dalmıştı. Can sıkıntısıyla cebindeki kalemi çıkardı ve kitabın üstüne “ GEÇMİŞE GİTMEK İSTİYORUM. “ yazdı. O sırada kitaptan devasa bir ışık hüzmesi çıktı ve Bay Wonka’yı yutuverdi.
Birkaç gün kimse Bay Wonka’yı etrafta görmemişti. Bay Wonka’nın kaybolduğu bütün ülkede kısa sürede duyuldu ama kimse nereye gittiğine dair bir şey bilmiyordu. Kütüphanenin sahibi olmak isteyen Harry gizemi çözmek için Dedektif Sherlock’ tan yardım istemişti. Birlikte kütüphanede araştırma yaparlarken Sherlock altın kapaklı boş kitabı eline aldı ve sayfalara göz gezdirirken kitabın ortasına dağılmış siyah mürekkep dikkatini çekti. Harry “ Kitabı daha önce incelediğini ve böyle bir mürekkebin olmadığını “ söyledi. Daha yakından baktıklarında kitaba büyük harflerle yazılmış “ GEÇMİŞE GİTMEK İSTİYORUM” yazısını gördüler.
Sherlock, Bay Willy Wonka’ya ne olduğunu anlamıştı ve kitabın gizemini de çözmüştü. Emin olmadan bunu Harry’e açıklamak istemedi. Tüm gece kitap üzerinde incelemeler yapıp gün ağarırken Harry açıklamaya karar vermişti. Harry ve Sherlock yorgunluktan gece yarısına doğru sızdığında kütüphaneye ülkenin kötülüyle nam salmış Kupa Kraliçesi girdi. Anlaşılan kitabın sırrını sadece Sherlock çözmemişti. Altın kapaklı kitap masanın üzerinde duruyordu.. Kupa Kraliçesi kimse uyanmadan hızlıca kitabı alıp kaçmak istedi. Fakat Harry uyanmıştı. Kupa Kraliçesi Harry’nin uyandığını görünce kitaba hızla bir şeyler yazdı ve kütüphanede birden heybetli bir hortum oluştu.
Tüm kitaplar hortuma kapılmış dönüyordu. Hortum Harry’ de içine aldı ve birden kütüphane sessizliğe gömüldü. Altın kapaklı boş kitap Harry’i bir yere ışınlamıştı. Harry uyandığında etrafında daha önce hiç görmediği garip kıyafetli insanlarla karşılaştı. Harry heyecanla burası neresi diye sordu. Elindeki fincanından çayını yudumlayan Şapkacı burası Hayaller ülkesi, dedi. Harry saat kaç, siz kimsiniz? diye ardı ardına sorular yöneltiyordu. Sapkacı Hayallar ülkesinde saat daima altıyı gösterir. Zaman bize küsmüş olsa gerek, dedi.
Harry Şapkacı’nın anlattıklarını dinlediği sırada gökyüzünden uçarak yeşil kıyafetleriyle Peter Pan indi. Çok telaşlıydı. Şapkacıya dönerek Kaptan Kanca gemisiyle yine Hayaller ülkesine saldırmak için gelmiş, dedi. Kaptan Kanca Hayaller ülkesini ele geçirmek için planlar yapar ve bir türlü başaramazdı. Bu sefer Hayaller ülkesi sakinleri hazırlıksız yakalanmışlardı. Harry yaşadığı şaşkınlıkları üzerinden atıp garip olayların yaşandığı Hayaller ülkesine yardım etmeye karar verdi ve onlara Oz Büyücüsünün Oz ülkesini nasıl koruduğunu anlattı. Şapkacı birden bire ortaya çıkan bu yabancının söylediklerini dinlemekten başka çarelerinin olmadığını anlayınca hemen talimatları verip harekete geçtiler
Hayaller ülkesinde bütün bunlar yaşanırken Oz ülkesinde sabaha karşı uyanan Sherlock Harry’nin de tıpkı Bay Wonka gibi ortadan kaybolduğunu ve tüm kitapların etrafa saçılmış olduğunu gördü. Kitabın sırrını açıklamak için çok geç kaldığını düşünüp korkuya kapıldı ve tüm bu kitap yığınları arasında altın kapaklı boş kitabı aramaya koyuldu. Tam yorgunluktan bitmiş bir halde pes etmek üzereyken kitabı buldu. Kitabı açtığında kitapta mavi mürekkep lekeleri dikkatini çekti. Yakından baktığında büyük harflerle “ HAYALLER ÜLKESİNE GİTMEK İSTİYORUM.” yazısını görmüştü. Vakit kaybetmeden altın kapaklı kitabı yanına alarak tüm olup bitenleri Oz Büyücüsü’ne anlatmak için Oz Sarayı’nın yolunu tuttu.
Hayaller ülkesinde ise büyük bir savaş başlamıştı. Kaptan Kanca bu sefer kendine bir müttefik bulmuştu. Kupa Kraliçesi Oz ülkesini ele geçiremeyeceğini anlayınca Kaptan Kanca ile işbirliği yaparak Hayaller ülkesinin yeni kraliçesi olmayı planlamıştı. Bunun içinde altın kapaklı kitabın sırrından yararlanıp Hayaller ülkesine ışınlanmıştı. Tabii ki bizim Harry ‘i de beraberinde götürdüğünü fark etmedi.
Sherlock Oz Saray’ında tüm olup bitenleri hiçbir detay atlamadan Oz Büyücüsü’ne anlattı. Kitabın sırrını buldum içine yazdığımız dilekleri gerçekleştiriyor, dedi. Oz Büyücüsü tüm anlatılanları dikkatle dinlemişti. Evet Sherlock çok akıllısın fakat eksik, dedi. Kitap yalnızca üç kişinin üç dileğini gerçekleştirebiliyordu. Kitaba ilk dileği yazan Bay Willy Wonka’ydı onun iki dilek hakkı kalmıştı, İkinci kişi ise Kupa Kraliçesi’ydi onun da iki dilek hakkı kalmıştı. Kitap yalnızca artık bir kişinin daha üç dileğini gerçekleştirebilirdi.
Harry Hayaller ülkesi sakinlerine verdiği taktiklerle Kupa Kraliçesi ve Kaptan Kanca’yı bozguna uğratmıştı Hayaller ülkesinde herkes birden bire ortaya çıkan bu yabancıyı çok sevmişti. Harry Hayaller ülkesinde tanıştığı herkesle sıkı bir dostluk kurmuştu. Peter Pan içlerinde belki de ona en yakın olandı. Peter ile Kaptan Kanca’nın gemisinde elde ettikleri hazineleri Hayaller ülkesinin kayıp çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak için kullandılar. Peter de hiç büyümeyen kayıp bir çocuktu ve kayıp çocuklara liderlik ediyordu. Harry bu ülkenin zamansızlığına bir türlü alışamamıştı. Oz ülkesini çok özlüyordu.
Oz Büyücüsü Sherlock’ a madem kitabın sırrını bana sen açıkladın o zaman kütüphaneyi ve son üç dilek hakkını sen kazandın, dedi. Sherlock altın kitabı eline aldı ve boş sayfalardan birine kırmızı mürekkepli bir kalemle büyük harflerle “ BU KiTAPLA BAŞKA ÜLKELERE VE ZAMAN DİLİMLERİNE GİDEN HERKES GERİ GELSİN” yazdı. Kitabın içinden çıkan parlak ışık tüm sarayı kapladı ve kimse gözünü açamaz oldu. Gözlerini açtıklarında ise Harry, Bay Willy Wonka ve Kupa Kraliçe’sini karşılarında buldular. Harry ve Bay Willy Wonka yeniden Oz ülkesine dönebildikleri için çok mutlu oldular. Kupa Kraliçesi ise emellerini yine gerçekleştirememenin derin üzüntüsünü yaşıyordu.
Oz Büyücüsü onun yaptığı hataların bedelini çekmesi için kalan son iki dilek hakkında birini kütüphanenin eski haline geri dönmesi için diğerini de tüm dünyada asla hiçbir kitabın zarar görmemesi için kullandırdı. Bay Willy Wonka geçmise gitmek istediği için çok pişman olmuştu. Kitap onu diş telleri yüzünden hiç çikolata yiyemediği çocukluk yıllarına götürmüştü. Bu nedenle artık kitaba bir şey yazmaktan çok korkuyordu. Scherlock kalan son iki dilek hakkını Harry’in istediği iki dileği gerçekleştirmek için kullanacağını çünkü kütüphaneye sahip olabilmek için çok emek harcadığını söyledi.
Harry Hayaller ülkesindeki zamanın durmuş olduğu ve orada yaşayanlar için bunun çok zor bir durum olduğunu hatırladı ve Scherlock’tan kitaba “ HAYALLER ÜLKESİNDE ZAMAN ARTIK OZ ÜLKESİNDEKİ GİBİ AKSIN “ yazmasını istedi. Scherlock Harry’nin dileğini çoktan kitaba yazmıştı. Son dilek hakkını kullanmak için daha zamanın olduğuna karar verdiler.
Shelock muhteşem bir kütüphanenin sahibi olmuştu fakat işinden dolayı başka ülkelere seyahat etmesi gerekiyordu. Bu nedenle kütüphaneyi Harry ve Bay Willy Wonka’ya emanet etti ve gizemlerin peşine düştü. Artık Oz ülkesinde her şey yoluna girmişti.
Hayaller ülkesinde ise Sapkacı hep altıyı göstermesine rağmen kolundan hiç çıkarmadığı saatinin tık tak, tık tak, tık tak… sesine uyanmıştı. Saat ilk defa altıyı değil de gecenin üçünü gösteriyordu. İçinden Harry’e tüm kalbiyle teşekkür etti.
KAŞİFLER

İtalya’nın küçük bir şehrinde, neredeyse kimsenin bilmediği bir kaşif evi vardı. Bu evde meraklı kaşifler ve araştırmacılar yaşardı. Harry Potter da bu evde yaşayan meraklı bir kaşifti. Harry Potter, annesi ve babasını küçük yaşta bir trafik kazasında kaybetmişti. Geriye sadece ona bakabilecek olan abisi Robin kalmıştı. Fakat o da Harry büyüyünce onun bir meraklı olduğunu anlamış ve Harry’yi bu kaşif evine bırakmıştı. Sonra da hayallerinin peşine yani yarıda kalan üniversitesini bitirmeye gitmişti. Harry ilk başta kendini çok yalnız hissetmişti lakin daha sonra bu evde birçok arkadaş edinmişti.
Şuan arkadaşları olan Willy ve Peter ile çok önemli bir gizemi araştırmaya koyulmuşlardı. Bir hafta önce Harry arkadaşları bir yemeğe çıkmışlardı. Yemiş, içmiş, eğlenmişlerdi. Tam kalkmak üzereyken yan masadaki tartışmaya kulak misafiri olmuşlardı. Yan masada şunlar konuşuluyordu:
-Peki yıllarca kimse bulmasın diye sakladığımız gizemi buralardan gidince biri bulursa?
-Sana kaç kez söyledim ortalık yerde söyleme şunu! Eğer planladığımız gibi bu sihri ortadan yok edersek kimsenin kitap ve yüzükten haberi bile olmayacak. Planı anlatıyorum…
Harry ve arkadaşları bu konuşmayı duyunca çok meraklanmışlardı. Olaya bakılırsa bu önemli bir gizemdi. Hemen araştırmalara başladılar ve şimdiden gizemin tamamını açıklığa kavuşturmuşlardı bile. Olay şöyleydi, Oz Büyücüsü diye bir büyücünün büyü kitabı vardı ve bu adamlar belli ki bu kitabı kötülük için çok fazla kullanmışlardı ve bunu gizlemek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Eee! Diyeceksiniz ki bu kötülükler ortaya çıkarsa ne olur? Hemen anlatayım.
Oz Büyücüsü yıllardır bu adamları arıyordu çünkü Oz Büyücüsü’nün sihirli yüzüğü ve kitabı olmadan insanlara yardım edemiyordu.
Adamların eğer bu sihirli yüzükle yaptıkları kötülükler ortaya çıkarsa Oz Büyücüsü tarafından büyük bir cezaya çarptırılırlardı. Şöyle ki bu insanlar bu zamana kadar sırlarını saklamıştı ama artık Harry ve arkadaşları da bu işin içindeydi. Araştırdıklarına göre bu gizemi saklayanlar bir çeteydi ve çetenin başında olan Sherlock bu gizemi yıllarca saklamayı başarmıştı fakat zamanla gruptaki insanların çoğu vefat etmiş geride birkaç kişi kalmıştı.
Fark etmeden de bu gizemi Harry ve arkadaşlarına yaymışlardı. Harry ve arkadaşları tam şimdi uzun bir bitmezin içine girmişlerdi. Evet yolculuk başlamıştı. Şimdi İtalya’dan kitap ve yüzüğü bulmak için İngiltere’nin küçük bir ilçesine gitmek zorundaydılar. Birkaç gün içinde istedikleri yere ulaşmışlardı bile geriye araştırdıklarına göre Yağmur Mağarası’nı bulup, orayı inceleyip yüzük ve kitabı bulmaları gerekiyordu. Evet aramaya başladılar ve etraftaki insanlardan edindikleri yol tarifine göre yola koyuldular. Geldikleri yer hiç de tekin gözükmüyordu. Ormanın derinliklerine doğru yol alıyorlardı.
Willy :
Sonunda mağaraya ulaştılar. Mağara etrafa göre hiç de kötü değildi. Araştırmaya başladılar. Sonunda bir nokta tespit edip orayı kazmaya başladılar ve birden ihtişamlı bir yüzük buldular. Doğrusu sevinçlerine diyecek yoktu. Evet evet ! Bir yolculuğa koyulmuşlardı ve sonucu harika bir şekilde devam ediyordu. Bu yüzük motivasyonlarını arttırdı ve yine bir yer tespit ettiler ama buranın kazılması uzun sürebilirdi. Tamı tamına iki gün boyunca kazdılar ve istedikleri şeye ulaştılar.
Kitabı bulmuşlardı. Şimdi bu kitabı ve yüzüğü sahibine yani Oz Büyücüsüne teslim etmeleri gerekiyordu. Lakin öncelikle bir otelde dinlenip temizlenmeleri gerekiyordu çünkü kazı çalışmalarında hem çok yorulmuş hem de çok kirlenmişlerdi. Bir günlük dinlenmeden sonra Türkiye’de bulunan Oz Büyücüsü’ne doğru yolculuğa çıktılar. Beklediklerinden daha kısa bir sürede Türkiye’ye vardılar. Oz Büyücüsü’nün yaşadığı yere İstanbul’a vardılar ve orada Oz Büyücüsü’yle görüşme dileklerini bildirdiler ve çok önemli olduğunu da eklediler.
Oz Büyücüsü kısa bir süre sonra onlarla görüştü ve yüzük ile kitabı görünce çok sevindi.
Onları ödüllendirmek için İstanbul’ u gezdirmeyi teklif etti. Oz Büyücüsü bu teklifini o kadar nazik ve anlayışlı bir biçimde söylemişti ki reddedemediler. İstanbul’da Topkapı Sarayı'nı, Dolmabahçe Sarayı'nı, Adalar'ı, Gülhane Parkı’nı ve birçok yeri ziyaret ettiler ve bu yerlere hayran kaldılar. Bir gizemi daha çözmenin mutluluğuyla evlerine döndüler ve orada da bu yaptıkları duyulmuş ve yüzük ile kitabı alanlar cezalandırılmıştı. İtalya’da büyük bir törenle karşılandılar.
Willy :
Harry Potter :
KALPLERİN SIRRI
KALPLERİN SIRRI
Güneşin tam tepede olduğu kavurucu bir öğle sıcağıydı. Mısır tarlasında yaşayan Samanadam kargalardan rahatsız oluyordu. Bu dünyada en sevmediği şey kargalardı. Çok gürültücü ve tırmalayıcılardı. Zamanında onlarla dost olmayı denemişti ama kargalar buna hiç yanaşmamıştı. Birden yüzünde küçük yağmur damlaları hissetmeye başladı Samanadam. Önce bunu da kargaların işi sanmıştı ama gökyüzüne baktığında kara bulutların tarlaların üzerine çökmeye başladığını gördü.
Samanadam ‘ın kargalardan sonra ikinci sevmediği şey ise yağmurdu. Huysuzlukla yerinde kıpırdanırken hareket etmeye başladığını fark etti. Samanadam şaşkınlıkla adeta dans edercesine kollarını havaya kaldırdı ve daha önce hiç hareket etmemiş ayaklarıyla tarlanın etrafında koşuşturmaya başladı. Tüm bu yaşananlara anlam verememişti ama tek bir bildiği vardı artık yağmuru çok seviyordu. Saatlerce koşuşturan Samanadam yoruldu ve bir ağacın gölgesinde soluklanmaya başladı, elini göğsüne koyduğunda ise daha önce hiç hissetmediği bir boşluk hissetti.
Samanadam aniden kalbinin olmadığını fark edip telaşlanmaya başladı.” Eğer hareket edebiliyorsam bir insanım ve kalbimin de olması gerekiyor.” dedi. Tam o sırada güneşi tamire gelen adam korkuluğun telaşlı hareketlerine takılıp kalmıştı. Çünkü daha önce hiç hareket edebilen bir korkuluk görmemişti. Sessizce yanına yaklaştı ve korkuluğu incelemeye başladı. Samanadam Güneşi Tamir Eden Adam ‘ı daha önce defalarca bir şey tamir ederken görmüştü, onu karşısında görünce sevindi ve kendisine yardım etmesi için ona yalvarmaya başladı. ”Ben bir insansam bir kalbim olmalı ama çalışmıyor kalbimi tamir et lütfen.” dedi.
Güneşi Tamir Eden Adam ilk şaşkınlığını üzerinden çoktan atmıştı. Samanadam ‘ın göğsüne elini koydu ve boşluğu hissetti. “ Senin bir kalbin yok ki !” dedi. “Ben bozulan her şeyi tamir edebilirim ama var olmayan bir şeyi yerine koyamam.” dedi. Samanadam duyduklarına çok üzüldü, birden yere çöktü. Samanadam’ın bu haline üzülen Güneşi Tamir Eden Adam “Hemen böyle pes etme, bu diyarın bilgesi olan Dede Korkut mutlaka bunun bir çözümünü bulacaktır.” dedi. Samanadam’a Dede Korkut ‘un ormandaki kulübesine gitmesini söyledi.
Ormandaki uzun bir yolculuktan sonra Samanadam Dede Korkut’un küçük kulübesini buldu. Dede Korkut’a bütün olup biteni anlattı ve bir kalp istediğini söyledi. Dede Korkut ona kalplerin sırrını anlatan kitabı bulursa bir kalbinin olabileceğini söyledi. Kitabın Mavi Okyanus’taki İstiridye diyarında büyülü bir sandıkta gizli olduğunu ve deniz kızları tarafından korunduğunu anlattı. Samanadam bir kalp için bütün zorlukları göze almıştı. Zaman kaybetmeden Mavi Okyanus’u buldu fakat İstiridye diyarına nasıl ulaşacağını bilmiyordu. Tüm gün okyanusun kenarında bekledi fakat bir çözüm bulamadı.
Hava kararmaya başladığında sığınacak bir yer ararken bir mağara gözüne çarptı, geceyi orada geçirmeye karar verdi. Yorgunluktan mağarada hemen uyuyakaldı. Birkaç saat sonra mağaradaki tıkırtı seslerine uyandı ve bir fareyle göz göze geldi. Fare ona Mavi Okaynus’ta ne aradığını sordu. Samanadam fareye başından geçenleri anlatınca fare Samanadam’ın durumuna çok üzüldü ve ona Mavi Okyanus’un derinliklerine gitmenin yolunu gösterdi. Fakat okyanus deniz kızları tarafından korunuyordu ve Kraliçe Jayden ‘in izni olmadan hiçbir yabancıyı okyanusa almıyorlardı.
Deniz kızları bu yabancıyı Kraliçe Jayden’nın yanına götürdüler ve kraliçe ona üç soru soracağını eğer bu sorulara doğru cevap verirse “Kalplerin Sırrı” kitabını ona verebileceğini söyledi. Kraliçenin ilk sorusu “Kırgınlıklar nasıl geçer?” oldu. Samanadam ‘ın aklına Güneşi Tamir Eden Adam geldi. Kırgınlıklar da bir bozulma değil miydi? Demek ki tamir olması gerekiyordu. Bu düşünceler üzerine Samanadam tamir edilerek cevabını verdi. Eğer biri üzülmüşse af dileyerek onu tamir edebiliriz dedi. Kraliçe Jayden bu cevabı çok beğenmişti. Çünkü İstiridye diyarında en önem verdiği şey insanların birbirinden özür dilemesiydi.
Daha sonra kraliçe ikinci sorusunu sordu. “İyilik nasıl yapılmalıdır?” Samanadam onu İstiridye diyarına getiren fareyi hatırlamıştı ve fare dostum gibi karşılıksız yapılmalıdır cevabını verdi. Bu cevaptan memnun olan kraliçe “Yaşamın sırrı nedir?” sorusunu sordu. Okyanusun sesini dinleyen Samanadam’ın aklına onu canlandıran yağmur damlaları gelmişti. Islaklığı hiç sevmeyen Samanadam yağmuru nasıl sevdiğini hatırlayınca “ Yaşamın sırrı sevgidir.” dedi. Üç cevabı da çok beğenen kraliçe “ Kalplerin Sırrı” kitabını Samanadam’a verdi. Kraliçe Samanadam’a kitabı gün ışığında açması gerektiğini söyledi. Samanadam kraliçeye çok teşekkür ederek İstiridye Diyarı’nı terk etti.
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $11.99+) -
BUY THIS BOOK
(from $11.99+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!