
Masal İçeriği.................................................................Sayfa
Giriş................................................................................2-3
Sevcan BOZKUŞ.............................................................4-5
Miraç YAŞAR......................................................................6-7
Hüsne DOĞAN.................................................................8-9
Gülsüm OKATAN.............................................................10-11
Aysun KAPUSUZ...........................................................12-13
Ayşe MEHNİYAR............................................................14-15
Yusuf ÇINAR...................................................................16-17
SON...................................................................................18
Türkü'nün 7 Bölge 7 Büyük İnsan projesinde öğrendiklerini deneyimle amacıyla çıktığı yolculuğun macerasını hep birlikte zevkle okuyacağız.
Bu kitabı yazmamızda emek veren tüm öğrencilerimize ve öğretmenlerimize teşekkürü borç biliriz.
Merhaba Türkü ben. Ülkemi tanıyacağım yolculuk için hazırlık yapıyorum ve çok heyecanlıyım. İlk durak Erzurum Palandöken.
Uzun ve yorucu yolculuk sonunda Erzurum Kalesi'ne vardım. Gözlerime inanamayacağım kadar güzel bir yerdi. Burada gezdikten sonra tatilimi devam edeceğim Palandöken Kayak Merkezi'ne gittim. Orada kayak hocası beni sabırsızlıkla bekliyordu. Bütün yorgunluğumu alan bembeyaz manzara beni bekliyordu. Kayak yapmanın bu kadar zevkli olacağını bilemezdim. Ama gün batmak üzereydi ve ben çok acıkmıştım. Odama geçip, üzerimi değiştirdikten sonra otelin restaurantına indim. Ayotu çorbası, kete, çağ kebabı ve kadayıf dolması çok güzel gözüküyordu. Afiyetle yemeğimi yedikten sonra küçük bir alışveriş için Taş Mağzaları çarşına gittim. Yörenin tüm güzelliklerini beni heyecanlandırdı. Bir daha ki yolculuk için artık uyku zamanıydı.

Sabah uyandığımda yeni bir yolculuğa gözlerimi açtım. Eski zamanlarda şehrin adı sadece Antep imiş. Kurtuluş Savaşı’ndaki kahramanlıklardan sonra şehre Gazi unvanı verilmiş ve adı Gaziantep olmuş. Gitmeden önce şehre dair bir araştırma yaptım. Tarihi, kültürü, misafirperverliği ve mutfağı ile ünlü bir şehirmiş. Çarşısı tarihi yapısını koruyan binalar ile doluydu. Restoranlardan birine girdim, sipariş vermek için menü istedim. Neler vardı neler: alinazik, patlıcan kebabı, lahmacun, beyran corbası, içli köfte, kuru dolma daha niceleri. Gaziantep’te bir mutfak müzesi varmış. İlk defa mutfak müzesi diye bir yer duydum. Yemekten sonra müzeyi gezmeyi planladım. Tatlımı da yemeden kalkamazdım. Antep'in meşhur baklavasından ve fıstıklı katmerinden yedim. Karnımı iyice doyurdum ve tüm şehri gezdim. Türkiye gezilecek harika şehirlerle doluymuş meğer.

Üçüncü gün durağım Türkü diyarı Sivas’tı. Sanki kendi memleketime gidecekmiş gibi heyecanlıydım. Aşık Veysel’in, Pir Sultan’ın diyarına gidiyordum. Sivas’ta ziyaret edeceğim yer Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası idi. Esere yaklaştığımda sanki büyülenmiş gibi oldum. Binayı oluşturan taşlara dantel gibi ince ince nakışlar işlenmişti. Rehberimiz binadaki binlerce motifin hiçbirinin tekrarlanmadığını ve hepsinin bizler için önemli şeylerin sembolü olduğunu anlattı. Buranın bir diğer önemli yanı da günümüze ulaşan en eski ve en önemli hastanelerden birisi olmasıydı. Bu sayede Darüşşifa kelimesinin hastane anlamına geldiğini öğrenmiş oldum. Bu güzel gezi beni oldukça acıktırmıştı. Sadece et ve tuzla yapılan nefis Sivas Köftesi ve hurma tatlısı ile karnımı güzelce doyurdum. Artık Akdeniz yolculuğu için dinlenme zamanıydı.

Gözkapaklarım iyice ağırlaşıyordu. Sırada Akdeniz Bölgesi vardı. Size bu bölgeye ait sadece bitki örtüsünden bahsedeceğim bu gün. Çünkü benim için bundan sonra " Akdeniz" deyince sadece o gördüğüm şahane bitkiler gelecek aklıma...
Güne gözlerimi açtığımda bir an kendimi bulutların üstünde sandım. Anneme sorduğumda kahkaha ile güldü. Pamuk tarlalarının yanından geçtiğimizi söyledi. Demek ki Çukurova'daydık.
Mersin tabelası gözüktüğü de ise uzun uzun muz ağaçları dikkatimi çekti. Sanki bir sopa, sopaya sıra sıra dizilmiş muzlar...İlk defa ağaçta muz görüyordum.
Bir de Antalya'ya doğru gelirken aşağıdaki ovalarda sanki küme küme su birikintileri vardı. Acaba balık mı yetiştiriyorlardı. Babama sorduğumda bana gülümsedi. Onların sera olduğunu söyledi. Seralar sayesinde, mevsimi dışında sebzelerin yetiştirilebilir evini ilave etti.
Mesela yollardaki insan boyu büyüklüğündeki kaktüsler çok dikkatimi çekti. Benim bildiğim kaktüs saksıda yetiştirilir ve küçücük olurdu.
Antalya'nın Kaş ilçesinde babamın arkadaşının portakal bahçesine gittik. Size bir sır vereceğim, ama lütfen gülmeyin olur mu? Ben, portakalları ağaçlarının da turuncu olduğunu düşünürdüm... Meğer portakal ağaçlarının yaprakları yeşilmiş....
Sırada Isparta vardı. Hemen hemen birçok ilçede gül tabelası vardı. Bazı ilçelerde lavanta bahçelerine dair reklam tabelaları vardı. Bir gül tarlasına rastladık ve içine girdik. Aman Allah’ım. Bu nasıl bir koku böyle...Hala burnumda....Daha size anlatacağım çok şey var ama göz kapaklarım kapanmak üzere....Yarın başka bir macera ile görüşmek üzere...
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors


- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $3.19+) -
BUY THIS BOOK
(from $3.19+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!