Yazarlar:
Zeliha Irmak
Nesrin Çalışkan
Yağmur Batbat
Kevser Gökceren
Resimleyen:
Kevser Gökceren



















































'Yaşasın! Bugün pikniğe gidiyoruz.'
Çok güzel bir yaz günüydü.
Güneş Elçin'e sımsıcak gülümsüyordu.

























Hafiften esen rüzgarın kımıldattığı
yapraklar ahenkle dans ediyordu.
Bahçede ki kuşlar cik cik cik diye ötüyordu.
Sanki hepsi Elçin'e günaydın diyordu.
Elçin koşarak mutfağa doğru gitti .



























Büyük bir heyecanla Elçin:
- Anne ne zaman pikniğe gideceğiz ? diye sordu. Annesi:
- Kahvaltıdan sonra hazırlanıp yola çıkacağız, dedi.
Elçin pikniğe daha hızlı gitmek istiyordu bunun için annesine:
-Babam ve ben kahvaltıyı hazırlamana, yardım edelim bu sayede pikniğe daha çabuk gideriz, dedi.














Bunun üzerine Elçin kahvaltı sofrasına tabakları, çatalları, çay bardaklarını ve peçeteleri yerleştirdi. Bu sırada babası ekmekleri dilimledi, annesi de diğer kahvaltılıkları hazırladı. Sofrayı elbirliği ile kurdular fakat bir sorun vardı. Elçin'in kardeşi Tunahan ve büyükannesi hala uyanmamışlardı. Elçin koşarak kardeşinin odası gitti. Elçin:







-Tunahan uyanmalısın ! Bugün pikniğe gideceğiz ve sen hala uyuyor musun? Bunun üzerine Tunahan gözlerini ovuşturarak kalktı. Tunahan:
- Aaaaaa! Abla bugün mü pikniğe gidecektik ? Unutmuşum. Elçin:
- Nasıl unutursun hadi elini, yüzünü yıka ve sofraya gel. Tunahan:
- Tamam abla geliyorum.








HOSSŞ PİŞŞ






Sıra büyükanneyi uyandırmaya gelmişti. Odaya doğru giderken koridordan horlama sesleri duyuluyordu. Elçin:
- Büyükanne hadi uyan. Büyükanne:
- Ne bu tantana bana bir rahat yok mu bu
evde, diye homurdandı.
Bunun üzerine Elçin büyükannesinin elinden
tutarak mutfağa götürdü.










Sofrada neler neler yoktu ki zeytin, peynir, domates, reçel hatta Elçin'in en sevdiği pişilerden bile vardı. Herkes büyük bir keyifle yemeye başladı. Annesi çayları koydu. Elçin ve Tunahan'a da birer bardak süt verdi. Babası bugün çıkan gazetedeki haberlere bakıyordu. O sırada Tunahan annesine:








- Anne pikniğe topumu da götürebilir miyim? Annesi:
- Evet oğlum götürebilirsin, dedi. Tunahan:
- Peki ya tabletimi götürebilir miyim ? Annesi:
- Hayır oğlum zaten evde yeteri kadar oynuyorsun. dedi. Bir an lafa büyükanne atıldı. Büyükanne:











- Bizim zamanımızda tablet mi vardı. Biz sek sek, saklambaç oynardık, yedi kule dizerdik. Ah zamane çocuklar ah.
Araya babası girdi :
- Oğlum bugün piknikte hep beraber ormanı gezer, sohbet eder, oyunlar oynarız eminim ki tek başına tablet oynamaktan daha çok eğlenirsin dedi ve kafasını okşadı. Tunahan:
- Tamam babacığım, o zaman seninle maçta yaparız değil mi? Babası:
- Tabi maçta yaparız.



















Artık kahvaltı bitmişti ve sofrayı topladılar. Annesi mutfakta piknik sepetini hazırlarken, babası da arabaya mangalı yerleştiriyordu. Bu sırada Elçin de odasına geçip hazırlanmaya başladı.





































































Aynanın karşısına geçti ve kendisine baktı sarı elbisesi
ve kahverengi küt saçları üzerine sarı papatyalı tacı çok
güzel görünüyordu. Yeni aldığı turuncu ayakkabılarını da giyip odasından çıktı.


















Herkes hazırlandı ve arabadaki yerini aldı.
Yol boyunca babası Elçin ve Tunahan'ın en sevdiği şarkıları açmıştı.
Bir yandan şarkılara eşlik edip diğer yandan da ritim tutuyorlardı.








Sonunda yolculuk bitmişti ve işte Yaşam Ormanı'na gelmişlerdi.
Babası uygun bir park yeri arıyordu, Havanın sıcak ve hafta sonu olmasından dolayı park yeri bulmakta zorlandı. Nihayet bir park yeri bulmuştu.

YAŞAM








Elçin ve Tunahan heyecanla arabadan indiler. Piknik yapmak için uygun bir yer aramaya başladılar.

YAŞAM ORMANI

Orman çok güzeldi kocaman ağaçlar ve rengarenk çiçeklere ev sahipliği yapıyordu.












































Hatta içinde balık ve kurbağaların yüzdüğü
masmavi bir de göl vardı. Ağaçlar yemyeşil dalları ile Elçin'e
resmen kucak açıyordu. Elçin ilk defa gelmişti bu ormana ve büyülenmişti.






















Ormanın içinde biraz daha ilerlediler çattırt diye bir ses duyuldu. Tunahan ablasının kolundan tutmasaydı az kalsın düşüyordu. Bu ses de neydi böyle? Elçin yere baktığında pet şişeyi gördü. Pet şişenin nereden geldiğini merak edip etrafa bakınmaya başladı.

Çatırt!






















Bir sürü çöp vardı: cam şişeler, kola kutuları, şeker kabukları, meyve suyu kutuları ve daha fazlası. ' Bu güzel ormana nasıl bu çöpleri attılar' diye mırıldandı. Ormanda ilerledikçe burunlarına kötü kokular gelmeye başlamıştı. Elçin ne hayaller ile gelmişti bu durum onu çok üzmüştü. Aklına bir anda öğretmeninin çöplerin çevreye atılmaması konusunda yaptığı konuşma gelmişti.
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $5.79+) -
BUY THIS BOOK
(from $5.79+) - DOWNLOAD
- LIKE (1)
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!