Bu hikayede emeği geçenler:
Burak DOĞAN
Erdal BÜYÜKKILIÇ
Fahrettin YARDIMCI
Esra DEMİR
Berfe Nur ÖZDEMİR



Kerpiç evden köyü ayağa kaldıracak cinsten bir gürültü yükseldi:
-Benim çocuğum okuyacak.
-Hayır, dedim. Süleyman ustanın yanında çırak olarak gidip küçük yaştan meslek öğrenecek.
İşte Ahmet'in hikayesi böyle başladı...
Ahmet'in doğmasına günler vardı. Bebek kazakları örülmüş, patikleri hazır onu bekliyordu. Gün gelmişti artık, gittiler ve annesi Ahmet'in cennet kokusuyla gözleri açıldı, sardı sarmaladı. Birkaç gün sonra eve geldiklerinde kulağına ezan fısıldadılar.
Yıllar geçtikçe Ahmet büyüyor, okul çağına yaklaşıyordu fakat bir sorun vardı babası Murat Efendi. Babası Ahmet’i okula göndermeye hiç gönüllü değildi, onu bir işe sokup orada yetişmesini istiyordu. Zaman geçtikçe artık Ahmet’in okula gitme yaşı da gelmişti ama babasının mani olmasından dolayı gidemiyordu.
Okullar açılmıştı. Pencereden okula giden çocukları memnuniyetsiz gözlerle izliyordu. Okulun ilk haftası bittiği zaman arkadaşlarıyla köyün yollarında oyunlar oynuyordu. Okulun yeni öğretmeni Hamza Bey’de tesadüfen oradan geçiyordu.



Hamza Öğretmen:
-Nasılsınız çocuklar?
Çocuklar öğretmenlerinin yanlarına toplaşıp onunla güle oynaya sohbet ediyorlardı. Ahmet bir köşeye çekilmiş üzgün üzgün bakıyordu. Öğretmen bunu fark edip öğrencilerine durumu sorduğunda olanları öğrenmişti
Biraz düşündükten sonra kararlı aynı zamanda güven verici bir şekilde Ahmet’ e yaklaşıp sordu:
-Ahmet, niye üzgünsün?
Ahmet:
-Ben okula gitmek istiyorum ama babam izin vermiyor.
Hamza Öğretmen gülümseyerek cevap verdi:
- Peki, Ahmet neden okula gitmek istiyorsun?
Ahmet, utanmıştı. Gözlerini kaçırarak yanıt verdi.
- Ben okumayı, yazmayı öğrenmek istiyorum öğretmenim.
Hamza Öğretmen tekrardan gülümsedi. Adeta çocuğun okul sevgisi gözlerine yansımıştı. O parıltının sönmemesi için elimden geleni değil, fazlasını yapmalıyım diye geçirdi içinden.
“Bir de ailenle konuşalım bakalım, belki fikirlerini değiştiririz. Bana evinin yolunu gösterir misin?”
Ahmet, Hamza öğretmene kafasını sallayarak yanıt verdi. Heyecan ve biraz da umut içinde öğretmeniyle beraber evinin yolunu tuttu.
Çocuğun evinin önüne geldiklerinde Hamza Öğretmen, “selamünaleyküm” diyerek odunlukta odun kesen, sert bakışlı adama selam verdi.
Murat efendinin kafasını umursamaz bir edayla çevirdi, yarım yamalak baktıktan sonra önce çocuğuna sonra önündeki genç adama baktı. Köye yeni gelen öğretmen olduğunu anlaması uzun sürmedi. Kısaca “aleyküm selam, öğretmen bey. Hayırdır, bizim oğlanın bir kusuru mu işledi?”
Hamza öğretmen, “olur mu?” dedi. Babasından korktuğu belli olan Ahmet'in kafasını okşadı. “Ahmet'i okula göndermediğinizi işittim. Onun için geldim.”
Okulun lafını duyunca Murat Efendinin suratı asıldı. “Ben sizin derdinizi anladım muallim efendi. Ama benim çocuğum okutmak gibi bir niyetim yok.
Okuyup da ne olacakmış onca iş dururken? Kafası da çalışmaz benim oğlanın. Meslek edinsin, parasına baksın.”
Adamın inatçılığını sezen Hamza öğretmen orta yolu bulma ümidiyle bir teklifte bulundu. “O zaman hem işine gitsin hem de okuluna devam etsin. Her gün gelmese bari birkaç gün gelsin. İleriyi de düşünmek lazım, tek işte çalışmakla olmaz. Hem devir değişti.
Öğretmenin vazgeçmeyeceğini anlayan Murat Efendi kabaca lafını kesti.
“İşine gitsin de sonrasında ne yaparsa yapsın.”
Yerden ikiye ayırdığı odunu almak için eğildi, parçaladığı diğer odunların arasına fırlattı. Hamza öğretmen de memnun bir şekilde Ahmet’e baktı ve Murat efendiye “Allah kolaylık versin.” Diyerek evden ayrıldı.
Ertesi gün Ahmet iş dönüşü okula gitti. Evden çıkmadan aldığı eski bir kalem ile babasının defterinden katlayarak kopardığı sayfayı cebine koymuştu. Koşar adımlar ile merdivenleri çıktı. Sınıfa girdiğinde diğer öğrencilerin çoktan evlerine gittiğini, sınıfın bomboş kaldığını gördü. Üzüntü içinde öğretmenin de gittiğini sanarak sınıftan çıkıyordu ki tam arkasında duran öğretmenine çarptı.
Hamza Öğretmen şakacı bir tavırla:
“Ne oldu, ilk günden dersleri mi aksatmaya başladın yoksa Ahmet” dedi.
“Daha seninle çok işimiz var, gel bakayım.”
Babacan bir tavırla Ahmet’in omuzlarından tutup daha sonra onun en ön sıraya oturmasını işaret etti.
Ahmet hevesle sıraya oturdu sonra kalemini ve bir parça yıpranmış kağıdını çıkardı.
Hamza öğretmen önündeki çekmeceyi açtı. “Al bakalım. Benden sana armağan olsun. Bundan sonra her derse gelişinde bunları da yanında getir.” Diyerek yeni bir defter ile kalem bir de silgi verdi.
Ahmet yeni okul eşyalarına sevinçle bakarak öğretmenine teşekkür etti. Ardından kalemini eline aldı. Aynı parıltılı gözlerle tahtaya tebeşirle harfler yazan öğretmeninin yaptıklarını yapmaya başladı.
O günden sonra Hamza öğretmen, Ahmet’ e diğer öğrencilere öğrettiği gibi okumayı ve yazmayı öğretmeye başladı.
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $5.19+) -
BUY THIS BOOK
(from $5.19+) - DOWNLOAD
- LIKE (1)
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!