
Bir zamanlar, güzel bir mahallenin ortasında bir grup çocuk yaşardı. Bu çocukların en sevdikleri biri, akşamları bir araya gelerek çeşitli oyunlar oynuyorlardı. Yaz akşamları gökyüzü yıldızlarıyla dolu olduğunda, mahalledeki bütün çocuklar bahçelerde ve sokaklarda çoğunluktaydı.
Bir gün, Ayşe, Ali ve Mehmet, en sevdikleri oyunlardan biri olan bezirganbaşı oynama kararı verildi. Güneş bölgeleri batarken, herkes oyuncu seçmeye başladı. Ayşe, “Ben başkanım, herkes benim çevremde dursun!” dedi. Çocuklar onun etrafında sıralandı ve oyun başladı. Oyun sırasında Ali sürekli Ayşe'yi kandırmaya çalıştı. Ayşe, onu izleyerek bir yerden kaçmasını engellemeye çalıştı. “Sen buraya gelme!” diye bağırarak Ali'yi durdurdu. Hem gülüyorlar hem de eğleniyorlardı.
Oyun bitince hava kararmaya başladı. Çocuklar biraz daha sakinleşti ve şimdi başka bir oyun oynamaya karar verdiler. “Hadi, mangala oynayalım!” dedi Ali. Bu fikir herkesin hoşuna gitti. Bahçede bir yerde çökenler ve birikintiler toplanmaya başladı. Ayşe'nin annesi, çocukların bu oyun oynamalarına yardımcı olmak için onların annesinin eski mangala setini getirdi.
Oyun başladığında yoğun bir sessizlik oldu. Herkes özenle taşlarını yerleştiriyordu. Oyunun çözümü Ali, Ayşe ve Mehmet stratejileri geliştirerek diğerlerini alt etmeye çalıştılar. Ali, “Göründün mü? Benim eşyalarım daha çok!” diye sevinçlence bağır, Ayşe, “Daha bitmedi, dikkatli ol!” görüyordum.
Oyun bitince, yorgun ama mutlu çocuklar sürekli şu oyunları oynamaya karar verdiler: İlk olarak saklambaç oynamak için etrafa dağıldılar. “Bir, iki, üç…” diyerek saymaya başlayan Mehmet, Ayşe ve Ali'yi araştırmaya çalıştı. Onlar, ağaçların korunmasını ve bahçenin köşelerine saklandılar. Saklanırken birbirlerinden gizlice görülüyorlardı.
Saklambaçtan sonra herkes ip atlamak için toplandı. Ayşe, ipi eline aldı ve yüksek sesle, “Hadi, herkes sırayla atacak!” dedi. Çocuklar sırayla ip atlayıp en yüksek atlama rekorunu kırmaya çalıştılar. Etraf yoğun bir coşku dolarken Ali, “Görün bak, ben en yükseği yapıyorum!” yaparak zıpladı.
Daha sonra yakan top oynama kararı verdiler. Ali ve Mehmet, topu alıp oyun alanına geçtiler. Topu birbirlerine atarken, diğer çocukları izlemek için heyecanla koşmaya katıldı. Üçüncü oyun ise bir çocuğun körleştirilmesini istedi. Gözleri kapalı şekilde, diğer insanların gözleri için dolaşırken herkes sızmaya çalıştı.
Oyunlar bitince, biraz huzurlu bir şekilde saklanmak için saklandılar. Ardından, secdeyni oynamak için sek sek tahtasını çizdiler. Ayşe, “Hadi, taşımızı atıp zıplayalım!” oyun oynamaya başladı. Herkes sırayla taşlarını atarak kaybetmemek için zipliyorlardı.
Gecenin ilerleyen saatlerinde, körebe ve seks oyunlarından sonra herkes yorgun ama mutlu bir biçimde toplanırlar. Biri, birlikte oynadıkları oyunlar ve eğlenceli anları konuşarak evlerine geri döndüler. O gün, mahalledeki oyunlarının ne kadar değerli olduğu bir kez daha anlaşılırlar ve her akşam bu oyunları oynamak için sabırsızlandılar.
Artık oyunlar, sadece eğlenceden ibaret değil, aynı zamanda dostluğun ve paylaşmanın da bir simgesiydi. Ve o güzel mahallede çocuklar her akşam, bezirganbaşı, mangala, saklambaç, ip atlama, yakan top, körebe, sek sek ve daha birçok oyunu oynayarak büyüyorlardı.
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $2.99+) -
BUY THIS BOOK
(from $2.99+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!