Dilimizin inceliklerini keşfetmek isteyen dil sevdalılarına...

Sabah güneşi, sınıfın penceresinden içeri süzülüyordu. Sınıfta aydınlık ve canlı bir hava hakimdi ancak Selin için durum böyle değildi. Bu renkli atmosferin içinde kendini bir adım dışarıda hissediyordu. Sırasına oturmuş, kalemini avuçlarının arasında sıkıca tutuyordu. Gözleri tahtadaki ders notlarına takılıydı ama düşünceleri bir türlü odaklanamıyordu. Gözleri tahtaya, kulağı öğretmenine dönüktü ama zihni çok başka yerlerdeydi.



O gün Türkçe dersinde yapısal anlatım bozuklukları konusu işleniyordu. Tahtaya cümleler yazılıyor; öğretmen özne yüklem uyumsuzluklarından, bağlaç yanlışlıklarından, öge eksikliklerinden bahsediyordu. Sınıftaki bazı öğrenciler parmak kaldırıyor, örnekler veriyordu ama Selin için bu terimler bulanık bir denizin içindeki taşlar gibiydi. Görüyordu ama tam olarak kavrayamıyordu.

Tahtadaki cümlelerden biri kulağında çınladı.
"Seni defalarca aradım ama ulaşamadım." Öğretmen, "Bu cümlede hangi anlatım bozukluğu var?" diye sordu. Sınıf bir anda canlandı. Çoğu kişi parmak kaldırmış, heyecanla öğretmenin seçmesini bekliyordu. Selin sessiz kaldı çünkü cevabı bilmiyordu. Sınıftan biri yüksek sesle, "Dolaylı tümleç eksikliği var öğretmenim" dedi.

Dersten sonra aklı karışmıştı. Anlamadığını söyleyememiş, içinde yavaş yavaş büyüyen bir üzüntüyle defterini çantasına sıkıştırmıştı. Dersten sonra gün batımının altın ışıkları ufuk çizgisini boyarken Selin, ormanın kıyısındaki patikaya doğru yürümeye başladı. Burası onun için bir sığınaktı. Ağaçların arasından geçen loş ışıklar, yaprakların hışırtısı ve toprağın kokusu, onun içini hep rahatlatırdı. Bir bankın üzerine oturdu, defterini çıkardı ve yapısal anlatım bozukluklarıyla ilgili aldığı notlara baktı.

Yine hiçbir şey anlamamıştı. "Ne gerek var bu konuya. Sanki hayatta işime yarayacak" diye söylendi. Tam o anda defterin sayfaları rüzgârla çevrilir gibi kendi kendine dönmeye başladı. Bir ışıltı beliriverdi, ardından defterin ortasında minik bir kapı oluştu. Altın rengi parlayan bu kapı, gerçek dünyaya ait gibi değildi. Selin gözlerini ovuşturdu ama hayır bu gerçekten oluyordu. Kapı yavaşça aralandı. İçinden sıcacık bir ışık süzüldü ve sanki bir ses fısıldadı: "Gel… kelimelerin arasına saklanan sırları keşfetmeye gel…"
Selin ürperdi ama kalbindeki merak korkusundan büyüktü. Elini uzattı ve kapıdan içeri adım attı. Bir anda kendini bambaşka bir dünyada buldu.
Gökyüzü kelimelerle boyanmıştı. Ağaç dallarında harfler asılıydı. Toprakta yürüdükçe cümle parçaları ayağının altından geçiyordu. Ama burası düzensizdi. Kelimeler havada çarpışıyor, yanlış bağlaçlar birbirine dolanıyor, yüklemsiz cümleler birer gölge gibi yere düşüyordu. Bir ses yankılandı: “Hoş geldin, Selin. Burası Sihirli Yazı Dünyası." Karşısında küçük, telaşlı bir varlık belirdi. Sırtında harflerden oluşmuş bir pelerin vardı. İsmi “Düzen Bekçisi”ydi. "Buradaki karışıklığın nedeni, senin farkında olmadan yazdığın anlatım bozuklukları. Her düzelttiğin cümle, bu dünyayı biraz daha iyileştirecek." dedi.

İlk karşılaştığı cümle şuydu: "Leylekler gelmeye başladılar." Selin defterine aldığı notları düşündü. "Burada özne yüklem uyumsuzluğu var. İnsan dışı varlıklarda özne çoğul olsa da yüklem teklik olur. Leylekler gelmeye başladı olmalıydı" dedi. " Özne insansa yüklem tekil veya çoğul olabilir." diye ekledi Başka bir cümle belirdi. " O çok başarılı ama gayretli biri." yazıyordu. Selin yüksek sesle, "Bağlaç yanlış kullanılmış. Ve bağlacı gelmeliydi." dedi. Sonraki cümle, "Bize masallar anlatır, eğlendirirdi" şeklindeydi. Selin son bir gayretle "Nesne eksikliği var. Bizi eğlendirirdi şeklinde olmalıydı." dedi.

Birkaç doğru cümle sonra, Yazı Dünyası yavaş yavaş güzelleşmeye başladı. Harfler yerlerine oturdu, bağlaçlar gülümsedi, eksik ögeler yeniden yazıya katıldı. Düzen Bekçisi, Selin'in yanına yaklaşıp, " Bak, gördün mü? Burası senin sayende düzeldi. Anlatım bozuklukları sadece yazıların sorunu değildir Selin. Bazen duygularını da doğru ifade edemezsin. Bu yüzden karışıklık olur.” Selin sustu. Kendini düşündü. Yazmak istediği çok şey vardı ama onları düzgün ifade edemediği için hep içine atmıştı. İşte bu yüzden her şey karışıyordu. "Anlatım bozukluklarını düzeltmek, aynı zamanda kendimi anlamak mı?” diye sordu “Aynen öyle.” dedi bekçi, gülümseyerek.
Aniden buraya geldiği kapı yeniden göründü. Arkasına baktı. Yazı Dünyası artık ışıl ışıldı. Cümleler birbiriyle barışmıştı. Gerçek dünyaya döndüğünde elinde hâlâ defteri vardı. İçindeki sıkışmışlık dağılmış, kelimelere olan güveni artmıştı. Ertesi gün okulda öğretmen sorular sordu. Selin bu kez elini kaldırdı, gözleri parlıyordu. “Anlatım bozuklukları bazen düşüncelerimizi bozar” dedi cesurca. “Ama onları düzelttiğimizde, hem kendimizi hem de başkalarını daha iyi anlarız.” Öğretmen gülümsedi. “Sen artık kelimelerin dostusun, Selin.” dedi.
Selin, derin bir nefes aldı. Kalemini eline aldı ve defterine bir cümle daha yazdı: “Artık yapısal anlatım bozukluklarından korkmuyorum.
Hikayeyle ilgili düşüncelerini yan tarafa yazabilirsin :)
DUYGU VE DÜŞÜNCELERİM
Azra Betül Koç

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
BUY THIS BOOK
(from $3.99+) -
BUY THIS BOOK
(from $3.99+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!