







Gülhan İlhan Çalım and students
Bir varmış, bir yokmuş…
Eskiden, zamanın yavaş aktığı, günlerin birbirini acele etmeden izlediği bir kasabada Mira adında meraklı bir çocuk yaşarmış.
Once upon a time...
Long ago, in a town where time flowed slowly and the days followed one another without haste, there lived a curious child Mira.
Mira diğer çocuklar gibi oyun oynamayı severmiş ama onun kalbi en çok zamanı düşünürken hızlı hızlı atarmış.
“Zaman yerine gider?”
Mira diğer çocuklar gibi oyun oynamayı çok severdi, ama zamanı düşündüğünde kalbi daha hızlı atıyordu.
"Zaman nereye gidiyor?"
„Unde se duce timpul?”
Diana Rodica Chis and students

Yağmur Üncü and students
“Gece vakti gündüz nerede saklanacak?”
“Bir saat neden bazen hızlı, bazen yavaş gelir?”
Bu konuları tam olarak anlatmış.
"Gece çöktüğünde, gündüz nereye saklanır?"
“Bir saat bazen neden çabuk, bazen de yavaş geçer?”
Bu soruları hiç kimseye tam olarak açıklayamadı.




Dilek Balcı and students
Büyükler “Büyüyünce anlarsın” dermiş.
Ama Mira beklemek istemezmiş.
The adults would say, “You will understand when you grow up.”
But Mira did not want to wait.
Osman Özdokur ve öğrenciler
Saatçi Dükkânı
Kasabanın en eski sokağında, kimsenin pek dikkat etmediği küçük bir dükkân vardı.
Saatçi Dükkanı
Şehrin en eski sokağında, neredeyse kimsenin dikkatini çekmeyen minicik bir dükkan vardı.



Osman Özdokur and students
Hüseyin Ekinci and students
Camında çatlaklar, kapısında paslı bir çan… Üzerinde solmuş bir yazı duruyormuş:
"Zaman Ustası- Saatçi"
Penceredeki çatlaklar, kapısındaki paslı bir zil vardı… Ve üzerinde solmuş bir tabela bölümündeydi:
"Zamanın Ustası - Saatçi"
Bir gün Mira, okuldan dönerken bu dükkânın önünde durmuş. Kapının aralığından tik tak, tik tak sesleri geliyormuş. Sanki saatler fısıldaşıyormuş gibi…
One day, as Mira was returning from school, she stopped in front of this shop. From the crack of the door came tick-tock, tick-tock sounds. As if the clocks were whispering…
Mihaela Lica and students

Yurdanur Darıcı and students
Cesaretini toplayıp kapıyı itmiş.
Çan cırrr diye ötmüş.
İçeriğindeki detaylı saatle doluymuş:
duvar saatleri, cep saatleri, kum saatleri, çatlamış, durmuş, koşan, fısıldayan saatler…
Cesaretini topladı ve kapıyı itti.
Çan gıcırtılı bir cırrr sesiyle çalar.
İçerisindeki detaylı saatle doluydu:
Duvar saatleri, cep saatleri, kum saatleri, çatlak, durmuş, çalışan, fısıltıyan saatler…
Cesaretini toplayıp kapıyı itmiş.
Çan cırrr diye ötmüş.
İçeriğindeki detaylı saatle doluymuş:
duvar saatleri, cep saatleri, kum saatleri, çatlamış, durmuş, koşan, fısıldayan saatler…
Zühal Namal and students
Ve dükkanın ortasında uzun sakallı, parlak gözlü, yaşlı bir adam duruyormuş.
"Zamanı mı arıyorsun?" demiş gülümseyerek.
Uzun sakallı ve parlak gözlü yaşlı bir adam dükkanın ortasında beliriyor.
"Zamanı mı arıyorsun?" demiş gülümseyerek.
Buşra Ece Arslan and students
Mira şaşkınlıkla başını sallamış.
— “Herkes zamanı yaşıyor ama kimse onu tanımıyor,” demiş yaşlı adam.
— “İstersen, sana saatlerin ülkesini gösterebilirim.”
Mira nodded her head in astonishment.
— “Everyone lives time, but no one truly knows it,” said the old man.
— “If you wish, I can show you the land of clocks.”
Mihaela Draghici and students
Saatlerin Ülkesi
Yaşlı adam, Mira’ya eski bir cep saati uzatmış. Saatin kapağında küçük bir anahtar resmi varmış.
— “Bunu kur ve gözlerini kapat.”
Mira saati kurmuş. Tik… tak…
Birden etraf dönmeye başlamış.
Gözlerini açtığında kendini bambaşka bir yerde bulmuş.
The Land of Clocks
The old man handed to Mira an old pocket watch. On the cover of the watch, there was a small picture of a key.
— “Wind this and close your eyes.”
Mira wound the watch. Tick… tock…
Suddenly, everything around her began to spin.
When she opened her eyes, she found herself in a completely different place.
Anna Gilda and students
Gökyüzü altın rengindeymiş. Yollar dişli çarklardan yapılmış. Ağaçların dallarında saatler sallanıyormuş. Kuşlar ötmek yerine tik tak diye ses çıkarıyormuş.
Burası Saatlerin Ülkesiymiş.
The sky was golden. The roads were made of gears. Clocks were swinging from the branches of the trees. Instead of singing, the birds were making tick-tock sounds.
This was the Land of Clocks.
Jolanta Zysco and students
Saatlerle Konuşmak
İlk Mira’ya yaklaşan, kırık camlı eski bir duvar saati olmuş.
— “Ben Geçmiş Saatiyim,” demiş.
— “İnsanlar beni unuttuğunda dururum.”
Talking with the Clocks
The first who approach Mira was an old wall clock with cracked glass.
— “I am the Clock of the Past,” it said.
— “When people forget me, I stop.”
Elzbieta Kierklo and students
Sonra parlak, hızlı dönen bir saat gelmiş.
— “Ben Şimdi Saatiyim!” diye bağırmış.
— “Hep acelem var ama kimse beni tam yakalayamaz.”
Then a bright, fast-spinning clock came along.
— “I am the Clock of the Present!” it shouted.
— “I am always in a hurry, but no one can ever fully catch me.”
Delmina Betti and students
En arkada sessizce duran, henüz çalışmayan bir saat varmış.
— “Ben Gelecek Saatiyim,” demiş fısıltıyla.
— “Henüz kimse beni kurmadı.”
Mira ilk kez zamanı parça parça görmüş. Zaman aslında tek bir şey değilmiş; hatırlanan, yaşanan ve beklenen anlardan oluşuyormuş.
At the very back, there was a clock standing silently, not yet working.
— “I am the Clock of the Future,” it whispered.
— “No one has wound me yet.”
For the first time, Mira saw time in pieces. Time was not actually a single thing; it was made up of moments that were remembered, lived, and awaited.
Öner Kaya and students
Zaman Kayboluyor
Tam o sırada kararmaya başladı. Saatler yavaşlamış, tik tak sesleri susmuş.
Yaşlı bir kum saati yere devredilmiş,
— “İnsanlar zamanında hep vazgeçmek,” demiş üzülmek.
— “Bizi fark etme zamanlaması.”
Mira çok korkmuş.
Zaman Kayboluyor
Tam o anda toprak kararı başladı. Saatler yavaşladı ve tıkla-tık sesleri susturdu.
Eski bir kum saati yerde devrildi.
— “İnsanlar her zaman zamanlarını kaybetmeler” diye üzüntüyle belirtti.
— “Onlar bizi fark etmedikleri sürece zaman değişiyor.”
Mira çok korkmuş.

Natalia Gür and students
— “Zaman kaybolursa ne olur?” diye sormuş.
— “Anılar silinir,” demiş Geçmiş Saati.
— “Anlar anlamsızlaşır,” demiş Şimdi Saati.
— “Hayaller hiç doğmaz,” demiş Gelecek Saati.
Mira o an anlamış:
Zaman bulunması gereken bir şey değilmiş…
Değer verilmesi gereken bir şeymiş.
— “What happens if time disappears?” she asked.
— “Memories are erased,” said the Clock of the Past.
— “Moments lose their meaning,” said the Clock of the Present.
— “Dreams are never born,” said the Clock of the Future.
In that moment, Mira understood:
Time was not something that needed to be found…
It was something that needed to be valued.

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
BUY THIS BOOK
(from $6.79+) -
BUY THIS BOOK
(from $6.79+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!