
Annemin ziyaretinden dönüyordum. Eve yaklaştığımda arkadaşım Grodo'yu gördüm. Beni bekliyor gibiydi. Yanına gittiğimde "Neredeydin?" dedi. Annemi ziyaret ettiğimi söyledim. O da "Hemen buraya gel, çok önemli bir şey buldum." dedi. Ben de onu takip ettim. Beni götürdüğü yer Highlands Çöplüğü idi. "Burada ne arıyoruz?" dedim. Sonra işaret ettiği çukuru gördüm. Çukurda, kör edici parlaklıkta bir ışık vardı.
Işık, güneşin bir cisimden yansımasından çıkıyordu. Cisime yaklaştığımda bunun altın bir taç olduğunu farkettim. Tacın üstünde kırmızı renkte değerli taşlar vardı. "Bunu nasıl buldun?" dedim. "Çöplükte kaybettiğimiz özel çekici ararken buldum. Hemen seni aradım, sen bu işlerden anlarsın" dedi. Bunun nasıl bir taç olduğu hakkında bir fikrim yoktu açıkçası. Bizim zamanımızda böyle bir taç giyen bir kral yoktu ki. Tacı alıp incelemek için eve götürdüm.
"Grodo, bu çok para eder gibi duruyor. Bizim Roktor'a götürüp sorsak mı?" dedim. "Evet, bence de götürelim" dedi. Ve tacı küçük çantama atıp Roktor'un dükkanına gittik. Roktor tarihi şeylerden anlayan azıcık ta olsa bilge biriydi. Severdi bu tip şeyleri. Ona tacı gösterdiğimde ilk önce biraz baktı, sonra da "Olamaz." dedi. Ne olamaz diye düşündüm. "Bu tacı biliyorum. Bu taç
Kral Hemto'nun tacı." Kral hemto da kim? "Efsaneye göre bu tacın sihirli özellikleri var. Takan kişiye göre değişen, olağanüstü özellikler veren bir taç" Grodo heyecanlandı. "Ver de deneyeyim!" dedi. Roktor da "Direk öylesine takıp çalıştıramazsınız. Bakın, tacın delikleri var. O deliklere geri kalan taşları yerleştirmeniz lazım yoksa bi işe yaramaz" dedi. "O taşları bulmak
zor, ben sizden bu haliyle 200 altına alırım bu tacı." dedi. "Nerden bulabiliriz o taşları?" diye sordum. "Bu köyün 200 kilometre kuzeyinde Kral Hemto'nun binlerce yıl önce yaptırdığı bir kale var. O kalede bulabileceğinizi düşünüyorum. Ama kolay olmaz. O kale muhtemelen barbarlar tarafından korunuyor. Öyle içeri girmenize izin vermezler." Evet! Sonunda biraz heyecan dolu
bir macera yaşayabilirdim! Hayatım çok sıkıcıydı ve biraz heyecan katmaktan daha iyi ne olabilirdi? "Toplan Grodo, bu tacı çalıştıracağız." dedim. O da en az benim kadar heyecanlıydı. Eskiden kılıç eğitimi almıştım. O eğitimden kalan bir kılıcım vardı. Körleşmişti ve paslanmıştı. Mavi çelikten yapılan bu kılıç, beni bu macerada korumaya yeterdi. Onu bir demircide düzelttirdim.
Grodo nun kılıçlarla ilgili pek bilgisi yoktu. O da kendine büyük bir tokmak aldı, tam onun gibi iri ve biraz da şişman birine göre bir silah idi. Ve atlarımıza binip yola çıktık. 1-2 günlük bir yolculuk olacaktı. Yanımıza yeterli yiyecek aldık. Atlarımıza bindik ve yola çıktık. İlk başta oldukça sıkıcıydı. Ama yolumuzu takip ederken karşımıza bi grup haydut çıktı ve bizi soymaya kalkıştılar.
"Atını devir!" diye bağırdı bir tanesi. Hızlıca hareket ederek bacağımdan tıtan haydutun koluna kılıçla vurdum ve atıma doğru yaklaşan haydutun başını kestim. Grodo da tokmağıyla bi haydutun başını ezdi. Maceramızın ilk heyecanlı kısmı buydu. Roktor'un dünyanın bu kısımlarında çok daha gizemli şeyler olduğunu söylediğini hatırladım. Canavalar falan varmış. Ben o tip
şeylere pek inanmazdım, ama bu tacın gizemini bir an önce çözmek istiyordum. Yolumuzun dörtte birini aşmıştık ve artık hava eski güneşli halinden daha çok kar ve buz dolu bir hapishane haline gelmişti. Ormanın ortasından geçiyor olmamıza ramen hava çok ama çok soğuktu. Bu, ormandaki tek garip şey değildi. Sanki ağaçlarda yüz görüyordum. İlginçti. Gece o ormanda kamp
kurmuştuk. Yatmaya hazırlanıyordum ki dışarıdan sesler duydum. Birkaç küçük gölge çalıların arasıdna belirdi. Ortaya çıkan gri goblinler beni de Grodo'yu da şaşırttı. Ne yapacağımızı bilemedik. İlk önce bana saldıracaklarını zannettim, ama bi baktım çantamı açıyor. Çantamdan tacı almıştı ve kaçıyordu. Buna izin veremezdim. O çirkin yaratığı böcek gibi
ezecektim. Onu kovalamaya başladım. Ama uzun sürmedi, çünkü zavallı goblin, donuverdi. Elindeki taç ise olduğu gibi duruyordu. Tacı aldığımda içime bi sıcakık yayıldı ve bir ses duyar gibi oldum. "Beni düzelt, ve seni ödüllendireceğim." diyen bir sesti bu. Aklım almıyordu. Sadece bir tac. Bu nasıl olabilirdi. Onu dinlemek zorundaydım. Hayatım boyunca böyle bir anı
bekledim. Kapma gidip yatağıma girdim. Uyandığımda Grodo yanımda değildi. İlk başta korktum ama dışarıda tualetini yapıyordu. Tac yerinde mi diye kontrol etmek için elimi çantama attığımda içimi yine aynı sıcaklık bastı. Aklımdan sadece kafama tacı koymak geçiyordu.Ben de öyle yaptım. Tacı başıma geçirdim. Bir patlama olmasını ya da birden uçmayı bekliyordum
ama hiç bir şey olmadı. belki de sadece beynim bana oyun oynuyordu. Grodo'ya seslendim, kampı toparladık ve yola devam ettik. Kar dinmişti ama hava hala buz gibiydi. Tacı elime alıp ısındım. Tam elime aldığım an ağaçların arasıdnan bir ışık belirdi. Birden ortaya bir Golem çıktı. Gövdesinin tam ortasında bir kristal vardı. Bu yeşil kristal oldukça parlak bir şekilde parlıyordu. Gözlerim
kamaşıyordu. Golem en az iki buçuk metre vardı. İri, taştan kollarını bize doğru savurdu. ne yapacağımızı bilemedik. "Kaç, kaç!" diye bağırdı Grodo. "Hayır, onu alt etmemiz lazım! Onun ortasıdnaki kristale tokmağınla vur!" dedim. Dediğimi yapmaya çalışırken bikaç darbe alan Grodo sonunda vurdu ve golem yere yığıldı. Onu kontrol etmeye giderken çantam birden golemin
göğsüne doğru çekilmeye başladı. Adeta mıknatıs gibi. Tac olduğunu düşündüm ve tacı çıkarttım. Golemin göğsündeki taş birden fırlayıp tacın 3 boş kısmından birine yerleşti. Gözlerime inanamadım. Birden hava karardı. Güneş tutulması oldu. Grodo ağzı açık izliyordu. "Demek efsane doğruymuş." dedi Grodo. "Şimdi öbür iki taşı bulmazsak olmaz." dedim. Ama birşeyler oldu. Taç birden
parlamaya başladı. Elime aldığımda içime bu sefer çok sıcak bir ısı yayıldı. Adeta yanıyordum. Ama alıştım. Tacı başıma taktığımda birden bir güç patlaması hissettim. Bu taç baan Roktor'un bahsettiği güçlerden biri vermişti. Kollarımdaki damarlar morlaştı ve her zamankinden çok daha güçlü olmuştum. Golem gibi, güçlenmiştim. Demek ki taşlar kalede değil, kaleyi koruyan şeylerde.
Yolumuza devam ediyorduk. Grodo: "Bende deneyebilir miyim?" diye sordu. İlk başta vermek istemedim ama sonuçta arkadaşımdı. Tacı ona verdim. Tacı eline aldığında içine aynı ısının yayıldığı yüzünden belli oluyordu. İlk başta gülümsedi, sonra tacı başına geçirdi. Birden omuzlarından aşağıya bütün kolu taş oldu. Kırılmaz kolları vardı ve benim gibi güçlenmişti.
İkimiz de taçla biraz eğlendikten sonra yola koyulduk. Kimse bize karşı koyamazdı. Yolumuza çıkan tehditleri atlatarak kaleye ulaştık. Kalenin başındaki barbarlar bizi durdurmaya çalıştı. "Hey sen! Dur bakayım! Buraya giremezsin, bizim kalemiz, ilk biz bulduk." En fazla bir elli boyunda olan bu cüceler, bizi durdurabileceğini sandılar.
Onlara çekilmelerini, yoksa pişman olacaklarını
söyledim. Dinlemediler, ben de bir güzel dövdüm zavallıları. İçeri girdiğimizde antik kalenin büyüleyici güçlerini adeta içimde hissettim. Taç birden olduğu yerde dönmeye başladı. Sonra bir yönde durdu. Onu nereye döndürsek hep o yönde duruyordu. Tacı elime alıp gösterdiği yoldu takip ettik ve bir de ne görelim. Dev 3 kafalı bir kurt. Golem gibi onun da tasmasında mor, parıltılı
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $6.19+) -
BUY THIS BOOK
(from $6.19+) - DOWNLOAD
- LIKE (1)
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!