Şiir kelimelerle yapılan musikidir.Şiirin bestelenmesi ise sahnede dev bir orkestra ile bir başyapıtın sahnelenenmesidir.

ŞİİR:ENİS BEHİÇ KORYÜREK
BESTE:EROL SAYAN
MAKAM:Rast-Usul Semai
HAZIRLAYAN OKUL:ŞEHİT ERSAN YENİCİ ANADOLU LİSESİ
DANIŞMAN ÖĞRETMEN:
PINAR EMİR

HATIRA
Geçsin günler, haftalar,
Aylar, mevsimler, yıllar
Zaman, sanki bir rüzgar
Ve bir su gibi aksın
Sen gözlerimde bir renk,
Kulaklarımda bir ses
Ve içimde bir nefes
Olarak kalacaksın

Erol Sayan 1960 'da "Hatıra" şiirini bestelemiştir.Bu yeni eserini okunması için radyoya gönderememiştir,zira güfte kısa olduğu için gereken süreyi tamamlayamamaktadır.Devlet büyüklerinin de katıldığı bir ruh celsesinde ,Erol Sayan uzun yıllar önce Enis Behiç Koryürek'in yazdığı "Hatıra"şiirine ilave yapılması ricasında bulunur.Medyum bazı mısralar okumaya başlar:"Ömrüm sensiz geçse de aşkın gönlümde kalsın/Gülen gözlerin binbir teselli ile baksın/Sen gözlerimde bir renk, kulaklarımda bir ses ve içimde bir nefes olarak kalacaksın."
Güftenin eksik olan kısmı gelmiş ve "Hatıra" artık icra edilebilmesi için gereken süreye ulaşmıştır.



HATIRA
Şiirimiz : Sessiz Gemi
Şiir : Yahya Kemal BEYATLI
Besteci : Frank Gerald / Patricia Carli
Hazırlayan Okul: Çarşamba Fen Lisesi
Danışman Öğretmen: Murat ÇELEBİ

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden

SESSİZ GEMİ ŞİİRİNİN HİKAYESİ
Yahya Kemal’in Sessiz Gemi’si “hep ölüme yazılmış bir şiir olarak” bilinir.
Oysa demir alıp bu limandan kalkan gemidir.
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol dizeleri
Yahya Kemal’in hayatındaki en büyük aşkı olan Celile’sinin Ada’dan gemiyle İstanbul’a uzaklaşışı esnasında yaşadığı çaresizliği anlatır.
Ölümdür elbette Sessiz Gemi’nin konusu ama aşkta aranan ölümdür ve Celile’nin ardından ada limanında bakakalan Yahya Kemal’den esintiler içerir.

SESSİZ GEMİ

Öğrencimiz Sessiz Gemi Şiirini Seslendirdi.

Şiirimizi Dinlemek İçin Aşağıdaki Listen Butonuna Basınız
KARLI KAYIN ORMANI
NAZIM HİKMET
BESTELEYEN: ZÜLFÜ LİVANELİ
YUSUF KALKAVAN ANADOLU LİSESİ
DANIŞMAN ÖĞRETMEN: ZÜBEYDE ÇOLAK
HAZIRLAYAN ÖĞRENCİLER:
DOĞA D
YUNUS EMRE K
BEREN A
ZELAL E
Livaneli şairin şiirlerini bestelemek konusunda düşüncelerini şöyle dile getirir:
Nazım’ı yorumlamak:
Yıllarca Nazım’ın şiirlerini ezgilemeye çalıştım. Karşılaştığım hep bir başarısızlıklar zinciriydi. Bir türlü sözle ezgi kaynaşmıyor, zorlama kalıyor, müzik söze göre uzatılıyordu. Derken bütün bu çalışmaları atıp Nazım’ın şiirlerinde hem divan şiiri, hem Batı şiiri, hem de Anadolu halk edebiyatı etkili olmuştu. Bu yoğun estetik bileşimi, saza bağlı bir halk müziğiyle yorumlamaya çalıştıkça başarısızlık kesin oluyordu. Çünkü Nazım halk ozanı değildi. Veysel formunda yazmamıştı ki onun müziğiyle söylenebilsin. Bu şiirlere uyacak müzik yapısı, halk müziğinden, Batı müziğinden ve divan müziğinden esintiler taşımak zorundaydı. Tam bu sırada Atina’dan bir telefon aldım. Yıllarca Theodorakis’le çalışmış olan Yunanlı şarkıcı Maria Farandouri Nazım’dan yapılmış şarkılar okuyacaktı ve ezgiler konusunda benimle çalışmak istiyordu. Bu büyük sanatçıdan gelen istek işi hızlandırdı ve yeni bir müzik anlayışıyla çalışmaya başladım. Sonunda elinizdeki plağın ezgileri ortaya çıktı.
Nazım Hikmet, memleket hasretini birçok şiirinde ele almıştır.
Karlı Kayın Ormanı bunlardan biridir.
Nazım’ın bu şiiri bir tablo gibi, sinema filmi gibi izlenebilir.
Melodi her satırda birbirini takip eder.
Nazım konuşur siz dinlersiniz.
Karlı Kayın Ormanı’nda bir yolculuğun aynı zamanda memleket hasretinin hikâyesidir.
Memleketine, sevdiğine, oğluna, memleketinden uzakta geçen gençliğine duyduğu özlemi anlatır.
KARLI KAYIN ORMANI
Karlı kayın ormanında
Yürüyorum geceleyin
Efkârlıyım, efkârlıyım
Elini ver, nerde elin?
Memleket mi, yıldızlar mı
Gençliğim mi daha uzak?
Kayınların arasında
Bir pencere, sarı sıcak
Ben ordan geçerken biri:
"Amca, dese, gir içeri."
Girip yerden selâmlasam
Hane içindekileri
DİLEK KORKMAZ/ OF SOLAKLI FEN LİSESİ DOĞU GRUBU
CAHİT SITKI TARANCI KARA SEVDA ŞİİRİ
BESTELEYEN :FATİH KISAPARMAK

KARA SEVDA
Bir kere sevdaya tutulmaya gör;
Ateşlere yandığının resmidir.
Aşık dediğin, Mecnun misali kör;
Ne bilsin alemde ne mevsimidir.

Dünya bir yana, o hayal bir yana;
Bir meşaledir pervaneyim ona.
Altında bir ömür dönedolana
Ağladığım yer penceresi midir?

Bir köşeye mahzun çekilen için,
Yemekten içmekten kesilen için,
Sensiz uykuyu haram bilen için,
Ayrılık ölümün diğer ismidir

KARA SEVDA ŞİİRİ HİKAYESİ
“Böyle ferman etti Cahit
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan”
Abbas şiirindeki Beşiktaş’tan alınacak sevgili, yayıncı, yazar arkadaşı Vedat Günyol’un kız kardeşi Mihrimah Hanım’dır. Vedat Günyol da Cahit Sıtkı gibi Diyarbakırlı’dır, memleketten süregelen bir dostlukları vardır.
Böyle bir aşkı içinde yaşar söyleyemez. Ta ki yıllar sonra Paris’te Vedat Günyol’a itiraf edene kadar. Vedat Günyol “Keşke söyleseydin Cahit. Mutlaka seninle evlenmesini isterdim.” der. Ama iş işten geçmiştir, çünkü Mihrimah Hanım doktor Cemil Cemiloğlu ile evlenmiştir.Bunun üzerine KARA SEVDA şiirini yazar TARANCI....
KARA SEVDA ŞİİRİ BESTELENMİŞ HALİ

OF SFL HIKAYE OKUMA
ŞİİR: MİHRİBAN
ŞAİR: ABDURRAHİM KARAKOÇ
BESTECİ: MUSA EROĞLU
HAZIRLAYAN OKUL: SABİHA GÖKÇEN MTAL
DANIŞMAN ÖĞRETMEN: AYŞE ARSLAN


SESLENDİREN: Muammer GİRGİN
SELİN ÇİFTÇİ / ÇAĞLAR ÖZKAN
TOKİ ŞEHİT SAVAŞ KUBAŞ ANADOLU LİSESİ
NAZIM HİKMET CEVİZ AĞACI
BESTELEYEN: CEM KARACA
NFJ
CEVİZ AĞACI
Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
Nazım Hikmet, Gülhane parkındaki bir ceviz ağacının altında sevgilisi ile buluşmak üzere randevulaşır. Buluşacakları gün Gülhane parkına gider ve ceviz ağacının altında beklemeye başlar, tam bu sırada polisler de orada devriyeye çıkmıştır. O dönemlerde Nazım Hikmet arananlar listesinde olduğu için polislerden gizlenmek durumunda kalır ve bu ceviz ağacına çıkar. Nazım Hikmet ağacın tepesindeyken biricik sevgilisi Piraye gelip her şeyden habersiz ceviz ağacının altında beklemeye başlar. Polislerden dolayı aşağıya seslenemez ve çaresiz çıkarır kalemi, kağıdı ceviz ağacının tepesinde bu şiiri yazar.
ŞANLIURFA RABİA HATUN KIZ AİHL
LEYLİM LEY ŞİİRİNİN ÖYKÜSÜ - SABAHATTİN ALİ
HAZIRLAYANLAR : CEREN K.
ESMAGÜL A.
MAKBULE B.
DANIŞMAN ÖĞRETMEN : ESRA ÇAKIR
Bizi Beyşehir'den Konya’ya götüren kamyon Barsakderesi dedikleri bir boğazda sakatlandı. Şoför ve muavini motör kapaklarını açtılar. Oturdukları minderi kaldırıp onun altından çıkardıkları bir sürü alet ve edavatı ortaya döktüler. Ondan sonra saatlerce süren bir tamir başladı. Bazan her ikisi makinenin alına sürünüp arka üstü yatıyorlar ve elleriyle motörün alt kısmını kurcalıyorlar, bazan da biri şoför mahallinde gaza basıyor ve motörü işletiyor ve diğeri bu esnada porselen başlıklı bir takım memeleri yerlerinden oynatıyordu.
''...Tam bu sırada kekik kokuları ve ince çıtırtılarla dolu havayı hafiften gelen bir saz titretti. Müzikle uğraşan ve bir müzik mektebinde vazifesi olan arkadaşım doğruldu. Kaşlarını çatarak dinlemeğe başladı. Yol amelesinin çadırı tarafından gelen saz ustaca çalınan bir meyandan sonra, susar gibi oldu ve bir erkek sesi o zamana kadar duymadığımız, fakat bize yabancı da gelmiyen bir halk şarkısı söylemeğe başladı:
Döndüm daldan kopan kuru yaprağa
Seher yeli, dağıt beni, kır beni;
Götür tozlarımı burdan uzağa
Yarin çıplak ayağına sür beni
GAP ANADOLU LİSESİ
Danışman Öğretmen : Sacide ÖNDER
HADİ GİT
YAZAN : CEMAL SAFİ
SESLENDİREN : CANDAN ERÇETİN
HAZIRLAYANLAR : BUSENUR BÜLBÜL
SUDENAZ KAPLAN
Cemal Safi 1938 yılında Samsun'da doğdu. Babası merhum Mehmet Safi, annesi merhume Ayşe Safi'di?. Öğrenimine Sakarya İlkokulu'nda başladı. Samsun Sanat Okulu' nun Torna Tesviye bölümünden mezun oldu.
1993 yılına kadar yazdığı şiirleri, Vurgun adlı ilk kitabında yayınladı. Şairin bu güne kadar 40 tanesi Orhan Gencebay tarafından olmak üzere, 150 civarında şiiri bestelendi. Türk Dil Kurumu tarafından Türkçeyi en etkin ve güzel kullanan şair olarak ödüllendirildi.
Git şiiri ise Candan Erçetin tarafından seslendirilmiştir.
Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!
Git de şen şakrak geçen günlerine gün ekle,
Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.
Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,
Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar.
Mademki benli hayat sana kafes kadar dar,
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.
Hadi git, benden sana dilediğince izin,
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.
Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;
Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler.
Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;
Oysaki hep yedekte, hep elde var saymıştın.
Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,
Zannetme ki, pişmanlık, mutluluk kadar ırak!
Sanma ki fasl-ı bahar geldiğim gibi gitmez,
Sanma ki hüsranını görmeye ömrüm yetmez.
Her darbene tahammül edecektir bedenim,
Gururum mani olur perişanıma benim.
Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.
Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,
Sana gül bahçesini kim açar benden başka!
Hercai arılara meyhanedir çiçekler,
Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!
Mademki aşk tablosunun takdirinden acizsin,
Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.
Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!
Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!
Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm!
Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.
Korkulu düşlerimi yorumdan kaçırıyorum;
Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum!
Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git! ...
ADANA MEHMET KEMAL TUNCEL A.L.
ESER :GEL GÖR BENİ AŞK NEYLEDİ
YAZAR :YUNUS EMRE
BESTEKAR: BALATLI ŞEYH KEMAL EFENDİ
HAZIRLAYANLAR
Rümeysa Ç., Dilan Y.
SESLENDİREN
Fadime S.
ÖĞRETMEN
Edibe KESKİN
Gönlüm düştü bu sevdaya
Gel gör beni aşk neyledi
Başımı verdim kavgaya
Gel gör beni aşk neyledi
Ben yürürüm yana yana
Aşk boyadı beni kana
Ne akilim ne divane
Gel gör beni aşk neyledi
Mecnun oluben yürürüm
Dostu düşümde görürüm
Uyanır melul olurum
Gel gör beni aşk neyledi
Aşkın beni mest eyledi
Aldı gönküm hasteyledi
Öldürmeğe kast eyledi
Gel gör beni aşk neyledi
Gah eserim yeller gibi
Gah tozarım yollar gibi
Gah akarım seller gibi
Gel gör beni aşk neyledi
Akan sulayın çağlarım
Dertli yüreğim dağlarım
Yarim için ben ağlarım
Gel gör beni aşk neyledi
Benzim sarı, gözlerim yaş
Bağrım pare, ciğerim baş
Halden bilen dertli kardaş
Gel gör beni aşk neyledi
Miskin Yunus biçareyim
Baştan ayağa yareyim
Dost elinden avareyim
Gel gör beni aşk neyledi
BESTEKAR :BALAT ŞEYHİ KEMAL EFENDİ
Balat Şeyh Kemâl Efendi, 13 Ekim 184) târîhinde dünyâya gelmiş. İlk öğrenimin Dâvûdpaşa Mektebi'nde yapmış, Fâtih dersiâmlarından, meşhûr Şâkir Efendi'nin ve Eyüp Nişancısı'ndaki Şeyh Murâd Dergâhı şeyhi Feyzullâh Efendi'nin eğitimlerinden geçerek icâzet almış... Meşhûr mesnevîhân Hoca Hüsâm Efendi'den de feyz almışdır
ÖZEL ÇERKEZKÖY ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ
ORHAN SEYFİ ORHON / VEDA
HAZIRLAYANLAR: SUDE NAZ TÜRK
ADİL MERT AYDIN
DANIŞMAN ÖĞRETMEN:ÖZLEM ÇELİK
ORHAN SEYFİ ORHON/ VEDA
"Veda Busesi", Türk sanat müziğinin şüphesiz en bilinen, en çok sevilen şarkılarından biri...Yusuf Nalkesen tarafından 1951 yılında Muhayyer Kürdî makamında bestelenen bu içli şarkının sözleri ise zamanının ünlü "beş hececi"lerinden biri olan şair ve gazeteci-yazar Orhan Seyfi Orhon'a ait. Şair, bu şiirini kanserden ölen kızı için yazmış.
Şöyle ki:
Ölümünden hemen önce kızı, babasından "gidişine ağlamaması" konusunda söz istemiş, o da söz vermiş. Ama baba kalbi, o anda verdiği sözü tutamamış ve kızı ile arasında geçen o son anları şiire dökmekten kendini alamamış. Bu muhteşem dizeler de işte böyle bir acının ardından yazıya dökülmüş ve ölümsüzleşmiş...
VEDA
Hani o bırakıp giderken seni
Bu öksüz tavrını takmayacaktın?
Alnına koyarken veda buseni
Yüzüne bu türlü bakmayacaktın?
Hani ey gözlerim bu son vedada,
Yolunu kaybeden yolcunun dağda
Birini çağırmak için imdada
Yaktığı ateşi yakmayacaktın
Gelse de en acı sözler dilime
Uçacak sanırdım birkaç kelime...
Bir alev halinde düştün elime
Hani ey gözyaşım akmayacaktın?
Şiir : Aziz İstanbul
Şair: Yahya Kemal Beyatlı
Besteleyen : Münir Nurettin Selçuk
Hazırlayan : Mahmud Celaleddin Ökten Anadolu İmam Hatip Lisesi
Danışman Öğretmen : Emine Yılmaz
AZİZ İSTANBUL
Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.
Nice revnaklı şehirler görünür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim en hoş ve uzun rüyâda
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.
İstanbul sevdalısı bir şairdir Yahya Kemal Beyatlı. Yahya Kemal, Küçüksu sırtlarında bir yemek davetindeymiş. O gece Necip Fazıl ve başka şairler, arkadaşları ve eşleri ile gelmişler. Her şair sevdiği insana ithafen dizeler okumuş. Sıra Yahya Kemal’e geldiğinde güneş batmak üzereymiş. Boğaz bütün ihtişamıyla göz kırpıyormuş konuklara.Herkes Yahya Kemal'`in birlikte geldiği kişiye birkaç dize okuyacağını sanmış. Ama İstanbul sevdalısı Yahya Kemal, dizelerini “Aziz İstanbul'umun Sarayburnu'ndan batan akşam güneşine!” diyerek bu şehre armağan etmiş.

HAYDİ ABBAS
ŞAİR:CAHİT SITKI TARANCI
BESTECİSİ:ONUR AKDOĞU
HAZIRLAYAN:DAMLA TURAN-SILANUR TERZİ
DANIŞMAN:HİJLAL KARA
BOLAMAN ANADOLU LİSESİ
ŞİİRİN HİKAYESİ
Cahit Sıtkı Tarancı askerliğini subay olarak yaptığı yıllarda künye defterini incelerken Abbasoğlu Abbas ismi dikkatini çeker ve yanına çağırır.Gelen kişi Anadolunun saf ve temiz çocuğu Abbas karşısında durur emret komutanım der.
-Nerelisin?
-Mardin Midyat komutanım
-Emir erim olur musun?
-Sen bilirsin komutanım!
Askere içi ısınmıştır Cahit'in eşyalarını toplamasını ve evinin altındaki boş daireye yerleşmesini ister. Zamanla Abbas ve şair arasında sıkı bir dostluk başlar. Onun ruhunun derinliklerindeki temiz yürekli Anadolu çocuğundan çok etkilenir. Sırlarını paylaşır, bilindiği üzere Cahit Sıtkı Tarancı meşhur ''Kara Sevda' 'şiirini yazdığı Mihrimah Hanıma aşıktır ve bir türlü söyleyememiş büyük aşkı bir başkasıyla evlenmiştir. Şair zaman zaman efkarlanır bu durumdan dolayı ve Abbas'ta üzülür.
Cahit Sıtkı sorar:
-Sen İstanbul'u bilir misin?
-Bilir komutanım
-orda bir Beşiktaş var bilir misin?
-Bilir komutanım
-orta bir sevdiğim var onu kaçırıp bana getirir misin?-Elbet komutanım.
Sabah olur Abbas hazır bir durumda bekler şairi.
Hayırdır Abbas hazırlık nereye?
-Ben İstanbul'a gidecek sana sevdiğini getirecek. Bu durum karşısında çok duygulanan şair olayın akşamına bu şiiri yazar
Şiir : Karadut
Şair: Bedri Rahmi Eyüboğlu
Besteleyen : Hasan Dede Dinç
Hazırlayan : Erkunt Mesleki Eğitim Merkezi
Danışman Öğretmen : Ayşe Şahin
Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Agaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın a gülüm
1949’da bir gün İstanbul Büyük Kulüpteki bir toplantıda, davetliler Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan bir şiir okumasını istediler. Eyüboğlu ayağa kalktı ve Karadut’u okumaya başladı.
Bedri Rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzüldü. Salondaki herkes niye ağladığını anlamıştı, tabii herkesten çok, hemen yanı başındaki karısı Eren Eyüboğlu. Çünkü şiirde “kadınım – kısrağım – karımsın” dediği kadın, karısı değildi. Bu şiir’i 3 yıl önce, bir başka kadın için yazmıştı. Mari Gerekmezyan için.
“Kara saplı bıçak gibi” Mari, Bedri Rahmi’nin asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi’nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelmişti. O dönem askerliğini yapmakta olan şair – ressamın sinesine “kara saplı bir bıçak ” gibi saplanmıştı.
Mari, Bedri Rahmi’nin bir büstünü yapmıştı. Bedri Rahmi bu büstü, Mari’nin çeşit çeşit portresiyle ve ona yazılmış şiirlerle yanıtlamıştı. Artık aşklarından bütün İstanbul haberdardı. Bedri Rahmi sanatında tam bir patlama yaşıyor, Eren Eyüboğlu ise sabırla eşinin kendisine dönmesini bekliyordu.
Yorgun yürek “Karadut” 1946´da menenjit tüberküloz kaptı. İyileşebilmesi için antibiyotik lazımdı. Savaş yeni bitmişti ve ilaç ateş pahasıydı. Bedri Rahmi, genç sevgilisine ilaç alabilmek için tablolarını elden çıkarmaya başladı. Ancak bu çabalar da sonuç vermedi ve o yıl İstanbul Alman Hastanesi’nden Mari Gerekmezyan´in ölüm haberi geldi.
Bedri Rahmi yıkılmıştı. Sevgilisini sonsuzluğa uğurladı
LAVİNİA
ŞİİR:ÖZDEMİR ASAF
BESTE:FERİDUN DÜZAĞAÇ
HAZIRLAYAN OKUL:BURSA ANADOLU KIZ LİSESİ
HİKAYEYİ SESLENDİREN:ŞÜKRAN BAŞARAN
DANIŞMAN ÖĞRETMEN:AYGÜL ÇAKIR
Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar,
Yanımda kal.
Sana gitme demeyeceğim
Gene de sen bilirsin
Yalanlar istiyorsan söyleyeyim,
İncinirsin.
Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme,Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme,Lavinia.
Lavinia, Özdemir Asaf‘ın okul yıllarında âşık olduğu bir kıza yazdığı şiir olarak bilinir. Öyledir de. Karşılıksız bir aşkı anlatır.
Şair, Lavinia şiirini yazdıktan sonra şiir yarışmalarından birine göndermeye karar verir ve şiirinin beğenilmesiyle birlikte yarışmayı birincilikle kazanır.
Sonuçlar açıklandıktan hemen sonra şairden şiirini kürsüde okuması istenir. Özdemir Asaf bu teklifi geri çevirmez. Salondaki misafirler arasında Asaf’ın âşık olduğu kız da vardır ve salonu terk ettiği söylenir.
Özdemir Asaf’ın büyük bir tutkuyla âşık olduğu ve karşılık alamadığı kişi Mevhibe Meziyet Beyat’tır.
Ancak Mevhibe Hanım’ın Özdemir Asaf’a karşı en ufak bir ilgisi yoktur. Asaf’a yıllar sonra dillere destan olacak bir şiir yazdıran bu aşk, karşılıksız ve umutsuzdur.
Mevhibe Hanım’ın gönlünde ise bir başkası; ressam olan hocası Edip Hakkı Köseoğlu vardır.
Ve bir de usta gazeteci İlhan Selçuk. Ancak İlhan Selçuk o yıllarda hareketli bir gençlik yaşamaktadır ve Mevhibe Hanım’a göre biri değildir.
En sonunda Mevhibe Hanım’ın dünyaevine girdiği kişi oyuncu Öztürk Serengil olur. Ancak evlilikleri uzun ömürlü olmaz ve ayrılırlar.
Ve talih, Özdemir Asaf’la Lavinia’yı hiçbir zaman bir araya getirmemiş, yalnızca şiirde ve şairin yüreğinde yaşatmıştır.
Aldırma Gönül
Şair: Sabahattin Ali
Beste: Kerem Güney
Hazırlayan Okul: Hacı Süleyman Çakır Kız Anadolu Lisesi
Danışman Öğretmen: Fisun Solmaz
ALDIRMA GÖNÜL
Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül aldırma
Dışarıda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül aldırma
Sabahattin Ali Sinop Cezaevinde kaldığı süre boyunca bir çok acı çekmiş bu acı ve özlem duygusunu şiirlerine yansıtmış ve bu zamana kadar gelen eserler ortaya atmıştır .Bu şiirlerinin birisi olan Aldırma Gönül Kerem Güney tarafından bestelenmiştir. Şiirin asıl konusu Sabahattin Ali’nin Sinop Cezaevinde yaşadığı duygulardı .Sabahattin Ali cezaevinin duvarlarına çarpan dalgalardan, acısından, özleminden ve çağresizliğinden bahsetmiştir
ALDIRMA GÖNÜL ŞİİRİNİN SESLENDİRİLMESİ
ŞİİR: MAVİ LİMAN
ŞAİR:NAZIM HİKMET RAN
BESTE: CEM KARACA
TUNCAY KURTOĞLU
NSİ KAMPÜS-5 MTAL

MAVİ LİMAN ŞİİRİNİN HİKAYESİ
Nazım işgal günlerinde 'çınarlı kubbeli mavi bir liman'ın dışına çıkma kararı aldığında İstanbul'un böyle bir adı olduğunu bilmiyordu, aslında kimse bilmiyordu; İstanbul'a bu ismi yıllar sonra Nazım kendisi verecekti.
Nazım'ın asıl İstanbul şiirleri gurbetten yazdığı şiirlerdir. Orada artık memleket yıldızlardan da gençliğinden de daha uzaktır. İstanbul'dan ayrıldıktan dört ay sonra '... Bacımınkiler gibi gök gözlü şehrim/ İstanbulum/ seni düşünüyorum/...' diye yazar: '.../
Bakıyorum Moskova pencerelerinin birinden/ seni düşünüyorum memleketim, / memleketim, Türkiye'm seni düşünüyorum/ zaten bir dakika çıktığın yok aklımdan/...'
Nazım gurbettedir. Türkiye'ye dönememek, karısını ve oğlunu görememek, İstanbul sokaklarında Türkçeyi duyamamak, sokaklarda Türkçe konuşamamak hürriyetiyle hürdür.
İstanbul'a bir isim verir ve artık o günden sonra yavaş yavaş İstanbul'a dönüşür, İstanbul olur Nazım:
Tam yüz bin eliyle dokunur bize, İstanbul'a, tam yüz bin gözüyle seyreder bizi, İstanbul'u. Yani bu 'çınarlı, kubbeli mavi liman'ı; İstanbul'u...
HİKAYEYİ SESLENDİREN: MELİSA H.
OKUL : MİTHATPAŞA MTAL-İZMİR
ŞAİR: CEMAL SAFİ
ŞİİR: YA EVDE YOKSAN
BESTECİ: ORHAN GENCEBAY
ÖĞRENCİLER: SUDE-ALEYNA
ÖĞRETMEN: ZÜLEYHA DURAK ÖZEN


YA EVDE YOKSAN
Aşkınla ne garip hallere düştüm.
Her şeyim tamam da bir sendin noksan,
Yağmur taş demeden yollara düştüm.
İçim ürperiyor ,ya evde yoksan .
Elbisem gündelik,pabucum delik,
Haberin olsa da sobayı yaksan.
Yağmur iliğime geçti üstelik,
İçim ürperiyor ,ya evde yoksan .
Akşam namazı sonrası Dışarıda yağmur adeta bardaktan boşanırcasına yağıyor. O, pencerenin önünde oturmuş yağmuru seyrediyordu. Evleri alt kattaydı. Tepeden tırnağa ıslanan bir adam dikkatini çekti. Yoldaki bu adamın ayakkabıları yırtık, perişan bir haldeydi. Adeta bir şey arıyordu.
Gözlerini hiç ayırmadan binalara, sokaklara, insanlara bakıyordu. Sonra dudakları arasında beliren “Tunç Apartmanı" ifadesini okumuştu sanki. Yağmurun kendisini sırılsıklam etmesine aldırmadan yoluna devam eden bu adamın gözden kaybolması uzun sürmedi. Bu telaşlı gidiş aradığını buldu mu bilinmez; ama önemli bir şarkı sözüne ilham vermişti: Ya evde yoksan
İşin devamı, pencereden sokağı seyreden adama, yani Cemal Safi'ye düşmüştü. Olayın etkisi o kadar büyüktü ki hemen ağlamaya başladı. Ya bu adam sevdiği birisini arıyorsa diye düşündü. Düşünceler onu odasına kapatmışı. Akşam saat sekizde girdiği odasından sabah saat sekizde çıkabildi. Ortaya mükemmel bir şiir çıkmıştı. Karton bir kağıda yazılmıştı sözler. Derken kapı çaldı ve ağabeyi içeri girdi. Cemal Safi'nin elinde karton kağıda yazılı şiiri gördü ve “burada çok güzel bir şiir var" dedi. İşte böyleydi şiirin öyküsü.
YA EVDE YOKSAN
HİKAYE SESLİ OKUMA






Ümit Yaşar Oğuzcan 1973 te büyük oğlu Vedatınölmesi üzerine ,hayatının boşluğu ölüm ve acı gibi derinliklere yöneltti.Üstat birkaç kez intihara teşebbüs etmişti.Oğlu Vedat Galata Kulesinden kendini boşluğa bırakmıştı.Öldüğünde cebinden çıkan nottaBaba öyle intihar edilmez böyle edlir diye yazıyordu.
Hikayesini Seslendiren:

Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın
Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın
öylesine yıktın ki bütün inançlarımı
Beni sensiz bıraktın, beni bensiz bıraktın
ŞİİR: BENİ KÖR KUYULARDA MERDİVENSİZ BIRAKTIN
ŞAİR .ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
SESLENDİREN :MÜNİR NURETTİN SELÇUK
ÖĞRETMEN :SERAP ÖZDEMİR
OKUL :AHMET YESEVİ ANADOLU İMAMHATİP LİSESİ


KONU:BEN BİR CEVİZ AĞACIYIM ŞİİR'İN HİKAYESİ
ŞİİR:Ben Bir Ceviz Ağacıyım
YAZAN:Nazım Hikmet Ran
BESTE:Cem Karaca
SESLENDİREN:Cem Karaca
ÖĞRETMEN :İRFAN GEZER
OKUL:BURSA ANADOLU KIZ LİSESİ




















Eser: Hasretinden Prangalar Eskittim
Bestekâr: Vefik ATAÇ- Tanburi
Güfte Sâhibi: Ahmet ARİF
Makam: Hüzzam
Form: Şarkı
Usûl: Düyek
Öğretmen: RESUL DOKUMACI
Okul: SAFFET ÇEBİ MTAL
Ahmed Arif, umudun ve alçakgönüllülüğün sesiydi. Başkent Ankara’da bile Kızılay’ın, Tunalı Hilmi Caddesi’nin şıkıdımlığına karışmadı. O, Ankara’nın gökleri kümülüslü gecekondu semti Altındağ’da gezindi. Bütün Ankara varoşları, yoksul gecekondular, Hatip Çayı ötesi ve sevdalar kar altındayken, şehrin en çıngıltılı yeri olan Karanfil Sokağı’nın tekmil güneşe kesilmiş olduğunu da gördü. Şaşırmadı. Çünkü “mucip sebebi” biliyordu. Tıpkı bu zengin semtte bir saksıda açan karanfilin kökünün, aslında fukara Altındağ ile İncesu’da olduğunu bildiği gibi.
ŞİİRİN HİKAYESİ
“De be aslan karam, de yiğit karam” diye yazdı, kendi deyişiyle “He kurban he” diye okundu. Sonra leylim leylim baharlar geçti. Ahmed Arif, saçlarına kan gülleri taktığı kişiye “Hasretinden Prangalar Eskittim” diye sesleniverdi bir gün. Sonra da ayıp bir şey söylermiş gibi utanarak, “aç kaldım susuz kaldım, terk etmedi sevdan beni” diye fısıldadı Ahmed Arif’in bu yaman sevdayı duyduğu kişinin kim olduğu uzun bir süre bilinemedi ve bir sır olarak kaldı. Sonra Ahmed Arif’in, gizemli sevgilisine yazdığı mektuplar çıktı ortaya. Buram buram sevda kokan, bazen umutlu, bazen kapkara umutsuz mektuplar.
Görüldü ki, Ahmed Arif, yazar Leyla Erbil’e sevdalıdır. Leyla Erbil’e olan hasretinden sadece prangalar değil, ona sayıları bazen günde beşi, altıyı bulan mektuplar yazmaktan, kalemler de eskitmiştir. Leyla Erbil’e “Yokluğun cehennemin öbür adıdır / Üşüyorum kapama gözlerini” diye yazmıştır ve onu “Leylim, leylim” sevmiştir. Issız dağ yamaçlarından, boz bulanık Ankara gecekondularına kadar bütün insanları, filinta gibi sevdaların, tütünsüz ve uykusuz kalınsa da bir insanı asla terk etmeyeceğine inandıran Ahmed Arif de, gözleri “Maviye, maviye, yangın mavisine çalan” Leyla Erbil de bu dünyadaki geçici misafirliklerini noktaladılar ve gittiler. Geriye, hasret, kan gülleri, yeşil soğan, pranga ve “leylim leylim” bir sevda masalı kaldı.

ŞİİRİN BESTELENMİŞ HALİNİN NOTASI

ŞİİRİN ŞARKI FORMUNDA BESTELENMİŞ HALİ
ŞİİRİN SESLENDİRİLMESİ
Nazım Hikmet – Ceviz Ağacı: Cem Karaca
Hikayesi
Piraye. En uzun süreli eşi Piraye’si İstanbul’daki günlerinden bir gün, polisten kaçtığı ama Piraye’yi de çok özlediklerinden. Nazım, bir arkadaşı aracılığıyla Piraye’yi Gülhane Parkı’ndaki en büyük ceviz ağacının altına çağırır. Ancak o arkadaş Piraye’den önce polise haber verir. Gel gelelim buluşma günü gelir, Nazım Gülhane Parkı’ndayken polisler etrafta dolanıyordur. Bunun üzerine Nazım o ulu ceviz ağacına tırmanır. Tırmandığı ceviz ağacında onun varlığını ne polis fark etmiştir, ne de onu büyük bir özlemle görmeye gelen Piraye’si.

Şarkı Sözleri
Başım köpük köpük bulut,
içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım
Gülhane Parkı'nda,
budak budak,
şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın,
ne polis farkında.
...
Okul: Kadı Burhaneddin MTAL
Öğretmen: Pınar Gültekin


KONU: KARANTİNALI DESPİNA ŞİİRİNİN HİKAYESİ
ŞİİR: KARANTİNALI DESPİNA
YAZAN: ATTİLA İLHAN
BESTE: TİMUR SELÇUK
ÖĞRETMEN : AYŞE ÇOLAK
OKUL: OF SOLAKLI FEN LİSESİ BATI GRUBU/ TRABZON
KARANTİNALI DESPİNA ŞİİRİNİN HİKAYESİ
İzmir’ in en zengin ailelerinden olan Muammer Bey, evli ve çocuk babasıydı. Ancak, bu zenginlikte, İzmir gecelerinde Despina ile birlikte olmak onun için sıradan bir güzellikti.
Sadık Bey, babası Hacı Ali Bey den aldığı üç seccade ile İzmir’e gelmişti. Büyük şehre gelen her taşralı gibi, zengin olma hayalleri vardı. Onunkiler hayal olarak kalmadı. Kısa sürede İzmir’in en büyük halı tüccarları arasına girdi. Bu durumu gören Hacı Ali Bey de İzmir’e yerleşti. Helvacızadeler İzmir in güçlü ailelerinden biri olmuştu. İzmir ‘de, hiç kimse onlara Helvacızade demedi.Önce ‘ Uşaklılar ‘ sonra ‘ Uşaklıgil ‘ daha sonra da ‘Uşakizadeler’ olarak anıldılar.
Hacı Ali Bey ve oğlu Sadık Bey, bir süre sonra iki bin ( 2000 ) develik bir taşımacılık şirketi kurdu.
O dönemde kurulmaya başlanan Aydın – İzmir demiryolu şirketine de ortak olmak istediler. Geleceğin nerde olduğunu fark etmişlerdi. İngilizler ise, bu pastayı onlarla paylaşmak istemediler. Teklifleri geri çevrildi. Bunun üzerine Sadık Bey, deve sayısını dört bine çıkardı ve taşıma fiyatlarını iyice kırdı.
Muammer bey, Sadık Bey’in oğluydu. Şiirde adı geçen Muammer Bey, işte demin yazdığımız Uşaklızadeler ailesinin prensiydi. Babasının işlerini devir aldıktan sonra, bir tablo kadar güzel olan Adviye Hanım ile evlendi. Adviye Hanım’ın babası Sadullah Daniş Efendi de çok zengin bir şahıstı. O kadar zengindi ki, İzmir deki Kızlarağası Hanı onun mülklerinden sadece bir tanesiydi. Üstelik bu hanı satıp, parasını kızına çeyiz olarak verecek kadar da bonkördü. Han yabancıya gitmedi. Avdiye Hanım’ ın kayınpederi Sadık Bey Hanı satın aldı.
Bunca çalışmanın ve paranın bir karşılığı olmalıydı. İzmir gecelerinin en çok istenen sanatçısı, güzeller güzeli Karantinalı Despina bunca paraya kayıtsız kalmadı. Kısa boylu, biraz şişman Muammer Bey, Despina’nın koynunda uyumaya bayılırdı.Muammer Bey’ in bu mutluluğu İzmir’in işgaline kadar sürdü. İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilince, Karantinalı Despina da İşgal kuvveti komutanı Zafiru’nun sevgilisi oldu.

OF SOLAKLI FEN LİSESİ BATI GRUBU
SESLİ HİKAYE OKUMA
ŞİİR :Şu Kanlı Zalimin Ettiği İşler
ŞİİR : Pir Sultan Abdal
BESTE: Halk Deyişi
HAZIRLAYAN OKUL : Tosya Fen Lisesi
Danışman Öğretmen : Ayşe BİLİR AKDOĞAN
KARANTİNALI DESPİNA
Bir gül takıp da sevdalı her gece saçlarına
Çıktı mı deprem sanırdın ' kara kız ' kantosuna
Titreşir kadehler camlar kırılır alkışlardan
Muammer Bey'in gözdesi Karantina'lı Despina
Çapkın gülüşü şöyle faytona binişi Kordelia'dan
Ne kadar başkaydı her kadından her bakımdan
Sınırsız bir mutlulukta uyuturdu Muammer Bey'i
Ustalıkla damıttığı o tantanalı aşklarından
İşgal altüst etti nasıl da İzmir'de her şeyi
Öğrendi kullanmasını despina bu yanlış geceyi
Körfez'de parıldayan Yunan zırhlılarına karşı
Miralay Zafiru'yla ispilandit Palas'ta sevişmeyi
Gemi sinyallerinin gece bahçelere yansıması
Havuzda samanyolunun hisarbuselik şarkısı
Demlendikçe yalnızlığı aydınlanıyor Muammer Bey
Olmayacak şey bir insanın bir insanı anlaması
ATTİLA İLHAN
DOSTUN BİR TEK GÜLÜ YARALAR BENİ
Hikâye olunur ki;
Pir Sultan Abdal, idama mahkum edilmiştir.
Dar ağacına doğru yürümeye başlar...
Hızır Paşa emir verir:
-Herkes Pir Sultan'ı taşlasın,
-Taş atmayanın boynu uçurulacak bilsin.
-Oradaki halk, Pir Sultan'ı taşlamaya başlar.
Taşlar Pir Sultan'a kadar gelmekte,
Ama ona değmeden yere düşmektedir.
Pir'in musahibi Ali Baba, taş atmasa da can korkusundan
Gül, Pir'e değer ve Pir'i gönülden yaralar.
Can dostunun bu hareketinden Pir incinir.
Dudaklarından şu nefes dökülür:
Şu kanlı zalımın ettiği işler,
Garip bülbül gibi zaralar beni.
Yağmur gibi yağar başıma taşlar,
İllede dostun bir fiskesi yaralar beni.
Dar günümde dost düşmanım belli oldu.
Bir derdim var idi, şimdi elli oldu.
Ecel fermanı boymuna takıldı.
Gerek asa, gerek vuralar beni.
Pir Sultan Abdal'ım can göğe ağmaz.
Haktan emr olmazsa rahmet yağmaz.
Şu ellerin taşı hiç bana değmez.
İlle dostun bir tek gülü yaralar beni.
Şu Kanlı Zalimin Ettiği İşler
Şu kanlı zalimin ettiği işler
Garip bülbül gibi zar eyler beni
Yağmur gibi yağar başıma taşlar
Dostun bir fiskesi yaralar beni beni beni
Yar beni beni beni
Dost beni beni beni
Yar beni beni
Dostun bir fiskesi yaralar beni beni beni
Yar beni beni beni
Dost beni beni beni
Yar beni beni
Dar günümde dost düşmanım belli'oldu
On derdim var ise şimdi ell'oldu
Ecel fermanı boynuma takıldı
Gerek asa gerek vuralar beni beni beni
Yar beni beni beni
Dost beni beni beni
Yar beni beni
Gerek asa gerek vuralar beni beni beni
Yar beni beni beni
Dost beni beni beni
Pir Sultan Abdal'ım can göğe ağmaz
Hak'tan emrolmazsa ırahmet yağmaz
Şu ellerin taşı hiç bana değmez
İlle dostun bir tek gülü yaralar beni beni beni
Yar beni beni beni
Dost beni beni beni
Yar beni beni beni
İlle dostun gülü yaralar beni beni beni
Yar beni beni beni
Dost beni beni beni
Şu Kanlı Zalimin Ettiği İşler Do Re Mi Notaları
do rere mimi mimi/ mimi mimi dodo do/ rere rere sol mimimi
mirere resi dododo/dodo do mire rerere resi dodo do sisisi
si sisi resi dododo dosisis sila lala lala soldosi sisisi
lala sol dosisi sila fa solla fasol lala dododo
dosi sila dododo dosi sila lala sol dosi sila
dosila ladosi sila fasol la fasol lala
TOSYA
FEN
LİSESİ
İZMİR SALİH DEDE ANADOLU LİSESİ
DANIŞMAN ÖĞRETMEN : HANİFE ÇEKMEZ
HAZIRLAYANLAR : ALEYNA Ç. , EMİR K. , İREM Ö. , İREM G. , MİRAY K.

ŞİİR : KALDIRIMLAR
ŞAİR : NECİP FAZIL KISAKÜREK
BESTE : ÖZHAN EREN , YÜCEL ERZEN
YORUMLAYAN : AYKUT KUŞKAYA




KALDIRIMLAR ŞİİRİNİN SESLENDİRİLMESİ
SESLENDİREN : ALEYNA Ç.
ŞİİRİN ŞARKI FORMUNDA BESTELENMİŞ HALİ
SESLENDİREN : AYKUT KUŞKAYA
KALDIRIMLAR ŞİİRİNİN HİKAYESİ (OKUYAN : İREM G.)
Kaldırımlar, Necip Fazıl'ın 1928'de yayımlanan kitabında yer alan en bilinen şiirdir. Necip Fazıl 1924'te Darülfünun'da felsefe bölümünde öğrenciyken hükğmet tarafından Avrupa'ya tahsile gönderilen ilk öğrenci grubundadır Necip Fazıl. Eğitimine Paris'te Sorbon Üniversitesi'nde devam eder. Üniversitenin ilk günlerinde onu Türklerin sık uğradığı bir kahvehaneye götürürler. Babıali adlı otobiyografisinde Kaldırımlar'ı basımından üç yıl önce duyumsamaya başladığını anlatan şair, yıllardır Paris'te yaşayıpta Fransızca öğrenenmeyen poker oynamaktan başka vatandaşların ona düşündürdükleride Kaldırımlar'dan bir dizedir sanki. Ne yazık ki bir süre sonra kendisi de kumara alışacaktır. Kendi kendine acımak için kumar oynamaya devam ettiğini söyleyen Necip Fazıl Sorgon Üniversitesi'ne neredeyse hiç uğramamıştır. Bir gün Berlin'den gelen öğrenci müfettişi, tahsisatının kesildiğini bildirerek son aylığını ve dönüş parasını kendisine verir. Bu yüklü tutarı tek elde kaybeder o gece.
Ona Kaldırımlar'ı yazdıran bir arayıştır. Kumarı bu arayışta bir araç olarak kullanır. Paris hayatı artık onun için bitmiştir zorunlu olarak yurda döner. Şiir büyük ilgi görür. Hakkında pek çok yazı çıkar. Necip Fazıl övgü dolu yazıları otobiyografisine almasına rağmen pek memnun görünmez. Çünkü şiirinin yanlış anlaşıldığını düşünür. O yirminci yüzyılın ruhunu, amacını yitirmiş; toplumunda bunalımlar yaşayan "mustarip fikir prensinin, çilekeş bir entelektüelin" şiirini yazmıştır. Halbuki bu şiiri okuyanlar, kaldırımlarda geceleyen evsiz barksız birinin anlatıldığını sanmaktadır.
Okuyan: Emir K.
MUSTAFA HÜSNÜ GEMİCİ ANADOLU LİSESİ
GERİ GELEN MEKTUP
ŞİİR: GERİ GELEN MEKTUP
ŞAİR: HÜSEYİN NİHAL ATSIZ
YORUMLAYAN:GÜLNUR KAYA
DANIŞMAN ÖĞRETMEN: SERAP DAMAR
HAZIRLAYANLAR: SALİM S. , HABİBE S.
GERİ GELEN MEKTUP
Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu. Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse; Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse; Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
Herşey silinip kayboluyorken nazarımdan, Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse... Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!
Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrıdaki ağrı.
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı
Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler!
Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'Kaabil'
İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.
Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...
GERİ GELEN MEKTUP'UN HİKAYESİ
Hüseyin Nihal Atsız öğretmen olarak atandığında gençliği fikir ve dava yolunda geçmiştir, bu yüzden hiçbir kadınla duygusal bağ kurmaya vakit ayıramamıştır. Atandığı okulda ise meslektaşı bir kadın dikkatini çeker, yeşil gözleri vardır. Atsız o zamana kadar hiçbir kadına ilgi duymamışken, gün geçtikçe bu kadına kendini kaptırır ve en sonunda kendiyle uzun mücadeleler sonucunda açılmaya karar verir. Bir şiir yazar ve sevdiği hanımın dolabına koyar. Sevdiği hanım ise zarfı bulduğunda Nihal Atsız’dan olduğunu anlayarak, zarfı açmadan, mektupta ne olduğunu merak etmeden, olduğu gibi Nihal Atsız’a geri verir.
Atsız sonraları çıkardığı şiir kitabında, bu şiire “Geri Gelen Mektup” ismini koyarak yayınlar. O yeşil gözlü hanım ise Atsız ile mezara bir sır olarak gider.
KİMSEYE ETMEM ŞİKAYET
GÜFTE: Ihsan Raif Hanım
BESTE:Kemani Serkis Efendi
HAZIRLAYAN: Bursa Anadolu Kız Lisesi-
Hülya TANDIRCI
Kimseye Etmem Sikayet
Ağlarım Ben Halime
Kimseye Etmem Sikayet
Ağlarım Ben Halime
Titrerim Mücrim Gibi
Baktıkça Istikbalime
Perde-I Zulmet Çekilmiş
Korkarım Ikbalime
Titrerim Mücrim Gibi Baktıkça Istikbalime
İHSAN RAİF HANIM
Şişli Kaymakamı Mehmet Öklü, şarkının sözlerinin sahibi İhsan Raif Hanım’ın hayat hikâyesini araştırıp kitaplaştırmış.
İhsan Raif Hanım, 1877’de “Osmanlı eliti” bir ailenin çocuğu olarak doğuyor. Babası Köse Mehmed Raif Paşa, İkinci Abdülhamid döneminde valilik ve bakanlık yapmış, “Saray”ın gözde isimlerinden.
Nişantaşı’nda, Rumeli Caddesi’nde hâlâ duran Taş Konak’ta yaşayan İhsan Raif’in edebiyata, öğrenmeye yeteneği ve geleceğe yönelik heyecanı ve umutları vardır.Aralarında Rıza Tevfik’in de bulunduğu hocalarından iyi bir eğitim almıştır. Babası, İhsan Raif ve diğer çocuklarının eğitimlerinin saltanat mensuplarıyla denk olmasına dikkat etmektedir.
ŞARKININ HİKAYESİ
Kimseye Etmem Şikâyet”i yazmasına yol açacak “talihsiz hadise” İhsan Raif 13 yaşındayken Taş Konak’ta yaşanır.
Odasında kardeşi Belkıs’la oynarken bir gürültü kopar. Kapı açılır ve içeri hayatında hiç görmediği bir adam dalar. İhsan Raif’in hatıralarında “Arap Bacıların komplosu” olarak anacağı olayda içeri dalan ve İhsan’ı kaçırmaya kalkışan adam Reji memuru Mehmet Ali’dir.
Hiçbir temas olmaz, Mehmet Ali korkar ve kaçar ancak İhsan Raif’in “adı kirlenmiştir”.
Babası, İhsan Raif’in ve diğer aile fertlerinin ağlamalarına, yalvarmalarına aldırmaz ve 13 yaşındaki kızını “o hain Mehmet Ali’yle” evlendirir ve İzmir’e bir sürgün havasında yollar.
1890’da, 14 sene dönemeyeceği İstanbul’a veda ederken içinde ailesinden, çocukluk masumiyetinden, çok sevdiği İstanbul’dan, hem de hiç sevmediği kocaman bir adamın karısı olarak ayrılırken yazar İhsan Raif o şiiri.
Ancak 27 yaşında 3 çocuk annesi bir genç kadın olarak döner İzmir’den. Bir süre sonra çapkınlıklarıyla bezdiren hayırsız kocadan boşanmasına izin çıkar.
İkinci evliliği bir gün sürer. Zorla elini öptürmek isteyen ikinci eşi hemen boşar.
İlk ve tek büyük aşkı, entelektüel, yazar-çizer Şahabettin Süleyman ile üçüncü evliliğini yapar. Yahya Kemal’den Ahmet Haşim’e, Ruşen Eşref’ten Fazıl Ahmet’e entelektüel bir çevresi vardır.
Şair olarak kabul, ilgi ve takdir görür.
“Fecr-i Âti”ci eşi Şahabettin Süleyman’ın bir Avrupa seyahatinde beklenmedik şekilde ölmesi tekrar karanlığa gömülmesine yol açsa da yas döneminde yanında duran bir Fransız’la (Bell) dördüncü evliliğini yapar. Bell, İhsan Raif Hanım’a aşkından dinini değiştirse de pek hoş karşılanmaz son evliliği.
Milli Mücadele’nin ateşli destekçilerinden İhsan Raif Hanım, 1926’da, henüz 49 yaşındayken ölür.
Mustafa Kemal Atatatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
Cahit Sıtkı TARANCI-Otuz Beş Yaş şiiri hikayesi
Seslendiren:Hümeyra
Hazırlayan Öğrenciler:Zeynep Ceyda A.
Sedanur E.
ŞARKI SESLENDİRNESİ
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ -AYŞEGÜL GÜNDOĞDU
CAHİT SITKI TARANCI-OTUZ BEŞ YAŞ şiiri hikayesi
Seslendiren :Hümeyra
Hazırlayan Öğrenciler:Zeynep Ceyda A.
Sedanur E.
İrem Y.
Diyarbakırlı Pirinçcizadeler'den Arife'nin oglu Cahit Sıtkı Tarancı'ydı o. Diyarbakırlı soylu bir ailenin oğluydu... Kelimeleri güzelleştirerek şiire bir ahenk katan bir şairdi o. Her şiiriyle gönlümüze taht kurmuş büyük bir şairdi...
Yaş 35... Dikkat çekti hep yazdığı şiirler, en çok dikkat çekende buydu. Şiirin biçimi dahi içeriğine uygun olarak yazılmıştı.5'erli mısralar ve 7 bend halinde yazılmıştı Yaş 35 şiiri... 5*7=35 eder, şiirdeki toplam mısra sayısı dahi 35 etmekteydi...
Bir başka dahiyane bağlantı ise, Dante'nin ilahi komedya'sının birinci kantosundaki "yaşam yolumuzun ortasında" mısrasıdır. Dante'nin söylediğine göre insan yaşamı, en yüksek noktası 35 olan bir yay çizer. Dante bunu söylediğinde kendiside 35 yaşındadır...
Bunun bir başka anlamıda var olabilir. Büyük bir ihtimalle yayın en uç noktasının 35 olduğunu düşünürsek ve yayın insan ömrünü temsil ettiğini varsayarsak; 35 yaşına kadar yaptığı günahlarından arınarak yeni bir hayata başlamasına işaret olabilir.
Bunun bir başka anlamıda var olabilir. Büyük bir ihtimalle yayın en uç noktasının 35 olduğunu düşünürsek ve yayın insan ömrünü temsil ettiğini varsayarsak; 35 yaşına kadar yaptığı günahlarından arınarak yeni bir hayata başlamasına işaret olabilir.
Yolun yarısının 35 olduğunu söylediğine göre, 70 yaşının da yolun tamamı olduğu söylenebilir. Demek ki şair 70 yaşını düşünmektedir. 70 iyi bir rakamdır, umut doludur... Burdan yola çıkarak şairin çok pozitif bir hayat sürdüğünü bunu da şiirine yansıttığını varsayabiliriz...1975 yılında bu şiir Hümeyra'nın muhteşem bir şarkısına ilham olmuştur.
ŞARKININ SESLENDİRİLMESİ



Edebiyat aleminin en sevilen şairleri içinde yer alan Ahmed Cavad 'ın bütün türk dünyasına armağan ettiği güzel bir şiirinin hikayesini anlatacağım.Ahmed Cavad’ın ismi bilhassa ismiyle birlikte hatırlanan “Çırpınırdın Karadeniz, Bakıp Türk’ün Bayrağına”, isimli şiir’iyle yaşamaktadır. Yazarın hayatı ve diğer eserleri ile bestecisi hakkında, Türk ve Azerbaycan matbuatında yapmış olduğumuz araştırmalardan kısaca söz etmek istiyoruz.
Sözleri, 15 Kasım 1914 senesinde Osmanlı’nın 1. Cihan Savaşında iştirakini büyük bir heyecanla izleyen Azerbaycan’ın milli şairi Ahmed Cevad tarafından yazılmıştır. 1918 yılının başlarında ünlü Azerbaycan bestecisi ve fikir adamı Üzeyir Hacıbeyli tarafından, Nuri Paşa komutasındaki Türk ordusu’nun Azerbaycan Türklerini soykırımdan kurtarmak amacıyla Azerbaycan’a gönderilmesi nedeni ile bestelenmiştir.
Eser şiir şeklinde ilk kez 1919 senesinde Ahmed Cevad’ın ikinci şiir kitabı olan “Dalga”’da çıkmıştır. Şiirin el yazması, Ahmed Cevad, Bolşevikler tarafından hapse atıldığı zaman, şairin bu şiir ve diğer eserlerinin, el yazmalarıyla birlikte el konulduğu, sonrasında ise yakıldığı tahmin edilmektedir.Eserin Üzeyir Hacıbeyli Beyin el yazısı ile yazılmış notası da bulunmamaktadır.
“Çırpınırdın Karadeniz”’in notasının 1918 senesinde bestecisinin evi Ermeniler tarafından yakıldığı zaman veya Azerbaycan Halk Cumhuriyeti dağıldıktan sonra Hacıbeyli İran’a zorunlu muhaceret ettiği dönemde kaybolduğu düşünülmektedir.
Hazırda kullanılan nota ise, 1990 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Profesör’ü Dr. Süleyman Şenel, tarafından Üzeyir Hacıbeyli ev müzesine takdim edilmiştir. “Çırpınırdın Karadeniz” eseri 1920 yılından sonra Azerbaycan’da ilk kez 10 Mart 1992 yılında Ahmed Cevad’ın Cumhuriyet sarayında düzenlenen 100 yıllık jübile gecesinde seslendirilmiştir.
Sözü: Ahmed Cevad
Çırpınırdı Qara dnizBaxıb Türkün bayrağına!"Ah!..." deyrdim, heç ölmzdimDüş bilsm ayağına.Ayrı düşmüş dost elindn,İllr var ki, çarpar sinn!..Vfalıdır gldi, gedn,Yol vr Türkün bayrağına!İncilr tök, gl yoluna,Sırmalar sp sağ, soluna!Fırtınalar dursun yana,Salam Türkün bayrağına!
"Hmidiyy" o Türk qanı!Hç birinin bitmz şanı!"Kazbek" olsun ilk qurbanı!Heyran Türkün bayrağına!Dost elindn sn yellrBana şer, salam söylr.Olsun turan bütün ellrQurban Türkün bayrağına!
Çırpınırdı KaradenizBakıp Türk'ün bayrağınaAh ölmeden bir görseydimDüşebilsem toprağına
Sırmalar sarsam kolunaİnciler dizsem yolunaFırtınalar dursun yanaYol ver Türk'ün bayrağına.
Ayrı düştüm dost elindenYıllar var ki çarpar sinemVefalı Türk geldi yine deSelam Türk'ün bayrağına.
Kafkaslardan esen yellerŞimdi sana selam söylerOlsun bütün Turan ellerKurban Türkün bayrağına.
Kafkaslardan aşacağızTürklüğe şan katacağızTürk'ün şanlı bayrağınıTuran ele dikeceğiz
AHMED CAVAD
Mikayıl Müşfiq
Yene O Bağ Olaydı
Aysu M.
İsmayıllı Royonu Natiq Behdiyev adına 6 saylı tam orta mekteb
Danışman:Leyla AZİMOVA
“Bükmüşdü, bir dftr kağızı idi. Verdi, mn d alıb qoydum çantama.
Sonra açıb baxanda gördüm yuxarısında yazıb: “Arify. Yen o bağ olaydı””.
Mikayıl Müşfiqin blk d n mşhur şeiridir “Yen o bağ olaydı”. Hmin şeir yarananda gnc şairin hbs atılmasına, işgnclr mruz qalmasına, sonra da Nargind gülllnmsin çox qalmamışdı.
1936-cı ilin qayğısız yay günlrind Pirşağıda yazılıb o şeir. Şeirin ünvanı uzun müddt namlum qalıb. Bzilri düşünüb ki, Müşfiq şeiri hyat yoldaşı Dilbr xanıma yazıb, digrlri şeirin ünvanını tanısalar da, bu haqda danışmayıblar. Şayilr gzib. Yalnız ötn srin sonunda açıqlanıb o qızın adı.Bu, Arif Mmmdxanlı idi - yazıçı Ənvr Mmmdxanlının bacısı.
Ölüm ayağında özü etiraf edib bunu jurnalist Rafael Hüseynova. Bundan bir neç il qabaqsa bacısı Hbib xanıma açıbmş sirrini. 1936-cı ilin yayını o dövrün bir neç tanınan yazarı ailsi il birg Pirşağıda keçirmişdi: Rsul Rza, Ənvr Mmmdxanlı, Əhmd Cavad v Mikayıl Müşfiq...Bu söhbt 1994-cü ild lent alınıb - xrçng xstliyi tapan Arif xanımın hyatının qürubunda.
Mikayil Müşfiq’in evlendikten ve birkaç çocuğu olduktan sonra, tutuklanıp kurşuna dizilmeden 2 yıl kadar evvel bir platonik bağlanmışlığı da olmuş başka bir genç hanıma.
O genç hanımın kendisiyle yapılan röportajda söylediğine göre de şairin en ses getiren şiirlerinden biri olan ‘’yine o bağ olaydı’’ adlı şiiri bu hanım için yazılmış, bir kağıt parçasıyla kendi ellerine bırakılmıştır.
“Yine o bağ olaydı, yine toplanarak siz
O bağa göçeydiniz.
Biz de muradımızca felekten gün çalaydık,
Size komşu olaydık.
Yine o bağ olaydı, seni tez-tez göreydim,
Kaleme söz vereydim.
Yine o bağ olaydı, yine o kumlu sahil,
Sular öteydi dil-dil.
Arzuya bak, sevgilim, tellerinden ince mi?
Söyle, yüreğince mi?
Yine o bağ olaydı, yine size geleydik,
Konuşaydık, güleydik.
Ürkek bakışlarınla ruhumu dindireydin,
Beni sevindireydin.
Gizli sohbet açaydık ruhun ihtiyacından,
Kardeşinden, bacından
Çekinerek çok zaman sohbeti değişeydin,
Benimle gülüşeydin.
Yine o bağ olaydı, seni tez-tez göreydim,
Kaleme söz vereydim.
Her gün bir yeni nağme, her gün bir yeni ilham
Yazaydım sabah-akşam

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(9)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
BUY THIS BOOK
(from $33.59+) -
BUY THIS BOOK
(from $33.59+) - DOWNLOAD
- LIKE (9)
- COMMENT ()
- SHARE
- Report
-
BUY
-
LIKE(9)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!