
Masal Treni~Fairytale Train
eTwinning Projesi
Öğrencileri tarafından yazılan masallardan oluşmaktadır...

Halil Aksay
Hatay Dörtyol Karakese İlkokulu
4/A Masal Treni Proje Takımı





PERİ İLE PRENSES EMİ
Bir varmış bir yokmuş ülkenin birinde kral, eşi ve prenses Emi ile birlikte mutlu yaşarmış.Prenses Emi, sarayın bahçelerinde oyunlar oynar, ailesi ile şakalaşır ve hayvanları besleyerek gününü geçirirmiş.
Bu güzel günler kraliçenin zamansız ölümü ile sona ermiş.Çünkü kralın evlendiği üvey anne kötü kalpli ve kıskanç biriymiş.Emi'ye türlü türlü kötülükler yapmaya başlamış.Kral olanlardan habersizmiş.
Üvey anne o kadar kıskanç ve kötü kalpliymiş ki Emi'yi öldürtmeye karar vermiş.Kralın uzak diyarlara gitmesini fırsat bilerek, saraya çağırttığı katillere Emi'yi öldürmeleri emrini vermiş.
Sarayda tek ve çaresiz kalan Emi üvey annenin konuşmalarını duyunca ormana doğru kaçmış.
Ormanda korkarak ilerlyen Emi, ağlamaya başlamış.
_ Keşke annem ölmeseydi!
Tam o sırada:
_Noldu sana güzel prenses?Diye birisi Emi'ye seslenmiş.
Emi hem korkarak hem de merakla sesin geldiği yöne doğru bakmış.Bir de ne görsün?Karşısında bir peri var.
_ Aaa peri!
_ Evet, ben bu ormanın perisiyim.Sana yardımcı olmak isterim.Ama bana başından geçenleri anlatmalısın.
Emi başından geçenleri tek tek bu yeni arkadaşına anlatmış.Peri:
_ Sen üzülme güzel prenses!Der demez ani bir hareketle sihir yaparak Emi'yi öldürmeye gelen katilleri etkisiz hale getirmiş.Sonra Emi'yi de alarak göz açıp kapanıncaya kadar saraya gitmişler.
Saraya geldiklerinde kral çoktan dönmüş ve telaşla kızını aramaya başlamıştı.Kızını bir anda karşısında gören kral çok sevinmiş.Ancak o anda sevinmeyen biri varmış.O da tabiki üvey anneymiş.
Emi olanları krala anlatırken, üvey anne araya giriyor ve O'nu yalancılıkla suçluyormuş.Kralın kafası iyice karışmış.Bu sırada Peri'yi fark etmiş.
_Sen de kimsin?
_Ben ormanın perisiyim.Eğer izin veriseniz kralım size bütün olanları tüm gerçeği ile gösterebilirim.
_Haydi yap bakalım.Nasıl olacak o?

Peri üvey anneye doğruluk büyüsü yapmış ve üvey anne ağzını tutsa da bütün herşeyi itiraf etmiş.
Kral yaptığ hatayı anlamış ve muhafızları çağırarak üvey anneyi saraydan kovmuş.
Kral, peri , prenses Emi ve saraydakiler o günden sonra mutlu mesut yaşamışlar.
_SON_


NİGAR ZULFUGAROVA
Absheron, Jeyranbatan qesebesi,
1 nomreli tam orta mekteb



Ağacı görən heyvanlar təccüblənirdilər çünki ağac meşəyə daha bir gözəllik qatmışdı ətrafa işıq saçırdı. Heyvanlar məşvərətə yığışdılar. Dovşan dedi: mən birinci dəfədir ki, belə gözəl ağac görürəm. Birdən ağacın üzərində meyvələr yaranmağa başaldı bunu görən heyvanlar dahada təəccübləndilər.Canavar dedi: Gəlin bayquşun yanına gedək nə də olsa o bizdən çox yaşayıb bilsə bu sirri yalnız o bilər.

Günlərin bir günü sincab meşədə gəzərkən balaca bir toxum tapdı. Götürüb özü ilə apardı ancaq yolda gedəndə toxum torpağa düşdü və torpaqdan yaşıl bir ağac çıxmağa başladı.

Bunu görən tülkü tez sincabın yanına qaçdı və dedi:Bu nə möcüzədir bu ağac haradan peyda oldu?
Sincab və tülkü təlaşlanmağa başladılar axı necə ola bilər.Gün keçdi ağac böyüdü .Tülkü dovşana dedi ağac gündən-günə böyüyür ətrafa gözəllik saçır görəsən bunun sirri nədir?




Heyvanlar bayquşun yanına gəldilər və baş verənləri ona danışdılar.Bayquş bunları eşıdib gülməyə başladı və dedi: bu ağac sevgi və dostluq ağacıdır.





Siz gərək onun toxumlarını bütün dünyaya yayasınız ki,bütün dünya dostluq və sevgi ilə bəzənsin. Sincab tapdığı bu toxuma görə çox sevindi.




















HALİL KAYA
SALİH VE ÖMER MUSAOĞLU İLKOKULU
SÖĞÜT/BİLECİK




ORMANDAKİ SİHİR
Bir varmış bir yokmuş.Evvel zaman içinde kalbur saman içinde günlerden bir gün bilinmeyen bir şehirde bir kale varmış.Bu kalede bir prens ve kardeşi prenses yaşarmış. Bu iki kardeş hiç anlaşamazlarmış. Bir gün prens demiş ki “haydi ormana çıkıp biraz hava alalım” demiş.Ama o sırada kardeşi tam tersini düşünüyormuş.

Kalenin yolunu bulmaya çalışmışlar.
Fakat bir türlü kalenin yolunu bulamamışlar.
Ormanda yürürken önlerine bir ev çıkmış.Kapısını çalmışlar ama açan olmamış .Onlarda kendileri içeri girmişler.Evde birçok şişelerin içinde iksirler olduğunu fark etmişler. Aslında o evde bir cadı yaşıyormuş. Prens ve prenses evi incelerken cadı içeri girmiş ve çok sinirlenmiş. Burası benim evim izinsiz benim evime giremezsiniz demiş.


“Hayır bence ormana gitmeyip evde kalalım” demiş.İki kardeş inatlaşmışlar.Sonrada kavga etmeye başlamışlar.Tam kavga ederken odalarına bir asker gelmiş.Prens ve prensese sizin kavganız ve bağırmalarınızdan kale yıkılacak sandım demiş.Bu konuşmadan çok utanan kardeşler birbirlerinden özür dilemişler.Prenses sanırım ormana çıkmaktan zarar görmeyiz demiş.

Beraberce ormanın yolunu tutmuşlar.Az gitmişler uz gitmişler dere tepe düz gitmişler.Ormandan bazı sesler duymuşlar. Prenses bence buraya gelmek iyi bir fikir değildi demiş.İkisi de yorulduğu için bir ağacın dibine oturmuşlar.Prenses
yorgunluktan oracıkta uyuya kalmış.Ona bakan prens de oracıkta uyuya kalmış. Yorgunluktan ertesi gün uyanmışlar.Ne taraftan geldiklerini unutmuşlar.

Prens ona yolumuzu kaybettik ve çok üşüyoruz bize yardım eder misiniz demiş.Cadı size bir şartla yardım ederim demiş.Prens ve prenses merak edip çok heyecanlanmışlar. Şartının ne olduğunu sormuşlar. Cadı," ormanda bir aslan var .Onu vurmanızı istiyorum” demiş. Prens ve prenses bunu asla yapmayacaklarını söylemişler.Cadı, “o zaman size yardım edemem” demiş.

Prens ona yolumuzu kaybettik ve çok üşüyoruz bize yardım eder misiniz demiş.Cadı size bir şartla yardım ederim demiş.Prens ve prenses merak edip çok heyecanlanmışlar. Şartının ne olduğunu sormuşlar. Cadı," ormanda bir aslan var .Onu vurmanızı istiyorum” demiş. Prens ve prenses bunu asla yapmayacaklarını söylemişler.

Cadı, “o zaman size yardım edemem” demiş.Çaresiz durumda olan prens ve prenses cadının teklifini kabul etmişler.Prens ve prenses cadının gösterdiği tarafa doğru aslan avlamak için ormana girmişler.Fakat bir yandan da çok üzülüyorlarmış. Çünkü hayvanları çok seviyorlarmış.

Prens ve prenses aslan avlamaktan vazgeçmişler.Ormanda koşmaya başlamışlar.Bir anda ormanda koşarken havadan ışıltılı ve renk renk tozlar yağmaya başlamış.Etraflarında ormanda yaşayan hayvanlar belirmiş. Hepsi birden konuşmaya başlamış. Yanlarına bir beyaz at gelmiş.

Prens ve prensese cadının her yıl
burada yaşayan bir hayvanı avladığını ,ondan iksir yaparak yaşamını uzattığını söylemiş. At kalenin yolunu bildiğini isterlerse onları kaleye götürebileceğini de belirtmiş.Prens ve prenses buna çok sevinmişler.

Kaleye döndüklerinde cadının evini yıkma sözü vermişler.At, prens ve prensesi sırtına bindirip kaleye getirmiş.
Prens ve prenses de ata verdikleri sözü tutup cadının evini yıktırmışlar.
Ormandaki bütün hayvanlar mutlu yaşamışlar.
SON











FEVZİYE YILDIZ
KONYA EREĞLİ ZENGEN
GAZİ MUSTAFA KEMAL ORTAOKULU
















Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde develer tellaL pireler berber iken ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallarken gökkuşağı adında bir ülke varmış.
Kralın ölümüyle ülkeyi kraliçe yönetmeye başlamış. Kraliçenin birbirinden güzel, iyi kalpli üç kızı varmış. En büyük kızı Annabeth çok zeki ; ortanca kızı Elizabeth çok güzel ; en küçük kızı Olivia çok şirinmiş. Ülke de yaşayan halk mutlu mesut yaşıyormuş. Ülkedeki tüm çocukların ortak özelliği gökkuşağına olan ilgileriymiş. Yağmurdan sonra çıkan gökkuşağını heyecanla bekler onun altında saatlerce oyuna dalarlarmış.


Ülkedeki çocukların gökkuşağına olan sevdası prensesleri biraz üzüyormuş çünkü çocukların gökkuşağıyla oynamayı tercih ettiklerini görüyorlarmış. Bir gece yağmur yağmaya başladığında
Olivia:
-Yağmur yağmaya başladı yarın çocuklar gökkuşağı ile oynayacaklar.Gökkuşağını bizden çok seviyorlar.
Elizabeth:
-Onların bizimle oynamaması beni çok üzüyor,
Annabeth:
-O zaman bizde gökkuşağını çalarız, çocuklar sadece bizimle oynar!
Bu fikir hepsine çok mantıklı gelmiş saraydan çıkmışlar geceye karışarak dere tepe düz gitmişler gökkuşağının yanına varmışlar. Gökkuşağını çalıp ormanda yaprakların arasına saklamışlar.
Sabah olunca ülkenin tüm çocukları heyecanla gökkuşağının çıkmasını beklemiş beklemiş beklemiş.. İçlerinden biri tüm cesaretini toplamış kraliçenin huzuruna çıkmış, gökkuşağının bugün gelmediğini tüm ülkenin yas içinde olduğunu söylemiş .
Minik çocuk:
-Kraliçem ancak siz güzel gökkuşağımızı bulabilirsiniz lütfen bize yardım edin .Bütün çocuklar saatlerce güle oynaya gökkuşağının yanında, ona arkadaş olurduk. Ama o kayboldu..
Kraliçe bu duruma çok üzülmüş, hemen çocuklara onu bulacağına geri getireceğine söz vermiş. Kızlarını yanın çağırıp olan biteni tek tek anlatmış.Kızlarından derhal Gökkuşağını bulmalarını istemiş.Annelerinin huzurundan ayrılan prensesler nasıl bir hata yaptıklarını geçte olsa anlamış.
Elizabeth:
-Çocukların bu kadar üzeleceğini bilmiyordum.
Olivia:
-Sadece bizle oynamalarını istemiştim.Ne kadar üzdük onları..
Annabeth:
-Kızlar hatamızı hemen telafi etmeliyiz.Gökkuşağını geri getireceğiz.Bu gece yola çıkıyoruz.
Saraydan çıkmışlar geceye karışarak dere tepe düz gitmişler; gökkuşağının yanına, sakladıkları yere varmışlar. Önce yaptıkları bu büyük hata için gökkuşağından özür dilemişler. Gökkuşağını eski yerine taşımışlar. O gece çok yağmur yağmış sabah çocuklar gökkuşağını karşılarında görünce sevinç çığlıkları atarak Kraliçeye teşekkür etmişler. Ülkede bayram havası hakim olmuş kutlamalar kırk gün kırk gece sürmüş.
Ve sonra sonsuza kadar mutlu yaşamışlar.








TÜLAY ATABEY
KONYA MERAM
TİCARET BORSASI ORTAOKULU






Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde develer tellal iken pireler berber iken...
Çok uzaklarda bir saray varmış. Bu sarayda zengin mi zengin bir kral yaşarmış.Bu kralın çok güzel bir kızı varmış.Bu kızın sırma gibi saçları iri iri gözleri varmış.Prenses birgün evde durmaktan sıkılmış, arkadaşıyla birlikte ormana dolaşmaya çıkmış.Uzaktan onları izleyen bir cadı, oradan geçen herkese zehirli elmalar verirmiş.Cadı hemen prensesi tanımış,ona da zehirli elma vermek istemiş.

Cadı prensese:
-Elmalarım çok güzel yemek ister misin ? demiş.
Prenses:
-Olur, bir tane yiyebilirim.
Elmadan büyük bir ısırık almış.Sonra arkadaşıyla vedalaşıp saraya geri dönmüş. Odasına çıkıp yatağına uzanmış.Ve çok derin bir uykuya dalmış.



Yemek saati geldiğinde kral kızını merak etmiş.
-Benim güzel kızım nerede hala uyanmadı mı? diye sormuş.
Aşçı:
-Hayır efendim, uyanmadı.Uyandırma mı ister misiniz? diye sormuş.
Kral gerek yok demiş ve prensesin odasına onu uyandırmaya gitmiş.
Kral:
-Benim güzeller güzeli kızım, hadi uyan, demiş.
Hiçbir ses gelmemiş.Kral bir daha denemiş, uğraşmış uğraşmış uyandıramamış güzel prensesi...
Kral vezirini çağırtmış, olan biten herşeyi anlatmış.
Kral:
-Tez tüm ülkeye haber verin, kızımın hastalığına çare bulana değerli altınlar ve içinde birçok malzeme bulunan ev vereceğim, demiş.
Haber tüm ülkeye yayılmış, Sarayın önü prensese şifa olmak isteyen insanlarla dolmuş.Lakin hepsi yalan söylüyormuş.En son bir kişi kalmış, o da cadının ta kendisiymiş.Cadı içeri girince ;
-Ben kızınızın dermanını biliyorum, demiş.
Bu işte bir terslik var diye düşünmüş büyücüleri saraya toplamış. Büyücülerden biri :
-Kızınızın uykusunda bir problem mi var ? diye sormuş.
Kral sinirlenmiş ve büyücüyü saraydan hemen kovmuş.
Diğer büyücü:
-Kızınız derin bir uykuya dalmış Kralım , demiş.
Kral onu bende biliyorum ama neden uyanmıyor diyerek onuda saraydan kovmuş. Sıra sıra huzuruna çıkan tüm büyücüler aynı cevapları verince Kral daha fazla dayanamamış
hepsini saraydan kovmuş.

Kral heyecanla cadıyı dinlemeye başlamış.
Cadı:
-Bir şato var.Bu şatoda yedi tane cüce var ve onların başında bir prenses var. Bu cüceler prensesi kaçırıp prensin olduğu yere götürecekler.Ve prens prensesi öpünce büyü bozulacak, demiş.
Kral anlatılanlara inanmış ve cadıyı ödüllendirmiş.
Hemen vezirini yedi cüceyi bulup saraya getirmek için göndermiş. Vezir uzun yollardan geçerek, cücelerin yanına varmış, onları ikna edip saraya getirmiş. Cüceler prensesi alıp şatolarına geri dönmüş.
Kral prensi de huzuruna çağırmış olup biteni ona anlatmış. Kızım sağlığına kavuşursa size kırk gün kırk gece düğün yapacağım demiş. Prens duyduklarına çok sevinmiş.
Cücelerde prensesi yatağına yatırmış.Prens Prensesi alnından öpünce büyü bozulmuş. Prenses gözlerini açtığında karşısında yakışıklı mı yakışıklı prensi görmüş.




Prenses onu uyandıranın kim olduğunu merak ediyormuş.
Prens:
-Ben prensim, seni derin uykundan uyandırdım,demiş.
İkiside birbirine aşık olmuş. Bu sırada gerçekleri, bu işi cadının yaptığını kral öğrenmiş.
Vezirine hemen cadıyı yakalayıp zindana atmalarını , Bütün ödülleri de fakirlere dağıtmalarını emretmiş.
Vezir işe koyulmuş, cadıyı yakalıp zindana atmış. Prens ve Prensese de kırk gün kırk gece düğün yapmışlar.






Uzun yıllar mutlu mesut
yaşamışlar.
ŞENAY KAYA
SALİH VE ÖMER MUSAOĞLU
İLKOKULU
MİNİK TAVŞAN PONPON VE AVCI


Bir varmış bir yokmuş .Eski zamanların birinde küçük ve çok güzel bir Bodur Ormanda yaşayan tavşan ailesi varmış.Bodur orman tavşanların mutlu ve saygılı bir şekilde yaşadıkları çok şirin bir ormanmış.
Ark Bir gün minik tavşan Ponpon ,annesinde izin alarak ormana gitmiş.Gittiği orman avcılı ormanmış.Avcılı ormanda avcılar yaşarmış.annesi izin vermiş vermesine ama çok uzaklaşmaması içinde tembihlemiş.

Ormanda salına salına dolaşan Ponpon çiçekleri koklaya koklaya fark etmeden biraz ormanın içlerine doğru ilerlemiş.asından yaklaşan sinsi avcıyı fark etmemiş bile.Önde Ponpon arkasında onu avlamaya çalışan avcı ,onun arkasında da durumu fark eden ceylan Alaceylan varmış.Çaktırmadan çalıların arkasında ilerleyerek tavşanı tuttuğu gibi kenara fırlatmış.Böylece bizim minik tavşan avcıya yem olmaktan kurtulmuş.
Alaceylan da olanca gücüyle avcıya tekmeler savurmuş.Avcı ne olduğunu bile anlayamadan kendini yerde bulmuş.Çalının arkasına saklanan tavşan Alaceylan ın gücüne ve cesaretine hayran kalmış.Birlikte Ponponun yaşadığı Bodur Ormana gitmişler.
Minik tavşan olup biteni annesine anlatmış.Anne tavşan ,önce ceylana çok teşekkür etmiş.Daha sonrada yavrusuna dönüp annesinin sözünü dinlemediği için hem kendisini hem de ceylanı nasıl tehlikeye attığını bir güzel anlatmış.Ponpon bir daha böyle bir şey yapmayacağına söz vermiş.Ceylan ve Ponpon ailesi ömür boyu dost olarak yaşamışlar.


Hanife Aksay
Hatay Dörtyol Mehmet Akif İlkokulu







KIRMIZI VE KAHRAMAN AHMET
Kırmızı'nın evi çok güzel bir bahçe içindeymiş.Evlerinin bahçesinde büyük bir ağaç varmış.Bu ağaç yaşlı sincabın ve Beyaz isimli kuşun yuvasıymış.Sincap ve Beyaz yuvalarını yani büyük ağacı çok seviyorlarmış.
Kırmızı'nın birlikte yaşadıkları Fatma ninesi varmış.Bir de Güneş isimli kedisi.Güneş Kırmızı'nın en yakın arkadaşıymış.
Bir gün Kırmızılar'ın evinin yanına gösteri yapmak için bir palyaço gelmiş.Palyaço çeşitli numaralar yapıyor, şapkadan tavşan çıkararak, komiklik yapıyor ve çocukları güldürüyormuş.Kırmızı da gösteriyi izlemye gitmiş.Çok eğlenmiş ve gösteri bitince eve dönmüş.
Akşam olunca herkes uyumak için birbirlerine iyi geceler diyerek yatağına uzanmış.Herkes uyurken bir sesle uyanmışlar.Kapının önünde ve kapıyı tırmalayan ve bağıran aç kurdu görmüşler.Kırmızı ve evdekiler çok korkmuşlar.Ne yapacaklarını bilmeden birbirlerine sarılmışlar.Tam bu sırada Kahraman Ahmet imdatlarına yetişmiş.İpin ucuna bağladığı et ile daha önceden hazırladığı çukura doğru kurdu çekmiş.Etin kokusunu alan aç kurt hiç düşünmeden Ahmet'i takip etmiş.Biraz sonra neye uğradığını şaşırarak bir anda çukurun dibinde kendini bulmuş.
Kahraman Ahmet, kurda eti vermeden onunla anlaşma yapmış.Kurt dikkatle dinleyerek bir daha bu şekilde davranmayacağının sözünü vermiş.
Kahraman Ahmet, kurdu çukurdan çıkararak ormanın içlerine bırakmış.Kırmızı ve ailesi Kahraman Ahmet'e çok teşekkür etmişler ve mutlu, mesut yaşa
-SON-


GÜLSÜM GÜRBÜZ
SALİH VE ÖMER MUSAOĞLU
İLKOKULU
PERİLER ÜLKESİ
Bir varmış bir yokmuş. Çok güzel bir periler ülkesi varmış. Bir gün periler dünyası tehlikeye girmiş. Cadılar bütün perileri kaçırmış ama Büşra ve Zeynep'i kaçıramamışlar Zeynep ve Büşra arkadaşlarını kurtarmak için hemen yola koyulmuşlar.


Yan ülkedeki Bilge periye gidip durumu anlatmışlar. Ondan yardım istemişler. Bilge peri onlara içinde sevgi ve cesaretin bulunduğu bir iksir hazırlamış. Bu iksiri cadılara serpmisini söylemiş Minik periler Bilge periye teşekkür ederek oradan ayrılmışlar.


Cadıların yanına gelince iksiri nasıl üzerlerine dökeceklerini düşünmüşler. Büşra dikkatlerini dağıtırlarsa üzerlerine dökebile ceklerini söylemiş. Zeynep cama bir tane taş atmış Cadılar taşın sesini duyunca cama koşmuşlar.

Zeynep cama bir tane taş atmış .
Cadılar sesi duyunca cama koşmuşlar.
Kızlar sessizce arkalarından iksiri dökmüşler. Cadılar bayılmış. Zeynep ve Büşra arkadaşlarını kurtarmışlar. Mutlu mesut yaşamışlar.





MELTEM DÖKENEL
SALİH VE ÖMER MUSAOĞLU İLKOKULU
SÖĞÜT /BİLECİK
SERÇE KUŞ
Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde serçe bir kuş varmış. Serçe kuşun ailesi yokmuş .Bir gün serçe kuş ormanda dolaşmaya çıkmış. Ormanda bir sürü kuş varmış.Kuş avlayan adamlarda ormanda avlanıyorlarmış. Arabalarında yakaladıkları bir sürü kuş varmış. Serçe kuş adamları görünce korkmuş ve hemen saklanmış adamlar serçe kuşu fark etmişler hemen yanına gitmişler.

Serçe kuş çalılıkların dibine saklanmış adamlar her yeri arayıp serçe kuşu yakalayıp, kafese atıp depoya koymuşlar. Depoda bir sürü kuş varmış . Serçe kuş acaba benim ailem burda mıdır? diye düşünmüş. Sonra bir ses duymuş. Yanındaki kafeste bir aile varmış, ailenin yavrusu yokmuş.

Aile serçe kuşa:
-Senin ailen yok mu? demiş.
Serçe kuş:
-Benim ailem yok.demiş.
-Sen bizim çocuğumuz olur musun? demiş.
-Bilmem ki deyip susmuş.




Serçe kuş sonra düşünüp tamam demiş. Onlarla beraber kafeste mutlu yaşamaya başlamışlar ama kafeste yaşamaktan sıkılmışlar ve kurtulamamışlar. Bir gün deponun kapısını açık gören bir kız içeri girmiş kuşları kafeste görünce çok üzülmüş ve kafeslerin kapısını açarak kuşları kurtarmış. Kuşlar özgür kalınca çok mutlu olmuşlar. Serçe kuş ve ailesi ormana dönüp mutlu yaşamışlar . Çok mutlu aile olmuşlar.




ŞEYDA ŞAHSUVAR
REYHANLI SECONDARY SCHOOL
DÜNYANIN EN EŞSİZ ÇİÇEĞİ
Bir zamanlar, henüz dünya yeniden yeşerirken oldu bunlar. Geniş düzlüklerle döşeli bir ülke vardı orda uzaklarda. ,Günlerden bir gün ulu dağın eteğinde bir tomurcuk filizlendi. Yağmurlar yağdı üzeirne onra güneş ısıttı. Büyüdü o tomurcuk filizlendi. Bir mücevher gibi parıldadı. Renkleri ışıl ışıl, yaprakları pırıl pırıl bir çiçekti.


Sonra bir arı uçtu uzaklardan. Sordu bu eşsiz çiçeğe:
- Ey güzel çiçek! , ey eşsiz çiçek ! izin verirsen yapraklarına konabilir miyim?
Cevap verdi çiçek;
- Güzel arı, şirin arı... Tabi ki konabilirsin yapraklarıma ben de yanlızlıktan sıkılmıştım.




Böylece dost oldu eşsiz çiçek ve şirin arı. Sonra karar verdiler Dünya yı daha renkli ve hoş kokulu bir yer yapmaya.
Şirin arı tacına kondu eşsiz çiçeğin özünden aldı. Ulu dağın eteği boyunca tüm düzlüklere saçtı eşsiz çiçeğin özünü. Tüm toprak eşsiz renklere büründü...
Mirvari Şükürova Azerbaycan Bakı 210 numaralı orta okul
Bir Gün Meşədə


Biri var idi ,biri yox idi.Bir neçə rəfiqə var idi.Dostlardan bəziləri mehriban və səmimi ,biri isə qaşqabaqlı idi.Qızlar bir gün meşəyə getdilər.Meşədə gözəl çəmənlik,çiçəklər və çiçəklərin üzərinə qonan rəngarəng kəpənəklər uçuşurdu.
Lakin meşənin digər tərəfi olduqca, qırılmış ağaclar yerə səpələnmiş halda idi.Leyla qərara aldı ki , Çirklənmiş meşəni yığlşdırsınlar.
Leyla qızları çağıraraq dedi : Qızlar gəlin təbiətin bu cür gözəlliyini əlindən almış insanların etdikləri bu zibilliyi təmizləyək.
Günel razılaşdı və düz deyirsən dedi.
Ulduz isə dedi: Mən heç nəyə əl vurmayacam.
Leyla və Günel az bir zamanda meşəni yığışdırıb , tər- təmiz etdilər.Yığışdırılmış sahəyə baxanda qızlar gördükləri işdən zövq aldılar.Əsrarəngiz təbiət yenidən ətrafa öz gözəlliyi ilə işıq saçdı.
Ulduz isə dediyi sözdən ,etdiyi hərəkətdən çox peşiman oldu.
Axı hər bir insan çalışmalıdır ki , təbiətə ,quşlara və heyvanlara zərər vurmasın.Vurularsa da hər bir insan o ziyanı aradan qaldırmaq üçün əlindən gələni etməlidir.Çünki təbiət insanların sağlam yaşaması üçün əvəzsiz bir nemətdir.
Ulduz rəfiqələrindən üzr istəyib bir daha belə utanc verəcək hərəkət etməyəcəyini bildirdi.
Üç dost yaşıl çəmənlikdə uzanıb sevinc və xoşbəxtlik içərisində bu gözəlliyi yenidən seyr etdilər.
SACİDE GÜRBÜZ
DENİZLİ/DELİKTAŞ İLKOKULU


YEMEK SEÇEN TUTİ

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde,
ormanın birinde, bir ayı ailesi yaşarmış.
Bu ailenin Tuti adında bir yavrusu varmış.
Tuti,annesinin yaptığı yemekleri beğenmezmiş.
Yemek saati gelince hep huysuzluk edermiş.
Annesi ve babasını çok üzermiş.


Bir gün yine yemek saati geldiğinde Tuti,yemek yememek için evden çıkıp ormana doğru yürümeye başlamış.
Ormanda kıpkırmızı elmaların olduğu bir elma ağacı görmüş.
-Ben elma yemem ki,demiş ve yola devam etmiş.
Az ileride bir armut ağacı görmüş.
-Ama ben armut yemem ki,demiş yine.
Ormanda ağaçların arasında gezerken kaybolmuş.Hava kararmış.Çok acıkmış.Ormandan garip garip sesler duydukça çok korkmaya başlamış.
Annesi ve babası çok merak etmiş.Tuti'yi aramaya çıkmışlar.Tuti korkusundan hüngür hüngür ağlamaya başlamış.Tuti'nin sesini duyan annesi koşarak yavrusunun yanına gelmiş.

Tuti,annesini görünce boynuna sarılmış.
-Anneciğim bir daha seni hiç üzmeyeceğim.Yemeklerini de yiyeceğim, demiş.
Tuti annesi ve babasıyla birlikte evlerinin yolunu tutmuş.O günden sonra bir daha yemek seçmemiş.
HACER YÜKSEKDAĞ
ATATÜRK İLKOKULU


UÇURTMA İLE KELEBEK
Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir uçurtma ile kelebek varmış. Uçurtma sürekli yükseklerde uçmasıyla böbürlenir dururmuş. Sadece uçması ile değil güzelliği ile de övünürmüş.



Bir gün kırlarda uçan bir kelebek görmüş. Kelebek o kadar alçakta uçuyormuş ki sürekli kelebeğin bu haliyle uçurtma dalga geçermiş. Kelebek ilk başta uçurtmanın böyle davranmasına anlam verememiş. Ama kelebek ne zaman çiçeklerin üzerinde uçsa uçurtma mutlaka dalga geçermiş.

Bir gün kelebek uçurtmaya neden dalga geçtiğini sormuş;
-Şu haline bak güzelsin ama bir türlü yüksekten uçamıyorsun. Bir de bana bak göklerde süzülüyorum sen ise çiçeklerin üzerine zor çıkıyorsun.

Kelebek bu duruma çok üzülmüş.
Bir gün uçurtma kelebeğe demiş ki;
-Seninle bir yarış yapalım mı?
Kelebek tamam demiş.

Uçurtma gülmeye başlamış.
-Sen beni bu yarışta yeneceğini mi sandın?
Kelebekte;
-Bu yarışı kazanır mıyım bilmem ama kendime güveniyorum demiş.
Yarış günü gelmiş çatmış. Seyirciler toplanmış. Hakem bir-ikiiiiii-üççç deyince yarış başlamış.
Kelebek o güzel desenleriyle havada adeta süzülerek uçuyormuş. Uçurtma ise hiç havalanamamış.
Kelebek seslenmiş;
-Uçurtma kardeş neden uçmuyorsun?
Uçurtma şaşkın bir halde bilmiyorum demiş.

Kelebek ben sana söyleyeyim;
-Rüzgar esmediği için uçamadın ben ise her zaman kendi gayret ve kanatlarımın gücüyle uçtum. Sen ise rüzgarsız uçamadın
Hayatta önemli olan yükseklerde uçmak değil kendi emeğinle kimseye ihtiyaç duymadan uçmak değil midir?
Uçurtma söylediklerinden ve yaptıklarından çok pişman olmuş ve bir daha da kimseyi küçümsememiş.


AYŞE YILDIZ
ANKARA SİNCAN FATİH ANAOKULU

YAPRAK
ARKADAŞLAR
Yaprak Kız muhafız arkadaşı ile sohbet ediyormuş. O sırada çok sevdiği arkadaşı Kıtır Yaprak yanlarına gelmiş.


Birlikte oyun oynarlarken aniden çok şiddetli bir rüzgar çıkmış ve yaprakları ormana savurmuş.




Ormanda kaybolan yaprakların karşısına kötü kalpli bir kurt çıkmış ve yaprakları kandırıp evine götürmek istiyormuş.
O sırada muhafız ve arkadaşları gelmiş. Kurdun etrafını sarp yaprak arkadaşları kurtarmışlar




Muhafız yapraklara bir pusula vermiş. Bu pusula sihirliymiş ve bir anda parlamaya başlamış. Sonra yaprakları bu sihirli pusula evlerine götürmüş. O günden sonra yaprak arkadaşlar hep mutlu yaşamış.



EMİNE FATMA BAYRAK
NURETTİN BARANSEL İLKOKULU
4-B SINIFI MASAL TRENİ PROJE TAKIMI





Bir varmış bir yokmuş,bir zamanlar ülkenin birinde yaşayan bir bilge adam varmış.Bu adam köy köy,ev ev gezer çocuklara ahlaklı olmanın önemini anlatırmış.Bilge Adam nerede bir yanlış davranış görse hemen onunla ilgilenir,düzeltmeden oradan gitmezmiş.

Bir gün yolda giderken kaldırımda iki üç çocuğun kavga ettiğini ve birbirlerine kötü sözler söylediklerini duymuş.At arabasından inip çocukların yanına gitmiş.Çocuklar o kadar öfkeliylerdi ki gözleri Bilge Adamı bile görmemiş.
Bilge Adam çocuklara güzelce seslenmiş:
_Hey çocuklar ,durun bakalım,ne oluyor?diye sormuş.
Çocuklardan biri:
_O benim topumu patlattı.
Bilge Adam:
_Bilerek mi yaptı?Siz birlikte oynamıyor musunuz?
_Hayır bilerek yapmadı ama topa çok hızlı vurdu.Top dikenlere çarptı.Ben topumu istiyorum.Bana top alacak.
Bilge Adam çocuklarla konuşup bir top için kavga etmenin doğru olmadığını birlikte çözüm bulabileceklerini söyledi.Bu fikir çocukların hoşuna gitti.Durumu ailelerine anlattılar,yeni bir top alıp kardeşçe oynamaya devam ettiler.
Bilge Adam’a teşekkür ettiler .Bilge Adam onlara hep iyi ahlaklı olmayı öğütledi ve oradan uzaklaştı.

GULNARA GAYIBOBA
NEVRİYE KOCA
MEHMET CEVLANİ ÖNAL İLKOKULU
TOPRAKKALE OSMANİYE












ŞEKER ŞELALESİ

Bir varmış, bir yokmuş...
Evvel zaman içinde, uzak şehirlerin birinde, herkes mutlu mutlu yaşar, üzgün insanlar içinde hemen çözüm bulmaya çalışırlarmış, bu nedenle adı "Mutlu Şehir"miş.
Etrafı yemyeşil, her yanından akarsuların, nehirlerin, şelalelerin aktığı bu şehirde üzülmüş çocukları mutlu etmek için bir de "Şeker Şelalesi" varmış.İnsanlar buraya şeker, çikolata bırakır,üzgün olan çocuklarda oraya giderek mutlu olurlarmış.




Yağmurlu bir günde Eylül şemsiyesini çevire çevire bir şarkı söylemeye başlar.
- Üsküdar'a gider iken bir şeker buldum, şekerimi şelalenin yanında unuttum....
Eylül, kendisini şelaleden beri takip eden kuzeni Emre'den habersizce:
- Aaaa ben şekerlerimi şelalede unuttum, nasıl gideceğim şimdi şelalenin yanına,ablam da yanımda yok,yolu da bilmiyorum, diye söyleniyordu.




(Emre, Mutlu Şehir'den sadece bir kaç saat uzakta olan bir şehirde yaşıyordu ve akrabalarını ziyaret etmek için gelmişti.)
Birden karşısına Emre çıkar ve:
-Merak etme, ben seni takip ediyordum,nereden geldiğini anlamamıştım ve çok merak ettim, yolu da kaybetmemek için geçtiğimiz yerlere şeker attım, bir çizgi filmde görmüştüm, şekerleri takip ederek şelaleye ulaşabiliriz, der.
Emre ve Eylül şekerleri toplaya toplaya şelaleye ulaşırlar..
Emre gördüğü güzellikler karşısında hayran kalır.
Etrafta renk renk şekerler, çikolatalar...





Eylül:
-Şekerlerim,çikolatalarım hala burda, yaşasın!
Tam o sırada Emre de şeker ve çikolatadan yapılmış şapkayı gördü, alıp kafasına taktı, şarkı söyleyip, eğlendi..
Emre:
-Burası mükemmel bir yermiş.Tüm arkadaşlarıma haber vermeliyim, dedi.
İki kuzen mutlu bir şekilde, diğer arkadaşlarına da haber vermek üzere şelalenin yanından ayrıldı...




MEHMET BOLAT
OSMANİYE TOPRAKKALE MEHMET CEVLANİ İLKOKULU






4 KAFADARIN DONDURMA KEYFİ
Havanın sıcak olduğu günlerden birinde, Zeynep, Ece, Feyza ve Berkay oyun oynuyorlarmış.Oyuna öylesine kaptırmışlar ki sıcak umurlarında değilmiş.Ama oradan geçen bir dondurmacının sesi de dikkatlerinden kaçmamış.
--Dondurmaaa!
4 Kafadar birbirlerine bakar bakmaz içlerinden Feyza:
--Dondurmacı, bekler misin?Diye bağırmış!Dondurmacı Hüseyin Amca bu sesi bekler gibi arabanın frenlerine asılarak durmuş.Kafadar arkadaşlar dondurmacıya doğru sevinçle koşarken, Berkay'ın geride kaldığını fark etmemişler bile.
Hüseyin amca keyifle sıraya giren çocuklara dondurmalarını vermeye başlamış.Hemen sonra Berkay'ın geride kaldığını anlayan çocuklar :
-Berkay neden gelmiyorsun?
Berkay'ın Parasının olmadığını bu nedenle onlardan uzakta kaldıpını anlayan Feyza, arkadaşının yanına giderek:
-Gel , biz arkadaşız.Dondurmamızı paylaşabiliriz , demiş.Sonra Feyza'ya Ece ve Zeynep'te katılmış.
-Biz arkadaşız!
Berkay çok sevinmiş.Birlikte 3 dondurma ile gölgeye doğru yürürken, Hüseyin Amca bu durumu görerek çok etkilenmiş ve çocukların tavrından dolayı çok mutlu
olmuş.Berkay'ı ve çocukları çağırarak:
-Aferin size.Arkadaşlar birbirine destek olmalıdır.Bu güzel davranışınızdan dolayı sizlere bugün istediğiniz kadar dondurma vereceğim demiş.Çocuklar çok sevinmişler ve gönüllerince dondurma yedikten sonra oyunlarına ve dostluklarına devam etmişler.
Dondurma bitse de dostlukları hiç bitmeyecekmiş...
-SON-




ZEYNEP ÇAYIR
FEVZİ ÇAKMAK İLKOKULU
ÜNYE/ORDU



MASKELİ KEDİLER
Bir varmış,bir yokmuş.Evvel zaman içinde,kalbur saman içinde,mevsimlerden kış,aylardan şubatmış.Sokakta üç tane kedi yaşarmış.Bu kedilerin adı;Tekir,Pamuk ve Boncuk"muş.





Üç arkadaş sokak sokak gezer,yemek ararlarmış.Kış mevsimi olduğu için yemek bulmakta zorlanırlarmış.
Tekir:
_Karnım çok aç,miyavvv!
Pamuk:
_Benim de karnım çok aç,miyavvv!







Boncuk:
_Açlıktan öleceğiz galiba,miyavvv!
Derken küçük bir kız çocuğu elinde bir kap yemek ve suyu kapılarının önüne koymuş.Kediler çok sevinerek,hemen yiyecekleri yiyip,sularını içmişler.Küçük kız,kediler üşümesin diye,evlerinin kenarına eski bir battaniye koymuş ve her gün kedilere yemek getirip oraya bırakmış.






Kediler küçük kız sayesinde kışı çok rahat geçirmişler.Küçük kız kedileri çok sevmiş,kediler de küçük kızı çok sevmişler.
son







ŞENGÜL DEMİR YILMAZ
SİNCAN FATİH ANAOKULU
ANKARA

ANNESİNİ ARAYAN PORTAKAL KIZ
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde...
Çok uzak diyarlarda bir saray varmış. Sarayda kral, kraliçe ve güzeller güzeli kızları prenses Portakal yaşarmış.




Sarayı güçlü muhafızlar, kötü kalpli büyücüden korurmuş. Büyücü ise kraliçeyi yok etme için büyüler yapıp dururmuş.






Birgün Kral ve Portakal ormanda yürüyüşe çıkmışlar.Bir an babasının elini bırakan Portakal ormanın derinliklerinde kaybolmuş.

Ağlaya ağlaya sarayın yolunu arayan Portakal'ın sesini Ejderha Limon duymuş.

Ejderha Limon, Portakal'a bir harita vermiş. Portakal haritaya bakarak saraya gitmiş.

Portakal sarayda annesini göremeyince büyücünün onu yok etmek için kaçırdığını anlamış. Portakal her yerde annesini arayıp duruyormuş. Muhafızlar büyücünün evini öğrenip Portakal'ı büyücüye götürmüşler.




Portakal büyücüye o kadar yalvarmış, o kadar ağlamış ki büyücü dayanamamış. Annesini Portakal'a geri vermiş. Saraya dönen Portakal'ı ve annesini onlar için hazırlanan bir parti bekliyormuş.




İlknur KONAL ULUSOY
Süleyman Şah İlkokulu
Şahinbey/Gaziantep





Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde Azra adında bir küçük kız varmış. Bu kız küçükken çocuk felci geçirdiği için ayağına takılmış olan bir aletle yürüyormuş. Bir ayağı aksıyormuş. Ayağı aksadığı için de kimse Azra ile arkadaş olmak istemiyormuş.
Günlerden bir gün Azra kendi kendine
-“Neden acaba kimse benimle arkadaş olmuyor? Ayağım sakat diye hiç arkadaşım olmayacak mı? “ diyor ve ağlıyormuş.
AZRA'NIN MASALI
Sınıf arkadaşları Azra’nın yanına gelmişler. Aykut, Esma ve Yağmur “Azra Azra kimse seninle oynamaz, seninle kimse arkadaş olmaz” diyerek dalga geçmeye başlamışlar.
Azra:
-“Neden öyle diyorsun Aykut. Herkes senin gibi değil” diye cevap vermiş içi parçalanarak.
O sırada Azra’nın en yakın arkadaşı olan iyi kalpli Müjgân yanlarına gelmiş ve
-“Neden öyle diyorsunuz arkadaşlar. Üzüldüğünü görmüyor musunuz?” diyerek tepki göstermiş.
Ders zili çalmış ve herkes sınıfa girmiş. Derse gelen İlknur öğretmen öğrencilere problem çözdürüyormuş ve sıra Azra’ya gelmiş.
-“Gel bakalım Azra sıra sende” demiş.
Azra yine herkes onunla dalga geçer korkusuyla;
-“Öğretmenim çözümü tahta yerine defterime yapsam olmaz mı?” demiş.
İlknur öğretmen:
-“Olmaz Azracığım. Yapabileceğini biliyorum” demiş.
Problem çok zormuş. Ama Azra bu problemi çabucak çözüvermiş. Sınıftaki herkes çok şaşırmış. Özellikle Aykut, Esma ve Yağmur şaşkınlıktan dillerini yutacaklarmış. Ne diyeceklerini bilememişler. Azra’yı alkışlamışlar ve seni üzdüğümüz için çok özür dileriz demişler.
Azra:
-“Arkadaşlarım sizi çok seviyorum, iyi ki varsınız. Özellikle de sen Müjgân. Arkadaşlarım benimle dalga geçtiğinde onları uyardın,
bana hep destek oldun. Artık kimse benimle dalga geçmiyor. Bugün benden mutlusu yok” demiş ve bütün arkadaşlar birbirlerine sarılmışlar.
İlknur öğretmen:
-“Hepinize aferin çocuklar” demiş.
Azra eve döndüğünde sevinçle annesine sarılmış.
-“Anne bugün çok mutluyum. Artık kimse benimle dalga geçmiyor” demiş.

O günden sonra Azra'da büyük değişiklikler olmuş.
Artık çok mutluymuş.












Tülkü ve Leylek
Gulyanaq Aliyeva
İsmayıllı rayonu Tircan kend mektebi
Biri var idi biri yox idi. Kende yaxın çemende bir tülkü v bir durna yaşayırdı.
Onlar qonşu olduqlarına göre dostluq etmeye çalışardılar. Günlerin bir günü tülkü çemende qonşusu leyleye rast gelir. Leyleye salam verir. Bir qeder söhbt edndn sonra tülkünün ağlına leyleyi yemeye devet etmek gelir. Yemek vaxtı çoxlu söhbet etmeyi teklif edir. Leylek ise bu deveti qebul edir
Tülkü hazırlıqlar görür v axşam leylk qapını döyüb içri keçir. Tülkü qabları masanın üstüne düzüb leyleyi süfre arxasına devet edir. Özü iştahla dayaz qabından bütün yemeyini yeyib qurtarır. Bu vaxtda ise leylek dayaz qabdan yemeye çetinlik çekir. Dimdiyi uzun olduğundan ne qeder çalışsa da yemeyi ağzına qoya bilmir.
Sonda leylek ac qalır ve bütün bunların tülkü terefinden qesden olunduğunu tülkünün hiyleger gülüşünden başa düşür. Leylek tülkünü qonaqperverliyine göre teşekkür edir ve onu novbeti gün axşam öz evinde qonaq görmek istediyini bildirir. Tülkü memnuniyyetle deveti qebul edir. Növbeti axşam tülkü leyleyin evine tşrif buyurur.
. İçeri keçende yemeyin iştah gtirn iyini hiss edir v süfre arxasına oturur. Amma bu df leylek özüne uyğun qablarda yemeyi qoymuşdu. Bele ki, boğazı cox dar olan uzun qablar leyleyin dimdiyi üçün cox uyğun idi. Bu zaman tülkü yemeyi yemekde çetinlik cekir, burnunu bogazı dar olan bu qaba yerleşdire bilmirdi. Sonunda tülkü qarnını doyuzdura bilmeden ac qalır. Leyleye dünen etdiyi pislik yadına düşür ve bu hereketinden peşman olur. Öz qazdığı quyuya özü düşdüyünü etiraf edir.
Göyden üç almaq düşdü. Biri menim, biri özümün, biri de nağıl danışanın

PINAR GÜL
AYANCIK CUMHURİYET İLKOKULU





YAŞLI DEDE İLE SU PERİSİ
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, yaşlı bir dede varmış.
Bu dede hiç güler yüzlü değilmiş, herşeye kızar sinirlenirmiş. Çocukları da hiç sevmezmiş.Etrafındaki insanları kırmaktan hiç çekinmezmiş İnsanlarda bu dedeye yaklaşmazlarmış. Dede bu yüzden hep yalnızmış.
Bir gün dedenin canı çok sıkılmış ve balık tutmaya gitmiş. Balık tutmaya giderken çocuğun biri yolda düşmüş, kaldırmamış yardımcı olmamaış bile...
İnsanları gören bir su perisi varmış, dedenin gittiği gölde.Su perisi dedeye ders vermek istemiş. Yaşlı dedenin ayağının olduğu yere bir taş koymuş ve dede göle düşüvermiş.Peri dedenin gözünün önününde çocukları göstermiş, çocuklardan yardım istemiş dede.Ama çocuklar ona yardım etmemiş.Dede yüzmeyi de bilmiyormuş. İçinden demiş ki ;
-Ben ömrüm boyunca kimseyi sevmedim, kimseye yardım etmedim. Şimdi de kimse bana yardım etmiyor.
Pişman olmuş çok. Dua etmeye başlamış. Bir şansım daha olsa değişirim, demiş. O anda su perisi ortaya çıkmış.Yaşlı adamın kolundan tutmuş ve yukarı çıkartmış. Peri;
-Ey yaşlı dede, ömrün boyunca sen kimseye yardım etmedin . Bir çocuk bile sevindirmedin. Değişeceksen seni kurtarırım.
Yaşlı dede söz vermiş. Değişeceğini ve çok iyi bir adam olacağını söylemiş.
Peri de dedeyi kurtarmış. Artık herkese yardım eder olmuş.İkramlarda bulunuyor, çocuklarla oyunlar oynuyormuş. Etrafındaki herkes dedeyi çok sevmeye başlamış.
Sonra dedeyi pamuk nine ile tanıştırmışlar. Bir ömür mutlu mesut yaşamışlar.
Gökten üç elma düşmüş. biri yaşlı dedeye , biri pamuk nineye , biri de bu masalı dinleyenlere...



DİLEK BOLAT
LALEGÖLÜ İLKOKULU
OSMANİYE/TOPRAKKKALE
KALBİM KIRILDI
Bugün okulda dolabın devrildiğini gördüm.Çok korkmuştum.Öğretmen gelince dolabın devrildiğini gördü.Çok kızmıştı.Öğretmen kim yaptı diye sorduğunda arkadaşlarım bana suç attı. Öğretmenime ısrar ettim.Ben yapmadım diye ama bana inanmadı. Çok üzüldüm.Arkadaşlarım benim üzüldüğümü görünce hatalarını anlayıp,
hem benden hem de öğretmenimden özür dilediler.Öğretmen de onları affedip bizden özür diledi ve bizi affettirmek için bize çok güzel bir sınıf hediyesi aldı.Çok sevindik ve öğretmenimize çok teşekkür ettik.
YOZGAT FATMA TEMEL TURHAN BİLİM VE SANAT MERKEZİ LEYLA ÜNAL


Bir varmış bir yokmuş. Uçma hayalleri kuran bir kaplumbağa varmış. Hep uçmak istermiş. Yattığında bir sürü hayaller kurarmış. Sonra bir kuş görmüş. Bu onun için bir fırsatmış. Hemen kuşa seslenmiş:
- Hey,kuş kardeş bir aşağı bakar mısın? Kuş son anda duymuş. Evet, bir şey mi oldu? Kaplumbağa:
- Sen bir bak bir şey söyleyeceğim. Ve kuş aşağı gelmiş. Kaplumbağa ona:- Beni sırtına alıp gezdirir misin? Lütfen? diye sordu. Kuş ilk başta istemeyip git başımdan küçük velet, seni bir mideye indiririm görürsün o zaman uçmak neymiş? Kuş bunları söyledikten sonra kaplumbağa çok alınmış ve üzülmüş. Ona da şu cevabı vermiş:


- Şimdi neden böyle söyledin ki? Kalbimi kırdın. Bu benim dünyadaki tek hayalimdi. Ve bunu gerçekleştirmek için senden yardım almak istedim. Ve şimdi beni daha iyi anlaman için de bunları söyledim. Şimdi beni anladın mı? Kuş bunları duyunca çok etkilenmiş ve şaşırmış. Ha tamam anladım, yani bu kadar istekli misin? diye cevap vermiş. Kaplumbağa


- Evet, tabi ki. O kadar çok
istiyorum ki kuş kardeş, lütfen? Kuş:
- İyi gel o halde kanatlarımın üzerine. Yehuuuu, yaşasınn teşekkür ederim kuş kardeş! Durr,ama bir şartım var, bana yiyecek bulacaksın. Tamam Kuş kardeş her şeye razıyım ben. Sonra kaplumbağa kuşun üstüne çıkar ve birlikte uçarlar. Onları gören herkes, hem hayret etmiş, hemde kıskanmışlar onlar da kaplumbağa gibi uçmak istemişler ama cesaret edememişler. Ellerine geçen bütün fırsatları kaçırmışlar.


Yaşasııııın hayallerim gerçek oldu...
Gelelim kaplumbağa ile kuşa: Uçarken kaplumbağanın mutluluğu gözlerinden okunuyormuş.Kuşta çok ama çok sevinçli görünüyormuş. Bir başkasını mutlu etmek kuşu da çok mutlu etmiş. İlk başta ona kaba sözler söylediği için ondan özür dilemiş. Kaplumbağa da kuşun özrünü kabul etmiş. Sonsuza kadar iki iyi arkadaş olarak yaşamaya devam etmişler. Masal da burada bitmiş.


- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(3)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
BUY THIS BOOK
(from $36.59+) -
BUY THIS BOOK
(from $36.59+) - DOWNLOAD
- LIKE (3)
- COMMENT ()
- SHARE
- Report
-
BUY
-
LIKE(3)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!