Bu dijital kitap Deniz ARSLAN ve Gamze İNAT tarafından Şehit Şaban Gökçe Ortaokuluna hediye edilmiştir.
Tüm çocuklara ithafen ...


Ben mevsimlere göre sıcak ülkelere göç eden bir kuşum. Bu sefer göç ederken biraz macera yaşadım. Peki bu maceralarıma ortak olmaya hazır mısınız ?
Eveeeet , dediğinizi duyar gibiyim.
Başlayalım o zaman :)








































Develer tellal, pireler berber, eşekler hamal iken kuşlar daldan dala uçarken şarkılar söyler; ağaçlar yapraklarıyla havayı temizler, hayvanlar birbirlerine saygıyla selam verir; böcekler, karıncalar herkes mutlu mesut yaşarmış. Ülkede bin bir ağaç, çeşit çeşit çiçek, bir sürü hayvan olan bir ormanı varmış. Ormandaki çiçekler her gün güzelliklerini sergiler, rengârenk taç yapraklarını aydınlık günlere açarmış.




































Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde ormanın en güzel köşelerinden birinde bir ülke varmış.Bu ülkede herkes birbirine güzel duygular beslermiş ve her kuşun kendiyle özdeşleşen bir davranışı varmış.
Kimi kuş mutlu olduğunu göstermek için tüylerini pembeleştirir , kimi kuş üzüldüğünü göstermek için dalda ters dururmuş ve her kuş birbirinin özelliklerini bilirmiş. Bazısı duygularını anlatmak için portakal kokusu salar, kimi çilek kokar , kimi limon ; kimi tüylerini tarar , kimi etrafında takla atar , kimi sadece olanı biteni izlermiş.

















Tıpkı Melodi gibi. Melodi mevsim şartlarına göre oradan oraya geçerken tesadüfen bu diyara gelip çok geç gidebilenlerden bir kuş. Adını da sesinden alıyor.
Ormandaki herkes mutluluk içinde yaşarken başlamış Melodi'nin masalı...










‘’Az gittim uz gittim.
Dere tepe düz gittim.
Çayır çimen geçerek,
Lale sümbül biçerek,
Soğuk sular içerek,
Altı ayla bir güzde,
Bir arpa boyu yol gittim.’’ geldim bu diyara. Bu diyarda her şey saygı, sevgi ve hoşgörüyle işliyorken orman sakinlerinin bana da misafirperverliklerini göstereceklerine inanıyorum şeklinde kendi kendime konuşurken sözümü bir kuşun kesmesiyle irkildim:







--Aaaa !Sen de kimsin böyle seni bu diyarda ilk defa görüyorum.
--Ne diyeceğimi bilemedim. Şeyyy .. .Immmm.Göç ederken birbirinizle konuşma şeklinizi uzaktan görüp merak ettim o yüzden buraya iniş yaptım.
--Vaaayy, vay canına ! Ne kadar özel bir ses tonun var böyle. Tanışalım o halde ben DENGA yanımdaki de arkadaşım İNARS.
İNARS : ‘’Ben de sesinin tınısını çok beğendim. DENGA’ya katılıyorum. Adının ne olduğunu bilmiyoruz kuş kardeş ama MELODİ adı sana çok yakışır sanki. ‘’
--Hımmm olabilir, neden olmasın şeklinde yeni adımı onaylarcasına kafamı salladım.







DENGA : Peki arkadaş olalım o zaman ? İstersen şu ilerde gördüğüm güzel çiçekli ağacın dalında konuşabiliriz. Hem sana bu ilginç bulduğun hareketleri de öğretiriz.
-Oluuuur, dedim bir çırpıda.
İNARS : Aaaa aklıma bir şey geldi .4 gün sonra ülke genelinde Papatya Günü Şenlikleri var ona birlikte gidelim mi ?
DENGA : Tamam saat kanadı kuş geçe Sümbül Dağı'nın önünde buluşalım o zaman.
-Ouuuu şahane olur, buluşalım diyerek 4 gün sonrayı heyecanla beklemeye başladım. DENGA ile İNARS uçup giderken arkalarından gözlerimde umut parıltılarıyla bakakalmıştım.









Merhaba Melodi
Selam
N'aber?
“İnanamıyorum tesadüfen indiğim bu ormanda hayatımda hiç olmayan arkadaşlıklarım oldu, yani olacak. Hem kimse beni yadırgamadı da. Tüyümün rengi, gagamın eğriliği, tırnaklarımın diğerlerinden farklı oluşu, kuyruğumun olmayışı, hatta sesimi bile.
Evet sesim...












Selam!
Selam!
Nasılsın?
O hain avcının beni vuracağı sıra bağırmamla kısılan ve bir daha eskisi gibi olmayan sesim. O bile buradaki kuşlar tarafından yadırganmadı. Öyle mutluyum ki umarım şartlar beni zorlamaz da buradan erken gitmek zorunda kalmam.”
DENGA ve İNARS ‘la konuşmamızın üstünden 3 gün geçmişti. Her şey çok güzeldi, herkes bana selam veriyor , benimle neşeyle konuşuyorlardı




























Ama bugünden itibaren kimse yüzüme bakmaz olmuştu. Neler olduğunu anlamıyordum ama içten içe üzülüyordum. Belki herkes o muhteşem şenlik için hazırlanıyordu o sebepten yoktular ortalarda, beni bu yüzden umursamıyorlardı.
En iyisi ben de gidip arkadaşlarımla buluşacağım ve ormandaki diğer üyelerle de tanışabileceğim şenlik için hazırlanayım.















Nihayet o gün gelmişti. Ben de gagamı ve tırnaklarımı kesip tüylerimi en güzel şekliyle kabarttım. O özel güne hazırdım, arkadaşlarla tanışacak olmanın heyecanını bütün kemiklerimde hissediyordum hatta iliklerimde.
















































Derken Sümbül Dağı'na vardım. Tabelaya gerek yoktu, etraf miss gibi sümbül kokuyordu. Bu kadar yoğun koku gelse gelse bu dağdan gelir diye düşünüp kanadıma yön vererek dağı aştım, heyecanla iniş yapacaktım ki etrafta kimseler yoktu.
‘’Nasıl ama nasıl olur , neden kimse yok, biz sözleşmiştik, yoksa ,yoksa ?‘’ diye






düşünerek adeta kanadım kırılmış bir kuş misali evin yolunu tuttum. Yolda halen olanlara anlam veremiyordum. Belki beni istemiyorlardı, belki de onlardan değilim diye görüntümden hoşlanmamışlardı.
Nihayet ormana geldim, kimseciklere görünmeden evime girdim. O yorgunlukla uyumuş kalmışım.


























Güneş tepeden görününce dışarıda neler oluyor diye bakınırken bir dalda DENGA bir dalda İNARS’ı gördüm ve etraftaki orman halkını.Hemen dışarı fırladım, kuş arkadaşlarımı hem özlemiştim hem de şenliğe neden kimsenin gelmediğini öğrenmek istiyordum. Dışarı çıkar çıkmaz onlara doğru uçtuğumu gören arkadaşlarım kanatlanıp ‘pırr’ diye uçtu ,ormandakiler de bir panikle kaçıyordu bulundukları yerden.Gözlerim dolarak gidişlerini izledim. Kanadım kırılmıştı yine, yine..



























Her gün bir umutla uyanıyordum güne. Bakıyordum yuvamın günün eksilmediği penceresinden. Herkes yine aynıydı. Etrafta müthiş bir limon kokusu vardı.Neden diye düşünürken aklıma bu ormandaki kuşların mutluyken, mutsuzken, hastayken, endişeliyken olan duruş şekilleri -en azından bu kadarını izleyerek öğrenmiştim- geldi, kokuları da tabi. Dikkatlice her daldaki kuşu inceledim. Sanki sadece benimle değil ,birbirleriyle de konuşmuyorlardı. Her kuş ayrı daldaydı ve aralarında görünmez bir duvar vardı.











Etraf buram buram limon kokuyordu ve bazıları dallarda ters duruyordu. Her sabah onları izledim, izledim. Çünkü sadece sabahları çıkıyorlardı ve bir daha görünmüyorlardı.. Ben ise kalbimin kırıklığından ormana çıkmak istemiyor, sadece penceremden bakmakla yetiniyordum.Onları uzaktan izlerken işaretleri birleştirme kararı aldım.
‘’ Limon kokusu, ters duran kuşlar, gagasını yuvasından çıkarmayanlar, gövdesini şişirip tüylerini kabartmayan, tüylerinin rengi günden güne kararan ve birbirlerinin yanına asla yaklaşmayıp sessiz bir dille anlaşan kuşlar...





?

İşaretleri birleştirip bir sonraki şenlik olan Lale Şenliği'ne gitmeye karar verdim. Bu sefer de şenlikte kimse yoksa ilk gördüğüme sorup bu durumu öğrenecektim. Lale Şenliği günü gelmişti , merakla Sümbül Dağı’na gittim. Ortalıkta yine kimse yoktu, birilerini bulup bu konuyu konuşmak için aşağıya iniş yaptım.























- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors




- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(4)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $11.59+) -
BUY THIS BOOK
(from $11.59+) - DOWNLOAD
- LIKE (4)
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE(4)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem
"DOĞANIN MELODİSİ"
#PANDEMİ
In this period in which face to face education can't come true because of Covid-19 epidemic, our fable written pedagogigaly pursuant to moral values in presented to you -our friends- in accordance with the meaning and importance of the day.

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!