MART AYI HİKAYELERİ
MART 2020
İZMİR



FEVZİPAŞA ORTAOKULU
KARŞIYAKA/İZMİR

BENİM OYUNUM
Ben Mert, tiyatro oyuncusuyum. Bir gün bir aile, çocuğunu o gün oynayacağımız “Doğruluk ve Dürüstlük” adlı oyuna getirmişler çünkü çocuklarına doğruluk ve dürüstlüğü aşılamak istiyorlarmış. Yerlerine geçtiler ve oyunu izlediler.
Benim oynadığım oyunlar bazı çocukları geliştirdiği için ben de çok mutluyum. Bugünüm güzel geçeceğe benziyordu. Çocuk çok hevesle izledi bunu görebiliyordum bu nedenle çok iyi oynamaya çalıştım. Galiba oyunu da sevmişti.
Meğer o çocuk, yeğenimin arkadaşıymış, onu sokakta çocuklarla oynarken gördüm ama o, beni hatırlamadı. Yeğenim ondan biraz bahsetti yalan söylermiş. Yeğenime dedim ki: ”Bak bakalım, bir daha yalan söyleyecek mi?” “Tamam.” dedi. Bir hafta sonra yeğenim arkadaşının artık hiç yalan söylemediğini buna şaşırdığını söyledi. Ben çok mutluydum. Böyle bir şeye kim sevinmez ki! Demek ki oyunumuz amacına ulaşmıştı.
Berçem

Temelin Annesi Dersini Aldı
Temel bir gün ailesiyle tiyatroya gidecekmiş. Evde hazırlıklarını yapıp yola çıkmışlar.
Yol uzunmuş. Ee, haliyle Temel de hemen sıkılmış. Temel yolda annesine sormuş “Anne ne kadar yolumuz kaldı?” Annesi hemen “ Az kaldı çocuğum.” demiş. Temel annesi az kaldı çocuğum deyince hemen üzülmüş. Çünkü annesi böyle dediğinde en az iki saatlik yolları var demekmiş. Temel zaman geçirmek için uyumaya karar vermiş ve arabanın arka koltuğuna kıvrılıvermiş.
Aradan biraz zaman geçmiş. Temelin annesi “Temel hadi uyan. Geldik.” deyince Temel hemen ayaklanıp “Hadi izleyelim tiyatroyu. Çok merak ediyorum.” demiş fakat annesi “Daha gelmedik ama az kaldı. On beş dakika daha dayan.” demiş. Temel gene üzülmüş çünkü annesi on beş dakika kaldı deyince en az yarım saatlik yolları var demekmiş. Temel bu sefer araba saymaya karar vermiş.

Temel için haftalar, annesi için sadece on beş dakika sonunda geçmiş. Temel annesine kızgınmış. Annesi yolda ona sürekli yalanlar söylemiş. Temel tiyatroyu izlemiş izlemesine de hiç keyif alamamış.
Temel ve ailesi evlerine dönmüşler. Akşam yemeği sırasında Temel annesine “Bana lütfen yalan söyleme, doğruları söyle hep. Bana yolumuz uzunsa uzun de çünkü beni asıl üzen yolun uzunluğu değil, senin yalan söylemen.” demiş. Annesi bu sözleri duyunca göz yaşlarına hâkim olamamış ve Temel’e, ona asla yalan söylemeyeceğine bundan sonra dürüst olup ona hep doğruları söyleyeceğine dair söz vermiş.
Akif

Hikmet’in Tiyatro Anısı
Hikmet sıradan bir 8. sınıf öğrencisiydi, günler o ve onun yaşında olanlar için gerçekten zordu. Çok uzun saatler boyunca ders çalışıyordu çünkü 1 yılda hazırlandığı bir sınav onun hayatında önemli bir rol oynayacaktı.
Hikmet’te onun için 5 ay gibi bir sürede oluşan sıradan hayatın koşuşturmasından sıkılmıştı herkes gibi onunda kafa dağıtmaya ihtiyacı vardı. Arkadaşlarıyla hafta sonu için bir tiyatro oyunu buldular ve o oyuna gitmeye karar verdiler. Heyecanlıydı çünkü hayatında pek tiyatro deneyimi yoktu 14 yıllık kısacık ve büyüdüğü ortam onu sanat gibi aktivitelerden yoksun bırakmıştı. Bir haftanın ardından tiyatro zamanı geldi çattı tiyatronun adı “Doğruluk ve Dürüstlük” idi. Tiyatro Hikmet’in beklediği gibi geçmedi. Sahneye iki tane adam çıktı şu an içinde bulunduğu durumu yargıladı. Hikmet tiyatrodan çıktığında sinirlenmiş ve hayal kırıklığına uğramıştı çünkü o adamların anlattıkları gibi sınava hazırlanamazdı. Tiyatronun ismiyle de içeriği uygun değildi. Kendini kandırılmış hissetti. Bundan sonra oyunları seçerken daha dikkatli olmalıydı.
Batıncan

Gişe Memuru ve Çisem
Bir gün Çisem tiyatroya gider. Orada bilet satan gişe memurunun insanlardan fazla para alıp cüzdanına koyduğunu görür.
Çisem gidip adama, “Ben dün buradan geçtiğimde biletler 12 tl idi ama şimdi 17 tl olmuş.” dedi. Adam, “ O başka tiyatrodur.” dedi. Ama Çisem emindi. Adama, “Hemen biletleri dünkü fiyata düşürmezseniz sizi, insanları dolandırdığınız için şikayet ederim.” dedi. Adam, Çisem içeri girene kadar fiyatı düşürdü. Ama Çisem içeri girdikten sonra fiyatı arttırdı. Oyun bitti ve Çisem, adamın yanından geçerken bir baktı ki adam fiyatı tekrar yükseltmiş. Adama, “Sizin bu insanları kandırmaya hakkınız yok, insanları kandırıyorsunuz.” dedi. Adam, Çisem’i kenara çekip “Ben fazladan aldığım parayı ÇOCUK ESİRGEME KURUMUNA bağışlayacağım.” dedi. Çisem anlayamamıştı, adama “O, sizin paranız değil ki insanlardan fazla para almayın da bağışlamayın da. Bu hoş bir davranış değil. Siz görevinizi doğru şekilde yapın dürüst olun.” dedi.
İnsanları dolandırmamalıyız, iyilik yapacaksak bile
Berfin

DOĞRULUK VE DÜRÜSTLÜK
Birbirlerinden karakter olarak farklı olan ve uyumsuz iki kardeş varmış. Bunlar aynı anne ve babadan gelmelerine ve birlikte büyümelerine rağmen iki zıt kişiliklermiş. Biri iyi diğeri ise iyi olmaya çabalayan ama geçmişteki hatalarından ve kötü huylarından vazgeçememiş biriymiş. Anne ve babası da bu farklılığı gittikleri her yerde fark ediyorlarmış. Yine bir hafta sonu anne ve babası çocuklarını tiyatroya götürmeye karar vermiş. Huysuz kardeş de değişmek için zaman kolladığından bu teklifi reddedemeyip hemen kabul etmiş. İyi huylu olan Sinan kardeşinin bu durumuna anlam verememiş ve ona neden bu kadar istekli olduğunu sormuş. Kardeşi cevap vermiş: “Sen karakterin sayesinde hep mutlusun, insanlara ve hayata pozitif baktığından hayat, karşına güzel şeyler çıkarıyor, ben de her şeyi bir kenara bırakıp bu dünyaya gelme amacımı düşündüğümde iyi işler yaparak insanlara yaralı olmam gerektiğini anladım. Bunun üzerine Sinan mutlu olmuş ve kardeşinin istediği tiyatroya gitmeyi kabul etmiş.

Tiyatroda doğruluk ve dürüstlük konusu profesyonel bir şekilde işlenmişti. Dolayısıyla izleyen kişinin etkilenmemesi mümkün değildi. Sinan’ın kardeşi de etkilenenlerden olmalıydı ki ağlamıştı. Ailesinin şaşkın bakışlarına dayanamayan kardeşi onlara cevap vermiş: “Evet, artık dürüstçe söylüyorum ağladım çünkü bu denli önemli değerleri ben daha yeni idrak ediyordum. Hayatım boyunca geçmişimden utanacağım ama mutlu olmayı da bildiğimden bunun üstesinden geleceğim. Meğer hayatı düzene sokan bu değerlermiş.”
Bu konuşmanın üzerine ailecek birbirlerine sarılmışlar.
Cem

TİYATRO GÜNÜ
Günlerden perşembeydi, Açelya ve annesi gidecekleri tiyatro oyunu için cumartesi gününe yer ayırttılar.
Açelya çok heyecanlıydı çünkü ilk tiyatro deneyimiydi. Sonunda o gün gelmişti ve hazırlanıp annesiyle birlikte yola çıktılar. Açelya yolda giderken çok heyecanlıydı, annesine hızlı git anne hızlı git anne deyip durdu. Annesi az kalsın kaza yapacaktı. Sonunda vardılar. Açelya birden büyük bir topluluğa girdi ve o kalabalıkta başı çok ağrıdı. Tiyatro başladı Açelya’nın başının ağrısı devam ediyordu hatta artmıştı. Annesi Açelya’yı mutsuz görüp “İyi misin?” diye sormuştu. Açelya orda durmaya devam etmek için iyim demişti fakat iyi değildi. Biraz zaman geçti ve Açelya bayıldı. Annesi çok telaşlanmıştı. Hemen hastaneye götürdü. Doktor ciddi bir şeyinin olmadığını sadece kalabalık ortamlardan uzak durması gerektiğini söyledi ve bir serum taktı.
Açelya, annesine tiyatroda doğru söyleseydi bunların hiçbiri olmayacaktı. Açelya annesine bir daha yalan söyleyemeyeceğine, dürüst olacağına söz verdi.
Öykü Sıla

DÜRÜSTLÜK
Melisa elindeki kitabı yavaşça aşağıya indirmiş ve tam karşısında duran saate bakmıştı. Arkadaşlarıyla mahalledeki büyük parkta buluşma vakti gelmişti. Onlara bu gün sözü vardı. Üstünü değiştirmiş ve kapıya doğru yürürken mutfakta yemek yapan annesine seslenmişti:
Anne, Ben arkadaşlarımla buluşmaya parka gidiyorum. Yemeğe kadar evde olurum.
Kapıyı açarken annesinin arkadan “ Tamam. “ diye bağırdığını duymuştu. Dışarı çıkmış ve hızlıca parka doğru yürümüştü. Onu ilk fark edenler Barış ve Umut olmuştu. Sonra diğerlerine seslenmişler ve Melisa'nın yanına gelmişlerdi. Melisa, gözleriyle Songül'ü aramıştı. Fakat ortalarda yoktu. Diğerlerine dönmüş ve :
Songül nerede? Bana bugün kesin geleceğini söylemişti. Ayşe elindeki telefonu göstererek :
-Onu aradım fakat kardeşine bakması gerektiğini söyledi.
Melisa şaşırmıştı. O sırada Barış:
-Bana da kedisinin hasta olduğunu söylemişti.Umut aralarına girmiş ve şaşkın bir şekilde :
-Bana da dişçi randevum var demişti.

Diğerleri de konuşmaya başlamışlar ve kargaşa olmuştu. O sırada Melisa'nın dikkatini duvarda asılı olan bir afiş çekmişti. Diğerlerine uzaklaşmış ve afişi incelemeye başlamıştı. Bu yakınlardaki bir kültür merkezinde yapılacak bir tiyatronun afişiydi. Konu dürüstlüktü. Aklına Songül gelmişti. Onlara yalan söylemişti ve Melisa nasıl bir ders vereceğini biliyordu. Diğerlerine afişi göstermişler ve tiyatroya gitmeyi kararlaştırmışlardı.
Tiyatro günü gelmiş çatmıştı. Herkes kültür merkezinin önünde Songül'ü bekliyordu. Bazıları yine gelmeyeceğini söylerken Songül karşılarında belirmişti. Songül'le selamlaşmışlardı. Songül:
-Üzgünüm biraz geç kaldım ama tiyatrolara bayılırım.

Beraber konuşarak gülüşerek salona girmişlerdi. Tiyatro bir adamın işindeki arkadaşlarına sürekli yalan söylemesi ve bu yalanlar ortaya çıkınca yalnız kalmasını anlatıyordu. Salondan ayrılırken Songül biraz üzgün görünüyordu. Diğerlerine dönmüş ve:
Ben çok özür dilerim size yalan söyledim. Sadece canım gelmek istemiyordu ama size bunu söyleyemedim.
Melisa gülümsemiş ve elini Songül'ün omzuna koyarak:
Hatanı anlamana sevindik. Ama bir daha kimseye yalan söyleme.
Songül'de gülümsemiş ve başını sallamıştı.
Eylül S.

Balo
Davetli listesi oldukça kabarıktı. Prusya ve Rusya’nın en büyük azizleri dahil geliyordu. Balo sahibi Anya İsrafelovya’nın ününe ün katılacaktı. Hizmetçiler hazırda, orta yaşlı kızgın bir komutandan komut beklercesine bir ciddiyetle Anya İsrafelovya’nın emir vermesini bekliyorlardı. Salon devasaydı. Tabiri caizse bir fil kafesiydi. Zaten orayı fil büyüklüğünde egoya sahip insanlar dolduracaktı. Nihayet bekleyiş sona erdi ve ilk konuk Olga geldi. Olga Prusya’da beş kentte hüküm süren bir azizeydi. Yaptığı işler onu bu kadar zengin etmişken aynı zamanda o asil soyadından da etmişti. Anya’yla öpüşüp selamlaştıktan sonra baş köşeye geçti. Ona bu layıktı. Daha sonra konuklar arasından Abraham Jenkins isimli, İngiliz asıllı eski bir aziz geldi. Arkasından da yardakçıları onu takip etti. Jenkins’in Olga’dan farklı olarak iki kenti vardı Rusya’da ama o soyadını kaybetmemişti. Balo saatler içinde kalabalıklaştı. Tüm davetliler salonu doldurdu. Ardından Anya pek anlamsız fakat hoş bir konuşma gerçekleştirdi. Gelen tüm konuklar baş köşeye oturtulmuştu. Onlardan başka baş köşeye oturan yoktu.

Baş köşe dolmuştu. Anya ve onun asil arkadaşları Tonya ve Natalie dışarıda şaraplarını yudumlarken malikanenin girişine bir gezgin geldi. Anya’nın yüzüne bakmadan pek hadsiz bir biçimde içeri girdi. Hiç sormadan baş köşe olmayan bir yere oturdu. Anya adamı davetliler arasından zannetmişti. Pek şık görünüşlü zengin bir aziz... Fakat adam yerine oturunca üstündekilerin bir paçavradan ibaret olduğunu gördü. Nazikçe sordu: “Ey! Azizim, sizin bu bulanık görünüşünüz konuklarımın içine gölge düşürüyor. Rusya’nın şerefine olan bu baloyu zapt ediyorsunuz üstelik baş köşeye oturmuşsunuz ne aladır? Derhal terk ediniz burayı!" Gezgin cevapsız kalmadı: ”Ey! Azizem, bir tiyatro dahi izlemek için bile bir karşılık mı bekliyorsunuz?” Anya sordu: “Ne tiyatrosundan bahsedersiniz?" Gezgin: ”Ben sadece buraya hoş bir tiyatro izlemek için geldim, başka bir amacım ya da çıkarım yok." Anya sinirlendi: “Seni aşağılık! sen bizimle eğleniyor musun? Hele benimle, Anya İsrafelovya’la!" Gezgin sessiz kalmadı: “Ey! Azizem, ben yıllar yılı ne balolar, davetler gördüm, şunu bilesiniz ki burada aşağılık olan ben değil, sizlersinizdir. Yaptığınız pis işleri kutlamak, kendinizi avundurmak için bu kutlamaları yaparsınız. O meçhul aklınızdan ne gibi alçak fikirler geçiyor bir siz bilirsiniz. Sizin şu anda oynadığınız bu tiyatroyu doğru bir şekilde izliyorum. Nitekim ana fikri dürüst olmaktır. “Pis işler yapan her zaman karşılığını bulur.“ fikridir.” Anya şok olmuştu.

Sinirinden düzgünce düşünemiyordu. Kendini rezil etmek de istemiyordu. Hemen hizmetçileri çağırıp gezgini balodan atma emri verdi. Gezginin son sözü şu oldu: ”Sizin oynadığınız bu tiyatrolar kendi aranızda bir savaşın, insanlık arasındaki bir barışın örneğidir. Lütfen ara vermeksizin yaptığınız işlere devam ediniz. Sizin oynadığınız bu tiyatrolar ileride insanlara örnek olacak niteliktedir. Başka şekillere bürünebilir ama unutmayın ki ana fikir hep aynıdır. İnsanlar sizlerden güzel dersler alacaktır.” Gezgin balodan atıldıktan sonra herkes arkasından bakakaldı. Anya konuklardan özür dileyip eğlenmeye devam etmelerini istedi. Balo bittikten sonra konuklar mutlu mesut oradan ayrıldılar. Birkaç hafta sonra Napolyon Bonaparte’nin Rusya dolaylarında var olan bir malikaneyi savaş açtığını belirtmek için yaktığı öğrenildi. Gezgin bu haberi alınca içinden şunu geçirdi: ”Ahh azizem kutladığınız balolar olmasa, pis işlerinizden dolayı kendinizi avundurmaya çalışmasanız şu anda cehennemde yanmıyor olursunuz. Tanrı’nın selamı üzerinize olsun" diye içerisinden geçirip farklı bir tiyatro aramaya yollara düştü...
Mehmet Ege

Oh Be Diyebilmek
Sonunda hazırdım. Tam tamına bir yıldır çalıştığım tiyatro oyununa hazırdım. Tadını özlediğim kahvemden içtikten sonra tiyatro oyunu yazarı Elif Hanıma haber vermek için tiyatro binasına gittim. En yakın arkadaşım Sevda da oradaydı. Elif Hanımla bir şeyler konuşuyorlardı. Ne konuştuklarını merak etmiyor da değildim. Neyse ki konuşmaları çok uzun sürmedi. Sevdanın yanakları kızarmıştı. Belli ki bir şey olmuştu. Sevdanın ağzını bıçak açmıyordu. Elif Hanıma tiyatro için hazır olduğumu söyledikten sonra Sevda’nın yanına gittim. Ne olduğunu sorduğumda ise sert bir tavırla yok bir şey deyip gitti. Tabii ki tekrar yanına gittim. “Yalan söyledim.” dedi. Tiyatro oyununa hazır değilim. Elif Hanım beni rolümden çıkarmasın diye yalan söyledim ve üzerine de azar işittim dedi. Doğru ve dürüst olman gerekiyor dedim. Sevda bazı konularda yalan söyleyen ve yalan söylediği için de pişman olan birisidir. Ben onunla tanıştığımdan beri ona hep doğru ve dürüst bir insan olması gerektiğini söylerdim. Elif Hanıma doğruyu söylemesini istedim. Elif Hanımın anlayışla karşılayacağına inanıyordum. Öyle de olmuştu. Pek fazla kızmamıştı. Sadece tiyatro tarihinin uzayacağını söyledi. Tarih ise 17 Haziran olarak belirtti. O günü iple çekiyordum. Her gün kaç gün kaldı diye sayıyordum. Nihayet o gün geldi. Alkış sesleriyle kendime geldikten sonra bir oh çektikten sonra kendime gelebildim. Esma

DOST KAZIĞI
O gün bizim grupla Bostanlı Sahnesinde yeni tiyatro oynanacağını öğrendik. Yağmur’un orada çalışan bir tanıdığı varmış. Belki biletleri daha ucuza alabileceğimizi söyledi. 2 saat sonra Yağmur’dan biletleri 170TL’ya indirebildim mesajı geldi.
Ben: Ciddi misin? Bu inmiş hali mi? Diye sordum.
Yağmur: Kanka normalde 250TL’imiş sanırım. İnmiş yani.
Paraları toplayıp Yağmur’a verdik. Yağmur biletleri aldı.
Tiyatro günü geldi. Tam evden çıkacaktık ki Yağmur’un sırtındaki çanta dikkatimi çekti.
-Sefere mi çıkıyorsun? Tiyatroya mı? Güldüm.
Eda: Silah almamışsın, bıçak filan verebiliriz istersen. Güldü.
Hep beraber tiyatro salonunun önüne gittik. Onurlar da geldi. Hep beraber tiyatro salonunun içine girdik. Yerimize oturduk. Yağmur “Su ister misiniz?” dedi. Olur. “Kaç TL?” dedim. “5 TL” dedi. Tereddüt etmeden paralarımızı verdik. Çantasıyla gidiyordu. “Bırak çantanı ağırlık olmasın.” dedim. Yok, sıkıntı olmaz dedi. Suları almaya gitti. Tiyatro başladı. Yağmur yoktu. Tiyatro ara verdiğinde bile gelmemişti. Telefonla aradık ama açmadı. Dağıldık ve Yağmur’u aramaya başladık.

Yakınlardaki kafe, restoran, tuvaletler, kısaca yakınlardaki yeleri tek tek aradık ama Yağmur yoktu. Yağmur’un ailesini aradık. Durumu anlattığımızda hiç üzülmediler yani ses tonları hiç değişmedi. Tiyatronun önünde 1 saat daha bekleme kararı aldık. Onur: “O bu değil de ben susadım.” dedi. Bizimkilerden 5 er lira para aldık. Tiyatronun kantinine gittik. Sular 1 TL idi baya bir şaşırdık. Ama aldırış etmedik. Orada 1 saat bekledik. Evlere dağıldık. Diğer gün Ekin dün gittiğimiz tiyatronun bilet fiyatına internetten baktığını söyledi. Bilet fiyatı 35 TL olduğunu öğrendik. İçimize bir kurt düştü. Yağmur’un evine gittik. Ev boştu. Taşınmışlardı. Belki apar topar taşınmışlardır dedi Nehir. Telefonla Yağmur’u, annesini, babasını aradık ama telefonları kapalıydı. Aklımızda tek bir soru vardı. Dost kazığı mı yemiştik. Yoksa dostumuzu mu kazıklamışlardı. Batıncan: “Yağmur dün Tiyatro öncesi bilet paralarını ödemedi mi? Kamera kayıtlarından kaç TL ödediğini anlarız.” dedi. Bostanlı Sahnesine gittik. Kamera kayıtlarına baktık. Yağmur adama 1190 TL vermeliydi. Ama 105 TL verdi. Bizim gruptaki kişi sayısına böldüğümüzde 15 TL tutuyordu. Evet biletleri indirimli almıştı ama biz normal fiyattan fazla para vermiştik.
Ve tiyatroyu da izleyememiştik. Birde su parası vermiştik sözde 5TL olan su parası. 945 TL ile taksiye binip gitmişti. Bu dost kazığı bize çok ağır gelmişti.
Hazal

YALAN
Bahar, arkadaşı Melek ile tiyatroya gitmiş. Bu onlar için önemliymiş çünkü bu Melek’in ilk sahnelenecek olan tiyatro metniymiş. Melek Bahar'a tiyatroyla ilgili çok bir bilgi vermemiş ama metninin doğruluk ve dürüstlük hakkında olduğunu söylemiş.
Tiyatro salonuna varmışlar ve yerimize oturmuşlar. Oyun başlamış. Oyunda yalanın insanlara hayatlarında ne gibi zararlar verdiğini ne gibi zararlar verebileceğini anlatıyormuş:
Betül ve Bediş okulda arkadaşlarmış- en azından Betül için- Bediş, Betül’ün çok arkadaşı olduğu ve ona göre onunla az konuştuğu için ondan intikam almak istemiş. Sınıftaki arkadaşlarının eşyalarını alıp Betül’ün çantasına koymuş ve öğretmenine Betül’ün bunu yaptığını söylemiş. Öğretmeni inanmak istemese de Betül’ün çantasına bakmak zorunda olduğu için bakmış. Betül ağlamış ve suçlamaları kabul etmemiş. Öğretmen Betül’ün ailesini çağırmış, Betül’e çok kızmışlar Betül içine kapanık bir kız olmaya başlamış.

Okulunu değiştirmişler. Bediş itiraf etmiş yaptıklarını öğretmenine fakat bu hiçbir şeyi değiştirmemiş. Çünkü Betül artık eskisi gibi değilmiş. Herkes yaşamına devam etmiş.
Tiyatro böyle bitmiş. Bahar kendisinin de hırsızlıkla suçlandığını ve oyunun devamının kendisiyle ilgili olduğunu fark etmiş. Peki Bediş kimdi? Melek sahneye çıkmış ve Bahar’dan özür dilemiş. Bahar ağlamış, Melek bunu nasıl yapar diye ağlayarak çıkmış. Melek ile Bahar barışmamış çünkü Melek, Baharın hayatında büyük değişikliklere neden olmuş.
Nur Sema

DUYGU’NUN HEYECANI
Sabahın ilk saatleriydi . Duygu okula doğru yola koyuldu. Okula vardığında biraz geç kaldığını fark etmişti ve öğretmene uyanamadığını söyleyip dürüstçe özür diledi. Sınıfta bir kargaşa vardı ve herkes bir ağızdan bağırıyordu. Duygu yerine oturdu ve ne olduğunu anlamaya çalıştı. Sınıfta bir tiyatro etkinliği planlanıyordu. Duygu bunu duyunca çok heyecanlandı çünkü hem tiyatro izlemeyi
çok seviyor hem de İleride tiyatro sahnelerinde görev alan bir oyuncu olmak istiyordu Duygu öğretmenin yanına gitti ve tiyatroya gitmeleri için ısrar etti. Öğretmen Ayşe Hanım bunu düşüneceğini söyledi . Aradan birkaç saat sonra Duygu bir arkadaşı ile kavga etti arkadaşı nedensizce Duygu'ya vurmuştu ve Duygu’ya suç atmıştı. Duygu ise öğretmenine her şeyi doğru bir şekilde anlattı, arkadaşı bunu kabul etmese de öğretmen durumu anlamıştı yine dürüstlük kazanmıştı. Ve öğretmen, Duygu dürüst olduğu için onu kırmayıp tiyatroya gitmeyi kabul etti çünkü Duygu'nun tiyatroya olan ilgisini biliyordu, bir tarih belirlediler ve sınıfça para toplandı gidecekleri gün için çok sabırsızlanıyordu. Aradan bir zaman geçtikten sonra o gün gelmişti sabah erkenden kalktı ve heyecan da okulun önüne gitti arkadaşlar oradaydı herkes öğretmeni bekliyordu biraz bekledikten sonra öğretmen geldi .

Tiyatro alanına doğru yola koyuldular. Duygu'nun içi kıpır kıpırdı. Nihayet tiyatro salonuna vardılar onlar için ayrılan yerlere oturdular. Sahne başlamak üzereydi. Duygu sahneye pür dikkat bakıyordu 10 dakika beklemenin sonunda sahne başladı tiyatronun konusu doğruluk ve dürüstlüktü. Duygu o kadar etkilenmişti ki tiyatro bittiğinde bile içinde bir heyecan vardı artık kararlıydı kesinlikle tiyatro oyuncusu olacaktı. O gün yaşadığı olay onun için silinmez bir anı olmuştu. Belki de doğruyu söylemesiydi asıl neden. Aradan uzun yıllar geçti Duygu 20 yaşına gelmiş ve çok yetenekli bir tiyatro oyuncusu olmuştu. Bu onun ilk sahnesiydi doğruluk ve dürüstlük konulu oyunu için sahneye hazırlanırken aklına hep o gün geliyordu, tiyatro oyuncusu olmasını sağlayan o günü unutamıyordu . Biletler çoktan tükenmişti ve herkes yerlerini almıştı fakat en öndeki 5 koltuk boştu Duygu'nun gözüne ilk çarpan buydu sahne başlamak üzereydi .

Duygu O kadar heyecanlıydı ki sözleri unuttuğunu düşündü, sahne başlamıştı. Duygu'nun yer alacağı bölümde sahneye çıkan Duygu çok şaşırmıştı, öğretmeni ve en yakın 4 arkadaşı en önde oturuyorlardı. Duygu’yu gören öğretmeni duygulandı ve öğrencisi ile gurur duydu, tiyatrodan sonra Duygu öğretmene ve arkadaşlarına sıkıca sarılıp yanında oldukları için onlara teşekkür etti, yer aldığı dürüstlük temalı tiyatro oyunu çok ilgi toplamıştı ve şimdiden sahne istekleri almaya başlamıştı kendi yazdığı ilk sahnede öğretmenine yer verdi. Çünkü Ayşe öğretmenin o gün öğrencileri tiyatroya götürmesi Duygu'nun geleceği için bir adım olmuştu.
Simge

DÜRÜSTLÜK
Güneş doğuyordu ve Ece için yeni bir gün başlıyordu. Yapması gereken görevlerini son güne bıraktığından saatini erken bir zamana kurmuştu. Erkenden kalktı ve elini, yüzünü yıkamak için banyoya yöneltti adımlarını. Banyodan çıktıktan sonra odasına girdi ve ödevlerini yazdığı kağıdı eline aldı. Matematik ödevi, Türkçe ödevi ve tiyatro araştırma ödevi vardı. Bir ya da iki saat içinde matematik ve Türkçe ödevini bitirdi. Şimdi ise sıra tiyatro araştırma ödevindeydi. Yorulduğundan araştırmayı sonra yaparım diyerek sonraki saatlere erteledi. Ev halkı ise çoktan uyanmıştı bile.
‘’Akşama misafirimiz var.’’ Ece kafasını telefonundan kaldırarak annesine baktı.
‘’Yine mi?’’ diyerek söylenmeye başladı.
‘’Hadi söylenmeyi bırak da yavaş yavaş hazırlıklara başlayalım.’’ Ece oturduğu yerden kalktı ve annesiyle evi temizlemeye başladılar.
Akşam oldu. Misafirler geldi gitti. Ece çantasını hazırlamak için odasına gitti. Tiyatro ödevini yapmayı unutmuştu. Aslında aklındaydı ama yapmaya üşenmişti doğrusu. Ödevi bu saatten sonra yapamam diye düşündü ve yatağına girerek gözlerini kapatarak derin bir uykuya daldı.

Ertesi gün olmuştu. Öğretmen ödevini sunması için Ece’yi çağırdı. Ece utana sıkıla ayağa kalktı ve başını öne eğdi.
‘’Ben yapamadım öğretmenim.’’
‘’Neden Ece? Senden beklemezdim.’’
‘’Siz ödevi verdiğiniz günün akşamı dedem rahatsızlandı. Hastaneye kaldırıldı. O telaş içinde unutmuşum.’’
‘’Aa! Öyle mi? Çok geçmiş olsun Ece.’’
‘’Sağ olun öğretmenim.’’ Dedi ve yerine oturdu. Kalbi sanki yerinden fırlayacakmış gibi atmaya başladı. Neden böyle bir yalan uydurduğunu bile bilmiyordu. Keşke doğruyu söyleseydim dedi içinden ama artık çok geçti. Eğer şimdi doğruyu söylerse öğretmeni çok fena kızacaktı.
Okuldan eve gitti. Yemeğini yedi ve dinlenmek için yatağına uzandı. Uyuya kalmıştı. Bir saat sonra terler içinde uyandı. Rüyasında söylediği yalanla ilgili çok kötü şeyler görmüştü.
Ertesi gün okula gider gitmez öğretmenin yanına koştu.
‘’Öğretmenim.’’ dedikten sonra derin bir nefes aldı.
‘’Efendim? Ne bu telaş Ece, sakin ol biraz.’’

‘’Ben yalan söyledim.’’
‘’Biliyorum Ece.’’ Ece kaşlarını çattı. Bu duruma biraz şaşırmıştı.
‘’Nasıl?’’ diyebildi sadece.
‘’Anneni aramıştım geçmiş olsun diye ama öyle bir durum olmadığını söyledi.’’
‘’Özür dilerim yalan söylememeliydim.’’ Ece başını öne eğdi.
‘’Aferin Ece. Şu an itiraf etmen çok güzel bir davranış. İtiraf etmeyedebilirdin. Madem tiyatro haftasındayız, seni ödüllendirmek adına seni ve sınıf arkadaşlarını tiyatroya götüreceğim.’’
Ece heyecanlandı. Ertesi gün ‘’Yalan Söylememek ve Dürüst Olmak’’ adlı tiyatroya gitmişlerdi. Artık Ece vicdanını çok rahat hissediyordu. Bundan sonra asla yalan söylemeyeceğine kendine söz verdi.
Solmaz

DÜRÜST OLMAK
Benim adım Derya 8. sınıfa gidiyorum. Bu sene sınava gireceğim için öğretmenlerimizin önerisiyle sosyal etkinliklere katılmaya başladım. Ama okul sonrasında ve hafta sonları kursa gittiğim için akşamları evde olduğumda yapabileceğim bir sosyal etkinliği katılma kararı aldım ve etwinning de bir projeye katılmaya karar verdim. Projede her ay çok güzel bilgiler öğrenip o bilgilerle eğlenceli bir sürü etkinlikler yaptık. Öğretmenimiz en son bizden bir etkinlik istedi ve en güzel etkinliği kim yaparsa o kişiye ödül verilecekti. Öğretmenimiz üç gün sonra seçme yapacaktı ve herkes için adil bir seçim olsun diye biz sınıfta olmadan yapılacaktı seçimler. Üç gün projeyi yapmak için yeterli bir süreydi ama bugün canım yapmak istemiyordu ve bende bu yüzden kurstan sonra arkadaşlarımla birlikte dışarı çıkmaya karar verdim. O gün eve geldiğimde çok yorgundum günlük tekrarımı üstünkörü yapıp yemek yedikten sonra internette geç saate kadar takılıp annemin ısrarları sonucunda yattım. Sabah erkenden kalkıp okul için hazırlandım kahvaltı yapıp evden çıktım ve sınıftan içeri girdiğimde sıra arkadaşım Miray’ı gördüm, “Günaydın” diyerek yanına oturduktan sonra eşyalarımı çıkartmaya başladım. Son dersten önce gece çok geç yattığım için çok uykum geldi, keşke annemi dinleseydim de daha erken yatsaydım diye geçirdim aklımdan sonra hocanın gelmesine yakın ön sıradan sınıfın en arka köşesine geçip çantamı başımın koyup uyumaya başladım.

Dersin bitmesine yakın uyandım ve eşyalarımı toplayıp sınıftan çıktım. Eve doğru yürürken arkamdan Sevgi’nin bağırdığını duydum Sevgi, "Hadi Derya annenden izin alda bize gidelim bir şeyler yaparız ." dedi. Bende tam tamam diyecekken aklıma projeyi yapmam gerektiği geldi. "Sevgi, kusura bakma ama yarına yetiştirmem gereken bir projem var. Bu akşam onu yapmam gerek sonra gelirim olmaz mı?" dedim. Sevgi, "Derya boş ver sonra yaparsın bak hem bizim sınıftaki kızlar da gelecek çok eğleneceğiz mızıkçılık yapma. " dedi ve ben daha bir şey diyemeden kolumdan çekiştirip onların evinin sokağına doğru sürükledi. Saat 6 da eve geldiğimde annem yemeği pişiriyordu. Annem içeriden seslenince çantamı odama bırakıp annemin yanına gittim. "Efendim anne. ". "Kızım senin proje yapman gerekmiyor muydu bitirdin mi projeni ?" dedi. O an ne diyeceğimi bilemedim ve aniden ağzımdan "Bitirdim annecim hazır projem. "çıktı. "Aferin güzel kızım, bu sene ödevlerini eksiksiz bitirmen çok önemli biliyorsun iki gün sonra veli toplantısı var lütfen bir şikâyet gelmesin." dedi. Bende başımı sallayarak odama gittim. Ne yapacaktım şimdi saat 6 ve benim bunu yetiştirmem için en az dört saate ihtiyacım var. Saat 7 de yemek yiyecektim ve bundan dolayı da yaklaşık 1 saat kaybedecektim. Saat 7’ ye kadar projeyle ilgili ne yapacağımı düşündüm ama bulamadım saat 8 civarında odama döndüm ve tekrar bir şeyler bulmaya çalıştım. Ama en son yapacak bir şey kalmayınca yattım.

Sabah kalktım ve okula gittim ilk dersimiz Sevim hocayaydı ve proje yöneticisi oydu bu yüzden onun dersinde olacaktı seçimler. Öğretmenimiz gelince herkesin projesinin olduğu flash belleği masaya bırakmasını ve bir kağıda ismini yazıp üstüne yapıştırmamızı istedi Mira’nın flash belleğinin masada olduğunu gördüm Mira çantasına eğilip suyunu alırken flash belleğini aldım ve kendi ismimi yazıp Mira’dan gizli bir şekilde öğretmenimizin bırakmamızı istediği yere bıraktım. Mira bir süre daha bakındıktan sonra sırada flash belleğini bulamayınca öğretmenimize gitti ve flash belleğini bulamadığını ama masada olduğuna emin olduğunu söyledi. Öğretmenimiz de bulamayınca evde bırakmış olabileceğini söyledi. Mira yarın getirip getiremeyeceğini sorduğunda öğretmenimiz bugün atılması gerektiğini söyledi Mira’da üzgün bir şekilde başını tamam anlamında sallayarak sıraya geçti ve seçim yapılmaya başlanacağı için dışarı çıktık. Öğretmenimiz Mira’yı da dışarı çıkarttı. Seçimler bitti ve öğretmen bizi içeri çağırdı. Benim kazandığım açıklandı, bir süre zaman geçtikten sonra okulun web sitesine kazanan proje yüklenmişti ve Mira kazanan projenin kendisinin olduğunu görmüştü. İlk ders Sevim öğretmen beni yanıma çağırdı Mira da içerideydi. Sevim hoca oturmamı işaret etti eliyle.

Ben oturduktan sonra ona doğru söylememi eğer doğruyu söylersem kızmayacağını söyledi ve ardından kazanan projenin gerçekten bana ait olup olmadığını soruca başımı öne eğerek sesim kısık bir şekilde “Hayır.” Dedim. Sonra hocamız bana bunun çok yanlış olduğunu ve kendisini de Mira’yı da çok üzdüğünü söyledi, özür dileyip bunun bir daha olmayacağını söylediğimde bana gülümseyerek başını salladı. Çok şaşırmıştım ikisi de bana kızmamıştı doğruyu söylemek korktuğum kadar kötü olmamıştı artık akıllanmıştım sonucu her ne olursa olsun bir daha kimseye yalan söylemeyecektim. Ertesi gün dünya tiyatro günü dolayısıyla tiyatroya gittik sınıfça, tiyatronun konusuysa "DOĞRULUK "tu. Bundan şöyle bir ders çıkarabilirsiniz her zaman doğruyu söylemek gerekir, asla doğruyu söylemekten korkmayın çünkü yalan ancak insanların bize olan güvenini kaybetmekten başka bir işe yaramaz.
Zeynep Elif

SELİM DEDE TİYATROSU
Bir gün bir çocuk babasından bir hikaye anlatmasını istemiş. Babası başlamış anlatmaya; ‘Eskiden Berk adında bir çocuk varmış. Çok çalışkan, dürüst ve saygılıymış. Mahallesindeki her şeyi, herkesi çok severmiş. Bu çocuk tiyatro izlemeyi de çok severmiş. Mahallelerinde küçücük bir tiyatro varmış. Her hafta bir oyun sergilenirmiş. Berk, bütün oyunlara gidermiş. Birde tiyatronun çalışanı olan Selim Dedesi varmış. Mahallenin bütün çocukları çok severmiş onu. Gel zaman, git zaman Selim Dede ortalıklarda görünmez olmuş. Ne evinin kapısını çalanlara açıyor ne de tiyatroyu açıyormuş. Bir gün mahalleyi ziyarete belediye başkanı gelmiş. Bütün çocuklar bayramlıklarını giymiş. Kadınlar, adamlar süslenmiş. Belediye başkanı mahalleyi gezerken gözüne mahallenin bakımlı, yepyeni tiyatrosu batmış. Yanındaki bir adama bir şeyler fısıldamış. Adam hemen telefonunu alıp konuşmaya başlamış.

Belediye başkanı adamı bekliyormuş. Adam telefonu kapattıktan sonra başkana bakarak başını iki yana doğru sallamış. Belediye başkanı mahallilere dönmüş ve ‘ Kapalı olan bu tiyatro nasıl bu kadar yeni?’ diye sormuş. Mahalleli birbirine bakmış. Küçük Berk hemen öne atılıp bu tiyatroda haftada bir oyun sergilendiğini söyler. Belediye başkanı şaşırır. Başkan tam bir şey diyecekken, arkasından bir ses ‘ Ben her şeyi mahallenin çocukları için yaptım.’ demiş. Herkes bu sesi tanımış. Selim Dede’nin sesiymiş. Selim Dede her şeyi anlatmış. Kendi parasıyla oyuncu tuttuğunu, tiyatronun bütün her şeyini onun desteğiyle olduğunu. Belediye başkanı duyduklarından sonra hiçbir şey demeden arabasına bindi ve gitti. Berk gözlerindeki yaşları zorla tutarak Selim Dedesi’nin kucağına atlamış.

Gel zaman, git zaman Selim Dede yaşlanmış. Ve hastalanmış. İki gün önce hastaneye kaldırılmış. Berk okuldan vakit bulduğu ilk zamanda Selim Dede’nin yanına gitmiş. 3 gün sonra mahalleye kötü haber gelmiş. Selim Dede ölmüş. Bütün mahalle cenazesinde gözyaşı dökmüş özellikle Berk. Yıllar sonra Berk büyüyüp bir iş adamı olduğunda o tiyatroyu satın alıp adını ‘Selim Dede Tiyatrosu’ koydu. Ve aynı Selim Dedesi gibi hayatının sonuna kadar çocukları mutlu etti.’ Hikaye bittiğinde çocuk uyumuştu. Babasının gözündense bir damla yaş gelmişti.
EDA Y.

Dürüstlük
Sonunda beklediğim gün gelmişti. Günlerden cuma günüydü. Sonunda okul tiyatrosu için seçilme günü gelmişi. Çok heyecanlıydım. Uzun bir süre bu anın hayalini kurup en iyi performans için çalışmıştım. Emeğimin meyvelerini almak istiyordum. Kendimden emindim. Bir de yanımda en yakın arkadaşım olunca endişelenmeme gerek kalmıyordu. Ya da ben öyle sanıyordum. Unuttuğum bir nokta vardı. En yakın dostlarımdan biri ve ben aynı rolü istiyorduk. Bu büyük bir sorundu çünkü en sevdiğim dostlarımdan biriyle yarışmak hiç hoşuma gitmiyordu.
Üstüne üstlük o arkadaşım neredeyse bir profesyoneldi. Oyunculuğu gerçekten harikaydı. Böyle bir durumda umutsuzluğa kapılmam olasıydı. Ben de aynen öyle yaptım. Durumun umutsuz olduğunu ve yarıştan çekilmenin en doğrusu olacağını düşündüm. Ama öyle yaparsam daha da beter bir duruma girerdim. Onca çalışmam boşa giderdi. O yüzden sonuna kadar arkadaşımla yarışmam gerekliydi. Yarışmalıydım. Tüm şansımı denemeliydim.
Belki rol bana kalırdı. Seçimler şimşek hızıyla ilerliyordu ve çabucak bir sürede sıra bize gelmişti. Ne gariptir ki o rolü isteyen sadece iki kişiydik. Kimse ilgilenmemişti o rol ile bizim dışımızda. İki kişi olunca iş zordu.

Tek bir hataya rolü kaybetmek muhtemeldi. Şansımın sınırlarını zorluyordum o gün. Şans eseri arkadaşımın sesi kısıktı. O tırmalayıcı sesi ne kadar mimik ve vücut hareketi sergilese de fark ediliyordu ve kulağa rahatsızlık veriyordu. Ben ise oldukça sıradandım. Herkesin yapabileceği basit mimikler ve olmayan vücut hareketlerim o kadar tipikti ki ben bile sahneye çıkmak istemezdim. Ne var ki sonunda ben seçildim galiba sıradanlığımdan. Adaletsizdi bunun ben de farkındaydım. O sahneye benim çıkmam gerçekten tüm gösteriyi berbat ederdi. Bundan emindim. En başta katılmak istemem zaten hataydı. Bana düşen belliydi. Aklımdan geçenleri uygulamam lazımdı. Her zaman böyle yapardım. Hareketlerimi iki kez düşünmez, aklıma ne gelirse uygulardım. Gerçekten berbat bir özellik. Üstüne üstlük saçma özgüvenim bana zor durumlar yaşatmayı seviyordu. Yine öyle oldu. Aylarca çalıştığım rolü reddettim, ve salondan çıkıp gittim. Ne kadar saçma bir hareket olsa da arkadaşımın bundan memnun kalacağını düşünmüştüm. En azından asık suratı gülümseyecekti.

Birkaç hafta sonra okul salonunda arkadaşımın da içinde olduğu oyun oynandı. Kimsenin istemediği bir rol olunca benden sonraki tek kişi olan arkadaşım o rolü almıştı. Tahmin ettiğim gibi mükemmel oynadı. Sesi düzelince gerçekten şahane bir oyun sergiledi. Gayet mutluydum sahneye benden daha çok yakışmıştı. İyi ki rolü almamışım. Arkadaşımın benden daha iyi olduğunu öğretmenlere söyleyip çıkmışım salondan. Belki emeklerim meyvesini vermedi ama dürüstlüğüm sayesinde arkadaşımın gülümsemesini görme fırsatı kazandım ve iyi bir oyun izledim.
Denizhan



FEVZİPAŞA ORTAOKULU

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
BUY THIS BOOK
(from $6.99+) -
BUY THIS BOOK
(from $6.99+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!