

BENİM ŞEHRİN HİKAYELERİ
Her Şehrin Bir Hikayesi Vardır...

ÖNSÖZ
Bu proje Giresun,Burdur,Aydın,Şanlıurfa,Tunceli, Mersin,Kayseri ve Sırbistan ortaklarından oluşan uluslararası bir projedir.Projede her bir ortak proje öğrencisi kendi yaşadığı şehrin tarihi,kültürel,gezilip görülmeye değer yerlerinin anlatıldığı hikayeleri hikaye edici anlatım ve hayal güçlerini kullanarak yazarlar.Hikayelerin resimlerini ise her ortak proje öğrencisi birbirinin hikayesini resmeder.Hikaye kahramanları ortak kahramanlar olup hikayeler birbirinin devamı niteliğindedir.Bir nevi istasyon tekniği kullanılmıştır.

Merhaba ben Sevgi,
İkiz kardeşim Barış ile birlikte Giresun'da oturuyoruz.Bu yıl ilk defa kasım ayında okulumuz bir hafta tatil olacak. Biz de ailemizle birlikte Burdur'da oturan teyzemize gideceğiz. Kuzenlerimiz Gülsüm ve Mehmet'i görmek için sabırsızlanıyoruz. Gezimize bir gün kaldığı için valizlerimizi hazırladık. Ben yanıma olmazsa olmazım kitaplarımı almayı da unutmadım. Kardeşim Barış ise her zaman olduğu gibi tabletinin başında. Ben de yolculuğumuz için araştırma yapmaya karar verdim. Araştırmama başlayalı kısa bir süre oluştu ki annem yemek için sofraya çağırdı. Hemen ellerimi yıkayıp sofraya geldim. Barış ise bir kaç çağırmadan sonra tabletini bırakıp sofraya geldi. Hep birlikte yemeğimizi yedik. Yemekten sonra odama gidip araştırmama devam ettim.

Araştırmama göre yolculuğumuz 11-12 saat sürecekti. Burdur küçük bir şehirdi. Göller yöresinde yer alıyordu. Burdur Gölü hemen şehrin yanında yer alıyordu. Ayrıca Salda Gölü, İnsuyu Mağarası,Sagalassos ve Kibyra önemli tarihi ,turistik ve doğal güzellikleri arasında yer alıyordu. Biraz yoruldum ve uyumaya karar verdim. Yolculuğumuzu ve Burdur'u hayal ederek uykuya daldım. Sabah erkenden kalktık. Anne ve babam yolculuk için hazırlanmaya başlamışlardı. Hep beraber kahvaltımızı yaptık. Barış'a akşam yaptığım araştırmalardan bahsettim. Onun da gezeceğimiz yerler ilgisini çekmişti. Babam valizlerimizi arabaya götürdü. Artık gitmeye hazırdık. Hepimiz emniyet kemerlerimizi bağladık. Yolculuğumuz başladı. Yolculuk sırasında Barış bana tabletten sadece Burdur Göl'ünde yaşayan "Dikkuyruk" isimli kuşun resmini gösterdi. Orada bir kuş gözlem evi varmış. Eğer şanslıysak bir Dikkuyruk fotoğrafı çekebileceğimizi konuştuk.

Sosyal medyada Burdur Gölü'nün son yıllarda oldukça küçüldüğü ve böyle devam ederse yok olup gitme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu yazıyordu. Bu bizi çok üzdü.
Yolculuğumuz uzun sürmesine rağmen Mehmet ve Gülsüm'ü göreceğimiz için zaman su gibi akıp gitti. Biraz çevremizi seyrettik. Biraz kitap okuduk derken Burdur'a geldik. Saat geç olmuştu ama kuzenlerimizi görmek bizi çok mutlu etti. Onlarla biraz sohbet ettikten sonra yatıp uyuduk. Ertesi sabah erkenden kalktık. İlk nereye gideceğimize karar veremedik. Teyzem Burdur Gölü'nün kıyısına gidelim dedi. Hemen yola çıktık. Gölün kıyısına geldik. Göl hayal ettiğimden daha küçüktü. Eskiden daha büyükmüş. Ama yanlış kullanımlar hava şartları ve küresel ısınmanın etkileriyle kaynakları azalan göl,küçülüp kurumaya başlamış. Biraz yürüdük. İlerde kuş gözlem evine vardık.

Kuş gözlem evi ağaçtan yapılmış yüksek bir kulübeydi. Oradan nesli tükenmekte olan dikkuyrukları gözlemliyorlarmış. Bizde baktık ama kuşları göremedik. Biraz üzüldük tabi. Ailelerimiz oradan Salda Gölü'ne gideceğimizi söylediler. Salda Gölü son zamanlarda çok ismini duyduğumuz bir yerdi. Acaba gerçekten bembeyaz kumsalları ve turkuaz rengi suları var mıydı? En iyisi gezip görmek. Salda Gölü'ne geldiğimizde bizi bembeyaz bir kumsal karşıladı. Çok güzel bir görüntüydü. Salda Gölü çok derin bir gölmüş. Gölün kenarında ayaklarımızı suya soktuk ama içine girmedik. Çok güzeldi. Dönüş yolunda Gülsüm ve Mehmet ile göllerin kurumaması için neler yapabileceğimiz hakkında konuştuk. Bunun için bizim yapabileceğimiz en basit şeyin suyumuzu israf etmeden kullanmak olduğu konusunda birleştik.

Eve dönmeden İnsuyu Mağarasına da uğramaya karar verdik. Hava sıcak olmasına rağmen İnsuyu Mağarası çok soğuktu. İçinde küçük gölcükler vardı. Eskiden daha çok su varmış ama şimdi bazıları kurumuş. Dilek Gölü adını verdiklere yere gelince bizde bir dilek tuttuk. İnşallah göllerimiz kurumaz...Eve döndüğümüzde oldukça yorulmuştuk. Gülsüm ve Mehmet'le odada okullarında neler yaptıklarını konuştuk. O hafta öğretmenleri Canan Hanım onları Burdur Müzesi'ne geziye götürmüş. Bize gezide çektikleri fotoğrafları gösterdiler. Alt katta bir çok heykeller varmış. Üst katta ise çok eskiden bölgede yaşayan insanların kullandığı çanak, çömlek, süs eşyaları sergileniyormuş. Bölgenin tarihi hakkında bir çok bilgi öğrenmişler. O akşam iyi bir uyku çektik. Ertesi gün Mehmet ve Gülsüm Sagalossos'a gidelim dediler. Karar verdik, Sagolossos'a gidiyoruz. Eşyalarımızı topladık arabaya bindik.

Yeşillikler arasında bir yolculuktan sonra Sagalasos'a geldik. Denizden 1700 metre yüksekteymiş. Roma döneminden kalmış. Çok hoş bir görüntüsü vardı. Antoninler çeşmesi, dokuzbin kişilik kapasiteli antik tiyatrosu ve kütüphanesi ile çok güzel bir yerdi. Gülsüm bölgede başka tarihi yerler de olduğunu söyledi.
Sınıfta bir proje yapmışlar ve tarihi yerleri araştırmışlar. Kibyra da bunlardan biriymiş.Onun ilgisini çeken şey büyük arenaymış. Ayrıca dünyanın başka hiçbir yerinde olmayan Medusa Mozayiği varmış. Buradan alınan bazı eserler Gülsüm ve Mehmet'in sınıfça gezdiği Burdur Müzesi'nde sergileniyormuş. Bugün çok iyi gezmiştik. Eve döndüğümüzde Gülsüm ve Mehmet'in kuşu Çiko, cik cik öterek bizi karşıladı. Mehmet Çiko'yu çok seviyor. Bütün sorumlulukları onun. Beslenmesi, bakımı. Bizde onu çok sevdik.

Bir hayvanı beslemek ve sorumluluğunu almak çok önemli. Mehmet ve Gülsüm bunu çok iyi yapıyorlar. Hafta boyunca daha birçok yere gittik. Burdur Şiş yedik. Eve dönünce komşularımıza ikram etmek için meşhur ceviz ezmesinden aldık. Arkadaşlarımıza anlatacağımız birçok bilgi edindik. Fotoğraflar çektik. Barış artık tabletini sadece oyun oynamak için kullanmıyor . Bu gezi ve çektiği fotoğraflar sayesinde bilgi edinmek için kullanmaya başladı. En önemlisi de kullandığımız suları israf etmememiz gerektiğini öğrenmemiz oldu. Artık gideceğimiz gün geldi. Gülsüm ve Mehmet'ten ayrılmak çok zor olacak .Onları çok özleyeceğiz. Bundan sonra daha sık görüşmeye karar verdik. Hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra vedalaştık ve Giresun'a doğru yola çıktık. Gezimiz yorucu ama çok güzel geçmişti. Burdur'u gezmiş ve tanımıştık.

Akrabalık ilişkilerimiz ise bu gezi sayesinde güçlenmişti. Annem ve babama ikimizde bizi bu geziye çıkardıkları için teşekkür ettik. Bundan sonra her tatilde başka şehirlerde yaşayan akrabalarımızı ziyaret etmek için de söz aldık ve neşe içinde evimize döndük.
BÖLÜM SONU

Mehmet Bey, eşi Yasemin Hanım Sevgi ve Barış ismindeki çocukları ile birlikte Giresun'da yaşıyorlardı.Giresun'a geleli henüz 3 ay olmuştu ki Tunceli'den aile dostlarının ve çok sevdiği arkadaşları olan Zeynep'in, yarın Giresun'a geleceği haberini aldılar. Sevgi yarın olsun diye sabırsızlanıyordu. Sevgi, Annesi Yasemin Hanım’a Zeynep gelsin ben de ona Giresun’u gezdireceğim deyip duruyordu sürekli.
Zeynep meraklı bir kızdı ve Giresun'u da çok merak ediyordu. Gelir gelmez Sevgi'ye Giresun hakkında sorular sormaya başlamıştı bile.
Barış'ın aklına bir fikir geldi gidip annesine şöyle dedi:
-Anneciğim Zeynep bizim bu Giresun'u çok merak ediyor. Onun için Giresun'a özel bir kahvaltı hazırlar mısın? Kahvaltıda kuymak, dible ve kiraz kavurması yapsan, böylece Zeynep yöresel yemeklerimizden başlayarak Giresun'u tanır.

Annesi:
-Bu çok iyi bir fikir yarın istediklerini yapacağım.
Sabah kalktıklarında listedeki bütün yemekler Zeynep'in önüne geldi.
Zeynep Sevgi'ye dönerek:
- Kuymak neden yapılıyor,tadı çok güzel de merak ettim.
Sevgi:
-Zeynepciğim, kuymak mısır unu ,tereyağı ve Giresun'a özgü bir peynirden yapılır .Giresunlular kuymağı kahvaltıda tüketmeyi çok severler.
Kahvaltıdan sonra Zeynep tabletinden Giresun'un turistik yerlerine bakmaya başladı.En merak ettiği ise Giresun Adası'ydı.
Barış'a:
-Giresun Adası'na nasıl gidebiliriz? diye sordu.
Barış gülümseyerek:

-Zeynepciğim, Giresun Adası'na gitmek için tekneler kullanılıyor, gitmek istersen annelerimize babalarımıza soralım izin verirlerse gideriz.
Barış, Sevgi ve Zeynep önce gidip gidemeyeceklerini ebeveynlerine sordular sonra birlikte limanda onları bekleyen tekneye bindiler.
Teknenin üst katına çıkıp Karadeniz'i seyrettiler sonra Zeynep'in biraz karnı acıktı “Sevgi burada yiyecek bir şey var mı?” diye sordu.Sevgi, teknenin alt tarafında bulunan çeşitli balıklar olduğunu söyledi, aşağıya indiler, aşçıya ne yiyebileceklerini sordular, aşçı hamsi, mezgit, istavrit ve barbun yiyebileceklerini söyledi. Zeynep hamsiyi çok sevdiği için hamsi yemek istedi. Sevgi mezgit yemeği tercih etti.Karadeniz'den taze taze tutulmuş balıklarını yediler .O sırada tekne adaya yanaştı adaya çıktıklarında çeşitli bitkiler, defne ağaçları, çiçekler ve bol yeşillik ile karşılaştılar. Adada biraz ilerlediklerinde eski kalıntılar, eski bir kale ve kazı alanı gördüler.

Sevgi:
-Bu adada çeşitli milletler yaşamışlar ama dikkat çekici olanı Amazonların burada yaşamasıdır.
Zeynep:
-Amazon mu? O da ne demek?
Sevgi:
-Amazon savaşçı kadınlardır. Efsaneye göre Argonautların Altın Post seferine katılan Herkül, Giresun Adası'na da uğramış, burada insan yiyen kuşlarla savaşmıştır. Ayrıca, kadın savaşçılar olarak bilinen Amazonlar, Giresun Adası'nı üs olarak kullanmıştır.Kent ve yöre halkı tarafından kutsal sayılan adanın etrafı surlarıyla kaplı olup, saray ve manastır kalıntıları yer almaktadır.

Gezi sırasında Zeynep kocaman bir taş fark etti ve fotoğrafını çekmek için makinasını kayaya yöneltti.
Barış, Zeynep’in yanına giderek:
-Onun adı Hamza taşıdır. Ana tanrıça Kybele’yi temsil eden,sac ayak gibi üç ayak üzerine oturtulmuş bir taştır.Ayrıca bu kutsal taşın bin yıllık geçmişi ile dini inançlar gereği yaşlılar için umut veren ve mistik güç kaynağı olan dilek taşıdır,dedi.
Zeynep öğrendikleri karşısında şaşkınlığını gizleyemiyor ve sürekli Sevgi ve Barış'a sorular soruyordu.Sevgi ayrıca Zeynep'e çok şanslı olduğunu her zaman adaya girilemediğini çünkü adanın nesli tükenmekte olan kuşlar da dahil pek çok kuş türünün yumurtlaması için ev sahipliği yaptığını söyledi. Adanın tarihi kalıntılarında doğal güzelliklerinde güzel fotoğraflar çektirdiler.
Zeynep adadaki bol oksijen kaynağı ağaçları görünce:
-Ne güzel! Buraya küresel ısınma uğramamış, diye espiri yaptı ve hep birlikte güldüler. Ada turunu tamamlayıp teknelerine döndüler tekne onları limana geri götürdü.
Sevgi Zeynep'e dönerek:
-İstersen Giresun Müzesi'ne gidelim, dedi.
Zeynep:
-Çok memnun olurum.O zaman istikamet Giresun Müzesi!
Müzeye vardıklarında binanın tarihi yapısı Zeynep'in dikkatini çekti.
Zeynep:
-Bu binanın üzerinde bir haç işareti var burası kilise mi?
Barış:
-Evet burası bir kilise. Pontus Rum Devleti zamanında bu bina kiliseymiş .
Fatih Sultan Mehmet buraları fethettikten sonra burada yaşayan halkın dinlerini özgürce yaşamalarına müsaade etmiş günümüzde ise bu bina Giresun ve etrafında toplanan tarihi eserlere ev sahipliği yapıyor.
Hep birlikte müzeye girdiler müzenin içerisinde duvarlara çizilmiş resimler vardı, eski paralar, eski dönemlerde kullanılan takılar, kıyafetler, bazı ateşli silahlar, bina kilise olarak hizmet verirken kullanılan kilise çanı dikkat çeken başlıca tarihi eserlerdi.
Müzenin çıkışında bulunan danışmadan müze ve Giresun'un tarihi yerleri ile ilgili bolca broşür aldılar. Zeynep hemen broşürleri incelemeye başladı ve broşürlerde ilk dikkatini çeken yer Giresun Kalesi oldu.
Zeynep:
-Barış ,ben şimdi rotamızı neresi olduğunu biliyorum.
Barış:
-Neresiymiş bakalım Zeynepciğim yeni rotamız? diye gülümsedi.
Zeynep:
-Şimdi Giresun'un en önemli tarihi eserlerinden biri olan kaleye gitmeliyiz. dedi.
Sevgi:
-Çok haklısın Zeynepciğim, Kale dik bir tepenin üzerindedir oraya çıkarken biraz yorulacaksın.
Zeynep çoktan hazırdı.Giresun çarşısından yokuşu çıkmaya başladılar. Arnavut kaldırımlı sokaklardan geçip Millet Bahçesine ulaştılar. Denize bakan bir masaya oturup çaylarını yudumladılar ve limana yanaşan gemileri izlediler. Biraz dinlenmek hepsine iyi geldi. Şimdi rektörlük binası olarak kullanılan tarihi binanın önünden geçerek kaleye ulaştılar.

Kale bütün şehre hakim bir tepe üzerinde bulunuyordu. Zaten Kültür Bakanlığı tarafından kaleye koyulan bilgilendirme tabelalarında kalenin bu bölgeye hakim olan Pontus Rum Devleti, Osmanlı Devleti ve bazı diğer toplumlar tarafından gözlem ve güvenlik amaçlı kullanıldığı yazıyordu. Kalenin bazı duvarları, surları halen ayakta idi. Kocaman çınar ağaçları hemen dikkat çekiyordu. Buraya yapılmış çocuk parkı çay bahçesi piknik alanları Giresunluları ve misafirleri buraya çekiyor ve insanları cezbediyordu.
Zeynep küçük bir tepecikte bulunan ve denizi gören ağaçlar ve yeşillikler arasında bir bank gördü.
Zeynep:
-Vayy canına! Şurada saatlerce kitap okuyabilirim.
Sevgi birden kahkaha attı ve şöyle dedi:
-Duydun mu Barış Zeynep’in ne dediğini?
Barış tebessüm ederek:
-Zeynepciğim , Sevgi ve benim Giresun’da yapmaktan en çok hoşlandığımız şey o bankta oturup kitap okumak.
Sevgi ve Barış’ın babası Mehmet Bey seslendi:
-Çocuklar yorulmadınız mı hala?
Herkes çok yorulmuştu.Hep birlikte eve dönmeye karar verdiler.
Yasemin Hanım eve vardıklarında hemen sofrayı kuruverdi. Sofrada yine Giresun’umuzun lezzetli tatları vardı.Mısır ekmeği, pancar çorbası,dible, turşu kavurması, ısırgan, kiraz tuzlusu daha neler nelerTolga Bey pancar çorbasının içine mısır ekmeğini doğrayıp bir güzel afiyetle yedi ve Yasemin Hanım’dan bir tabak daha istedi.Zeynep babasına çok şaşırmıştı.
Onu hiç bu kadar iştahlı görmemişti çünkü.
Yemek sırasında Zeynep:
-Yarın nereye gidiyoruz?diye sordu.
Mehmet Bey:
-Sizi daha önce hiç görmediğiniz bir cennete götüreceğim.dedi.
Zeynep şaşırdı.
Zeynep’in durumunu fark eden Barış hemen söze karışarak:
- Babam yaylalarımızdan bahsediyor Zeynepciğim.Giresun yaylaları el değmemiş güzelliktedir, tertemiz havası ve bitki çeşitliliği ile yabani hayvanlara doğal yaşam alanıdır. Hem yaylalarda çok taze kuzu eti yiyebiliriz, ayrıca taze yöresel ürünler de satın alabiliriz. Eminim yarın çok eğleneceksin.
Gerçekten ertesi gün Kulakkaya, Bektaş ve Kümbet yaylalarını gezdiler,
ormanda yürüyüp, cayırlarda yuvarlandılar.Zeynep etrafı dikkatlice izliyordu. Bir tarafta mangallar yanıyor,bir tarafta insanlar horon tepiyordu.Kemençe sesi her taraftaydı.Herkes tavada oynayan hamsi gibiydi adeta.Barış,Sevgi ve Zeynep aileleri ile birlikte horona katıldılar.İki aile harika bir gün geçirdiler .Eve gelince herkes odasına çekildi .Yorgunluktan Sevgi,Barış ve Zeynep çoktan arabada uyuyakalmışlardı bile.
Sabah Sevgi kalktığında Zeynep’in pencereden bir yere dikkatlice baktığını gördü.Yanına giderek:
-Hayırdır Zeynep? Bu kadar dikkatli nereye bakıyorsun?
Zeynep ,Gedikkaya’yı göstererek:
-Ne ilginç bir kaya bu!
Sevgi:
-Onun adı Gedikkaya’dır.Bir rivayete göre Giresun’un güzelliğinden ağzının

açık kaldığı söyleniyor.
Zeynep öğrendikleri karşısında her an daha bir şaşırıyordu. Sevgi,Zeynep'in bu haline gülünce Zeynep de gülmeye başladı ve birlikte gülüştüler.Barış heyecanla yanlarına geldi ve Zeynep’e kahvaltıdan sonra onu çok güzel bir yere götüreceklerini söyledi.Zeynep çok meraklanmıştı. Acaba başka neresi kaldı ki görmediğim diye düşünmeye başlamıştı.
Kahvaltıdan sonra Sevgi,Barış ve Zeynep aileleriyle birlikte dışarı çıktılar. Zeytinlik Mahallesi sokaklarında gezmeye başladılar.
Ayşe Hanım :
-Bu dar sokaklar ve kaldırım taşları ne kadar ilginç!
Mehmet Bey:
-Burada bulunan evler tarihi evlerdir. Eskiden buraya Gogoro Mahallesi deniliyormuş.
Yaklaşık iki asır önce Avrupa’dan ithal edilen malzemelerle inşa edilmiş. Rumlar ile Türklerin yıllarca burada yaşamışlar.Bu mahalle türkülere bile konu olmuş. Burada bulunan evler kendine özgü bahçesi, kapıları, pencereleri, iç dizaynı gibi mimari özellikleriyle ön plana çıkıyor. Kitabelere göre en eski ev 1840’lı yıllarda inşa edilmiş.
Zeytinlik Mahallesinde bol bol fotoğraf çekindiler.
Mehmet ve Yasemin Hanımın misafirleri akşam memleketleri olan Tunceli’ye döneceklerdi. Zeynep,Sevgi ve Barış’a çok alışmıştı ve onlardan ayrılmak istemiyordu.Üç arkadaş birlikte yazın görüşmek üzere sözleştiler.
Zeynep yanında bir sürü fotoğraf ve hatıra ile Barış ve Sevgiye veda etti. Annesine ve babasına ülkemizin çok güzel bir şehrini tanıma fırsatı verdikleri için teşekkür etti.
Sevgi ve Barış ise Tunceli'ye gidecekleri günün planını şimdiden yapmaya başlamışlardı bile.
BÖLÜM SONU

Zeynep Giresun’dan döneli epey olmuştu . Sevgi ve Barış’la geçirdiği güzel vakitleri hatırlıyor bir yandan da onlarla tekrar bir araya gelmeyi iple çekiyordu. Okulların kapanmasına bir hafta kalmıştı. Neticede aileleri yaz tatilinde tekrar görüşeceklerine söz vermişlerdi ve yaz tatili de gelmişti.
Zeynep hafta sonları Sevgi ve Barış’la internet üzerinden görüşüyordu. Bu görüşmelerden birinde Sevgi Zeynep ‘e okulların tatile girdiğinde Tunceli’ye geleceklerini söylemişti. Bu demek oluyordu ki yan yana gelmelerine sadece bir iki hafta kalmıştı.
Zeynep sabah kahvaltısında anne ve babasına arkadaşlarının gelmesine az bir zaman kaldığını ve neler yapabileceklerini sordu. Ama o kadar heyecanlıydı ki sorularının arkası gelmiyor hatta sorarken neredeyse nefesi kesilecek gibi oluyordu. Bunun üzerine annesi :
-Zeynep’ciğim istersen bu kadar panik yapma. Bizler de en az senin
kadar mutluyuz arkadaşlarımızın ziyaretinden . Ama istersen şimdiden telaş yapma böyle. Gelmelerine daha bir hafta var ve emin ol onları çok güzel ağırlayacağız. Neler yapabileceğimizi oturup beraber gözden geçiririz . Güzel bir planlamayla çok güzel zaman geçireceğimizden emin olabilirsin.” dedi.
Zaman Zeynep’in beklediğinden çok daha hızlı geçti. Karne günü gelip çattı. Zeynep karnesini mutluluk ve gururla aldı. Koşarak eve gitti. Anne ve babasına karnesini gösterdi. Anne ve babası Zeynep’i tebrik ettiler ve ertesi gün gelecek misafirleri için hazırlıklar yapmaya başladılar.
Zeynep günün sonunda tatlı bir yorgunlukla yatağına girdiğinde hayal kurmaya fırsat dahi bulamadan derin bir uykuya daldı.
Zeynep , annesi Sultan Hanım ve babası Hıdır Beyle Tunceli’nin şirin ilçesi Pertek’te yaşıyordu. Pertek Keban barajının kıyısında Tunceli’ye
yaklaşık kırk dakika, tatlı huzur dolu yemyeşil bir ilçedir. Çok eskiden Elazığ’a bağlıyken baraj araya girince Tunceli’ye bağlanan ilçe Elazığ’a yaklaşık otuz kilometre uzaklıkta. Elazığ’a ulaşım baraj üzerinden feribot aracılığıyla sağlanmaktadır.
Zeynep sabah erkenden uyandı. Tatlı bir heyecan içindeydi. Arkadaşlarına yaşadığı yeri tanıtmak için sabırsızlanıyordu. Ailece hazırlanıp evden çıktılar . Saat 10:00 gibi Elazığ’da olmaları gerekiyordu. Yol Zeynep’e hiç bu kadar uzun gelmemişti.Kısa bir bekleyişin ardından arkadaşları geldi ve araçlarından indiler.Zeynep ,Sevgi ve Barışı görünce koşup arkadaşlarına sarıldılar.
Mutlulukla Hoş geldiniz dedikten sonra Yasemin teyzesinin ve Mehmet amcasının ellerini öptü. Zeynep’te Sevgi ve Barış’ların arabasına binerek Elazığ’dan ayrıldılar.
Barış ve Sevgi’nin merak ettiği çok şey vardı. Barış gelmeden epey bir araştırma yapmıştı . Zeynep’e:
- Şimdi anlat bakalım buradan sizin yaşadığınız yere nasıl gideceğiz ?”
Zeynep Barış’ın ne kadar meraklı olduğunu biliyordu . Gülerek :
- “Ahhh Barış’cığım bu sorunu cevapsız bırakacağım üzgünüm . Ama emin ol daha önce kullanmadığın araçları kullanacaksın ve belki de görmediğin şeyleri göreceksin .”dedi.
Sevgi de bu sözler üzerine kardeşi Barış’a :
- “Evet Barış bence her şeyi yaşayarak görmek daha eğlenceli olacak. Hadi şimdi yolculuğun tadını çıkaralım.” dedi.
Sohbet ederek yıl içerisinde neler yaptıklarını birbirlerine anlatarak feribot iskelesine kadar geldiler.
Hıdır Bey arabayı iskelede park ettiğinde karşı kıyıdan feribot henüz
kalkmıştı. Bu etrafı keşfetmek için onlara zaman kazandırmıştı. Barış da Sevgi de şaşkınlıktan ve mutluluktan ne diyeceklerini bilemiyorlardı. Doğu Anadolu Bölgesinde böyle bir şeyin olabileceğini hayal dahi edememişlerdi. Sevgi :
- Feribot mu ? Şimdi biz feribota mı bineceğiz Zeynep ? diye sordu.
Zeynep :
- “Evet Sevgi . Yaklaşık on dakikalık bir feribot yolculuğu yapacağız . Karşı kıyıyı görüyor musun? İşte bizim evimiz orada . Ama daha şaşıracağınız çok şey var .”dedi.
Barış çok şaşkındı ve de çok mutluydu. Daha önce feribota binmemişti . Bir baraj gölü ve gölün ortasında bir kale de görmemişti. O kadar çok soru geldi ki aklına sorup yanıt almak için sabırsızlanıyordu . Feribot kıyıya yanaştı. Bekleyen araçlar sırayla feribota bindi ve karşı kıyıya
Pertek’e geçiş başladı. Hep birlikte feribotun üst katına çıktılar. Buradan martılara simit attılar. Martılar öyle yaklaşıyorlardı ki bir ara Barış’ın uzattığı simit parçasını elinden kaptı. Çocuklar yaşadıklarına hem şaşıyor hem de büyük heyecan yaşıyorlardı. İskelede uzaktan gördükleri Pertek Kalesini şimdi biraz daha yakından görme fırsatları olmuştu. Sevgi’nin kalenin fotoğraflarını çektiğini gören Zeynep Kaleyi gezmeye gideceklerini o zaman daha güzel kareler yakalayabileceğini söyledi.
On dakikalık bir yolculuktan sonra Pertek kıyısında feribottan inince Hıdır Bey acıktıklarını ve kahvaltı için onları su kenarında açık bir alanda bulunan termal otelin bahçesine götüreceğini söyledi. Zeynep arkadaşlarına Pertek’te doğal termal su kaynaklarının olduğunu bu suların pek çok rahatsızlığa iyi geldiğini anlattı. Hatta bu kaynaklardan daha iyi
yararlanılabilsin diye ilçede termal tesislerin kurulduğunu kahvaltıdan sonra hep birlikte termal sulara girip yorgunluk atabileceklerini söyledi.
Barış kahvaltı sofrasını görünce şaşırdı . En çok kavurma , peynir , patilalar ve adını bilmediği kahvaltılıklar dikkatini çekti. Yiyecekleri tattıkça Zeynep’e sorular soruyor Zeynep’in bilemediği şeylere de babası cevap veriyordu. Zeynep Tunceli yöresinde özellikle küçük baş hayvancılığın yaygın olduğunu Bahar aylarında yaylalara çıkıldığını bu sebeple yedikleri peynirlerin çok lezzetli olduğunu söyledi.
Yine bölgede arıcılık yapıldığını tamamen doğal bal üretildiğini anlattı. Sevgi en çok çökeleği beğendi . Bir de sacın üzerinde pişirilip sıcacık servis edilen patilaları(gözleme) yedi. Yemeğin ardından önce termal tesisleri gezdiler sonra sıcak ve soğuk su havuzlarına girip yüzdüler . Buradaki suyun özellikleriyle ilgili çalışanlardan bilgi aldılar.
. Kahvaltıdan sonra Zeyneplerin evine doğru yola çıktılar. Okulunun önünden geçerken Zeynep büyük bir sevinçle arkadaşlarına okulunu gösterdi.
- “Sevgi ve Barış bakın burası Cumhuriyet Ortaokulu. Ben burada okuyorum ve okulumu çok seviyorum. “dedi.
Eve vardıklarında vakit ikindiyi bulmuştu . Sıcak su onları hem yormuş hem de acıktırmıştı . Şirin hanım misafirlerine kalacakları odaları gösterip yerleşmelerine yardım ettikten sonra sofrayı hazırladı.
Sofrada Tunceli’ye özgü zerafet vardı. Zeynep arkadaşlarına zerafetin yörenin en sevilen yemeklerinden olduğunu; un , tuz , süt ve tereyağıyla yoğrulan hamurun tepside fırınlanarak pişirildiğini sonra da sert kabuğunun alınıp içte kalan hamurun ufak ufak doğrandığını, üzerine de
sarımsaklı ayran ve tereyağı dökülerek yapıldığını anlattı. Zeynep akşamüzeri arkadaşlarına Pertek’i gezdirdi. Arkadaşları fazla kalamayacağından ve gidilecek çok yer olduğundan Zeynep hemen yakındaki tarihi eserleri göstermek istiyordu.
Pertek ilçe merkezinde olan Sungur Bey Camisini ve Çelebi Ağa Camisinin baraj altında kalmasın diye tek tek numara verilerek ilçe merkezine taşındığını ve burada tekrar yapıldığını söyledi, ardından Cem Evini gezdiler. Akşam Zeynep’in kuzeninin düğünü vardı ve hep beraber düğüne katıldılar. Davullar ve zurnaların eşliğinde halaylar çektiler .
Barış ve Sevgi üç ayak oyununu çabucak öğrenip kalabalığa uyum sağladı. Karaçor oyununu izlerken çok eğlendiler. Yöredeki düğünlerde dağıtılan şorbikten içtiler. Düğün bitip eve geldiklerinde çok güzel anılar
biriktirmişlerdi. Çabucak yataklarına girip uykuya daldılar.
Sabah erkenden kalkıp kahvaltılarını yaptıktan sonra önce gezi feribotuyla Pertek Kalesine gittiler. Masmavi suların içinde kalan tarihi onuncu yüzyıla kadar uzanan ve pek çok medeniyet tarafından kullanılan kalenin , yontma taşların arasına kondurulmuş kırmızı sert tuğlaları , serpiştirilmiş mavi çinileri ve manzarasıyla, güzellikleri çocukları büyülemişti.
Zeynep bir yandan arkadaşlarına kale hakkında bilgi veriyor bir yandan da onların fotoğraflar çekmelerine yardım ediyordu. Barış Zeynep’e dönerek :
-“Gelmeden önce buralar hakkında çok araştırma yaptım ama doğrusu bu kadarını beklemiyordum .” dedi.
Zeynep Barış’a :
-“Esas güzellikler hayal bile edilemeyenlerde saklıdır. Babam öyle der hep.” dedi.
Kaleden ayrılıp Dorutay köyüne Sultan Hıdır Türbesine geçtiler. Zeynep Sultan Hıdır’ın hikayesini ve halk arasında burada edilen duaların kabul olduğuna inanıldığını arkadaşlarına anlattı.
Arkadaşlarıyla beraber dostlukların uzun sürmesi , tüm dünyada felaketlerin sona ermesi ve savaşların olmaması için dua ettiler. Duaların kabul olması dileğiyle lokma ( niyaz) dağıttılar, mum yaktılar. Dilek taşına taş yapıştırıp dilek ağacına bez bağladılar. Vakit öğlen olmuş hepsi çok acıkmıştı. Dorutay köyünde Zeynep’in akrabaları vardı ve öğlen yemeği için onlara konuk oldular. Burda da yemekte yine Tunceli’ye özgü bir yemek olan Sırın vardı. Yemeklerini afiyetle yiyip buradan da ayrıldılar.
İstikamet Sağman köyüydü.
Sağman köyüne giderken Atatürk’ün 17 Kasım 1937’de açılışını yaptığı Singeç Köprüsünden geçtiler. Zeynep arkadaşlarına Sağman köyünün kuruluş tarihinin bilinmediğini ancak köyün güney doğusundaki kayalık tepede bulunan kalenin Artuklular döneminde yapıldığını; bölgenin 1515 yıllarında Osmanlı egemenliğine geçtiğini ve bu tarihten sonra köyün güney doğusuna cami ,külliye ve çeşme yapıldığını bunların da hala durduğunu anlattı. Hep beraber bu tarihi mekanları gezerken oldukça duygulandılar.
Sağman’dan ayrıldıklarında hava kararmak üzereydi. Tepelerden barajın üzerindeki gün batımını ışık oyunlarını seyretmek tam anlamıyla bir görsel ziyafet oldu hepsi için.
Akşamı Zeyneplerin evinin bahçesinde sohbet ederek geçirdiler. Hıdır bey çocuklara gençlik yıllarında Tunceli merkezde düzenlenen festivallere katıldılarını, burada Munzur Nehrinin kıyısına çadır kurup kamp yaptıklarını
arkadaşlarıyla balık tutup nasıl güzel zamanlar geçirdiklerini anlattı. Barış kamp sözünü duyunca :
-“Keşke biz de kamp yapabilsek “ dedi .
Zeynep ve Sevgi de Barış’la aynı fikirdeydi. Çocukların bu hevesini kırmak
istemeyen Hıdır Bey :
- “Biliyor musunuz çocuklar , yarın Tunceli merkezde su sporları gösterileri var.” dedi.
Barış duyduğuna inanamadı .
- “Nasıl yani Hıdır amca ? Tunceli’de su sporları mı yapılıyor ? Bunu bilmiyordum .” dedi.
Bunun üzerine Hıdır Bey 2019 yılında Dünya Rafting Şampiyonasının Tunceli’de yapıldığını , Munzur Nehrinin dünyanın sayılı parkurlarından

biri sayıldığını , bunun haricinde yamaç paraşütü , su sporları , tekne turları ve daha birçok etkinliğin düzenlendiğini anlattı. Sonra da böyle anlatmayla kalmaması gerektiğini söyleyerek çocukları ertesi sabah Tunceli’ye götürmeye söz verdi.
Barış ve Sevgi akşam Hıdır amcalarının anlattıklarından sonra sabahı zor etmişlerdi. Bir an evvel anlatılanları görmek istiyorlardı. Erkenden yola çıktılar. Yaklaşık kırk dakikalık bir yolculuktan sonra Tunceli ‘ye vardılar. Gelirken yolda sık sık durup etrafı fotoğrafladılar. Merkezde asma köprüden Munzur nehrinin karşısına geçip su kenarında güzel bir kahvaltı yaptılar.
Sonrasında yamaç paraşütü ve su sporları gösterilerini seyrettiler. Gösteriler bittikten sonra tekneyle Munzur Nehrinde gezintiye çıktılar. Sular altında kalan yapıları gördüler . Tekne gezisinden sonra Ovacık ilçesine doğru yola çıktılar. Ovacık’a varmadan yol kenarında bir yerde kamp
yapmak için durdular. Geceyi burada geçireceklerdi. Hepsi çok acıkmıştı. Hıdır Bey arabasından oltalarını aldı ve balık tuttular. Bir yandan kalacakları çadırları kurdular bir yandan tuttukları balıkları pişirdiler . Köz üzerinde çay demlediler.
İlk defa kamp yapıp çadırda kalan Sevgi ve Barış çok mutluydu. Zeynep’te arkadaşlarının bu kadar mutlu olmasından çok memnundu.
Munzur nehrinin sesi eşliğinde serin ve tatlı bir uykuya daldılar.
Sabah erkenden uyanıp serin sulara girdiler. Güzel bir kahvaltının ardından Ovacık’a doğru yola çıktılar. Ovacık Tunceli’nin balı,fasulyesiyle ve efsane suyuyla kendini tanıtmış şirin ilçesidir. Yol boyunca pek çok güzelliğe tanık oldular. Dağ keçilerinin kayaların üzerinden atlayışlarını heyecanla izlediler. Zeynep yöre halkı tarafından kutsal kabul edilen ve milli park ilan edilen Munzur Gözelerini ve Munzu efsanesini anlattı arkadaşlarına.
Hep birlikte Munzur Gözelerini gezdiler.Dönüşte koruma altına alınan kırmızı benekli alabalıkların yaşadığı bölgeyi ziyaret edip bu balıkları izlediler.
Vakit akşam olmak üzereydi . Çocuklarda tatlı bir yorgunlukla birlikte hüzün de vardı. Çünkü Mehmet Bey’in izni kısa süreli olduğundan Aydın’daki ailesiyle de görüşmek istiyordu. Akşamı Pertek’te Zeynep’lerin evinde geçirdiler. Yardımlaşarak sofra kurdular.
Güzel bir akşam yemeğinin ardından birbirlerine dostluklarını uzun yıllar sürdüreceklerine dair yeniden söz verdiler. Ertesi sabah erkenden kalkıp Elazığ’a doğru yola koyulmadan Zeynep ve arkadaşları sıkı sıkı kucaklaşıp birbirlerine çok sevdiklerini söylediler. Anne ve babaları da kucaklaştılar. En kısa zamanda görüşme dilekleriyle ayrıldılar.
Sevgi ve Barış’ı yeni bir heyecan sarmıştı çünkü teyzesini görmek için Aydın’a gidiyorlardı.
BÖLÜM SONU

Merhaba Arkadaşlar, annem, babam ve kardeşim Barış’la yine yollardayız. Bu yaz bizim için çok eğlenceli geçiyor. Önce Tunceli’ye, şimdide Aydın’a gidiyoruz. Türkiye’nin farklı yerlerinde yaşayan birçok akrabalarımız ve dostlarımız var. Bizim en sevdiğimiz şeyde onları ziyaret ederek, farklı yerler gezip tanımaktır. Sevdiğimiz insanları ziyaret edip onlarla zaman geçirmek, bir otelde tatil yapmaktan çok daha keyifli bana göre. En çokta Aydın’da yaşayan teyzemlere gitmekten hoşlanıyoruz. Orada denize girip kuzenlerimizle eğleniyoruz.
Kuzenlerimiz, Ada ve Efe, onlarda bizim gibi ikiz kardeşler. İkisiyle de çok iyi anlaşıyoruz. Birde abileri var onun ismi de Ege. Ege Abimin yakında düğünü olacak. Yaz tatili bitiyor okullar açılacak ama biz Ege abimin düğününe katılabilmek için okulumuzdan bir hafta izin aldık.
Bugün çok erken uyandık. Kahvaltımızı yapıp yola çıktık. Çünkü yarın düğüne yetişmek istiyoruz. Yol boyunca Barış ile oyunlar oynadık. Biraz kitap okuduk. Neler yapabileceğimizi konuştuk derken Aydın’a geldik. Ada ve Efe bizi kapıda karşılayarak boynumuza atıldılar. Birbirimizi çok özlemiştik. Herkes birbirine sarıldı, öpüştü hepimiz çok mutlu olduk. Teyzem:
” Haydi acıkmışsınızdır. Sofraya geçelim.” dedi. Sofraya oturduk. Teyzem tarhana çorbası, enginar dolması, şevketi bostan, arapsaçı kavurması ve kabak tatlısı yapmıştı.
“Sizin oralarda bulunmaz bunlar, hadi yiyiverin gari.” Dedi. Aydın şivesiyle konuşuyordu güldük hepimiz. Yemekten sonra biraz sohbet edip yattık. Ertesi gün düğün vardı. Sabah kalktığımda kocaman kazanlar kurulmuş yemekler pişiyordu.
Burada düğünlerde keşkek, yuvalama, pilav, kızartma ve baklava veriliyormuş. Keşkek et ve buğdayın ateşte dövüle dövüle pişirilen bir yemek. Hazırlıklar yapılıp yemekler yendi. Akşam eğlence başladı. En önemli oyunları zeybek oyunu. Zeybek oynayan kişiye ise efe deniyor. Zaten kuzenim Efe’nin ismi de buradan geliyor. Keyifli zeybek gösterileriyle çok eğlenceli bir düğün oldu.
Ertesi gün Efe ve Ada’nın okulu vardı. Biz yalnız kalacağımız için çok üzgündük. Teyzem:
“Sizde çocuklarla birlikte okula gitmek isterseniz öğretmenlerini arayıp izin alabilirim.” Dedi. Bizde gitmek istediğimizi söyledik. Teyzem arayıp izin aldı.
Sabah erken okula gitmek için çıktık. Efe ve Ada Söke Sıdıka İlkokulu 3-E sınıfın da öğrenciydi. Okulun ilk günüydü. Birbirini gören herkes

kucaklaşıp, birbirine tatillerini anlatıyorlardı. Sınıf arkadaşları bizi çok sıcak karşıladı. Öğretmenleri Sibel Hanım’ la tanıştık ve derse girdik. Sibel Öğretmen:
“Çocuklar, madem Giresun’dan misafirlerimiz var, onlara ilimizi ve ilçemizi tanıtalım biraz. Anlatmak isteyen var mı?” Ada:
“Öğretmenim ben anlatabilirim.”
“Tabii ki anlat bakalım.”
“Aydın, Türkiye‘nin Ege Bölgesi‘nde yer alan, turizm ve tarım açısından en gelişmiş illerdendir. Ege Denizi‘ne kıyısı vardır. Didim ve Kuşadası gibi Türkiye’nin iki önemli turizm merkezine sahiptir. Aydın, Türkiye’nin ilk demiryolu kurulan şehridir. Aydın’da çok sayıda tarihi eser bulunur. Türkiye’nin en uzun ikinci tüneli buradadır. Nüfus bakımından Türkiye’nin 20. büyük ilidir. Kuzeyinde İzmir ve Manisa, doğusunda Denizli, Güneyinde
Muğla yer alır. Batı sınırlarını ise Ege Denizi kıyıları çizer. 17 ilçesi vardır. İncir ve kestane üretiminde Türkiye’de birinci sıradadır.”
“Teşekkürler tatlım. Peki Söke’den Bahsetmek isteyen var mı?” Nisa söz aldı:
“Söke, Ege Bölgesi'nde Aydın ilinin batısında yer alan Ege Denizi'ne sahili olan bir ilçedir. Yüzölçümü bakımından ilin en büyük ilçesidir. Aydın`ın 54 km batısındadır. Ege Denizi`nin tarihi ve doğal güzelliklerle dolu orta kıyı bölgesinin önemli yerleşme merkezlerinden biridir. Büyük Menderes akarsuyunun yakınında kurulmuştur. Söke, Türkiye`nin en önemli pamuk üretim alanlarından biridir.”
Dersler hızla akıp geçti. Gün boyu çok eğlendik. Son ders Sibel Öğretmen:
“Çocuklar, bir sürprizim var. Geçen yıl planlamıştık hatırlarsınız.

Size Aydın’ın tarihi ve turistik yerlerini tanıtacak bir gezi yapmayı planlıyorum. Bir çoğunuz yaşadığımız şehri çok iyi tanımıyorsunuz. Bu geziden sonra şehrimizi daha iyi tanıyacaksınız umarım. Yalnız gideceğimiz yerleri birlikte planlayalım. Sizce nerelere gitmeliyiz?” diye sordu. Ada:
“Öğretmenim, Aydın Arkeoloji Müzesi çok güzelmiş oraya gidebiliriz.” Ege:
” Ben ailemle Doğanbey Köyü’ne gittim. Çok beğendim. Arkadaşlarımın da görmesini çok isterim.” Defne:
“Didim ilçesini ve Apollon Tapınağı’nı gördüm. Çok güzeldi.” Mustafa:
“Priene Antik Kenti ve Güllübahçe Köyüne de gitmeliyiz bence. “Efe:
“Dilek Yarımadası Milli Parkına gidip denize girelim lütfen, öğretmenim.''
Sibel Hanım:
” Çocuklar bu saydığınız yerlerin hepsi çok güzel ve görülmesi

gereken yerler. Ülkemizin çok güzel bir şehrinde yaşıyoruz ve birçok tarihi turistik yeri var. Bu söyledikleriniz dışında; Afrodisias Antik Kenti, Arapapıştı Kanyonu, Milet Antik Kenti, Bafa Gölü, Kuşadası Güvercin Ada, Nysa Antik Kenti, külliyeler, kaleler, kiliseler, mesire alanları ve parklar, birbirinden güzel koylar daha şu an aklıma gelmeyen birçok yer var görülmesi gereken. Ama ben bunlardan uygun olan birkaç tanesini alabilirim gezi listesine hepsini birden gezebilmemiz mümkün değil.” Ada:
“Öğretmenim sevgi ve Barış’ta geziye katılabilir mi?”
“Tabii ki neden olmasın.”
Konuşmalar sürerken zil çaldı. Çocuklar, iyi günler dileyerek okuldan ayrıldık.
Büyük bir heyecanla koşarak eve gittik. Olanları evdekilere anlattık. Annem bizim adımıza çok sevindi. Hep birlikte Aydın Arkeoloji Müzesine

gittik. Müzede birbirinden ilginç tarihi eserler gördük. Dönüşte akşam yemeği için bizi Ortaklar’a çöp şiş yemeye götürdüler gerçekten çok lezzetliydi.
Gezi günü gelmişti. Hep birlikte otobüse bindik. İlk olarak Doğanbey köyüne gittik. Eski taş evlerden oluşan, yeşillikler içinde arnavut kaldırımlı sokaklarıyla şirin mi şirin bir köydü. Köyde eski eşyalardan oluşan bir müzeyi ve orada bulunan bitki ve doldurulmuş hayvanlarında bulunduğu bir müzeyi gezdik. Oradan Dilek yarımadası Milli parkına gittik. Kuş gözlemevlerinden kuşları izledik. Deniz kenarı harika bir yerdi. Buranın denizi Karadeniz’e hiç benzemiyordu, çok sığdı. Efe sadece orada yetişen çan çiçeği isimli bir çiçek gösterdi bize. Karina isimli deniz kenarında bir yere gittik. Öğle yemeğini oradaki balık restoranlarda yedik. Harika deniz kabukları topladık.. Birbirinden farklı deniz canlıları ve kuşlar gördük.
Priene Antik Kenti’ ne gittiğimizde orayı da çok beğendim. Bilgilendirme levhalarından okuduğuma göre Demeter Tapınağı, Athena Tapınağı 5 bin kapasiteli antik tiyatro, agora, Zeus Tapınağı, Mısır Tapınağı, Büyük İskender’in evi, Bizans kilisesi, nekropol bölümleri varmış. Şimdi bir kısmını görebiliyoruz. Tüm tarihi alanlarda gördüğümüz gibi burasıda çok tahrip edilmiş. İnsanlar tarihi eserlere nasıl zarar verirler anlayamıyorum bir türlü. Şehir Samson dağlarının eteğine yüksek bir tepenin üzerine kurulmuştu. Tüm Söke ovası görünüyordu. Sibel Öğretmen burada en çok pamuk, incir zeytin yetiştiğini,” söyledi. “Ayrıca, Herodot Aydın ili ile ilgili: yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzünün altı ve en güzel iklimin bulunduğu yer; Evliya Çelebi ise Dağlarından yağ, ovalarından bal akan şehir, demiştir. şehrimiz için,” dedi. Birazda Güllübahçe mesire alanında zaman geçirdik. El emeği pazarını gezdik.

Son durağımız Didim ilçesiydi. Apollon tapınağındaki yüksek sütunlara hayran kalmamak mümkün değildi. Çok iyi korunmuş bir antik kentti. Meşhur Altınkum plajını da gezerek dönüş için otobüse geçtik.
Sibel Öğretmen: “Çocuklar çok güzel bir gün geçirdik. Birçok yer gördünüz ve yeni bilgiler edindiniz. Daha öncede söylediğim gibi şehrimizde bir günde gezemeyeceğimiz kadar tarihi ve turistik yer var. Bugün gezemediğimiz yerleri de ailelerinizle gezin, görün. Şehrimizin ve ülkemizin güzelliklerine sahip çıkıp, korumalısınız mutlaka.” dedi.
Eve döndüğümüzde çok yorulmuştuk. Erkenden uyuduk. Sabahleyin teyzem Bafa gölüne kahvaltıya gideceğimizi söyledi. Hazırlanıp çıktık. Bafa gölü kenarında restoranlar, gezinti tekneleri vardı. Harika köy kahvaltımızı yapıp, tekneyle gezdik. Oradan Kuşadası’na geçtik. Güvercinada’ yı gezdik. Ada üzerine kurulmuş tarihi bir kaleydi burası. Manzarası müthişti.
Oturup bir şeyler içtik. Teyzem:
“ Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı’ nı da görmelisiniz mutlaka,” dedi. Orası da heyecan verici bir yerdi. Daha sonra Kuşadası’nı gezdik, birkaç hediyelik aldık ve eve döndük. Ertesi gün yola çıkacaktık.
Sabah erken kalkıp teyzemin yaptığı otlu börekten ve çeşit çeşit kahvaltılıklardan yedik.
Artık gitme vakti gelmişti. Vedalaşıp yola çıktık. Ayrılacağımız için üzgündük ama biliyorum ki her biten macera aslında yeni bir maceranın başlangıcıydı. Yeni maceralar için şimdiden sabırsızlanıyorduk.
BÖLÜM SONU

Bugün çok heyecanlı bir gün bizim için.Çünkü bugün karne alacağız. Kardeşim Barış ta ben de dün gece heyecandan çok az uyumuştuk. Sabah mutluluk içinde uyandık ve annemin hazırladığı kahvaltıyı afiyetle yedik. Babam:
-Çocuklar,akşam karne hediyesi olarak ne istersiniz?
Barış cevap verdi:
-Hiç düşünmedik babacım.Bisikletimiz var,kitaplarımız var,boyalarımız var. Herşeyimiz var babacığım.
Babam:
-Peki o zaman.Siz düşünün.Karar verirseniz söylersiniz çocuklar.
Sevgi ve Barış:
-Anlaştık babacığım.
Annem:
-Haydi çocuklar geç kalıyorsunuz.Çıkma vakti .
Çantalarımızı alıp hep birlikte arabaya bindik.Okula geldiğimizde diğer arkadaşlarımızın da bizim gibi heyecanlı olduğunu gördük.Sınıf öğretmenimiz İdil Hanım ebadan tatil için bizlere ödev gönderdiğini söyledi.Tatilde dinlenmenin ,eğlenmenin yanı sıra öğrendiklerimizi unutmamak için bu ödevleri tamamlamamızı istedi.
Karne alma vakti gelmişti.Hepimiz sırayla karnelerimizi ve öğretmenimizin bize verdiği karne hediyelerimiz olan çam ağaçlarımızı aldık.Öğretmenimiz:
-Sevgili öğrencilerim!Biliyorsunuz iklim değişikliği bütün dünyayı etkisi altına almış durumda.Bizler de küresel ısınmayla mücadele etmek için çok
şey yapabiliriz.Bunlardan biri de ağaç dikmek.Sizden istediğim bu ağaçları ailenizle birlikte uygun bir yere dikmek ve ara ara onları sulamak.
Öğretmenimize ağaçlarımızı dikeceğimize söz vererek okuldan ayrıldık.Eve vardığımızda nefis kokuları burnumuza geliyordu.Canım annem en sevdiğimiz yemekleri yapmıştı.Keyifle yemeğimizi yedikten sonra Annem:
-Bu akşam dışarı mı çıksak. Ne dersiniz?
Barış ve ben bir ağızdan bağırdık:
-Eveeeet!
-Babanız biraz yorgun gibi sanki.
Babam:
-Yarın akşam çıksak daha iyi olur sanki.
-Lütfeeeen lütfen babacım.
-Peki.Karne de aldınız madem sizi kırmayalım.
-Yaşasınnn ,canım babamız!
Annem:
-Önce sinemaya gideriz çıkışta da pasta yeriz.
-Harika olur anneciğim.
Montlarımız giyip evden ayrıldık.Sinemaya geldiğimizde komşularımız Semih ve Cansu’yla karşılaştık.Onlar da aileleriyle ‘Göbeklitepe’ animasyon filmine gelmişlerdi.
Semih:
-Siz hangi filmi izlemeyi düşünüyorsunuz ?
Cevap verdim ben de:
-Daha karar vermedik.
-Siz de Göbeklitepe’ yi izleyin çok heyecanlıymış.
Annem:
-İsterseniz siz de arkadaşlarınızla birlikte aynı filmi izleyin.
Barışla birbirimize baktık.Gözlerimizle onaylar gibiydik.
Annem ve babam arkadaşlarımızın anne ve babasıyla birlikte bizleri beklemek için sinemanın kafesine oturdular.Bizler de mısırlarımızı ve içeçeklerimizi alıp salona geçtik.Film başladı.Salonda çıt çıkmıyordu.Film o kadar heyecanlıydı ki nasıl başladı nasıl bitti anlamadık.Çok beğendik filmi.Çok etkileyici bir animasyon filmiydi.Çok hareketliydi sahneler.Filmden çıkınca babama:
-Baba tarihin sıfır noktası nedir ?
Babam:
-Tarihin başladığı yer ,yani tarihte bilinen en eski yer .Şu anda Göbeklitepe dünyanın en eski kalıntısı olarak kabul ediliyor.Öneminden dolayı da Unesco 2019 yılını Göbeklitepe yılı olarak ilan etti.
Pasta yemek için kafede otururken Semih’in babası bize internetten küçük bir araştırma yaparak bize Göbeklitepe’yi anlattı.Tıpkı filmdeki gibi
ne kadar etkileyiciydi.
Eve geldiğimizde çok yorulmuştuk.Annem :
-Elinizi yüzünüzü yıkayıp dişlerinizi fırçaladıktan sonra hemen uykuya.
Banyoya girdiğimde Barış dişlerini fırçalıyordu.Suyu açık bırakmış, o dişlerini yavaş yavaş fırçalarken su boşa akıyordu.Musluğu hemen kapatıp Barış'ı uyardım:
-Barışcım suyu kullanırken biraz daha dikkat etmelisin.Suyu tasarruflu kullanmaya özen göstermelisin.Öğretmenimizin de defalarca söylediği gibi hem dünya da hem ülkemizde küresel ısınmadan dolayı su kaynakları azalıyor.Eğer tasarruflu kullanmazsak hem bizler hem gelecek nesiller bu durumdan dolayı çok sıkıntı yaşayacaktır.
-Afedersin kardeşim.Çok haklısın.Su yaşam için çok değerli.Bir damlasını bile boşa harcamamalıyız.
-Aferin Barışcım.Sen de böyle bir durumla karşılaşırsan çevrendekileri uyarmalısın.
-Tamam kardeşim.
Gülümseyerek odamıza gittik.Artık iyi bir uyku için hazırdık. Kitaplığımızdan kitaplarımızı alıp okumaya başladık.Birkaç sayfa okuduktan sonra gözlerimizin yorulduğunu anlayınca ışıklarımızı kapatıp uykuya daldık.
Sabah uyandığımızda havanın güneşli olması bizi çok mutlu etti.Anne ve babamızdan izin alıp parkta oynayabiliriz diye konuştuk aramızda. Tam kahvaltı masasına geçecektik ki babamın telefonu çaldı.Babam anneme:
-Kadir arıyor.
Babam telefonla konuşurken annem çayları bardaklara doldurdu.Barış ve benim için portakal suyu sıktı.Ben de çatalları ve peçeteleri masaya yerleştirdim.Annem konuşması biten babama:
-Hayırdır inşallah.Kötü bir şey yoktur umarım.
-Yok yok , merak etme.Kadir hal hatır sormak için aramış.Babam bize doğru bakarak:
-Kadir amcanızı hatırlıyorsunuz değil mi çocuklar?2 yıl önce bize gelmişlerdi. Bir kaç gün evimizde misafir olmuşlardı.
Kardeşim ve ben:
-Aaa evet babacım hatırlıyoruz!Fatma Teyze, İbrahim ve Elif ile birlikte gelmişlerdi.Elif ve İbrahim ile arkadaş olmuştuk.Bize Şanlıurfa’dan fıstık getirmişlerdi.
-Aferin çocuklar! Çok iyi hatırlıyorsunuz.Onlar da her aradıklarında siz de Şanlıurfa’ya gelin diye ısrar ediyorlar.
Annem de söze katılarak:
-Fatma da beni her aradığında ne zaman geliyorsunuz buralara diye sorar.
Ben de inşallah geleceğiz diyorum ama bir türlü kısmet olmadı.
Babam:
-İnşallah müsait bir zamanda ayarlar gideriz Urfaya.Ben de çok merak ediyorum oraları.Kadir’i ve ailesini de görmek çok güzel olur.
Barış heyecanlı bir ses tonuyla:
-Baba Kadir amca senin üniversiteden arkadaşındı değil mi?
-Evet oğlum aynı evde de kaldık 2 sene.Çok severim amcanızı çok iyi bir dostum ve arkadaşımdır.
Barış sözlerine devam etti:
-Biz de çok sevmiştik onları.Keşke gidebilsek Şanlıurfa’ya.Hem onları hem de çok merak ettiğimiz Göbeklitepe’yi görebilirdik. Aklıma aniden çok hoş bir fikir geldi:
-Babacım bu yaz tatilinde gitsek ya!
-Olmaz kızım yazları Şanlıurfa çok sıcak oluyormuş.Sıcaklık 40 derecenin üzerine bile çıkabiliyormuş.Kadir amcanız, buraya gelmek için bahar aylarını tercih edin der her zaman.
Annem heyecanlı bir sesle:
-Ee neyi bekliyoruz o zaman .Şu an gayet iyi bir zaman.Ne dersiniz?
Babam da annemin sözlerini onaylayan bir ifadeyle:
-Haklısın aslında başka bir planımız da yok bu yarıyıl tatilinde.
Barış ve ben ellerimizi havaya kaldırarak çoşkuyla bağırarak:
-Yaşasın o zaman Urfa’ya gidiyoruz!
Babam birkaç saat sonra Kadir amcayı aradı.Onlar için de çok uygun bir zaman olduğunu söyledi.çok sevindiler.Sabırsızlıkla beklediklerini söylediler.Babam :
-'‘Pazartesi günü yola çıkarız o zaman’' dedi.
-Barış düşünebiliyor musun? İki gün sonra ,dün akşam filmde izlediğimiz yeri görebileceğiz.Ne kadar güzel değil mi?Rüya gibi.
-Evet kardeşim.İnanamıyorum ben de.Harika bir gezi olcak.
Barış her zamanki gibi odasındakı yatağına uzanıp eline tabletini alıp Şanlıurfayı araştırmaya başladı.
Barış:
-Sevgi baksana şu yerlere şu yemeklere!Hiç görmediğimiz yerler göreceğiz,hiç tatmadığımız yemekler tadacağız yine.
Sevgi:
-Evet kardeşim. Yeni yerler bizi bekliyor.Araştırman bittiyse tabletten öğretmenimizin gönderdiği eba ödevimizi yapalım istersen.
-Olur kardeşim.
Ödevimizin bir kısmını yaptıktan sonra anne babamızın yanına gittik.
Haberleri açmışlardı.Bir virüsten bahsediyordu haber spikeri.Babam:
- Çinden diğer ülkelere çok ciddi bir virüs yayılmaya başladı.Umarım bizim ülkemizde görülmez.
Merakla sordum:
-Nasıl bir virüs babacığım?
-İnsandan insana bulaşabilen ‘coronovirüs’ adında bir virüs. Diğer ülkerde çok sayıda ölümlere sebep oldu.İnşallah bizim ülkemize bulaşmaz.Yurtdışından gelenler konrol ediliyormuş.Önlemler sayesinde umarım Türkiye’de görülmeden yok olur gider bu virüs.
-İnşallah babacığım.
Pazar günü yolculuk hazırlıklarıyla geçti.Banyo yaptık ,götüreceğimiz kıyafetleri hazırladık.İbrahim ve Elif için hediyeler aldık.Erken saatte uyuduk çünkü annem sabah çok erken kalkıp yola çıkacağımızı söyledi.

Yolumuz uzundu.Babam:
-Sabah 6’da yola çıkarsak öğleden sonra 4 gibi orda oluruz.Giresun Şanlıurfa arası 796 kilometreymiş.
Sabah erkenden uyandık.Valizlerimizi arabanın bagajına yerleştirdik. Yolculuğumuz başladı.Kahvaltı yapamadığımız için annemin yanımıza aldığı nefis böreklerden yedik, meyve sularımızı içtik.Mola da verdiğimiz için yolculuğumuz yaklaşık olarak 10 saat sürdü.Şanlıurfa’ya ulaştığımızda Kadir Amca’yı aradı babam.Evlerinin konumunu bize gönderdi.Bu sayede kolaylıkla evlerini bulabildik. Hepsi evlerinin kapısında durmuşlar bizi
bekliyorlardı.İbrahim ve Elif’i hemen tanıdık.Baya büyümüşlerdi ama yüzleri hiç değişmememişti.Onlar da bizim için aynı şeyleri söylediler.
Hep birlikte içeri girdik.Salonda başka misafirlerde vardı.
Kadir Amca’nı annesiyle Fatma Teyze’nin annesi babası ve kardeşi de vardı.Onlar da çok samimi insanlardı.Bizi çok iyi karşiladılar.Sohbet ettiler.
Annem :
-Çocuklar İbrahim ve Elif için aldığınız hediyeleri vermek ister misiniz?
Sevgi:
-Evet annecim, unutmusuz.
İçeri gidip Barış'la valizimizi açtık.Hediyeleri çıkarıp İbrahim ve Elif'e uzattık.Çok beğendiler .Teşekkür ettiler.
Annem:
-Elif’cim hediyeni sevgiyle birlikte seçtik.Beğendin umarım.
Elif:
-Çok teşekkür ediyorum teyzecim ,bayıldım.En sevdiğim renkler pembe ve mor.Harika bir çanta.Kitaplarımı da çok sevdim.
En kısa zamanda okuyacağım.
Hediyelerimizi verdikten sonra sofraya geçtik.Ne kadar çok çeşit vardı.Çok nefis görünüyorlardı.Masada gördüğüm yemeklerden sadece lahmacun tanıdık geliyordu.Fatma Teyze tek tek isimlerini saydı:
-Borani,içli köfte,lebeni,lahmacun,tepsi kebabı .Hepsi bu yöreye ait yemeklerdir.
Annem:
-Borani çok lezzetli olmuş Fatmacım ne var içinde acaba?
Fatma Teyze:
-Nohut,kuzu eti,pazı sapı ve bulgur yuvalağından yapılıyor canım.
Ben de merakla sordum:
-Peki içli köfte nasıl yapılıyor Fatma teyzecim? En çok onu sevdim.
Fatma Teyze:
-İçli köfte de ince bulgur irmik tuz un ve yumurtanın yoğurulur. İçine kavrulmuş kıyma soğan baharat ve ceviz doldurur. Sonra kapatılır ve şekil verilir.Sonra da ya kızartılır ya da haşlanır. Böyle bir yemek işte Sevgicim.
Yemeklerimizi yedikten sonra biraz daha sohbet edip hazırlanan yataklarımıza uzandık.Hem yolculuğun verdiği yorgunluk hem yemeklerin ağırlığıyla hemen uyumuşuz.
Ertesi sabah uyandığımızda kahvaltı çoktan hazırlanmıştı.Kahvaltımızı yapıp hemen çıktık.Çünkü gezilecek çok yer vardı.Dün akşam sürekli
Göbeklitepe’den bahsettiğimiz için Kadir Amca ilk olarak oraya götürdü bizleri.Örencik köyünü geçtikten sonra Göbeklitepe’ye ulaştık.Animasyonda izlediğimiz yer tam olarak burasıydı.Hala inanamıyorum ne kadar büyük taşlar var.Bu taşlar tam 12000 yıllıkmış.İnanmak güç ama doğru.Hala da dimdik ayakta duruyorlardı.12000 yıllık bir tapınak.
Fatma teyze sakin bir ses tonuyla:
-Unesco burayı dünya mirası listesine aldı.Buralar çok iyi korunuyor.
Göbeklitepe’yi bütün ihtişamıyla gezip rehberin anlattığı bilgileri dinledikten sonra gezimize devam etmek için tekrar yola koyulduk. Göbeklitepe’den sonra Harran ‘a gittik. Harran sınıra çok yakındı.Şanlıurfaya 44 kilometre uzakta bir ilçeydi.Arabalarımızdan inerken babam bizlere yönelip:
-Buranın önemi de büyük çocuklar.Dünyanın ilk üniversitesi burada yapılmıştır.
Kadir Amca da başını sallayarak :
-Burada çok büyük alimler, bilim adamları yetişmiş zamanında.
Yirmibeş dakikalık bir yolculuktan sonra Harana ulaştık.İlk olarak huni şeklinde bitişik yapılmış evler çekti dikkatimi.orada yaşayan bir amca,
bu evlere buradan başka yerde rastlayamayacağımızı söyledi.bu evler yazın serin kışın sıcak tutma özelliğine sahipmiş.
Elif ve İbrahim bizim olduğumuz yere gelerek:
-Sevgi ve Barış! Bu evlerin önünde resim çekinelim mi?
Sevgi ve Barış:
-Harika olur !
Annem,Harran evlerinin önünde bizlerin fotoğraflarını çekti.Ben de annem, babam ,Kadir Amca ve Fatma Teyze’nin birlikte fotoğraflarını çektim. İlk üniversite kalıntılarını,mağaraları ve camileri ziyaret ettikten sonra buradan ayrıldık.
Kadir Amca:
-Şimdi nereye gidiyoruz tahmin edin bakalım?
Biz de hep bir ağızdan:
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(2)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $42.59+) -
BUY THIS BOOK
(from $42.59+) - DOWNLOAD
- LIKE (2)
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE(2)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!