

Güneş bütün ülkeye sımsıcak sarılmıştı. Kar da ona küsmüş o da başka ülkelere göç etmişti. Ağaçlar artık o renkli çiçeklerinden ayrılacağı için çok üzülmüştü. Çiçeklerin bavullarını hazırlamasına yârdim etmişlerdi. Ağaçlar bir o kadar mutluydular. Yaz gelmişti. Tatlı ve sulu meyvelerini artık kendi evlerine davet edebileceklerdi. Ve bütün ülke yazın gelmesi nedeniyle resmen havalara uçuyorlardı. Yumuşak rüzgâr ise geçen yazın anılarını bütün canlılara hatırlatıyordu. Yazın gelmesi ve havaların ısınması doğaya daha farklı bir hava katmıştı. Kuşlar sabah akşam şarki söylemeden, çiçekler rüzgârın içinde dans edemeden, yapraklar uçuşmadan yerinde duramıyordu. Ayrıca öğrencilerin karne almalarına az bir zaman kalmıştı. Bazı öğrenciler yerinde duramayacak kadar mutluyken bazı öğrenciler ise yüzlerindeki tebessüm ve heyecanları başka diyarlara gitmiş gibiydi.
Tebessümü yok olmuş öğrencilerden biri de Tombik Yusuf’tu. Karne zamanının yaklaşması onu epeyce ürkütmüştü. Çünkü bu dönem hiç ama hiç çalışmamıştı. Bu duru onu sokağa çıkamaz ve oyun oynayamaz hale getirmişti. Sanki kendisini bir odaya hapsetmiş gibiydi. Her an ve her zaman telefon, tablet ve bilgisayar ile uğraşıyordu. Artık ne ders çalışmak ne de kitap okumak aklının ucundan bile geçmiyordu. Üstelik bu son haftalarda bayağı kilo almıştı. Bu yüzden annesi Solmaz Hanım’ın gözüne uyku girmez olmuştu. Oysaki is işten geçmiş. Annesi ne kadar Yusuf’u uyarsa da Yusuf’un aklında sadece yemek ve teknoloji vardı. Yusuf’un kardeşi Hayri de Yusuf’a bakar aynısını yapar annesi de bu duruma çok öfkelenirdi. Yusuf’un babası Mehmet Bey ise ağzı var dili yok, işine gider gelir, çocuklarıyla tek kelime etmezdi. Zaten çok kalabalık bir aile olmadıkları için evde çok fazla gürültü olmazdı
Yusuf’u tek anlayan dedesi Celalettin Bey, Yusuf’u dünyalar kadar çok seven onun bir kere bile üzülmesine razı olmayan biriydi. Yusuf dedesini odasında ziyarete gittiği bir günde konuşurlarken bir çığlık kopar. Bu ses tabiî ki Nazlınaz’ın sesiydi.


Komşuları Birgül Hanım’ın Nazlınaz adında sürekli çığlık atan bir kızı vardı.
Hayvan, böcek her şeyden korkar ve çığlık atardı. Artık tüm apartman bu duruma alışmıştı. Nazlınaz böcek kendisini yer diye sürekli Tombik Yusuflara gider böylelikle birlikte oyun oynarlardı. Zaten aynı sınıfta oldukları için ödevleri beraber yaparlardı. Bu durum Tombik Yusuf’un da işine gelir ödevlerinin çoğunu Nazlınaz’a yaptırırdı. Nazlınaz karnesinin yüksek gelmesi için gece gündüz hiç uyumadan çalışırmış. Ama yine de korkuyormuş.

Derslerine çok çalışan Memo da karne zamanını dört gözle bekliyormuş. Okulda ve mahallelerinde kukla gösterisi yaptığı için "Kuklacı Memo" diye bilinirmiş. Her zaman eve geldiğinde eşyalarını ortalığa savurduğu için evinde "Düzensiz Memo" dermiş ailesi. Hatta son iki haftada teker teker eşyaları kaybolmuş. Bu durumdan en çok ailesi Sertap Hanım ve Şevket Bey rahatsız olurmuş. Annesi ve babası çok disiplinli oldukları için bazen Memo’ya ceza verdiği bile olurmuş. Memo'nun hiç sevmediği, anlaşamadığı çok arkadaşı varmış. Bunlardan birisi de Tombik Yusuf'muş. Anneleri arkadaş oldukları için birbirlerinden hiç ama hiç hoşlanmayan bu ikili sık sık bir araya gelmek zorunda kalırmış

Okulun kapanmasına çok az bir zaman kala cumartesi günü öğretmenleri Yeter Hanım; Kuklaci Memo, Nazlınaz, Tombik Yusuf ve bütün sınıfını aileleriyle birlikte okulda toplatmış. Amacı dönemin bir değerlendirmesini yapmak ve sonrasında gidecekleri kampla ilgili bilgiler vermekmiş. Okulda Yeter Hanım velilerle konuşmaya başladığında Geveze Zeynep, Tombik Yusuf, Nazlınaz ve Kuklacı Memo bahçeye çıkmışlar. Zeynep sınıfta çok konuşmasıyla bilinen bir öğrenciymiş. Bu sebepten herkes ona Geveze Zeynep, dermiş. Öyle ki Zeynep konuşmaya başladığında aralarında Zeynep, Zeynepçe konuşmaya başladı, derlermiş.
Birlikte banka oturup sohbet etmeye başlamışlar. Geveze Zeynep yine konuşmaya başlamış:
-Arkadaşlar inanabiliyor musunuz? Bu sene çok çalıştık, çabaladık. Yorulduk ama istediğimiz kelebek kampına gidebileceğiz. Çok mutluyum.
Tombik Yusuf : “ Keşke biraz daha çalışsaymışım, ne kadar güzel olurdu.” demiş ve hayaller dünyasında yüzmeye başlamıştı. Tombik Yusuf aslında kampa gelmek istemiyormuş. Çünkü yazın oturup bilgisayar oyun oynamayı planlıyormuş. Tabi ki ailesinin onu evde bırakacağını hayal etse Yusuf belki kampta yeni şeyler keşfederek yeni bilgiler öğrenir diye ailesi kampa gitmesini çok istiyormuş. Hatta teknolojiyi bu kadar kullanmayı bırakır diye düşünüyorlarmış. Ama Tombik Yusuf'un bundan haberi yokmuş.
-Sen merak etme Geveze Zeynep ben evde eğlenirim, demiş Tombik Yusuf ve çantasındaki poğaçaları çıkarmış.
Bu dört arkadaşın üçü kampa giderlerse neler yapacaklarını anlatmışlar ve evlerine evlerine dağılmışlardı. Aradan beş gün geçmiş karni almışlar, kampa gitmelerine yalnızca bir gün kalmıştı. Kamp için bavullarını hazırlanmaya başlamışlardı. O akşam kamp plânı yapacakları için herkes Tombik Yusuf’un evine toplanmıştı.
Şaka amaçlı Kuklacı Memo:
_Hey dostum duyduğum kadarıyla karnen kötü gelmiş. Yanılıyor muyum?
Tombik Yusuf:
_Ben seninle ne zaman dost oldum ki? Kuklacı, Daginik Memo!
Kuklacı Memo:
_Ben dağınıksam sen de bir o kadar tembel, aç ve bağımlısın! Bunun üzerine Nazlınaz atıldı:
_Hey Memo Yusuf’a niye kırıcı sözler söylüyorsun? Hem Yusuf tembel olabilir ama bir o kadar akıllı biri.
Geveze Zeynep:
_Nazlınaz saçmalama! Yusuf’un dediklerini duymadın mı? Memo’ya dağınık, dedi.
Yükselen sesleri duyan anne Solmaz Hanım odaya girip müdahale etti. Saat epey geç olmuştu. Kalpleri kırık bir şekilde evlerine gittiler.
Sabah olmuştu. Birbirlerine dargın olsalar da hayalleri olan kelebek kampına gitmek ve kampın heyecanını tatmak istiyorlardı. Bu yüzden erkenden okulun bahçesinde yerlerini almışlardı.
Çeşit çeşit kelebeklerle dolu olduğundan bu kampa “ Kelebek kampı” denilirmiş.
Vedalaşma vakti gelmiş. Ailelerine kucak dolusu sarıldıktan ve sevgi öpücükleri verdikten sonra otobüse binmişler. Her biri birbirine küs oldukları için farklı koltuklara oturmuşlar. Arabada ne bir ses ne de bir soluk varmış. En iyi dostlar bile birbirleri ile küstüklerinde hemencecik barışırlarmış. Ama ne Geveze Zeynep’in ne Tombik Yusuf’un ne Nazlınaz’ın ne de Kuklaci Memo’nun birbirleriyle barışma hayalleri varmış. Ilk defa Zeynep’in bir ortamda hiç konuşmadığına şahit olmuşlar. Nazlınaz ise ilk defa arabada gördüğü sinekten korkmamış çünkü sığınacak kimsesi yokmuş. Kampa geldiklerinde bavullarını sırayla arabadan alıp çadırlarını kurmaya başlamışlar. Saat epey geç olmuş. Yolculuğun da verdiği yorgunlukla uykuları gelmiş çadırlarına uyumaya gitmişlerdi. Sabah uyandıklarında durum değişmemişti. Aynı ortamda olmak onları hiç yumuşatmamıştı.
Kahvaltı yaptıktan sonra görevliden izin alıp kampı gezmeye başlamışlar. Gezerken dikkatlerini daha önce görmediği cinsten büyük kanatlı, rengârenk bir kelebek çekti. Havada akrobatik hareketlerle adeta şov yapıyor gibiydi. Büyülenmişçesine gözlerini alamıyorlardı. Kelebeği takip etmeye başladılar. Sanki bu sevimli kelebek onları bir yerlere çağırıyor gibiydi. Bazen koşuyor bazen yavaşlıyordu. Her biri soluk soluğa kalmıştı. Büyük gözdesi olan ulu bir ağacın dalına kondu. Karşılarında bir kapı belirdi ansızın. O kapı herhangi bir kapıya benzemiyordu. Yusuf kapıya dokunmak istedi ama Nazlınaz izin vermedi. Hem korkuyor hem de merak ediyorlardı. Artik duramayacak duruma gelmişlerdi. Derken hepsi aynı anda kapıyı itmeye çalıştılar. Saniyeler içinde kendilerini semalarda bir kuş gibi süzülürken buldular. Daha önce bahsetmemiştik ama uçmak, Kuklacı Memo'nun en büyük hayaliydi. Hatta bunun için büyüyünce pilot olmayı da düşünmüyor değildi.
Geveze Zeynep:
- Ama bu nasıl olabilir? Biz daha az önce kamptaydık, dedi. Kuklaci Memo:
- Dostum sen hala orada mı kaldın? Hatırlasana bir kapıda geçtik ve buradayız.
Tombik Yusuf'ta atıldı:
- Hey Zeynep! Şuraya baksana burada evler su damlası şeklinde çok yaratıcı. Bu evleri yapan mimarla tanışmayı çok isterim. Daha doğrusu ben de bu evlerden birinde yasamak isterim. Ama sanki o evler her an buhar olup uçacak gibi, dedi işte o an bir ev buhar olup havaya uçtu.
Ama o an hepsi boşa konuşuyordu. Zeynep'in dikkatini bambaşka bir şey çekmişti. "Arkadaşlar şuraya baksanıza!" dedi. Hepsi birlikte aşağıya doğru süzülmeye başladı. Yere inince başka bir sürprizle karşılaştılar. Sular ayaklarının altından süzülüp gidiyordu. Ama onlara hiçbir şey olmuyordu. Normalde olsa çoktan sürüklenip gitmişlerdi. Bu şoku atlatınca tam karşılarına baktılar. Karşılarında kocaman "şişeler" duruyordu. Aslında şişe demek çok küçük kalırdı
Ama sanırım bu kadar büyük bir şeyi tâbir etmek için bir kelime bulunmamıştı. Neyse işte, kocaman şişeler ve bu şişelerin önünde kocaman kırmızı düğmeler. Tombik Yusuf ani bir hamleyle düğmelerden birine dokundu. Ani, çünkü arkadaşlarına söylese asla ama asla izin vermezlerdi. Yusuf düğmeye dokunduktan sonra tonlarca su şişelerin önündeki kaplara aktı. Dört arkadaş doğal olarak bir hayli korkmuştu. Nazlınaz:
- Dostum sen ne yaptığını sanıyorsun? Dedi. Kızdığı her halinden belliydi. Memo ise:
-Evet, dostum sen ne yapıyorsun? Burası hiç bilmediğimiz bir yer, daha dikkatli olmalıyız, dedi. Sudan sokaklarda yürürken birkaç canlı görmüşlerdi. Yuvarlak vücutlu canlılar. Bunlar üç kişiydi. Yanlarına gittiler. Birisi kısa kahverengi saçlı bir beyefendi. Birisi sarı saçlı bir hanımefendi. Birisi ise kahverengi saçlı saçlarında ise pembe bir kurdele bulunan küçük bir kızdı.

Nazlınaz konuşmayı başlattı:
- Merhaba! Sanırım biz kaybolduk bize yardımcı olur musunuz acaba? Hanımefendi:
- Merhaba küçük hanım. Tabiki de yardımcı oluruz. Hem sizi buralarda ilk defa görüyorum,yeni olmalısınız? Geveze Zeynep:
- Evet buralarda yeniyiz. Ben Geveze Zeynep. Arkadaşlarım Kuklacı Memo, Nazlınaz ve Tombik Yusuf. Ya siz? Hanımefendi:
- Ah evet, ben Sumâ eşim Abyâ ve kızım Yumâ. O sırada Tombik Yusuf devreye girdi:
- Şey Sumâ Hanım ben bir şey merak ediyorum. Biz sizlerle farklı ülkelerdeniz siz nasıl oluyor da bizim dilimizi biliyorsunuz? Yusufcuğum, buraya farklı farklı birçok ülkeden insanlar gelir. Biz de onlarla anlaşabilmek için dersler alıyoruz,dedi Sumâ Hanım.
Hepsi içinden "vaaay" demişti. Ben de bir şey merak ediyorum,dedi Nazlınaz. Siz ne kadar da değişik şekillerdesiniz. Sumâ hanım:
- Evet size göre farklıyız. Bizler su molekülleri şeklindeyiz. Burası da Sular Diyarı Masuab. İsterseniz evimize gidelim orada daha detaylı konuşuruz. Oleyy! dedi Yusuf. Çünkü o an yemek de yiyebileceklerini düşünmüştü. Uzunca bir süre yürüdüler. Daha sonra Yusuf'un çok beğendiği hatta hayran kaldığı evlerden birinin önünde durdular. Ama bir sorun vardı. Bu evin kapısı yoktu. Memo sordu:
- Ama bu evin kapısı bile yok nasıl gireceğiz ki? Abya Bey:
- İzleyin ve görün. Ama eve girince sakın düşmeyin dikkat edin, dedi. Kimse bunu neden söylediğini anlamamıştı. İlk olarak Abya Bey eve girdi.
Evler de sudan yapılmıştı ve eve girmek için suyun altından geçiliyordu. Hepsi sırayla içeriye girdiler. Daha sonra Memo bir ses duydu:
- Arkadaşlar benim duyduğumu siz de duyuyor musunuz? Evet ben de duyuyorum, dedi Nazlınaz. İşte o an dengelerini kaybedip yere kapaklandılar. Abya Bey:
- Ah çocuklar size daha dikkatli olmanız gerektiğini söylemiştik. Şu an uçuyoruz. O duyduğunuz ses ise kanatlardan geliyordu. Geveze Zeynep şöyle bir dışarıya baktı. Kanatlar sudan yapılmıştı. Aslında bu, sudan kanatlarla nasıl uçtuklarını da merak etmiyor değildi. Ama bir şey söylemedi. Memo ise her an biraz daha uçmaya heveslenip, pilot olacağı günlere dair hayaller kuruyordu.
Memo hayallere dalmış, Zeynep dışarıyı seyrederken, Yusuf, Sumâ Hanım’ın yanına gitmiş çok acıktığını ve yemek yiyip yiyemeyeceklerini sormuştu. Birkaç dakika sonra Sumâ Hanım elinde bir sürahi suyla geldi. Yusuf, hayal kırıklığına uğramıştı:
- Ne yani sadece su mu içeceğiz? Hayır çocuklar, bu su özel bir su. Siz bu suyu ne niyetle içerseniz ona dönüşür bu su. Mesela siz bu suyu açken yemek niyetine içerseniz bu su istediğiniz o yemeğe dönüşür. Memo:
- Vaaay! Ne kadar da güzel, dedi ve suyu içmeye pardon yemeğe başladılar.
Yaklaşık yarım saat sonra hepsi doymuştu. Sumâ Hanım’dan bir teklif geldi:
- Haydi çocuklar biraz etrafı dolaşalım. Ne dersiniz? Herkes bu teklifi kabul etmişti. İlk olarak birkaç adım yanda bulunan bir eve gittiler. Kapıyı bir hanım açtı. Sesleri duyunca eşi de yanına gelmişti. Hep birlikte tanıştılar. Hanımın ismi Mâyâ, beyefendi ise Voday imiş. Daha sonra biraz daha yürüdüler ve bir evin daha önünde durdular.
Kapıyı Yumâ gibi bir erkek çocuğu açtı. Henüz beş yaşındaymış ve ismi Yonay’mış. Anne ve babasının isimleri ise: Maab ve Vomay’mış. Yürümeye devam ettiler. Evin küçük kızı Yumâ önden yürüyordu. Biraz yürüdükten sonra kocaman şişelerin önünde durdu. Ve dört arkadaşı yanına çağırdı:
- Haydi buraya gelin. Size bir şey göstereceğim. Dört arkadaş yanına gelince düğmeye dokundu. Tonlarca su kaplara aktı daha sonra Yumâ:
- Haydi eğilin de suya bakın. Dört arkadaş eğildi ve suya baktı. Hep bir ağızdan " vaaayy bunlarda ne böyle?" Dediler. Yuma:
-Bunlar moleküller arkadaşlar. Bakın bize ne kadar da çok benziyorlar. Evet haklısın,dedi Nazlınaz. Abya Bey o anda devreye girdi:
- Çocuklar,sizi moleküllerin en bilgesi ve yaşlısıyla tanıştıracağım,dedi.
Herkes çok heyecanlanmıştı. O sırada suyun içinden saçları ve bıyıkları kırlaşmış. Hafif kilolu bir molekül çıkageldi:
- Merhaba çocuklar siz bizim yeni misafirlerimizsiniz. Ve ben sizinle bir konu hakkında konuşmak istiyorum. Belki siz gençler bu anlatacağım şeyi anlar ve kendinizden büyük yetişkinlere anlatmayı denersiniz. Geveze Zeynep atıldı:
-Peki tamam da neymiş bu konu? Yaşlı molekül:
- Su kirliliği çocuklar. Biliyorsunuz ki su siz insanların yaşamı için çok gerekli bir kaynak. Ama bazı insanlar sanki sular sonsuzmuş gibi israf ediyor ve kirletiyorlar suları. Çocuklar belki birgün o kimyasallarla kirlettiğiniz suyu içmek zorunda kalabilirsiniz. Ama siz sanki hiç böyle bir ihtimal yokmuş gibi kirletiyorsunuz suyu. Daha dün sizin attığız kimyasallar yüzünden sular biraz daha kirlendi. Ayrıca aramızdan bir molekül daha hastalandı bunun yüzünden.
Şuan Sudan Moleküller Hastanesinde. Beni anlıyorsunuz değil mi?
"Evet" dediler başlarını eğerek. Zeynep şu an suyu israf ettiği için o kadar utanıyordu ki başını kaldıramadı. Yaşlı Molekül:
Evet çocuklar, sizden bana bir söz vermenizi istiyorum. Suyu bir daha asla israf etmeyecek ve idareli kullanacaksınız, bir daha asla suyu kirletmeyeceksiniz. Eğer suyu israf eden ve kirleten birini görürseniz hemen uyaracaksınız. Hepsi söz verdi. Ve içleri rahat bir şekilde Sumâ Hanımların evlerine doğru yola koyuldular. Eve uçarak girdiler. Küçük kız Yuma hemen odasına koştu ve dört arkadaşı da yanına çağırdı. Oyuncaklarını gösterecekti onlara. Odaya girdiler her şey terstendi. Bu Memo’ya ailesi ile gittiği bir evi hatırlatmıştı. Orada da her şey terstendi ve genellikle fotoğraf çekinmek için gidiliyordu. Tam çocuk oyuncaklarını çıkarıyordu ki ağlamaya başladı. Çünkü oyuncaklari yoktu. Nazlınaz teselli edici bir ses tonuyla:
-Üzülme Yumâ belki onları başka bir yerde unutmuşsundur,dedi. Ama küçük kız kendisinden emin bir tavırla:
- Ben onları asla ama asla odamdan çıkarmam, dedi ve ağlayarak annesinin yanına koştu. Annesi Suma Hanıma, oyuncaklarını kaybettiğini söyledi. Ve çığlığı basarak odasına doğru koştu. Geveze Zeynep, Suma’ya:
-İstersen bana sarılabilirsin aynı olayı ben de yaşamıştım. Yuma: Peki sarılalım, dedi.
Fakat ikisi de olacaklardan habersizdi. Yuma ile Zeynep sarılmıştı. Yuma’nın gözyaşı Zeynep’in omzuna akmıştı. Yuma’nın gözyaşının Zeynep’in omzuna akması çok kötü olmuştu. Çünkü bu onları bir diyara götürecekti. Bu diyara Yuma‘nın oyuncaklarını bulmak için gideceklerdi. Dört arkadaş kaybolan oyuncaklardan bahsederken Yuma'nın gözyaşının Zeynep’ in omzuna dökülmesiyle birlikte habersiz bir şekilde Kayıp Oyuncaklar Diyarına göçtüler. Tabi ışınlandılar dersek daha doğru olur.
Çünkü onlar da habersiz bir şekilde ve olanlardan haberleri olmaksızın Sular Diyarından göçmüşlerdi. Bu diyara su içerken kaybolan oyuncaklarını düşündükleri için göçmüşlerdi bir yandan da Yuma’nın oyuncaklarını bulmak için bu diyara göçmüşlerdi. Herhangi bir bilgileri yoktu ama tek istedikleri bu zorlu yolculuktan kurtulup evlerine dönebilmekti. Hayat onları Yuma’nın oyuncaklarını bulmak için buraya savuruyordu. İşte Kayıp Oyuncaklar Diyarına... Çocuklar Kayıp Oyuncaklar Diyarının girişindeydiler. Hepsi de çok üzgündü fakat hepsinin üzgün olmasının nedeni aynı, fakat Tombik Yusuf’un nedeni farklıydı.Tombik Yusuf:
-Hey! Arkadaşlar ben annemin yemeklerini ve ailemi çok özledim. O yüzden üzgünüm. Kuklacı Memo:
-Yusuf biliyoruz annenin yemeklerini seviyorsun ama şuanda onu düşünme zamanı değil . Geveze Zeynep :
-Arkadaşlar şimdi atışmanın zamanı değil . Haydi gelin şu ilginç şeye de bakın.
Zeynep’in ilginç dediği şey oynayan harflerdi ve girişteki Fransızca yazıydı. Kayıp Oyuncaklar Diyarına girişte "Bienvenue au pays des jouets perdus " yazıyordu. Muhteşem dörtlü çözmeye çalışsa da çözememişti. Fakat ilginç bir şey vardı . Bu diyar çok farklıydı. Girişindeki harfler bile oynayan bir diyardı. Bu diyar öyle bir diyardı ki her şeyi çok değişikti. İnsanları oyuncakların şeklindeydi yani oyuncakların canlı halleriydi. Bu diyarda evler mantar seklinde yatakları ise ağlayan buluttandı. İnsanların da uğur böceği şeklinde olan bile vardı. Tabi Nazlınaz arı şeklindeki insani görünce yaygarayı bastı. Nazlınaz:
- Eyvahhhhh ! Arı! Tombik Yusuf :
-Hey! dostum . Sen neden bağırıyorsun beni de korkutuyorsun? Kuklacı Memo:
-Nazlınaz korkmana gerek yok, o sadece arı şeklinde bir insan. Ama bir yandan da haklıydı bu diyar korkulmayacak gibi degildi.
Muhteşem dörtlü ne kadar birbirlerine belli etmemeye çalışsa da korktukları her hallerinden belliydi. Ama en çok da Tombik Yusuf ile Nazlınaz korkmuş gibi görünüyordu. Tombik Yusuf:
-Şey arkadaşlar ben sizi burada beklesem siz girseniz olmaz mı?
Geveze Zeynep: Hayır. Kuklacı Memo : Hayır. Nazlınaz: Hayır.
En başta nasıl birlikte başladıysak şimdi de öyle yapmalıyız. Kimse pes etmeyecek. Nazlınaz’ın bu sözünü çocukların hepsi onaylamıştı. Çocuklar kızgın bir yüz ifadesiyle hepsi bir ağızdan hayır diye bağırdı. Bu diyarda üç kolu, dört gözü olan uzaylı oyuncaklar, gözleri olan evler, kulakları olan balonlar ve kolları olan arabalar vardı. Çocuklar Toyuncak beldesini incelerken birden mantar evin arkasında birinin olduğunu fark ettiler. Fakat mantar ev konuşuyordu. Çocuklar saklanan kişiyi ararken saklanan kişi birden çocukların karşısına çıktı .Çocukların yürekleri ağızlarına gelmişti.
Çocuklar ilk başta korksalar da nihayet korkularını yenmeyi başarabilmişlerdi. Karşılarında Toyuncak Beldesinin yücesi König Der Löwen’e rastladılar. Geveze Zeynep :
-Buraya nasıl geldik, niçin geldik? Diye sordu. Tabi Zeynep’ten sonra Kuklacı Memo atıldı:
-Ben Memo. Kuklalara ilgim olduğu için bana Kuklacı Memo derler. Toyuncak Beldesinden ve kendinizden bahseder misiniz? König Der Löwen:
-Adım, König Der Löwen. Bu beldenin yücesiyim. Toyuncak Beldesi yıpranan terk edilen, rencide edilen, kötü oyuncakların ışınlandığı beldedir. Tombik Yusuf :
-Şimdi biz oyuncak mıyız? Onun için mi buraya ışınlandık? König Der Löwen :
-Hayır Yusuf . Siz Sular Diyarındaki sudan içerken eski oyuncağınızı düşündüyseniz burada onun için olabilirsiniz. König Der Löwen :
Sahiplerinden kötülük gören oyuncaklar, sahiplerinden kötülük gördükleri için kötü ve soğukkanlıdırlar. Ama sizin dilinizi sahiplerinden öğrendikleri, duydukları için sizlerle konuşabilirler. Ve Geveze Zeynep başladı konuşmaya:
-Şimdi anladım, Yuma’nın oyuncaklarının neden kaybolduğunu. Nazlınaz:
-Evet. Yuma oyuncaklarını kötü kullandığı için olabilir. König Der Löwen:
-Çocuklar buradan bir ders almalıyız. O zaman oyuncaklarımızı hatta hiçbir eşyamızı kırıp kötü kullanmamalıyız. Ve bir an Alaaddin'in Sihirli Lambasının içinden çıkan cin gibi bir aynanın içine girerek ortadan kaybolmuştu. Arkasından sadece yok olduğu ayna kalmıştı. Çocuklar şaşkın bir şekilde kalakalmışlardı. Ne yapacaklardı? Bu ayna neydi? Akıllarında bunun gibi farklı farklı sorular. Tek bir fikirleri yoktu. Buradan nasıl kurtulacaklardı, ne yapacaklardı? Geveze Zeynep başladı konuşmaya:
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors
Farklı dillerde konuşan insanlar aynı yöne bakabilirler. Tıpkı MaSuAb gibi. Bazıları için su, bazıları için ma, bazıları için ab...
Kitaplar insanlara kaybettikleri insanları ve insanlıkları geri verir.

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(3)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $8.19+) -
BUY THIS BOOK
(from $8.19+) - DOWNLOAD
- LIKE (3)
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE(3)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!