Merhaba Arkadaşlar;
Bu kitabı Bilsem öğretmenim Ayşe BOSTANCI'nın isteği ile yapmaya karar verdim. Yazmadan önce İbni Sina hakkında araştırmalar yaptıktan sonra yazmaya başladım. Beğenmeniz dileklerimle...
ELİF DEMİR :)

İbn-i Sina tıp üzerine eğitim almıştır. İşinde çok iyi olan İbn-i Sina, bir gün valinin oğlunun hasta olduğunu öğrenir. Her doktor gibi o da valinin oğlunu muayene etmek için saraya gider. Sarayda vali İbn-i Sina'yı karşılar. İbn-i Sina çocuğun yerini sorar. Vali büyük bir hevesle çocuğun odasına götürür. İbni Sina her doktorun yaptığı gibi ilk önce küçük muayeneler yapar. Valinin hevesi biraz kaçsa da yine de bir umut vardır. Aslında İbn-i Sina diğer doktorlara pek benzemez. Onun kendince yöntemleri vardır.
Çocuk üstündeki örtüyü yavaşça açtı. Çocuk gerçekten de çok halsizdi, zayıftı ve böyle giderse uzun bir zaman daha iyileşemezdi. Demiştim İbn-i Sina değişik yöntemler kullanarak işini yapar. Neyse nerde kalmıştık? İbn-i Sina hiç görülmemiş bitkileri ezdi, sıcak suda kaynattı ve bir gece bekletti. Çocuğa yani Kahan'a sadece iki kaşık içirdi. Kahan'ın neyi olduğunu bir türlü anlayamıyordu. Bildiği hiçbir hastalığa tam benzemiyodu. Bu şekilde bir kaç gün geçti. Vali, her akşam hekimin odadan çıkışını bekliyor ve onu soru yağmuruna tutuyordu.
İbn-i Sina ise biriz daha zaman istiyor ve henüz bulamadığı söylüyordu. Kahan ilk günkünden daha iyiydi. Mesela gözlerini açmaya başlamış ve azda olsa iştahı açılmıştı. Fakat bunlara iyileşme denemezdi. Bu çocuk iyileşmiyordu. Sanki iyileşmek istemiyor ve hasta olmak için inat ediyordu. "İyi de",diyordu İbn-i Sina, "bu insan inatsa bunun nedenini bulmak hekimin görevi değil mi?"
Bazıları buna, "hayır, değil!" diyecektir. Bazıları ise hiçbir fiziksel hastalığın insan psikolojisinden ayrı olmayacağını bildiği için "Evet, hekimin görevidir." diye İbn-i Sina'ya hak verecektir. 1020'de insanların elbette psikoloji diye bir bilimden haberi yoktu, fakat İbn-i Sina o sıralarda insanın mutlu, mutsuz, üzgün, kaygılı, öfkeli, sıkkın hatta kıskanç yahut cimri oluşunun hastalığı ile bir ilgisi olduğunu keşfetmişti. Kahan'ın hastalığının da bir psikolojik nedeni olduğunu düşünüyordu. Ama neydi bu? Bir insanı hasta edecek milyonlarca neden olabilirdi. Kahan bunu söylemeden hekim bunu nasıl öğrenecekti. Henüz zihin okumayı keşfeden olmamıştı.
Hekim her sabah uyanınca Kahan'ın yanına geliyor ve ona hikayeler anlatıyordu. Kahan'ın bileğini tutup nabzını dinliyordu. Bu hikayeler herşeyle ilgili olabiliyordu. Hatta mümkünse her biri ayrı bir konuyla ilgili oluyordu. İbn-i Sina, Kahan'ın nabzı hangi hikayede yükselirse hastalığın nedenini de o konuda arayacaktı. Eğer babasından bahsettiği bir hikayede nabzı yükselseydi, sonurun baba ile ilgili olduğu ortaya çıkacaktı. Fakat şu ana kadar minik minik oynamalar dışında hiçbir hikayeye öyle bir tepki vermemişti. Gel gelelim o güne. Yani Kahan'ın iyileştiği güne. O günden önce İbn-i Sina bir karar vermişti.

Vali ile konuşup Kahan'ı dışarıya çıkartacaktı. Vali'yi bulup konuşmaya başladı. Oğlunuz Kahan'ı yarın dışarıya çıkartacağım dedi İbn-i Sina. Vali tam hayır diyecek oldu ki, İbn-i Sina'nın bakışlarını gördü ve tamam dedi. Ertesi gün oldu ve faytonun içine yumuşacık bir yatak serildi. Kahan oraya yatırıldı. İbn-i Sina da yanına oturdu. Vali İbn-i Sina'ya güvenmediği için kendisine bir fayton hazırlayıp arkasından takip etti. İbn-i Sina görevliye kendisine tüm şehri gezdirmesini söyledi. Saatlerce yol aldılar ve göçmenlerin yaşadığı mahalleye gittiler. İbn-i Sina her mahalleye girdiğinde Kahan'ın nabzını ölçtü. Ama hiçbir farklılık olmamıştı.

Ancak o göçmenlerin yaşadığı mahalleye gelince Kahan'ın nabzı çok hızlandı. İbn-i Sina anladı ki, Kahan'ın hastalığının sebebi bu mahalledeydi. Kahan elini çok hafifçe kaldırdı ve bir evi gösterdi. Çok kısık bir sesle "bu" dedi. İbn-i Sina hemen görevlinin o evin kapısına gitmesini istedi. Görevli hemen o evin kapısına atı sürdü. İbn-i Sina yerinden kalktı ve kapıyı çalmaya gitti. Kapıyı genç bir kız açtı. Kız Kahan'ı görünce çok şaşırmıştı. Ama Kahan'ın yüzünde güller açmıştı. Kız koşup Kahan'a sarıldı ve anladı ki bu hastalığın adı aşk acısı olmalıydı.
İBN-İ SİNA KİMDİR?
Doğum ve Ölüm Yılı : 980 -1037
Ülkesi : Özbekistan
Doğduğu Yer : Efşene köyü
İlgilendiği Alan : Tıp, şair, astronom, matematikçi, hukukçu ve ahlâkbilimci, filozof
İnsanlığa Katkısı :Tıp alanında oldukça önemli çalışmalar yapmıştır. Kalp-damar sistemi ile ilgili eserler kaleme almıştır. Tıp kanunu isimli eseri uzun yıllar boyunca hekimlere rehberlik etmiştir.
Önemli Sözleri : Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir. Ne Öğrendimse, Secdede Öğrendim. Bilim ve sanat uyuşamadığı ülkeyi terk eder.
ELİF DEMİR'DEN BİR NOT :HEPİNİZE ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM:);)<3


- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $3.79+) -
BUY THIS BOOK
(from $3.79+) - DOWNLOAD
- LIKE (1)
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!