

HACI BEKTAŞ VELİ'NİN ETKİLEDİĞİ VE ETKİLENDİĞİ İSİMLER (ORTAK ÜRÜN)
ÖZEL ÇERKEZKÖY ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ- ÖZLEM ÇELİK (HACI BEKTAŞ VELİ)
MİTHATPAŞA MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ- ZÜLEYHA DURAK ÖZEN (FATMA BACI)
KAPAKLI MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ- DENİZ ÖZSAYLAN (BARAK BABA)
TEFEYYÜZ İ.Ö.O- GÜLTEN HALİM (YUNUS EMRE)
ÖZEL ÇERKEZKÖY ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ- MEHTAP TOPÇU (AHİ EVRAN)
ÇORLU MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ- AYLA ALTUNDAĞ (ŞEMS-İ TEBRİZİ)
KONAK NEVVAR SALİH İŞGÖREN EĞİTİM KAMPÜSÜ-5 MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ- AYLİN YILMAZER MIZRAK (SARI SALTUK)
BOZÜYÜK KIZ AİHL- TUĞBA DEMİRCAN -(TAPTUK EMRE)
ÖZEL ÇERKEZKÖY ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ MTAL -NADİDE BAYSAL - (BABA İLYAS)
MİMAR SİNAN MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ- BEYHAN SOLGUN (SEYYİD MAHMUD HAYRANİ)
Професионална земеделска гимназия „Добруджа“, Силистра- YULİA BOYADCİEVA - (MEVLÂNA)
ÖZEL ÇERKEZKÖY ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ- MEHMET ERTAN (HOCA AHMET YESEVİ)
HEYBEMİZDEKİ GÖNÜL DOSTLARI
Tasavvuf; genel anlamda kalbin kötülüklerden arındırılıp yaratılanlara karşı güzel davranılması, insanın dünyalık menfaatlerden ve nefsinden uzaklaşarak Allah’ın varlığı ile yetinmesidir.
Hacı Bektaş Veli, Âhi Evran, Fatma Bacı (Kadıncık Ana), Ahmed Yesevî, Baba İlyas (Resul Baba), Muhlis Paşa, Barak Baba, Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Yunus Emre, Şems-i Tebrizi, Sarı Saltuk, Taptuk Emre
On üçüncü yüzyılın sonlarına doğru halk arasında saygı görmeye başlayan ve popülerleşen tasavvufi akımlar; Anadolu coğrafyasındaki karışıklıklardan bir kaçış, manevi bir sığınak görevini üstlenmiştir. Halkın saygısını kazanıp büyük kitleleri arkalarına almaları, manevi desteğin yanında, etkili oldukları bölgelere maddi destek olmalarını sağlamıştır. Ellerindeki maddi gücün büyük bir kısmını yıkık yerleri restore etme, ilmi ve dini eğitim çalışmalarının sürdürüldüğü yapılar inşa etme gibi amaçlar için kullanmışlardır. Tekke ve zaviyeler ile eğitimli bireyler yetişmesine katkı sağlamışlardır. Böylece İslam bilinci ve eğitimine sahip genç bireylerin yetişmesi sürecinde önemli bir rol oynamışlardır. Yoksulların, muhtaçların ve evsizlerin ihtiyaçlarını tekkeler vasıtasıyla karşılamışlardır.
İslam dininin buyurduğu yardımlaşma ve paylaşmayı gerçekleştirerek bu dinin pozitif yönlerini halka yayma görevini üstlenmişlerdir. Savaş döneminde, bulundukları bölgelerde etkili örgütlenmeyi sağlamışlardır. Halkın tarikatlara olan saygısı alimlerin dikkatle dinlenmesine ve Bizans İmparatorluğu’ndan gelen baskılara bölgesel mücadeleler ile karşılık verilmesini sağlamıştır. Yarattıkları birlik beraberlik hissi toplumun İslam şemsiyesi altına sığınmasını sağlamıştır. Bu tarikatlardan bazıları o kadar güçlülerdir ki yöneticilerin İslam ile ilişkisini denetlemeyi ve korumayı sağlamışlardır. Bu güçleri, merkezi otoritenin yetersiz kaldığı dönemlerde bölgesel otorite olarak görev yapmalarından da anlaşılabilir. Karışıklığa doğru sürüklenen Anadolu halkında bıraktıkları güçlü izlenim ile siyasi olmasa da manevi bir otoritenin varlığını hissettirmişlerdir.
ÖZEL ÇERKEZKÖY ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ
HACI BEKTAŞ VELİ (HÜNKÂR-I PîR)
HAZIRLAYAN ÖĞRENCİLER:
BM, AD,HL, FE, KE, BK, MBK
DANIŞMAN ÖĞRETMEN:
ÖZLEM ÇELİK



Her ne ararsan kendinde ara.


HÜNKÂR-I PîR
Büyük düşünür, ozan, gönül adamı Hacı Bektaş Veli, 13. yüzyılda yaşamış Türk-İslam mutasavvıfıdır. Yaşamı hakkında rivayetlere dayalı bilgiler yoğunluktadır. Doğum ve ölüm bilgilerinde belirsizlik vardır. Kaynakların çoğunda 1209 yılında Horasan Nişabur kentinde doğduğu, babasının adının Seyit İbrahim Sani, annesinin adının Hatem Hatun olduğu, asıl adının da Mehmet olduğu belirtilmektedir.
Bugün Nevşehir’e bağlı Hacıbektaş adı verilen ilçede vefat etmiş, burada bulunan türbesi günümüzde müze haline getirilmiştir. 1964 yılında Kültür Bakanlığı tarafında müzeye çevrilen türbe her yıl binlerce kişi tarafında ziyaret edilmektedir.
Çocukluğu ve gençliği Horosan’da geçen Hacı Bektaş Veli, örnek ve dürüst bir kişiliğe sahiptir. İlk öğretimini Türkistan’da Piri Hoca Ahmet Yesevi kültür ocağında, Lokman Perende’den almıştır. Fen bilimleri, sosyal bilimler gibi temel dersleri öğrenen Veli, çok sayıda bilim insanının yetiştiği Horosan’daki bu nimetlerden faydalanmıştır.
Küçük yaşlarda kendini dolduran Hacı Bektaş Veli’nin Anadolu’ya gelişi Anadolu Selçuklular dönemindeki siyasi karışıklıkların olduğu döneme gelir. Bu dönemde buraya gelip, belli başlı şehirleri dolaşarak bugünkü adını verdiği Hacıbektaş ilçesine yerleşerek burada faaliyetlerini sürdürür. Gittiği her yere fikirleriyle aydınlatmaya çalışan Hacı Bektaş Veli kısa bir sürede Anadolu civarlarında tanınmaya başlar. Düşünceleriyle bir güneş gibi doğan Hacı Bektaşı Veli, öğrenciler yetiştirerek düşüncelerini, felsefesini yaygınlaştıran bir alimdir.
İNCİNSEN DE İNCİTME
Hacı Bektaş Veli, bilim ve öğretim merkezi kurarak ortaya koyduğu düşünce, fikir ve kâmil akıl ile Anadolu’da birlik ve beraberliği sağladı. İnsanlara tasavvufun inceliklerini anlatan Hacı Bektaş Veli, bilgi ve erdem kandilini yaktığı Anadolu’da, Hakk’a ulaşmanın, dört kapı kırk makamdan geçerek hakikate kavuşmanın yollarını yetiştirdiği talebelerine öğretti.
Osmanlı’nın kuruluşunda ve Anadolu’nun Türkleşmesinde etkisi olduğu belirtilen Hacı Bektaş Veli, “Bir olalım, iri olalım, diri olalım”, “İncinsen de incitme”, “Her ne ararsan kendinde ara”, “Oturduğun yeri pak et, kazandığın lokmayı hak et”, “Eline, beline, diline sahip ol” sözleriyle bütün insanlığı sevgi, barış ve kardeşliğe çağırdı.
ESERLERİ
Hayatının büyük bir kısmını Anadolu insanının yetişmesine adayan Hacı Bektaş Veli, ömrünü tamamladığı o dönemki adıyla Sulucakarahöyük olan Nevşehir’e bağlı Hacıbektaş ilçesindeki ebedi istirahatgahında ziyaret ediliyor. Hacı Bektaş Veli’ye ait olduğu genel olarak kabul edilen eserler şunlar: “Besmele Şerhi”, “Fatiha Suresi Tefsiri”, “Makalat”, “Kitabü’l-Feva’id”, “Hacı Bektaş’ın Nasihatleri”, “Makalat-ı Gaybiyye” ve “Kelimat-ı Ayniyye”.



Hararet nârda’dır sac’da değildir
Kerâmet sendedir tâc’da değildir
Her ne arar isen kendinde ara
Kudüs’te Mekke’de Hâc’da değildir
Sakın bir kimsenin gönlünü yıkma
Gerçek erenlerin sözünden çıkma
Eğer insan isen ölmezsin korkma
Âşığı kurt yemez uc’da değildir
Gönül kâbesine girmesin hülya
Nefsine hakim ol düşme bed hûya
Kirleri arıtan baksana suya
Hep yüzü yerlerde buc’da değildir
Hacı Bektaş Veli





MİMAR SİNAN MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ
SEYYİD MAHMUD-I HAYRANİ
HAZIRLAYAN ÖĞRENCİLER: AI,BB,BK,HB,HBB,
MYK,TEÜ,YD
DANIŞMAN ÖĞRETMEN:BEYHANSOLGUN


Anadolu Selçukluları devrinde Akşehir'de
yaşayan sufi.Hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur.Ölüm tarihinden hareketle XIII.yüzyılın başlarında doğduğu söylenebilir.Adının başındaki ''seyyid'' unvanı onun muhtemelen Hz. Peygamber soyundan olduğunu gösterir.Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde bulunan ve Selçuklu ağaç işçiliğinin güzel örneklerinden olan sandukasının üzerindeki kitabeye göre babası Selçuklu Devlet adamlarından Mesut Paşa olup dedesinin adı Mahmud'dur.
Mahmud-ı Hayrani'nin Baba İlyas ve Hacı Bektaş Veli ile münasebetleri olduğu çağdaşı Mevlana ile samimi olduğu Ahmed Eflaki'nin Menakıbü'l-Arifinin'den anlaşılmaktadır.Şeyh Muhyiddin adlı bir Bektaşi şairinin 880 yılında (1475-76)yazdığı,Hızırname adıyla tanınan divanında Mahmud-ı Hayrani'nin Hacı Bektaş-ı Veli,SadrettiKonevi,Mevlana,Sultan Veled,Şems-i Tebrizi gibi velilerle aynı mecliste bulunduğu anlatılmaktadır.
Vilayetname'de adı Hacı Bektaş'ın vefatı sırasında yanında bulunanlar arasında zikredilmektedir.
667'de(1269) vefat eden Mahmud-ı Hayrani,bugün Akşehir'in Anıt mahallesinde kendi adını taşıyan sokakta bulunan türbesine defnedilmiştir.Büyük sanat özelliği taşıyan Seyyid Mahmud-i Hayrani Türbesi'nin daha sonra yapılan Mevlana türbesine örnek olduğu ve aynı mimarın elinden çıkmış olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır.

SEYYİD MAHMUD-I HAYRANİ TÜRBESİ

NSİ KAMPÜS 5 MTAL İZMİR
HAZIRLAYAN ÖĞRENCİLER: BUSE Ü. BERFİN S. OZAN G. AÇELYA Ö.
REHBER ÖĞRETMEN:
AYLİN YILMAZER MIZRAK



SARI SALTUK TEKKESİ
SARI SALTUK
Saltukname'ye göre nam-ı diğer Sarı Saltuk'ın asıl ismi Şerif Hızır'dır. Tüm Bektaşi şeyhlerine atıfla olduğu gibi Şerif Hızır'ın soyu da Hz. Ali'den hareketle Hz. Muhammed'e bağlanır. Şerif Hızır'ın dedesinin Hüseyin babasının ise Hasan adını taşıyor olması Bektaşiliğe temas edip daha sonra temele oturacak olan Hz. Ali kültüne nispetle yazılmış olabileceği kuvvetle muhtemeldir. Birer fetih kahramanı olarak gösterilen ataların ölümünden sonra Şerif Hızır üç yaşında babasız kalır. Onu Seravil adında bir lala yetiştirir.
Türk töresinin gereği olarak erken yaşta Şerif Hızır ata binip, ok atmayı öğrenir. Daha sonra bir vasıtayla Sultan Süleyman Sebüktekin'in huzuruna çıkarılan Şerif Hızır, bir avda gösterdiği marifet neticesinde sultanın teveccühüne mazhar olarak hazineden maaşa bağlanır. Sarı Saltuk ismini alışı ise bir geleneğe dayandığı kabul edilir. Saltukname'ye göre Şerif Hızır'a Saltuk ismini savaşta yendiği Alyon adındaki bir düşmanı verir. O da Alyon'a İlyas ismini verecektir.
Kahraman ve evliya kişiliğiyle bilinen Sarı Saltuk, efsanelerdeki karakterlerde bulunan kahramanlık alametlerinin hepsine sahiptir. Atfedilen evliya özelliğinden hareketle üç boyutlu alemin dışında dördünce boyuta da çeşitli temasları olduğu kabul edilen Sarı Saltuk, Abdülkadir Geylani menkıbesinde de anlatıldığı gibi bir anda mekan değiştirebilmekte ve attığı silahı ile düşmanı istediği zaman vurabilmektedir.Kahraman ve evliya kişiliğiyle bilinen Sarı Saltuk, efsanelerdeki karakterlerde bulunan kahramanlık alametlerinin hepsine sahiptir.

Atfedilen evliya özelliğinden hareketle üç boyutlu alemin dışında dördünce boyuta da çeşitli temasları olduğu kabul edilen Sarı Saltuk, Abdülkadir Geylani menkıbesinde de anlatıldığı gibi bir anda mekan değiştirebilmekte ve attığı silahı ile düşmanı istediği zaman vurabilmektedir.Ateşin, suyun, kılıcın işlemediği gibi olağanüstü özelliklerin atfedildiği Sarı Saltuk'un düşmanı başta kafirler olmak üzere onlara yardımcı olanlardır. Efsanevi hikayelerde olduğu üzere Sarı Saltuk'a düşman olanlar arasında cadılar, devler ve kötü cinler de sayılır.

Sarı Saltuk'un bu gibi mitolojik rivayetlerle anlatılmış olması onun gerçek kimliği ve yaşamı konusunda araştırıcıları epey zorlamaktadır. Yine Şükrü Akalan'ın günümüz Türkçesi'ne çevirdiği Saltukname'ye göre Sarı Saltuk 99 yaşında yaşamını yitirir. Onu kılıçla öldüremeyen düşmanları önce zehirlerler, sonra da hançerleyerek öldürürler.



TEFEYYÜZ İLKÖĞRETİM OKULU-ÜSKÜP
YUNUS EMRE
HAZIRLAYAN ÖĞRENCİLER:
AA, DN, ER, İO, MD, ZN
DANIŞMAN ÖĞRETMEN:
GÜLTEN HALİM


YUNUS EMRE’NİN HAYATI
Türk milletinin yetiştirdiği en büyük tasavvuf erlerinden ve Türk dili ve edebiyatı tarihinin en büyük şairlerinden biri olan Yunus Emre’nin hayatı ve kimliğine dair hemen hemen hiçbir şey bulunmamaktadır. Bazı bilgilere göre Yunus Emre 1238-1328 yılları arasında yaşamıştır. Türk tasavvuf edebiyatı sahasında kendine has bir tarzın kurucusu olan Yunus Emre, Ahmed Yesevî ile başlayan tekke şiiri geleneğini özgün bir söyleyişle Anadolu’da yeniden ortaya koymuştur.
Emre, tasavvufla beslenen dizelerinde insanın kendisiyle, nesnelerle, Allah'la olan ilişkilerini işledi, ölüm, doğum, yaşama bağlılık, İlahi adalet, insan sevgisi gibi konuları ele aldı. Şiirleri aynı zamanda Yunus asırlardan beri Anadolu’da ve Rumeli’de faaliyet gösteren tarikatların ortak düşüncesi ve sesi hâline gelerek, Alevî-Bektâşî edebiyatı ile Melamî-Hamzavî edebiyatını meydana getiren halk edebiyatının kaynağı oldu.
Yunus Emre’ye ait şiirler Divan adlı eserde toplanmış, şiirlerde aruz ve hece ölçüsü kullanmıştır. Bu eserden Fatih nüshası, Yahya Efendi nüshası, Balıkesir nüshası, Niyazi Mısri nüshası, Karaman nüshası, Nuruosmaniye nüshası, Bursa nüshası adı ile çoğaltılan kopyaları da mevcuttur.
Yunus Emre'nin Eserleri
İki önemli eseri bulunmaktadır.
Canlar canını buldum,
Ballar balını buldum,
Bu canım yağma olsun,
Kovanım yağma olsun.
Şiirleri İlahileri
Aşkın Aldı Benden Beni Şol Cennetin Irmakları
Bir Kez Gönül Yıktınısa A Sultanım Sen Var İken
Biz Kimseye Kin Tutmayız Ah Nice Bir Uyursun
Bize Didar Gerek Dünya Gerekmez Aşkın ile Aşıklar
Çıktım Erik Dalına Arayı Arayı Bulsam İzini
Dervişlik Dedikleri Ağlatırsa Mevlam Yine Güldürür
Dolap Niçin İnlersin Ben Yürürüm Yane Yane
Elhamdülillah vs. Bilmem Nideyim vs.
Şiir
Gönüller Yapmaya Geldim
Benim burda kararım yok,
Ben burdan gitmeye geldim.
Bezirgânım metaım çok,
Alana satmaya geldim.
Ben gelmedim davi için,
Benim işim sevi için.
Dostun evi gönüllerdir
Gönüller yapmaya geldim.
Dost esriği deliliğim,
Aşıklar bilir neliğim.
Devşiriben ikiliğim,
Birliğe yetmeye geldim.
O hocamdır ben kuluyum,
Dost bahçesi bülbülüyüm.
O hocamın bahçesine,
Şad olup ötmeye geldim.
Burda biliş olan canlar,
Orda bilişirler imiş.
Bilişi ben hocam ile,
Halim arzetmeye geldim.
Yunus Emre aşık olmuş,
Maşuk’a derdinden olmuş.
Gerçek erin kapısında,
Ömrüm harcamaya geldim.
Siz Yunus’tan sorun haber,
Dost kanda ise anda var.
Haberi gel gör benden al,
Ben onu görmeye geldim.
İlahi
Veysel Karani
Hakk’ın Habibi’nin sevgili dostu,
Yemen illerinde Veysel Karani.
Söylemez yalanı yemez haramı,
Yemen illerinde Veysel Karani.
Seherde kalkuver yola giderdi,
Hakk’ın binbir ismi zikir ederdi,
Allah Allah deyu deve güderdi,
Yemen illerinde Veysel Karani.
Elinde asası hurma dalından,
Belinde hırkası deve yününden,
Asla hata gelmez onun dilinden,
Yemen illerinde Veysel Karani.
Aşık Yunus ey de ben de varaydım,
Ol mübarek hub cemalin göreydim,
Ayağın tozuna yüzler süreydim,
Yemen illerinde Veysel Karani.
Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim sevilelim
Dünya kimseye kalmaz




TAPDUK EMRE
Yola çıkıp varmayan, yoldan çıkıp varan yoktur.
Yol tektir. O da Hakk’a doğrudur.
Horasan’dan Anadolu’ya geldiği tahmin edilmektedir.
Tapduk kelimesinin onun adı mı yoksa lakabı mı olduğu konusu belirsizdir.
Babaî zümrelerine mensup pek çok derviş gibi Tapduk Emre’nin de baba unvanını taşıdığı Yûnus Emre’nin bazı mısralarından anlaşılmaktadır.
Ayrıca Tapduk Emre’nin yaşadığı dönemde Anadolu’da bu ismi kullanan şahsiyetlerin varlığı bilinmektedir.
Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Velî’de onu Sarı Saltuk ve Barak Baba ile birlikte Hacı Bektâş-ı Velî’nin müridleri arasında gösterilerek Bektaşî geleneğine dahil edilir.
Tapduk Emre’nin Hacı Bektâş-ı Velî’nin üstünlüğünü tanıdığına hatta kendisine Tapduk adının aralarındaki bir görüşme sırasında verildiğine işaret edilir.
Yûnus Emre’yi yetiştiren,
Yûnus Emre’nin kimlik dokusunu ören isim şeyhi Tapduk Emre’dir.
Yûnus Emre’nin Tapduk Emre’yi bulması kolay olmamıştır.
Halvet ve riyâzetlerini Tapduk Emre’nin dergȃhında geçirmş
Seyr u sülȗku sürekli olmuştur.
Dervişlik eğitimi oldukça ciddî, terbiyesi devamlı ve muhabbeti derindir.
VARDIM
TAPDUK KAPUSUNA
Aşk ateşi ciğerimi
yaka geldi,
yaka gider
Garip gönlüm bu sevdayı
çeke geldi , çeke gider
Yunus Emre dervişliğin bir heves değil bir dâvâ, mürşidinin sıradan değil
hakîkat önderi olduğunu bilmiş ve mürşidine lâyık bir duruş sergilemiştir.
Vardugunuz illere şol safâ gönüllere
Baba Tapduk ma’nîsin saçduk
elhamdülillah.
Yunus EmreTapduk Emre’nin dergȃhına her dâim odun taşırken dergȃha lâyık görmediği eğri odunlarla sembolik anlatımda bulunmaktadır.
Odunların düzgünlüğü nefsinin ermişliğini sembolize etmektedir.
Eğri odunları dergȃha sokmayışı eğri benlik dokusuyla dergȃhta konaklamadığını belirtmektedir.
Tapduk Emre, Yûnus’un getirdiği odunlara bakarak hepsinin düz ve kuru olduğunu görünce:
“ Dağda hiç eğri odun kalmamış mı?” suâlini bilmezlikten gelerek sormuş;Yûnus da:“Dağda eğri odun çok ; lakin senin kapında odunun bile eğrisi yakışmaz.” cevabını vermiştir.
(Fuad Köprülü- Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar)
Yunus Emre
Tapduk Emre’nin hayat iksirini yudumlamış, onun diriliş muştusunu insanlığa sunmuş, şeyhinin istikamet çizgisini devâm ettirmenin çabasını görmüştür.
Uşda Miskîn Yûnus eydür
Tapdug’umuz dost yüzidür
İnanmayan işbu söze
eydebilsin eytdügini
YUNUS EMRE'NİN DOST YÜZÜ:
TABDUK EMRE
İZMİR - MİTHATPAŞA MTAL
ÖĞRENCİLER:
SC - İ.K- SA- FU - MT - BC - TY
ÖĞRETMEN:
ZÜLEYHA DURAK ÖZEN

Bacıyan-ı Rum örgütlenmesini gerçekleştiren Fatma Bacı ünlü mutasavvıf Şeyh Evhadüddin Kirmani’nin kızı ve aynı zamanda Ahilik Teşkilatının kurucusu Ahi Evran’ın (Şeyh Nasırüddin Mahmut) eşidir.
Ailesinden dolayı iyi bir eğitime sahip olduğu ortaya çıkmaktadır. Erkek esnaflar arasında büyük bir esnaf örgütlenmesi oluşturan Ahi Evran aynı örgütlenmeyi eşi vasıtasıyla kadınlar arasında da gerçekleştirmek istemiş olabilir. Ya da Fatma Bacı eşinden esinlenerek kadınların da ekonomik, kültürel ve askeri olarak toplum hayatında aktif rol üstlenmelerini sağlamaya çalışmıştı.
Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı Alaaddin Keykubat’ın ölümü Anadolu için güzel günlerin sonu, kötü günlerin ise başlangıcı oldu. Moğollar karşısında 1243 yılında alınan Kösedağ yenilgisi sonrası Anadolu işgal ile karşı karşıya kaldı.
Moğollar tarafından kuşatılan Kayseri ahiler ve Bacıyan-ı Rum mensuplarının yardımı ile uzun süre işgale direndi. İhanet sonucu şehri ele geçiren Moğollar başta ahiler olmak üzere halkı kılıçtan geçirdiler. Bir çok erkek ve kadın ise bunların arasında Fatma Bacı’da vardı esir edildi ve İran’a götürüldü. Fatma Bacı’nın esareti ile bu örgüt dağıldı.
Fatma Bacı 1260’lı yıllarda ancak serbest kalarak Anadolu’ya dönebildi.
Fakat eşi Ahi Evran bir Türkmen ayaklanması sırasında emir Nurettin Caca Bey tarafından katlettirildi.
Yaşamını geri kalanını Sulucakarahöyük (bugün ki Hacıbektaş ilçesi) çevresinde tamamlamış
(vefatı tahminen 1875) ve yaşadığı süreçte herkesten saygı görmüştür.

Fatma Bacı
Kadıncık Ana
Kadın Ana


ÇORLU
MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ
HAZIRLAYANLAR: GA, KÖ, DÖ, ST, AÖ, NT
DANIŞMAN ÖĞRT: AYLA ALTUNDAĞ


ŞEMS-İ TEBRİZİ


Şems-i Tebrizi ya da tam ismiyle Şemsüddin Muhammed bin Ali bin Melikdad Tebrizi, İranlı bir Azerbaycan Türkü, İslam alimi ve tasavvuf düşünürüdür. Mevlana’nın düşüncelerinde büyük bir ufuk olan Şemsi, Mevlana tarafında yazılan Divan-ı Şems Tebrizi adındaki eseriyle tanınmıştır. Mevlana’nın gönüldaşı olan Şemsi, 1247 tarihinde Mevlana’da gelen büyük değişikliği kabullenmeyenler tarafından mı
yoksa geldiği gibi kimseye haber vermeden Konya’yı terk ettiği bilinmemektedir.
Günümüzde Şemsi Tebriz’e ait birçok türbe ve mezar gösterilir ama kesin bir bilgi yoktur. Kimilerine göre Şems, Konya’yı terk eder ve Pakistan’a gider. Pakistan Hoy’da vefat eder ve oraya gömülür.
Niğdedeki Kesikbaş Türbesi de Şeme izafe edilir. Bunlardan ayrı olarak tebrizde Geçil denilen mezarlıkta, Hoyda, Pakistanın Multon şehrinde Şems türbeleri veya makamları vardır.






ŞEMS-İ TEBRİZİ 40 KURALI
1. Kural
Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla...Yok eğer Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.
2. Kural
Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil !
3. Kural
Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batıni mana. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

4. Kural
Kainattaki her zerrede Allahın sıfatlarını bulabilirsin çünkü o camide, mescitte, kilisede, havra da değil, her an her yerdedir. Allahı görüp yaşayan olmadığı gibi, O'nu görüp ölen de yoktur. Kim O'nu bulursa, sonsuza dek O'nda kalır.
5. Kural
Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. "Aman sakın kendini" diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: " Bırak kendini, koy gitsin! " Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!
6. Kural
Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.

7.Kural
Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat' i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.
8. Kural
Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile sonunda O sadece kimsenin bilmediği gizli bir bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.
9. Kural
Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.


10. Kural
Ne yöne gidersen git,-Doğu, Batı, Kuzey ya da Güney-çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.
11.Kural
Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.
12. Kural
Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.
13. Kural
Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

14. Kural
Hakkın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. "Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını.
15. Kural
Allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.
16. Kural
Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne layıkıyla sevebilirsin.

17. Kural
Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.
18. Kural
Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında başkalarında değil ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak
19. Kural
Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.


20. Kural
Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.
21. Kural
Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk' ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.
22. Kural
Hakiki Allah Aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil...
23. Kural
Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıktan uzak dur.

24. Kural
Madem ki indan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allahın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak buna yakışır, soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.
25. Kural
Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.
26. Kural
Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının, hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.


27. Kural
Şu dünya bir dağ gibidir. Ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.
28. Kural
Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise, başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu an'ın hakikatını yaşar.
29. Kural
Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatına hakimsin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

30. Kural
Hakiki Sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıpta kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez. Sufi kusur görmez. Kusur örter.
31. Kural
Hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp... Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar, kimimiz ise ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.
32. Kural
Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı'ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost ve sakın doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!


33. Kural
Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutanda benlik zannı değil hiçlik bilincidir.
34. Kural
Hakka teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir belde de yaşar.
35. Kural
Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla. İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım sıdım ilerler kişi ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

36. Kural
Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, zarar vermek istiyorsa, Tanrıda onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. Onun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan!
37. Kural
Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki, sayesinde her şey zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için biz aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.
38. Kural
"Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?" diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

39. Kural
Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiç bir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır merkezinde... Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz.
40. Kural
Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi yada cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK'ın ise hiçbir sıfata ya da tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde...







KAPAKLI MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ
ÖĞRENCİLER
MG,RŞ,BD,MŞ,HDİ,ZY
ÖĞRETMEN
DENİZ ÖZSAYLAN

Barak Baba(1257-1307) ünlü bir Babai dervişidir. kesin olarak nereden doğduğu bilinmemekle birlikte Tokat doğumlu olduğu düşünülmektedir. Anadolu'nun Selçuklu'nun eline geçmesinden sonra Müslümanlaştırılması görevini büyük zatlara vermesi ile Anadolu'daki çeşitli tekke ve zaviyeler bu insanlar tarafından devamlı dolaşılmıştır.
Şaman- Sufi karışımı bir tutum sergiler. Saçı, sakalı traşlı; uzun bıyıklı, belden yukarısı çıplak, el ve ayak bilekleri demirden halkalı, başında boynuzlu bir maskeyle dolaşmakta, çalgı çalmaktadır. bu durumuyla (zavallıları) eğlendirmek istediğini belirtmektedir.
Kıpçakçada köpek anlamına gelen "barak" adını ona şeyhi Sarı Saltuk vermiştir.
Barak Baba Suriye bölgesinde ve Halep civarında oturan Türkmen aşiretlerinin arasında dolaşarak halkı "Şi'a-i Batın'iyye" meshebine katılmaya davet etmekteydi. Bir dönem Geylan Emiri Kutlu Şah'a elçi olarak gönderilmiştir. Emir şeyh ve Müslüman olmasına karşın Barak Baba'nın Sünni- İslam dışı tutumuna aşırı tepki göstermiştir.
Barak Baba'nın geniş bir müritler topluluğu oluşmuştur. Türkmen/Alevi-Bektaşilik çerçevesinde kalan bu topluluk kendisinden sonra da sürmüştür. Onun bu bağlılar topluluğuna Baraklılar( Barak'iyyün) denmiştir. Barak Baba'nın on sayfalık şathiye biçimindeki "Kelimat-ı Barak Baba" adını taşıyan Çağatayca bir risalesi vardır. Kitap masal edebiyatına kaynak olacak bir gereçler yığınıdır. Kitabın bilinen en eski nüshası Amasya Kütüphanesi'ndedir.
BARAK BABA RISALESİ
Bismillah dem her dem
Dem be dem; dem, dem bu dem
Yefallahu mayeşa’
Ve yuhkemi mayürid
UIuğ Tengridin ferman
Fermandın tengiz tiller,
Süt göller bal ırmaklar,
ilanlar, Vezirler, Bekler,
Kadılar, Dünişmendler,
Meşayihler, Ahiler,
Uluğlar, Azizler;


ÖZEL ÇERKEZKÖY ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ
HOCA AHMET YESEVİ
HAZIRLAYAN ÖĞRENCİLER:
M.M, S.B, B.N.A, M.E.Ü, I.D
DANIŞMAN ÖĞRETMEN:
MEHMET ERTAN





Hoca Ahmet YESEVİ Kimdir?
Ahmet Yesevi, 1093 yılında bugünkü Kazakistan'ın Çimkent şehrinin doğusundaki Sayram kasabasında doğmuştur. Tam adı Ahmed bin İbrâhim bin İlyâs Yesevî'dir. ... Ahmet Yesevi ise öğretisini hocası Arslan Baba'dan aldığı “ehl-i beyt” sevgisi ve bu doğrultudaki tasavvuf anlayışı üzerine kurdu.
GönIü kırık zavaIIı ve garip birini görürsen, yarasına
merhem koy, yoIdaşı ve yardımcısı oIl

ÖZEL ÇERKEZKÖY ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ
AHİ EVRAN
HAZIRLAYAN ÖĞRENCİLER:
B.A- Z.E -A.K.1.2.3-
S.B- E.S -F.A- P.A -C.D
DANIŞMAN ÖĞRETMEN:
MEHTAP TOPÇU


AHİ EVRAN
AHİ EVRAN
Ahi Evren'in asıl adı Şeyh Nasirüddin Mahmud
Ahi Evren'in Bin Abbas, ahiliğinin kurucusu sayılan Debbağların
Piri, 32 çeşit esnaf ve sanatkarların lideridir.
Ahi teşkilatının kurucusu Ahi
Evran, Azerbaycan'ın Hoy şehrinde doğmuş,1172 1262 yılları arasında yaşamıştır.
1205'de Anadolu'ya gelen Ahi Evran, Anadolu Selçuklu başkenti Konya'da bir süre bulunduktan sonra, Yerleştiği Kayseri'de Ahilik kurumunu kuran, devletin desteğini ile debbağları (dericileri) ve diğer sanatkarları da içine alan büyük bir sanayi sitesinin kurulmasına önayak olmuş, mesleki, akli, ahlaki
eğitimleri bir bütünlük içinde veren bir külliye kurmuştur.
“Tefsir, hadis, kelam, fıkıh ve tasavvuf gibi dini ilimler yanında felsefe ve tıp sahasında sivrilmiş
ve bu konularda eserler veriştir.
İbn i Sina, Sühreverdi , Fahruddin Razi'nin eserlerini çok iyi okumuş ve bu bilginlerin bazı eserlerini Farsça'ya tercüme etmiştir.”
ÖZEL ÇERKEZKÖY ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ MESLEKİ TEKNİK VE ANADOLU LİSESİ
BABA İLYAS
HAZIRLAYAN ÖĞRENCİLER
G.O, B.B, Ç.K, Y.K, Y.E.Ç
DANIŞMAN ÖĞRETMEN
NADİDE BAYSAL
BABA İLYAS
Günümüz Türkiye’si topraklarında geçmişte pek çok ayaklanma ve toplumsal hareket meydana geldi, bunların içerisinde Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yaşanan iki hareket günümüz siyasal, dini, sosyal ve kültürel yaşamının pek çok noktasının şekillenmeye başladığı zemini yaratmışlardır. Bunlardan ilki 1239-1240 yıllarında Anadolu Selçuklu Devleti’nde ortaya çıkan Babai Hareketi, ikincisi ise 1416 yılında Osmanlı Devleti’nde yaşanan Şeyh Bedreddin Hareketi’dir.
Bu iki toplumsal hareketin merkezinde Anadolu’daki heterodoks İslam anlayışına sahip yani Sünni İslam dışındaki kitleler yer almıştır. Günümüz Aleviliğinin önemli iki dönüm noktası olarak kabul edilir. Büyük bir kitlesel etkiye dönüşen bu hareketin siyasi ve dini olmak üzere iki büyük rolü vardır.
Професионална земеделска гимназия „Добруджа“, Силистра
MEVLANA
HAZIRLAYAN ÖĞRENCİLER
А.А., М.С., М.А.

MEVLANA
Mevlânâ 30 Eylül 1207 tarihinde Horasan'ın Belh bölgesinde, Afganistan sınırları içinde kalan Vahş kasabasında doğmuştur. Annesi, Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun; babaannesi, Harezmşahlar hanedanından Fars Prensesi, Melîke-i Cihan Emetullah Sultan'dır.
Babası, "alimlerin sultanı" unvanı ile tanınmış Muhammed Bahâeddin Veled; büyükbabası, Ahmed Hatîbî oğlu Hüseyin Hatîbî'dir. Babasına Sultânü'l-Ulemâ unvanının verilmesini kaynaklar Türk gelenekleri ile açıklamaktadır. Etnik kökeni tartışmalı olup; Fars, Tacik veya Türk olduğu yönünde görüşler mevcuttur.
Mevlânâ, dönemin İslam kültür merkezlerinden Belh kentinde hocalık yapan ve Sultan-ül Ulema (Alimlerin Sultanı) lakabıyla anılan Bahaeddin Veled'in oğludur. Mevlânâ, babası Bahaeddin Veled'in ölümünden bir yıl sonra, 1232 yılında Konya'ya gelen Seyyid Burhaneddin'in manevi terbiyesi altına girmiş ve dokuz yıl ona hizmet etmiştir. 1273 yılında ölmüştür.
Mevlânâ, yazdığı Mesnevî adlı eserinde kendi adını Muhammed bin Muhammed bin Hüseyin el-Belhî şeklinde vermiştir. Burada yer alan Muhammed isimleri baba ve dedesinin ismi, Belhî ise doğduğu şehir olan Belh'e nispettir. Lakabı Celâleddin’dir. “Efendimiz” anlamındaki “Mevlânâ” unvanı onu yüceltmek maksadıyla söylenmiştir. Bir diğer lakabı olan Hudâvendigâr ise Mevlânâ'ya babası tarafından takılmıştır ve "sultan" manasına gelmektedir. Mevlânâ, doğduğu kente nispetle Belhî şeklinde anıldığı gibi hayatını sürdürdüğü Anadolu'ya nispetle kendisine Rûmî de denmektedir. Ayrıca müderrisliği nedeniyle Molla Hünkâr ve Mollâ-yı Rûm olarak da anılmaktaydı.
Hz. Mevlânâ’nın Vasiyeti:
Size, gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, isyan ve günahları terk etmeyi, oruç tutmayı, namaza devam etmeyi, sürekli olarak şehveti terk etmeyi, bütün yaratıklardan gelen cefaya tahammüllü olmayı, aptal ve cahillerle oturmamayı, güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum. İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır.
“Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!
Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir”




- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(3)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
BUY THIS BOOK
(from $28.99+) -
BUY THIS BOOK
(from $28.99+) - DOWNLOAD
- LIKE (3)
- COMMENT ()
- SHARE
- Report
-
BUY
-
LIKE(3)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!