


2019 yılının sonbaharıydı. Menekşe yerlere dökülmüş hışır hışır eden sararmış yaprakların üstünden yürüyerek, çiftlik evinin verandasına çıkıp Öykü’ye seslendi “Öykü, hadi gel hava çok güzel! Çocukluğumuzdan beri oynadığımız yaprak toplama oyununu oynayalım mı?” dedi. Öykü her zamanki gibi donuk bir sesle “İstemiyorum, kitap okuyacağım.” dedi. Menekşe üzgün bir şekilde verandanın basamaklarından inerken kafasını arkaya çevirip ihtişamlı çiftlik evine bakarak derin derin Öykü’ nün ne kadar şanslı olduğunu düşündü.


Çiftlik evinin arka bahçesinde bulunan beyaz tahtalı, turuncu kiremitli, küçük fakat içinde sevgi barındıran evine girdi. Annesi Zeynep o sırada yüzünden eksik olmayan gülümsemesiyle yemek yapıyordu. Babası Mustafa ise Ali Rıza Bey’ e duyduğu minnetten dolayı gerektiğinden çok fazla çalışıyordu. Çiftlik evindeki tüm bahçe işleri, alışveriş, tamir onarım, Mustafa’ya aitti. Menekşe’ nin odası, Öykü’ nün odasının verandasına bakıyordu. Menekşe çok güzel bir kızdı. Adını gözlerinden almıştı. Upuzun karamel renginde saçları vardı, menekşe rengi gözleri, uzun ve incecik güzel bir fiziği vardı. Menekşe odasının ufacık penceresinden Öykü’ nün dans öğretmeniyle dans çalışmalarını izliyordu. Öykü ; kısa boylu, ince yapılı, beline kadar uzun, siyah dalgalı saçlı, saçlarının siyahlığı gibi ruhu da kararmış bir kızdı.
Annesini doğum esnasında kaybetmiş, aynı zamanda çok zor bir doğum süreci geçirdiği için sağ ayağı aksak yürüyordu. Babası Ali Rıza Bey, Öykü’ nün doğum anında eşini kaybettiği için içten içe Öykü’ yü suçluyordu. Bakışları kadar tavırları da Öykü’ye karşı soğuk ve mesafeliydi. Fakat Menekşe’nin babası Mustafa, Ali Rıza Bey’den farklı olarak çok samimi, çok sevgi dolu harika bir babaydı. Annesi Zeynep Hanım da aynı şekilde sevgi dolu ve şefkatliydi.
Menekşe her akşam üstü camdan Öykü’yü izledikten sonra hemen evlerinin arka bahçesine geçer, aklında tuttuğu koreografiyi yapmaya çalışırdı. Hatta bazen kendini o kadar kaptırırdı ki ayakları yara oluncaya kadar dans ederdi. O gün de yine arka bahçeye koşarak gidip dans etmeye başladı. Menekşe’nin seyircileri adeta onu alkışlayan, cıvıldayan kuş sesleriydi.






Ertesi gün Menekşe ve Öykü birlikte okula gittiler. Ali Rıza Bey Menekşe’ nin tüm okul masraflarını üstlenmişti. İkisi de Balıkesir’in tek özel okulu olan Çağdaş Koleji’nde okuyordu. Fakat sınıfları ayrıydı. O sabah okulda bir duyuru yapıldı. Sene sonu yapılacak gösteride, müzikalde oynayabilecek bir başrol dansçı aradıkları, neredeyse okulun tüm duvarlarına afişlerle asılmıştı. Öykü ilanı görür görmez çok heyecanlandı ve hemen başvuru yaptı.

Menekşe’nin içinde ise hem büyük bir heyecan hem de büyük bir hüzün vardı. O da başvuru yapmak istiyordu ama tek deneyimi Öykü ve dans öğretmenini izleyerek kendi evinin arka bahçesinde kendi kendine çalışmasıydı. Öykü öğle tatilinde koşarak Menekşe’nin yanına geldi. “En güçlü aday benim, benden daha güçlüsü tabii ki yok!” dedi alaycı bir sesle. Menekşe biraz buruk ama yüzünde gülümseme ile “İnşallah kazanırsın Öykü’ cüğüm” dedi.
İçinden geçirdiği aday olma fikrini Öykü’ye söyleyemedi. Gün boyu derslerde Menekşe çok düşünceliydi. Başvuru yapmak için cesaretini bir türlü toplayamıyordu. O akşam Öykü, Menekşe’yi evlerine yemeğe davet etti. Ali Rıza Bey yemeğini erkenden yemiş, şöminenin karşısında gazetesini okuyup çayını içiyordu. Koskoca on iki kişilik mermer masa Öykü’ye ve Menekşe’ye kalmıştı. Yemek boyunca Öykü her zamankinden farklı olarak neşeliydi.



Hatta ayağının aksak yürümesinden hiç yakınmıyordu. Yemek bittikten sonra Öykü, Menekşe’ yi odasına çağırdı. Tavanından sarkan kocaman kristal avize neredeyse odayı gündüz gibi aydınlatıyordu. Kenarları oymalı, üstünde pembe çiçekleri olan beyaz, bir duvardan öteki duvara kadar uzanan kocaman bir gardrobu vardı. Yatağının başlığı tıpkı gardırobundaki gibi beyaz üzerinde pembe çiçek desenli idi. Tavandan yatak ayak ucuna kadar sarkan bembeyaz tüller vardı. Menekşe çocukluğundan beri her bu odaya girdiğinde kendisini saraydaki prensesler gibi hissederdi.



Öykü bir hışımla gardırobunun kapaklarını açtı. Ve içinden rengarenk elbiselerini çıkarttı. “Sence bunlardan hangisini müzikalde giymeliyim?” deyip, aynanın karşısına geçip elbiseleri üzerinde tutmaya başladı. Menekşe parıldayan elbiselere bakmaktan kendini alamadı. Her biri birbirinden güzel, birbirinden şıktı. İçinden müzikaldeki başrolü kazansa bile giyecek şık bir elbisesinin olmadığını düşündü ve kalbi sıkıştı. Cuma sabahı Menekşe uyandığında içindeki ses ona bu yarışmaya katılması gerektiğini söyledi, okula vardıklarında Menekşe tüm cesaretini toplayarak ilk ders öncesi başrol için adaylık başvurusu yaptı.




Ama aynı cesareti Öykü’ye bu olayı söylemek için kullanamadı. Cumartesi sabahı hem Öykü hem de Menekşe birbirinden bağımsız heyecanla güne uyandı. Menekşe ilk önce Öykü’ nün okula gitmesini bekledi. Sonra çekingen bir şekilde o da gitti. Başrol için on iki aday vardı. Kuliste Öykü ve arkadaşları heyecanla kendi sırasının gelmesini beklerken kapıdan içeri Menekşe girdi. Menekşe’ yi gören Öykü: “Beni desteklemeye mi geldin?” diye sordu. Menekşe ise çekingen bir sesle: “Hayır, seçimlere katılmaya geldim.” dedi.


Öykü şaşkın ve alaycı bir ifadeyle: “Sen daha dans etmeyi bile bilmiyorsun, özgüvenine hayran kaldım.” dedi. Öykü hep alaycı tavrı olan bir kızdı. Menekşe ona genelde alınmaz, annesiz ve sevgisiz bir babayla büyüdüğü için onu hep alttan alırdı. Ama bu sefer öyle olmadı. Menekşe mor mavi gözlerini kocaman açarak: “Sana da bol şanslar Öykü.” dedi. Ayşegül ve Neriman’ dan sonra sıra Öykü’ye gelmişti. Tek ayağını aksak yürümesine rağmen Öykü gerçekten çok güzel dans ediyordu. Sırası bitince salonda bir alkış fırtınası koptu.
On ikinci aday olan Menekşe’nin ismi söylendiğinde Menekşe’nin kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. Müziğin ritmi çalmaya başladığında Menekşe yıllarca Öykü’yü gizlice izleyerek yaptığı koreografiyi sahneye döktü. Hareketleriyle müziğin ritmi birbirine o kadar uyumluydu ki hayran olmamak elde değildi. Öykü Menekşe’nin her bir hareketini kıskançlıkla izliyor ve gördüklerine inanamıyordu.

Menekşe’nin koreografi bittikten sonra bütün jüriler ayakta avuçlarının içleri patlayıncaya kadar Menekşe’ yi alkışladılar ve başrolü kazandığını söylediler. Kulaklarına inanamayan Öykü adeta sinir krizi geçirdi. Salonu terk ederek hıçkırıklar içerisinde eve yol aldı. Menekşe kalbinde hem mutluluğu hem de hüznü aynı anda yaşıyordu. Menekşe eve döndüğünde sevinçle annesini kucakladı ve yaşananları anlattı.
O hafta sonu ne Menekşe ne Öykü yüz yüze geldiler. Pazartesi öğle tatilinde Öykü Menekşe’ nin yanına gelerek biraz konuşmak istediğini söyledi. Birlikte yürüyerek okulun merdivenlerine oturdular. Öykü: “Menekşe o günkü tavrımdan dolayı özür dilerim, seni tebrik etmek istiyorum.” dedi. Menekşe o anda içinde inanılmaz bir mutluluk ve rahatlama hissetti.
Artık iyice kış mevsimi kendini göstermeye başlamıştı. Menekşe için günler prova yaparak geçiyordu. O cumartesi, yılın ilk karı gökyüzünden süzülerek Öykü’ nün burnuna düştü. Öykü çocukluklarından beri yılın ilk karı yağdığında çıktıkları ağaç evlerine gitmek için Menekşe’ yi çağırdı. Menekşe’ nin babası yaklaşık sekiz sene önce koca zeytin ağacının üzerine küçük ama sevimli bir ağaç ev yapmıştı. Ağaç eve çıkmak için uzun halattan sallanan merdivenler vardı. Menekşe ve Öykü bu ağaç evde küçükken evcilik oynamaya, büyüdüklerinde ise kitap okumaya bayılırlardı.








Öykü: “Menekşe, hadi koş kar yağıyor; ağaç eve çıkalım.” dedi. Menekşe koşarak mor rengi şalını alıp dışarı çıktı. Ağaç eve doğru yürümeye başladılar. Ayağındaki aksaklıktan dolayı çocukluklarından beri ağaca ilk Öykü çıkar, Menekşe aşağıda sallanan halatı sabitlerdi. İki arkadaş artık sığmakta zorlandıkları ağaç eve çıkarak sohbet etmeye başladılar. Öykü bir anda çığlık atarak: “Aşağıda sincap var! Çok tatlı.” dedi. Menekşe merakla eğilip baktı: “Nerde? Ben göremedim.” dedi. Öykü: “Biraz daha eğil görürsün.” dedi.





Menekşe karnına kadar sarkıp sincabı görmeye çalışırken, Öykü onu bir hışımla aşağıya itti. Bütün bahçe, acı bir çığlıkla inledi. Menekşe gözlerini hastanede açtığında sağ ayağında bir ağırlık, tüm vücudunda bir ağrı hissediyordu. Yanında bekleyen annesi Zeynep ve babası Mustafa nemli gözlerle Menekşe’ nin saçlarını okşuyorlardı. O sırada doktor içeri girdi: “Bugün nasılsın bakalım küçük hanım?” Dedi. Menekşe sadece kafasını sallayarak iyi olduğunu ifade etti.


Kazadan sonra iki gün boyunca hastanede hiç uyanmadan uyumuştu. Aslında bilerek uyumuştu. Çünkü olayın nasıl olduğunu sorduklarında Öykü’nün kendisini ittiği gerçeğini kimseye söylemek istemiyordu. Doktor bir hafta sonra eve çıkabileceğini, bir ay sonrada ayağının alçıdan çıkabileceğini söylediğinde Menekşe’nin gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. O an aklına tek gelen şey kırık ayağı ile nasıl dans edebileceği idi. Hastanede kaldığı süre boyunca Öykü onu hiç ziyarete gelmemişti.

Öykü içinde yaşadığı vicdan azabıyla odasından dışarı çıkmıyordu. Öykü, Menekşe’ nin ayağının kırıldığında kendisini çok iyi hissedeceğini düşünüyor, artık şartlarının eşit olacağını zannediyordu. Ama hiç de öyle olmamıştı. Öykü kendisini berbat hissediyordu. Bir hafta sonra Menekşe koltuk değnekleriyle hastaneden çıkıp eve geldiğinde sınıf arkadaşları ve dans öğretmeninin ellerinde çiçeklerle onu beklediklerini gördü ve uzun bir süre sonra ilk defa gülümsedi.
Öğretmeni: “Menekşe’ ciğim çok geçmiş olsun, inşallah yakında iyileşirsin. Fakat sen bu haldeyken dans edemezsin, bu yüzden rolünü yedek seçilen kişi yani Öykü’ye devretmeliyim.” dedi. Menekşe sadece kısık sesle: “Peki.” dedi. Oysaki kalbini küçücük bir kutunun içinde sıkışmış gibi hissediyordu. Sanki nefes almaya çalışsa alamayacak gibi. Pazartesi günü dans öğretmeni, öğle tatilinde Öykü’ yü yanına çağırdı ve Menekşe’ nin durumundan dolayı müzikaldeki baş rolün kendisine devredildiğini söyledi. Öykü’ nün yüzü kıpkırmızı olmuştu. Öykü suçlu bir ifadeyle: “Ben bunu hak etmiyorum, asla HAK ETMİYORUM!” diye hıçkırıklar içinde çığlık attı.
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors
Okuduğunuz için teşekkürler...
Nasya Naz USTA

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $6.39+) -
BUY THIS BOOK
(from $6.39+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!