Hazırlayanlar:
Fil Neye Benzer - Osman Taş
Kuşun Öğüdü - Canan Öztürk
Karıncalar ve Kalem - Özge Orman
Oduncunun Eşeği - Çiğdem Dıran
Boya Küpüne Düşen Çakal - Aida Alakbarova
Fare ile Deve - Mine Öz

Eski zamanlarda Hintliler bir şehre fil getirdiler. Gece karanlığında fili bir binanın içine soktular ama çok karanlıktı fil gözükmüyordu. Oranın insanları da çok meraklandı ve file bakmak istediler.

Herkes filin nasıl bir şey olduğunu çok merak ediyordu!!!
İnsanlar hiçbir şey görmediği için , fili tanımadıkları için yanına gidip dokunarak herkes kendi fikrini söylüyordu. Karanlıkta insanlar hiç görmedikleri fili sadece dokunarak yanlış tanımlanıyordu . Her kafadan bir ses çıktı ve insanların aklı karıştı. İnsanlar bilmeden bilmiş gibi davrandı.
Hikayenin Özeti
“Fil nəyə bənzər?” hekayəsində insanlar nadan olduğu üçün fil haqqında heç bir məlumatları yoxdur. Nadanlığı bir dəvəyə bənzətmək olar, onu minən alçalar və onunla yoldaş olan itib-batar.Buna görə də hər zaman bağlı bir qapıya açar axtarsaq, ancaq savadla tapa bilərik.
Hikaye ile ilgili sorular
1-Hikayenin Konusu Nedir ?
2-Hintliler Şehre Ne Getiriyor ?
3-Hintliler Akşam Vakti Fili Nereye Koymuşlar ?
4-Hintliler Ne Konuda Birbirlerine Yanlış Bilgi
Veriyorlar ?
5-Hikayede Verilmek İstenen Asıl Mesaj Nedir ?
Bir avcının kurduğu tuzağa bir
kuş yakalanmıştı. Tedbirsiz
davranıp
tuzağa düşen kuş kurtulmak
için bir yol bulmaya çalışıyordu. Sonunda
bir yol bulmuştu. Kendisini almaya gelen avcıya,
‒ Yüce efendim, dedi, sen nice koyunlar, inekler yemişsindir. Çok develer kurban etmişsindir. Onlarla doymamışken benimle nasıl doyacaksın?
Adam, kuşun konuştuğunu görünce çok şaşırmış,
bakakalmıştı. Kuş ise konuşmaya devam ediyordu:


‒ Beni serbest bırak da sana üç güzel öğüt vereyim.
Öğütlerimi dinle de zeki mi, aptal mı olduğuma sen karar ver.
Öğütlerini söyle bakalım, dedi.
‒ Birinci öğüdü elindeyken vereyim, dedi kuş. İkinci
öğüdü duvarın üstünde, üçüncü öğüdü de ağaca konup
vereyim. Göreceksin, bu üç öğüt sayesinde bahtın açılacak.
Avcı, onun bu teklifini kabul etti ve tuzaktan kurtararak
avcuna aldı. Kuş, avcının avcundayken şu öğüdü verdi:
‒ Kim söylerse söylesin, olmayacak şeye inanma.
Kim söylerse söylesin, olmayacak şeye inanma. Kuş, bu öğüdü verince serbest kalıp duvarın üstüne kondu.
Avcı ikinci öğüdü bekliyordu. Kuş, ikinci öğüdü de verdi:
‒ Geçmiş olan şeye üzülme.
Elinden giden şeyler için boşuna hayıflanma.
Yakındaki ağaca konan kuş avcıya seslendi:
‒ Üçüncü öğütten önce sana bir haber vereceğim. Karnımda çok değerli on dirhem bir inci var. Bu inci senin ve ailen için iyi bir kazanç olurdu. Ama kısmetin
değilmiş. Bunu duyan avcı,
acı acı inleyip
ağlamaya başladı.

Kuş, ona çıkışır gibi konuştu:
‒ Sana öğüt vermedim mi
geçmiş olana üzülme diye?
Geçip gitti artık. Ne diye üzülüyorsun?
Öğüdümden bir şey anlamamışsın. Birinci öğüdümü de anlamadın sen. Demiştim ki kim derse desin, olmayacak söze inanma! Bayım, benim kendim üç dirhem gelmezken içimde nasıl on dirhem inci olsun?..
Bu sözler üzerine avcı ağlayıp üzülmeyi bıraktı.
Üçüncü öğüdü merak ediyordu.
‒ Bana güzel dersler verdin ama üçüncü öğüdünü hâlâ söylemedin, dedi.

Kuş cevap verdi:
‒ Verdiğim iki öğüdü tutmadığın hâlde benden
üçüncü öğüdü bekliyorsun!
Uyuyan cahile öğüt vermek, çorak toprağa tohum ekmek gibidir.
ÖZET
Bir gün bir kuş avcının tuzağına yakalanmış. Avcı gelince kuş yalvarmış yakarmış. Ben sana yetmem demiş. Beni bırakırsan sana 3 tane öğüt vereceğim `demiş. sana birinci öğüdü elinde, ikinci öğüdü duvarın üstünde ve üçüncü öğüdü ise ağacın dalında vereceğim `demiş.
Avcı kuşu eline almış ve kuş “olmayacak şeye inanma” demiş ve hemen duvarın üstüne konmuş. Kuş ikinci öğüdünde “geçmiş şeylere üzülme” demiş ve ağacın dalına konmuş.
Üçüncü öğüdü vermeden önce bir şey söyleyeceğim demiş kuş. “Karnımda 10 dirhem bir inci var”. Bunu duyan avcı başlamış ağlamaya. Kuş “ben sana geçmiş olana üzülme demedim mi? Öğüdümü anlamamışsın sen” demiş.
Bu sözler üzerine avcı ağlamayı bırakmış. Avcı üçüncü öğüdü merak ediyormuş.
Kuş “verdiğim iki öğüdü tutmadın birde üçüncü öğüdü istiyorsun. Uyuyan cahile öğüt vermek, çorak toprağa tohum ekmek gibidir.” demiş…
Kuşun Öğüdü Hikayesi
Sorular
1. Tuzağa düşen kuş kurtulmak için nasıl bir yol buldu?
2. Kuş avcıya öğütlerini nerede vermiştir?
3. Avcı niçin acı acı inleyip ağlamıştır?
4. Kuş avcıya niçin çıkışmıştır?
5. Kuş avcıya üçüncü öğüdünü niçin söylememiştir?
Bir karınca, kâğıt üzerinde hareket eden bir kalem gördü. Kalem, kâğıt üzerinde geziyor, çok güzel resimler yapıyordu. Karınca hemen gidip bir başka karıncaya haber verdi, ‒ Bak, dedi, şu kalem ne güzel resim yapıyor. Öteki karınca kalemi tutan parmakları gördü. ‒ Bu resimleri kalem kendi kendine yapmıyor, dedi. Kaleme resim yaptıran parmaklardır.


Onların konuşmalarını duyan üçüncü bir karınca geldi oraya. Onların bu konuşmalarını dinlerken, kaleme ve parmaklara bakıyordu. Daha da yukarıya bakınca kalemi tutan parmakların bağlı olduğu bir el ve kol gördü. ‒ Bu, dedi, parmakların işi değil, kolun işidir. Kol olmasa ne el hareket eder, ne parmaklar, ne de kalem. En sonunda oraya daha akıllı ve bilgili bir karınca geldi. O da kalemin kâğıt üzerindeki hareketini izledi. Sonra parmaklara ve kola baktı. Kol da bir gövdeye bağlıydı.
‒ Bu gövdenin hareket etmesini sağlayan başka bir güç olmalı, diye düşündü akıllı karınca. Gövdeyi hareket ettiren akıl ve candır. Gövdede can olmasa hareket edemez. Akıl olmasa gövde, güzel resimler yapmayı düşünemez. Aslında her şeyin kaynağı insana can ve akıl veren Allah’tır.
KARINCALAR VE KALEM-Özeti
Bir karınca kağıt üzerinde hareket eden bir kalem gördü. Kalem kağıt üzerinde çok güzel resimler yapıyordu. Bir tane karınca çıkıp “Baksanıza kalem ne kadar güzel resim yapıyor” Sonra öteki bir karınca parmakların hareket ettiğini gördü ve “Hayır baksanıza bu kalemin işi değil parmaklar sayesinde oluyor.” Diğer bir karınca ise kolun ve bir elin hareket ettiğini görür. “Bu parmakların işi değil kolun işidir. Kol olmazsa ne el hareket eder,ne parmaklar ne de kalem der.En sonunda akıllı ve bilgili bir karınca parmakların ellerin kolların bir gövdeye bağlı olduğunu görür ve bu gövdeyi hareket ettiren akıl ve candır diye düşünür “Gövdede can olmazsa hareket edemez. Akıl olmazsa güzel resimler yapmayı düşünemez. Her şeyin kaynağı insana akılı ve camı veren Allah’tır der.”


Karıncalar ve Kalem hikayesinin ana fikri: Aslında her şeyin kaynağı insana can ve akıl veren Allah’tır.
KARINCALAR İLE KALEM
SORULAR
1)Birinci karınca resmi neyin yaptığı ile ilgili ne söylüyor?
2)ikinci karınca resmi neyin yaptığı ile ilgili ne söylüyor?
3)Üçüncü karınca resmi neyin yaptığı ile ilgili ne söylüyor?
4)Dördüncü karınca resmi neyin yaptığı ile ilgili ne söylüyor?
5)Metnin konusu nedir?
Bir oduncunun çelimsiz mi çelimsiz bir eşeği vardı. Oduncu yoksul olduğundan eşeği de doğru dürüst beslenemiyor, gün geçtikçe zayıflıyordu. Üstelik hiç dinlenemiyor, ormandan şehre odun taşımaktan yorgun düşüyordu. Kendi karnını güçlükle doyuran sahibi, eşeğin hâline hiç aldırmıyordu.
Bir gün eşeğiyle oduna giderken padişahın seyisine rastladı. Seyis, padişahın sarayında atların bakımından sorumluydu. Oduncu seyisi tanıyordu. Selamlaştılar. Seyis, eşeğin hâline acımıştı.
‒ Bu zavallının hâli nedir böyle, diye sordu.

‒ Tek nedeni benim yoksulluğum, dedi oduncu.
Ben karnımı zor doyuruyorum zaten.
Seyis, hem oduncuya yardım etmek hem de eşeği bu durumdan kurtarmak istiyordu.
- Sen onu birkaç günlüğüne bana ver de padişahın ahırında beslenip biraz kendine gelsin, dedi.
Oduncu bu teklife sevinmişti. “Hem eşek biraz güçlenir hem de belki padişahtan bana biraz yardım gelir.” diye düşünüp eşeği seyise teslim etti.
Seyis, eşeği padişahın ahırına götürdü. Temiz ve bakımlı ahıra giren eşek çevresine bakındı. Çevresinde bir sürü bakımlı, semiz ve genç görünümlü atlar vardı.

Yemleri ve suları zamanında geliyordu. Onların hâline imrendi.
Çelimsiz eşek bir onların bakımlı hâline, bir de kendinin zavallı hâline bakarak iç geçirdi.
Sonra da başını yukarı kaldırıp şöyle dua etti: “Yüce Rabbim, eşeğim eşek olmasına ama ben de senin kulunum. Böyle çelimsiz ve güçsüz oluşum niçin?”
O gece eşeğin gözüne uyku girmedi. Böyle bir yere geldiği için şükretmek yerine, kendini atlarla karşılaştırıp şimdiye kadarki durumundan kendi kendine dert yanıyordu. “Bu atlar hiç yük taşımıyorlar. Yiyip içip yatıyorlar. Üstelik biz eşeklerden daha güçlüler. Bu adaletsizlik değil mi?”



Ertesi gün ahırda bir hareketlilik başladı. Savaş zamanı gelmişti. Eşeğin, savaşın ne olduğundan haberi yoktu. Şaşkınlık içinde olan bitenleri izliyordu. Atlar eyerlendi ve birer birer ahırdan çıkarıldı. Sonunda eşek ahırda yalnız kalmıştı.
Aradan uzun bir zaman geçti. Savaş bitmişti. Atlar yorgun argın geri döndüler. Her yanları yara bere içindeydi. Atların ayakları sıkıca bağlandı. Nalbantlar sıra sıra dizilip atların yaralarını temizlemeye başladılar. Neşterlerle atların yaralarını yarıp savaşta saplanan ok uçlarını çıkarıyorlardı.


Eşek, savaşın ne olduğunu o zaman anlamıştı. “Rabbim!” dedi. “Ben bu yoksulluk ve güçsüzlüğe razıyım. Yeter ki savaş ve huzursuzluktan uzak kalayım!” Yeter ki savaş ve huzursuzluktan uzak kalayım!”
İnsanlar, başkalarının yaşantılarının iyi yanlarını görüp onlara imrenirler. Oysa her insanın yaşantısının güzel yanları olduğu gibi, zor ve kötü yanları da olabilir. Önemli olan yaşantımızdaki güzellikleri iyi değerlendirmektir

ODUNCUNUN EŞEĞİ (ÖZET) Bir oduncunun çelimsiz bir eşeği varmış. Bu eşek halinden memnun değilmiş. Oduncu yoksul olduğundan eşeği de iyi beslenemiyor, gün geçtikçe zayıflıyormuş.
Bir gün oduncu eşeğiyle oduna giderken padişahın seyisi eşeğin zayıflığını görmüş. Seyis hem oduncuya yardım etmek hem de eşeği kurtarmak için sarayın ahırına beslemeye götürmüş. Eşek padişahın ahırındaki bakımlı ,semiz atları görünce onlara imrenmiş. Böyle bir yere geldiği için şükretmek yerine kendi kendine dert yanmış. Ertesi gün atlar savaşa gitmiş, eşek ahırda yalnız kalmış. Atlar uzun zaman sonra ahıra döndüklerinde her yerleri yara bere içindeymiş. Eşek atların yaralı ve kayıplı hallerini görünce haline şükretmeye başlamış.


SORULAR
1) Oduncu eşeğiyle oduna giderken kime rastlamış?
2)Seyis oduncuya ne teklif etmiş?
3)Ahırdaki atlar nasıldı?
4)Ertesi gün neden ahırda hareketlilik vardı?
5)Atlar ahıra geri nasıl döndü?

BOYA KÜPÜNE DÜŞEN ÇAKAL
Bir çakal, boş bulduğu bir depoda oynayıp zıplıyordu. Orada içi farklı renklerde artık boyalarla dolu bir küp vardı. Çakal hoplayıp zıplarken ayağı ortada bulunan tahtalara takılınca kendini boya küpünün içinde buldu. Boya küpüne nasıl düştüğünü anlayamamıştı. Bunu düşünecek vakti de yoktu zaten. Bir an önce bu küpten kurtulmalıydı. Küp biraz derin olduğu için çıkmak pek de kolay değildi. Çıkmak için ayağa kalkıp küpün kenarına tutunmaya çalışıyor, her defasında küpün içine düşüyordu. Epey çabaladıktan sonra küpten çıkmayı başardı.


Küpten çıkınca baktı ki her tarafı her renkten boya içinde, ışıl ışıl! Çakalın her yanı boya olmuştu. Üzerindeki boya kuruyup bir de güneş vurunca daha da parlamaya başlamıştı tüyleri. Bu yeni görünümü çakalın hoşuna gitti. Küpe düştüğü için kendini şanslı sayıyordu. Çakal, rengârenk tüyleriyle arkadaşlarına caka satmak için soluğu öteki çakalların arasında aldı. Herkes onun bu hâline şaşırmıştı. Çevresine toplandılar. Çakal neşeyle gülüyor, ağzı kulaklarına varıyordu. Üstelik arkadaşlarına küçümseyerek bakıyordu.
Çakallar, ondaki bu değişimin nedenini merak ediyorlardı.


Dayanamayıp hep bir ağızdan sordular: ‒ Küçük çakal, ne oldu da böyle neşeyle doldun? Üstelik kendini beğenmiş biri olup çıkmışsın. Baksana bizden uzak duruyorsun. Bu kendini beğenmişlik de nereden çıktı? Çakallardan biri boyalı çakalın karşısına geçip dedi: ‒ Gerçekten mutlu musun, yoksa mutlu görünmeye mi çalışıyorsun? Boyalı çakal, bu soru karşısında böbürlenerek konuştu: ‒ Şu rengime bir baksana! Çiçek bahçesi gibi çeşit çeşit rengim var! Ne kadar güzelleştiğimi görmüyor musun? Bu bana Allah’ın bir lütfu. Ben, sizin gibi sıradan bir çakal değilim! Bana bundan böyle çakal demeyin. Çakallarda böyle güzellik olur mu hiç?


Çakallar böyle rengârenk bir çakalı daha önce hiç görmemişlerdi. Onun çevresinde toplandılar. Fakat tüyleri boyalı çakal, artık kendinin tavus kuşu olduğunu ileri sürüyor, çakalların kendisine tavus demelerini istiyordu. Çakallar ise tavus kuşu hakkında biraz bilgi sahibiydiler. ‒ Tavus kuşları bahçelerde süzülerek gezer, dediler, sen öyle süzülür müsün?
‒ Hayır, dedi boyalı çakal, benim öyle bir becerim yok. ‒ Peki, dediler, tavuslar gibi ötebilir misin? Boyalı çakal bu soruya da “Hayır.” diye cevap verdi. Onlar da, ‒ Öyleyse sen tavus değilsin, dediler. Sadece renkle, boyayla tavus olunmaz.


Hikayenin ana fikri


SORULAR
1. Boyalı çakal öbür çakallara ona hangi adla çağırmalarını istemiştir?
2. Boyalı çakal kendini neden beğenmiştir?
3.Boyalı çakal öbür çakallara nasıl davranmıştır?
4.Boyalı çakal boyalı küpüne düşmeden önce nerdeydi?
5.Çakallar boyalı çakala peki sen tavus gibi ötebilirmisin?Dediklerinde boyalı çakal nasıl bir cevap demiştir?


Bir fareyle bir deve birlikte yolda gidiyordu. Deveyle arkadaş olmaya çalışan fare, devenin yularını tutup çalımla yürümeye başladı. Deve ise farenin yaptığını umursamıyor, onun arkasından yürüyordu. Bundan cesaret alan fare, kendisini deveden güçlü ve üstün görmeye başlamıştı. Deve: “Sen kendini bir şey sanmaya devam et. Birazdan ben sana gösteririm”, diyordu içinden.


Fare önde, deve arkada, epeyce yol gittiler. Sonunda çağlayarak akan bir ırmağın kıyısına geldiler. Fare ırmağı görünce ne yapacağını bilemez hâlde kalakaldı. Deve, fareye seslendi:
‒ Niçin durdun arkadaşım? Dağlarda, ovalarda ne güzel yürüyordun! Sen benim kılavuzumsun. Yularımı nereye çeksen gidiyorum. Şimdi niçin yürümüyorsun?


‒ Bu ırmak çok derin arkadaş, dedi fare. Boğulmaktan korkarım. Deve hemen öne geçip,
‒ Bakalım suyun derinliği korktuğun kadar var mıymış, dedi ve hemen suya adım attı. Su, devenin dizlerine kadar geliyordu.
‒ Bak, dedi deve, korkulacak kadar derin değilmiş. Sadece dizime kadar geliyor.
Fare deveyle boy ölçüşmesinin anlamsızlığını anladı.


‒ Dizden dize fark vardır. Sana karınca gibi gelen benim gibi farelere ejderha gibidir. Senin dizine dek olsa da benim boyumun yüz katıdır. Deve şöyle dedi: ‒ Öyleyse bir daha kendinden büyüklere karşı küstahlık etme. Git, kendin gibi farelerle boy ölçüş. Fare yaptıklarına pişmandı. Deveden özür diledi ve kendisini karşıya geçirmesi için yalvardı. Deve de onun hâline acıyıp “Çık sırtıma da ırmaktan geçireyim seni.” dedi.




Fare ile Deve Hikayesinin Özeti
Fare kendisini deveden üstün görüyordu ve devenin yularını tutarak yürüyordu.Deve ise bunu umursamıyor içinden ben sana biraz sonra göseririm diyordu.Bir süre yürüdükten sonra karşılarına bir ırmak çıktı.Fare durdu.Deve farenin durduğunu görünce fareye neden durduğunu sordu.Fare korktuğunu belirtince deve adımını suya attı. Su devenin dizine geliyordu. Farenin yüz katı olan su devenin dizine geliyordu.Fare suyun devenin dizine geldiğini görünce deveden üstün olmadığını anladı ve deveden özür diledi ve deveye onu karşıya geçirmesi için yalvardı.Devede bunun üzerine fareye onu sırtına almayı teklif etti.
Fare ile Deve
Hikayesinin
Ana Fikri:
Fare ile Deve Hikayesinin Soruları
1.Soru: Fare kendini niçin deveden üstün görmeye başladı?
2.Soru: Fare ırmağı görünce niçin kalakaldı?
3.Soru: Irmağın suyu devenin neresine kadar geldi?
4.Soru: Fare deveyle boy ölçüşmesinin anlamsız olduğunu anlayınca ne demiştir?
5.Soru: Deve sonunda fareyi niçin ırmaktan karşıya geçirdi?


Fil Neye Benzer Hikayesinin Cevapları
1.Soru:İnsan yeterli bilgisi olmadığı konu hakkında biliyormuş gibi Yanlış Bilgi Verir.
2.Soru:Fil Getiriyorlar.
3.Soru:Karanlık Bir Binanın İçine Koymuşlardır.
4.Soru:Karanlıkta ne olduğunu bilmedikleri Fil hakkında .
5.Soru:Yeterli bilgiye sahip olmadığımız konularda biliyormuş gibi konuşmamalıyız.
Kuşun Öğüdü Hikayesinin Cevapları
1. Tuzağa düşen kuş kendisini almaya gelen avcıya yalvarmış ve serbest bırakması karşılığında üç güzel öğüt vereceğini söylemiştir.
2. Kuş, avcıya birinci öğüdü elindeyken, ikinci öğüdü duvarın üstünde ,üçüncü öğüdü ağaca konup vermiştir.
3. Avcı, kuşun karnındaki inciden sağlayacağı kazancı kaybettiği için acı acı inleyip ağlamış.
4. Kuş avcı öğütlerini anlamadığı için çıkışmıştır.
5. Kuş avcı ilk iki öğüdünü tutmadığı için üçüncü öğüdünü söylememiştir.
KARINCALAR İLE KALEM HİKAYESİNİN CEVAPLARI
1.CEVAP: Resmi kalemin kendi yaptığı
2.CEVAP: Resmi parmakların yaptırdığı
3. CEVAP: Resmi parmakların değil kolun yaptırdığını söylüyor.
4.CEVAP: Hiçbir karıncanın fikrine katılmadığı resmi akıl ve can yaptırıyor dedi.
5.CEVAP: Her şeyin kaynağı ALLAH tır.
ODUNCUNUN EŞEĞİ HİKAYESİNİN CEVAPLARI
1.Cevap:Oduncu eşeğiyle oduna giderken padişahın seyisine rastlamış.
2.Cevap: Seyis, oduncuya eşeği birkaç günlüğüne alıp beslemeyi teklif etmiş.
3.Cevap: Ahırdaki atlar bakımlı, semiz ve genç görünümlüydü.
4.Cevap: Savaş zamanı geldiği için ahırda hareketlilik vardı.
5.Cevap: Atlar ahıra yorgun argın ve yara bere içinde döndüler.
Boya Küpüne Düşen Çakal Hikayesinin Cevapları
1. Tavus
2.Çünkü boyalı küpüne düştükten sonra bütün tühleri rengarenk olduğu için
3.Küçümsemiştir
4.Depodaydı
5.Hayır
Fare ile Deve Hikayesinin Cevapları
1.Cevap: Deve umursamaz davrandığı ve arkasından yürüdüğü için fare kendini deveden üstün görmeye başladı.
2.Cevap: Fare, ırmak derin olduğu için ve boğulmaktan korktuğundan kalakalmıştır.
3.Cevap: Irmağın suyu devenin dizine kadar geldi.
4.Cevap: Fare deveyle boy ölçüşmesinin anlamsız olduğunu anlayınca “Dizden dize fark vardır. Sana karınca gibi gelen benim gibi farelere ejderha gibidir. Senin dizine dek olsa da benim boyumun yüz katıdır.” demiştir.
5.Cevap: Fare deveden özür dilemiş , yalvarmış ve deve ona acıdığı için ırmaktan karşıya geçirmiş.


HAZIRLAYANLAR
Karışık Takımlar Oluşturularak Kitapta Yer Alan Hikayelerin İçerikleri Öğrenciler Tarafından Oluşturulmuştur.
"Fil Neye Benzer?" Hikayesi "Kuşun Öğüdü" Hikayesi
Öğretmen : Osman TAŞ Öğretmen : Canan ÖZTÜRK
Kapak Resmi: Ela(Denizciler Gübretaş O.) Kapak Resmi: Naz (Yaltır Kardeşler O.)
Resim: Eren (Hamidiye İHO), Resim: Aytaç(Sumgayit,1 nömrəli məktəb.)
Ana Fikir: Zehra(Sumgayit ,1 nömrəli məktəb) Ana Fikir: M.Akif (Hamidiye İHO)
Özet: Ebrar(Yaltır KardeşlerO.) Özet: M. Enes (Denizciler Gübretaş O.)
Soru - Cevap:Berkay(Denizciler Gübretaş O.) Soru - Cevap: Esmanur (Ortaca O.)
"Karıncalar ve Kalem" Hikayesi "Oduncunun Eşeği" Hikayesi
Öğretmen : Özge ORMAN Öğretmen : Çiğdem DIRAN
Kapak Resmi: Aytunç(Ortaca O.) Kapak Resmi: Furkan (Ortaca O.)
Resim: Azrasu (Yaltır Kardeşler O.) Resim: Zeynep O.(Yaltır Kardeşler O.)
Ana Fikir: Göktuğ (Ortaca O.) Ana Fikir: Çınar (Hamidiye İHO)
Özet: Ezgi(Denizciler Gübretaş O) Özet: Nadir (Yaltır Kardeşler O.)
Soru - Cevap: Arda(Yaltır Kardeşler O.) Soru - Cevap: İdil(Yaltır Kardeşler O.)
"Boya Küpüne Düşen Çakal" Hikayesi "Fare ile Deve" Hikayesi
Öğretmen : Aida ALAKBAROVA Öğretmen : Mine ÖZ
Kapak Resmi:Ruslan (Sumgayit,1 nömrəli məktəb) Kapak Resmi: Amar (Sumgayit ,1 nömrəli məktəb)
Resim: Buğlem (Yaltır Kardeşler O.) Resim: Ender ( Denizciler Gübretaş O.)
Ana Fikir:Ebrar k( Hamidiye İHO) Ana Fikir: A.Beyza (Hamidiye İHO)
Özet: Yağmur (Yaltır Kardeşler O.) Özet: Hilal (Yaltır Kardeşler O.)
Soru - Cevap: Ahmet (Yaltır Kardeşler O.) Soru - Cevap: Nazlı (Ortaca O.)
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $20.59+) -
BUY THIS BOOK
(from $20.59+) - DOWNLOAD
- LIKE (1)
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem
"Mesneviden Hikayeler"
Kuşun Öğüdü - Canan Öztürk
Karıncalar ve Kalem - Özge Orman
Oduncunun Eşeği - Çiğdem Dıran
Boya Küpüne Düşen Çakal - Aida Alakbarova
Fare ile Deve - Mine Öz

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!