KURGULANAN GERÇEKLER
Kurgu mu Gerçek mi? Ekibi İftiharla Sunar.....

ÖNSÖZ
Tarihsel olaylar ve olgular tarihin her döneminde insanlığın ilgisini çekmiştir. Bu açıdan bilimsel nitelikli ya da sıradan tarih araştırmaları her zaman insanlarda merak uyandırmıştır. Bu merak giderilirken de her kişinin tarihe bakış açısı farklıdır. Önemli olan işte bu olaya bakılırken doğru açıdan bakıp bakmamaktır. Biz de insanların bu meraklarını giderirken tarihsel manada gerçekleşmiş olan olayların sinema, tiyatro, edebiyat gibi sanatsal alanlarda yeniden aslına yakın ya da uzak farklı açılardan kurgulanabileceğini fark ettirmeye çalıştık.
2020/2021 Eğitim öğretim yılında 8 ortak okul ile çalışmalarına başladığımız eTwinning etkinlikleri kapsamında günümüz medya okuryazarlığına değinebilmek ve bu konunun tarihi sanat eserleri ilgili kısmını incelemek için ‘’Kurgu mu Gerçek mi’’ adlı projemizin etkinliklerini planlayarak çalışmaya başladık. Projemizde öğrencilerimizin şimdiye kadar edindikleri bilgileri ve elde ettikleri eleştiri yeteneğini uygulamaya koymalarını istedik.
Proje odaklı ve iş birliği ile çalışma gayreti sarf eden öğrencilerimizin yaptıkları çalışmaları sergilemek adına da eDergi etkinliğimizi başlattık. 8 farklı okuldan birçok öğrencinin katkıda bulunduğu bu çalışmamızda, okuyucuların bilgi edinmesi, kurgusal eserlerde ki eksiklikleri ve yanlışları görüp karşılaştırma yapabilmelerini amaçladık. Öğrenci ve öğretmenlerimiz her çalışmayı titizlikle ve eş zamanlı olarak gerçekleştirdi.
Kurucu ve proje yürütücü okullarımız olan; Enerjisa Bandırma Fen Lisesi, Susurluk Anadolu İmam Hatip Lisesi, Tevfik Sırrı Gür Anadolu Lisesi, Necip Fazıl Kısakürek Ortaokulu, Hacı Ahmet Atıl Anadolu Lisesi, Akşemsettin Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Azerbaycan Şamaxı Rayon Sabır Kasaba Tam Ortaokulu öğretmenlerine ve öğrencilerine her aşamada gösterdikleri dayanışmadan dolayı teşekkürlerimi sunarım.
BELGİN BACALAN
PROJE KURUCUSU/ TARİH ÖĞRETMENİ BALIKESİR 2021
ENVER AYAZ VE ÖĞRENCİLERİ
ENERJİSA BANDIRMA FEN LİSESİ

TARİHSEL FİLMLERİN TOPLUMLAR ÜZERİNDEKİ BİRLEŞTİRİCİ VE AYRIŞTIRICI ETKİLERİ
BU BÖLÜMDE ;
A- DİZİ VE FİLMLERİN TOPLUM ÜZERİNDE YANLIŞ VEYA DOĞRU BİLGİ ALMA YOLUNDA ETKİLERİ
B- 1* GECEYARISI EKSPRESİ (1978 )
2* WONDER WOMAN (2017 )
3* DRACULA UNDOLT ( 2014 )
4* RUSYADAN SEVGİLER (1963)
5* HEKİM (2013 )
6* SON UMUT(2014 )
FİLMLERİNİN TARİHSEL OLARAK ELE ALINIP KURGUSAL VE GERÇEKSEL YAKLAŞIMLARINI DEĞERLENDİRMESİ
A- DİZİ VE FİLMLERİN TOPLUM ÜZERİNDE YANLIŞ VEYA DOĞRU BİLGİ ALMA YOLUNDA ETKİLERİ
Televizyonda yer alan programlar, insan hayatında olan ve olma olasılığı taşıyan her şeyi içermektedir. Bu unsurlar kültürel çerçevenin içerisinde yer alır. Bireyin hayatında yer alabilecek dil, din, gelenek, sanat, ekonomi, gibi konular görselleştirerek izleyicinin beğenisine sunulur. Bu kurgunun topluma ait kültürel birikimin kullanılarak oluşturulması kaçınılmazdır.
Televizyon izleyicilerinin yaklaşık %53’ü dizi-filmleri tercih ettiği için bu kategorideki eserlerin neyi ne kadar doğru ya da yanlış empoze ettiği büyük ve güncel bir araştırma konusudur. Öyle ki yapılan anketlerde televizyon izleyicileri “Ne amaçla televizyon izliyorsunuz?” sorusuna “dünyadan haber almak amacıyla” cevabından sonra “çeşitli konularda bilgi edinme” cevabını vermiştir. Bu bize yayınlanan programların mesajlarını muhataplarına rahatlıkla iletebildiklerini hatırlamamız gerektiğini ve bu mesajların kimi zaman doğru, kimi zaman yanlış olduğunu bilmek zorunda olduğumuzu göstermektedir.
Evet, televizyon programları eğitici unsurlar içerebilmektedir. Bu unsurlar tarihi konularda olduğu gibi doğrudan veya sıradan hayatımızı konu alan örneklerinde olduğu gibi dolaylı olabilmektedir. İşte burada sinema sanatında yoğrulmuş dizi-filmlerin eğitim ve öğrenme açısından bir hayli gerekli olduğunu ve insanları aldıkları bilgiler ışığında başarıya ulaştırdığını görebiliriz.
İzleyicilerin takip ettikleri programlar yeni bir şeyler öğrenilmesine veya yanlış bilinenlerin düzeltilmesine fırsat sunabilecek özellikler taşımaktadır. Bu sayede izleyiciler programlarda gördüklerinden ve duyduklarından etkilenmekte, davranışlarında değişiklikler meydana gelmekte ve bir şeyler öğrenebilmektedir.
İzleyicilere yeni tecrübeler ve bakış açıları kazandırabilen bu programlar aynı zamanda eğitici özellikler de taşırlar. Eğitici ve öğretici dizi-filmlerde yer alan kurgular izleyiciler üzerinde yönlendirici fonksiyonlar da gösterebilir. Bu fonksiyon toplum tarafından doğru bilinen bir olguyu yanlışa çevirmek şeklinde insanları manipüle ederek yanlış bilgiler aşılamaktadır. Bununla beraber dizi-filmler doğru bilinen yanlışları da düzeltmede kullanılabilir. Bu konuda öne çıkan şey bilginin sunuluş şeklidir. İzleyiciler bu sunuluş şekline dikkat ederek verilen mesajları değerlendirmelidir. Kısaca doğru veya yanlış bir şekilde ifade edilen bilgiler toplum üzerinde sinemanın eğitici ve öğretici yönünün geniş bir yelpazede gerçekleştiğini gözler önüne serer.
Bir başka açıdan baktığımızda sinema, var olanı ele almakta, şekillendirmekte ve kendi ürününü kurgusal bir dünya olarak tekrar izleyiciye sunmaktadır. Televizyonun sunduğu bu dünya sürekli yenilenmekte, eklentilerle sürekli oluşumlar meydana gelmektedir. Bunlar meydana gelirken birey televizyonun sunduğu kurgusal dünyanın içine girerek gerçek yaşam ile kurgusal dünya arasındaki açıyı daraltmakta ve bu iki unsurun birbirinin yerini alma mücadelesine katılmaktadır. Bu mücadele gerçek hayatta olanların ekranda gösterilenle yani kurguyla bağlantısını, ekranda görülenlerin gerçek hayatta birebir uygulanmasının ve görülmesinin yani gerçek ile kurgunun içiçeliğini işaret etmektedir.
Mehmet EBFL..

Yıl:1978
Tarih boyunca batının doğu üzerine yaptığı haçlı seferleri aralıklarla hep devam etmiştir. Bu seferlerin bir nedeni de batılı seyyahların, batılı tüccarların doğunun zenginliklerini abartılı anlatmalarıdır. Çeşmeler gördüklerini oluklarından süt, bal, içki aktığını ballandıra ballandıra anlatmışlardır. Batı, hep gizem aramıştır doğuda. Bin bir gece masallarının kahramanları: "Alâeddin'in sihirli lambası"," Ali baba ve kırık haramiler"," Şehrazat" gizemli dünyadan gelen kahramanlar olmuş batı için hep. Türkler ise kimi zaman kesip biçen barbarlar, kimi zaman da bedevi Araplar olarak görülmüş.
Geçmişte batılı tüccarların, batılı seyyahların anlattıklarını bugün koskoca sinema sektörü yapmakta. Batının gözünde doğuyu yani Türkleri anlatmaktaTarihten gelen anlatımlara uygun olarak çekilmiş bir dönem filmi " Gece yarısı ekspresi. “İşkence ve uyuşturucu iddiaları ile gündeme gelen ve Malta 'da çekilen film, Türkiye ile Amerikan ilişkilerinin son derece gergin olduğu dönemde gerçekleşir.
B-FİLMLER
Amerikan'ın isteğiyle koyduğu haşhaş ekimi yasağı, başbakan Bülent Ecevit tarafından 1974 yılında kaldırılmış, aynı yıl Kıbrıs Barış harekatı yapılmış, buna ambargo ve yaptırımlarla karşılık veren Amerikan askerleri 1975 yılında bu kez Demirel'in başbakanlığında İncirlik üstünden çıkarılmıştır. Böylece Türkiye nefreti yerleştirilmek istenmiştir Gece yarısı Ekspresinde. Film hakkında söylenecek söz, yazılacak çok şey var ama ben daha fazla bir şey söylemek istemiyorum. Burada sözü olayın kahramanı Billy Hayes'e bırakıyorum.
"Sebep olduğum acı için üzgünüm insanlar hala Gece Yarısı Ekspresinde gördükleri Türkiye imajının gerçek olduğunu düşünüyor. Filmin bütün yükü insanlara ve Türkiye'ye kaldı. Çok üzgünüm. Ben sorumluluğumu kabul ediyorum ama bu filmde karar verme mekanizmasında olan herkesin de sorumluluğunu kabul etmesi gerekiyor. Ne benim hapishane tecrübem ne de Türkiye doğru temsil edildi. Gece Yarısı Ekspresi filminin gerçeklerle alakası yoktur." Dedi.
Oğulcan EBFL
2- WONDER WOMAN
Ütopik bir şekilde başladığı ve konusu da böyle ilerlediği için sıradan bir bilim kurgu olarak tanımlanabilir. Ama konusunda Almanların yanı sıra Osmanlı adı geçmesi filme biraz daha eleştirisel bakmamıza neden oluyor.
Diana’nın kendilerini Amazonlar olarak adlandırılan ve dünyayı korumaya kendini görev edinmiş bir ırka ait olması filmin iskeletini oluşturuyor. Maalesef bu tür mitolojik karakterleri diğer kültürler Türklerden özenerek alsa da bu yapımlar sayesinde öz benliğimizi ve kültürümüzü unutuyoruz. İskitlerde ilk kadın savaşçı örnekleri mevcuttur. Kendimizi sorgulamaya neden olan bu yapım senaryo ve tarihi gerçeklerden ötürü kurgudur diyebiliriz.
Osmanlının dönemin şartlarında yani 1. Dünya Savaşı esnasında filmde gösterildiği gibi silah üretecek teknolojik gücü yoktu. Elbette savaşlarda kazanmak önemlidir ve Alman-Osmanlı işbirliği de olmuştur fakat filmde anlatıldığı gibi değildir. Tüm bunlara bakınca filmin her ne kadar kısa kısmında Osmanlı adı geçse de savaşın ve kötü tarafın Türkler olduğu anlatılmak istenmiştir.
Yaklaşık 4 sene önce yapılan bu yapım yakın dönemde gelişen İngiliz- Amerikan dostluğu için siyasi bir yapımdır. Ve her zaman Almanların bu tür filmlerde kötü olması da yine bir taraflılığın örneğidir.

Filmin insan konusunu işlemesi aslında birçok anlam ile yüklüdür. Savaşlardan dolayı insanların birbirini öldürmesi çok masum bir şekilde düzmece barış ortamı yaratılarak anlatılmıştır. Şunu unutmamalıyız eğer bir savaş varsa savaşan devletler için de geçerli bir sebep vardır kimse körü körüne ülkesini savaş gibi zor bir duruma sokmaz. Bazı konularda döneminin en ince ayrıntısını yansıtan bu film konuyu çift taraflı ele almada maalesef çok yetersiz kalmıştır. Almanların bir savaş nedeninin olmadığını göstermeye çalışan film İngilizleri çokça masum göstermiştir.
Tüm bunlara rağmen ana duygusunun sevgi olmasıyla izleyende her ne kadar olumsuz tarafı olsa da artı yönlerinden dolayı izlenebilir. Diğer dünya milletlerine önyargı oluşturması da kaygı vericidir.
İnsanın içinde kötülük vardır ve bu hiç bitmeyecektir. Asıl mesele bunu iyiyi görerek bastırmaktır.
Görkem EBFL


Dacula Untold, gerçek bir efsane olan "Vlad the Impaler"ın hikayesini odaklanarak Drakula'nın ve vampir mitolojisinin köklerine iniyor. Dracula'nın anlatılmamış hikayesine odaklanılan bu epik-aksiyon filminin yönetmenliğini Gary Shore gerçekleştirirken başrolde Luke Evans yer alıyor.
Filmi izlediğinizde de kolaylıkla göreceğiniz üzere filmin kurgu üzerine olmasının yanında gerçek ve doğru yönleri de bulunmakta. Fakat maalesef tarihsel hataları da mevcut ve azımsanmayacak kadar belirgin. Dilerseniz bu hatalara birlikte göz atalım:
- Filmde “Osmanlı fethettikleri yerleri yağmalarlar.“: Doğru. Zira yeniçerinin ganimet gibi bir geliri vardı
ve yağmalanan evlerden alınan değerli eşyalar paylaştırılırdı. Fakat bu yağmalama işi yerli halka zarar vermeden ve vahşilikten uzak yapılırdı. Filmde ise bu hava hiç verilmemiş.
- “Fethetmediği yerleri haraca bağlar”: Bu kısım da doğru. Ama filmdeki sahnelerde haraç için gelen askerler normalin dışında gaddar bir tavırla gösterilmiştir Bu yanlıştır.
- “Haraca bağladığı yerlerin prenslerini alıp sarayda şehzadelerle birlikte yetiştirir.”: Buna devşirme denir. Filmdeki Vlad örneği tarihte de vardır. Yani tamamen gerçek dışı değildir. Filmde Vlad'ın sırtı yara izleri ile dolu. Bu çocuklar Osmanlı için sonra savaşmışlar. Yeniçeri ordusunun askere alım sistemi böyle değildir, işkence yapılmaz.
- “Fatih Sultan Mehmet kibirli ve hırslı bir insandır”: İçinde bulunduğu durum düşünüldüğünde hırslı olması gayet doğaldır. Ancak tarihte hoşgörülü bir yönetim sergilemesi de, filmde kibirli olarak gösterilmesiyle zıtlaşır.
Ayrıca filmde Fatih Sultan Mehmet, tarihi belgelerdeki klasik portrelerinden hayli farklı bir biçimde yansıtılmış. Dominic Cooper’ın canlandırdığı Fatih; sarık ve geleneksel Türk kıyafetleri yerine Avrupalı bir kral ya da prens gibi giydirilmiş. Türk askerlerinin de kılık ve kıyafetleri gerçekle uyuşmamaktadır. Bir diğer büyük hata ise Fatih’in Vlad tarafından öldürülmesidir. Tarihi gerçek ise şudur ki Vlad öldürülür, kellesi Fatih'e yollanır.
Volkan EBFL

Rusya'dan Sevgilerle filminde Türklerin genel olarak dikkatini çeken ayrıntı büyük bir bölümünün İstanbul'da geçiyor olmasıdır. Şu anda izleyenler için o zamanın (1963) İstanbul'unu hissettiren bir film diyebiliriz. Ne kadar İstanbul'un dış yapısını güzel yansıtmış olsalar da filmde yer alan bazı hususlar gerçek İstanbul'u yansıtmıyor maalesef.
Bu noktalardan bahsedecek olursam öncelikle eski İstanbul'da geçen bir film olarak Türk motiflerini iç mekan tasarımlarını Türk kültürüne daha uygun bir şekilde yapmaları gerçekçiliği artırırdı. Çünkü genel olarak Türk’leri Arap ve Mısır kültüründen tasarımlarla tanıtmışlardır. Ancak o dönemde bu tarz tasarımlar mevcut değildir.
Bir başka İstanbul kültürünü gerçekçi bir şekilde yansıtmayan nokta ise Türkçe konuştukları sahnelerde bildiğimiz güzel İstanbul Türkçesine yaklaşamamalarıdır. Türkçe bilen birisinin bile konuşulan Türkçeyi kolaylıkla anlayamayacağım söyleyebilirim. Bu açıdan “İstanbul Türkçesi” diye adı çıkmış güzel bir Türkçeyi daha doğru yansıtmalarını beklerdim.
Bu ve benzer film hataları dışında Türk’leri iyi bir şekilde anlatan nadir filmlerden diyebilirim. Ve verdiği nostaljik İstanbul havası da izleyen insanlara bu duyguyu tattırmaktadır. Ve ayrıca yer verdiği İstanbul ile ilgili güzel sözleri de izleyenlerin İstanbul’a olan merakını artırmaktadır
Yasin EBFL
Yıl 1963
Film, başında öksüz kalan Rob Cole adlı bir İngiliz çocuğun, bir gün karşılaştıkları bir şifacıdan etkilenerek, kendini bu konuda geliştirmek istemesini ve bu yolda İran’a giderek, ondan daha iyisi bulunamaz denilen İbn-i Sina’dan tıp eğitimi almasını anlatıyor Film, Noah Gordon’un ‘İbni Sina'nın Talebesi Hekim’ adlı romanından uyarlanmıştır. Filmin olumlu yönlerinden bahsedecek olursak sahne efektlerinin ve makyajlarının oldukça güzel olduğunu söyleyebiliriz. Oyunculuklar ise yabana atılamayacak kadar iyidir. Ayrıca işleniş bakımından sahnelerin derinliklerine inilmemiş, oldukça sade ve yüzeysel bir işleniş yolu izlenmiştir.
Bu sayede filmin sıkmadığını söyleyebiliriz. İyi yönleri bir kenara filmin başından sonuna kadar sahip olduğu tarihsel yanlışlıklar göz ardı edinilecek düzeyde değil. Film kurguya dayanmaktadır. Fakat dayanılan kurgu tarihi gerçeklikten çok uzaktır. Anlatılanın aksine İslam dini hoşgörü dinidir ve filmdeki gibi dinlere saygısızlık yapmaz. Aynı zamanda ilmi ve araştırmalarını destekliyor olup, düşünmeyi ve sorgulamayı da emrediyordur.

YIL : 2013
Bunun yanı sıra Selçuklu Devletinin Yahudi düşmanı ve soykırımcı bir devlet olarak gösterilmesi bir aldatmacadan ibarettir. Selçuklu Devleti ile ilgili bu yanlış gösterimin yanı sıra, dağlarda ve göçebe bir yaşam sürüyorlarmış gibi gösterilmeleri de tarihin yanlış aktarılmasıdır. Filmde anlatılanın aksine İbn-i Sina’nın ölümü intihar değildir. Aynı zamanda İsfahan’da değil Hemedan’da vefat etmiştir. İbn-i Sina’nın ölümü ile Selçuklu Devletinin kuruluşu aynı yıla denk gelmektedir. Yani filmde uzun çizilen uzun yıllardır var imajı gerçeği yansıtmamaktadır.
İsfahan halkının bolluk ve refah içinde, eğlence ve kadın düşkünü olarak tarif edilmesi de tarihin yanlış gösterilmesidir. Gösterilenin aksine o yüzyılın doğu kültürü gösteriş ve şatafattan uzaktır. Filmde erkeklerin giydiği giysiler gerçeğe biraz daha benzese de, Şahın ve kadınların giysileri abartılı tasvir edilmiştir. Bunun yanında filmde en çok gözümüze çarpan olay, bir zamanların en büyük aliminin, kendi öğrencisinin çırağıymış gibi gösterilmesidir. Film tarihi açıdan birçok eksikliği ve yanlışlığı içinde barındırmaktadır. Kısacası görsel olarak izleyiciye keyif vermekte olup tarihi bilgi ve gerçekler açısından sınıfta kalmıştır.
Defne EBFL
Yıl 2013

Son Umut yani yabancı adıyla Water Diviner filmi Avusturalya, Türkiye ve ABD’nin ortak yapımı olan bir savaş aile-dram filmi. Senaryosu objektif bir biçimde kurgulanan bu filmde yine de bazı tarihsel hatalar bulunuyor, gelin bu hatalara birlikte göz atalım;
Çanakkale Savaşı’nı konu alan bu filmin yukarda da belirttiğimiz gibi her iki tarafı da tarafsız bir biçimde anlatıp Türk milletini doğru bir şekilde yansıttığını söyleyebiliriz. Ve ana karakterimiz olan Connor’ un camiinin atmosferinden etkilenmesi, sabah ezan sesiyle uyanması, geçiş sahnelerinde Mevlana kullanılması, takılan fesler ve Türk kahvesi gibi kültürümüzle uyuşan öğelere yer verilmesi gerçekten doğru olmuş.
Buna zıt olarak Osmanlı’ da önemli bir yere sahip olan misafirperverlik ve ailevi değerler doğru yansıtılmamış. Ve bir Türk askeri olan Cemal’in ölüm sahnesinde, Binbaşının ‘ Bu kadar yaşamış olması bile mucizevi ’ demesi Türk inanç kültüründe özel bir yeri olan şehit olma değerine gereken özen gösterilmemiş.
Türk milletinin Çanakkale’ den bahsetmekten hoşlanmaması, orayı hayaletlerle dolu olarak adlandırmaları ve bu tarz şeyler hoş olmamakla birlikte Türklerin duygu ve düşüncelerini karşılamıyor. O zamanların giyim-kuşamlarına göre yorum yaparsak, başta Binbaşı Hasan karakterleri olmak üzere üniformaları bir Türk askerine uygun değil ve cephedeki kıyafetler o zamanların aksine çok yeni ve temiz.
Çoğu filmde olduğu gibi bu filmde de çeşitli hatalar bulunsa da yine de Çanakkale Savaşı hakkında yeterince tarihi bilgi verip, bazı kurgu içeriklerle de insanları tarihi film izlemeye teşvik ediyor.
İklim-Rana EBFL
GÖRSEL KAYNAKLAR:
1* GECEYARISI EKSPRESİ (1978 ) : https://www.beyazperde.com/filmler/film-243/
2* WONDER WOMAN (2017 ) : https://www.beyazperde.com/filmler/film-173720/
3* DRACULA UNDOLT ( 2014 ) :https://www.beyazperde.com/filmler/film-203440/
4* RUSYADAN SEVGİLER (1963) :https://www.beyazperde.com/filmler/film-2019/
5* HEKİM (2013 ) https://www.beyazperde.com/aramak/?q=HEK%C4%B0M
6* SON UMUT(2014 ) :https://www.beyazperde.com/filmler/film-222328/
BELGİN BACALAN ve ÖĞRENCİLERİ
Çağlar boyunca yaşamış birçok kıtaya hükmetmiş bir devlettir Osmanlı. Haliyle bu sınırlar içinde oluşmuş, gelişmiş bir kültürü de her yönüyle aktarmak mümkün olmayacaktır. Her ne kadar tamamını ele alamasak da Osmanlı kültürünün güzelliklerini bazı yönleriyle yansıtmaya çalışmak isteriz. bu şekilde okuyucuları bilgilendirdiğimiz gibi kurgusal sahnelerde de bunlarla ilgili konularda yapılan yanlışların görülmesini sağlayabiliriz.
OSMANLI’DA GÜNLÜK HAYAT
Osmanlı devleti Oğuz boylarından olan Kayı boyu tarafından kurulmuştur, haliyle kuruluşta daha çok konar göçer Türkmenlerden oluşan bir toplum yapısı vardır. Günümüzde ekranlarda gördüğümüz tarihi dizilerdin bazılarında konar göçer yaşamı belirten sahneler vurgulanmakta


Bu dönemde de ileriki dönemlerde de Türklerde günlük hayat sabah namazı ile başlardı namaz kılınıp hep birlikte kahvaltı yapıldıktan sonra herkes işinin başına geçerdi. Kuruluş döneminde daha çok kadınlar ev işlerinin yanında hayvanlarla ilgilenir ve dokuma işleriyle de uğraşırlardı.
Zaman geçtikçe şehirler kurulmaya ve yerleşik yaşama geçilmeye başladıkça günlük hayatta bazı değişiklikler yaşandı. Farklı milletlerin bir arada yaşadığı mahallelerde toplum birbiriyle dostça yaşamayı ve birbirine saygı duymayı öğrendi.
Gelin bu saygı ortamını bize anlatacak bazı örnekler görelim
Cam kenarına konan çiçeklerin bir anlamı olacağı kimin aklına gelirdi ama Osmanlı döneminde bu bile düşünülmüştür. Mesela camın kenarında sarı bir çiçek varsa evde hasta var demekti ve sokaktan geçenler daha dikkatli geçerlerdi. Camdaki kırmızı çiçek ise evde gelinlik kız olduğunu anlatırdı yani dinleyene çiçekler bile konuşurdu.


Başka bir örnek eve gelen misafire kahve ikram edilmesidir. Eğer gelen misafir kahvenin yanında getirilen suyu önce içerse bu misafirin aç olduğunu anlatır ona göre ev sahibi hemen yemek hazırlığı yapardı.
Cami avlularına ihtiyacı olan alsın diye sadaka taşları yapılır ve bur da biriken paralardan yoksul kişiler ihtiyacı kadarını alırdı bu davranış Osmanlı toplumunda hem yardımlaşmanın hem de kanaatkâr yapının örneklerini gösteriyor bize.
Günlük hayat içinde önemli yer tutan olaylara bakacak olursak bayramlar ve düğün törenleri buna en güzel örnek olur. Ancak düğünlerle ilgili günümüzdeki yanlış anlamaya bir açıklık getirmek lazım


Osmanlı düğünü adı altında yapılan çok ihtişamlı büyük düğün törenleri aslında Osmanlı toplumunda pek uygun görülmez. Genellikle görücü usulü ile kız isteme adetinden sonra başlayan düğün hazırlıkları kısa sürede tamamlanır bir tellal aracılığı ile düğün çevreye duyurulurdu. Pazartesi başlayan düğün töreninde ilk gün gelinin çeyizi gider, ikinci gün gelin hamamı, üçüncü gün kına gecesi ve dördüncü günde eğlenceyle birlikte yemek dağıtılır sonrada düğün biterdi. Ancak hiçbir zaman israfa, aşırıya kaçılmazdı. Bu bilgilere Osmanlı devletin de yer alan şeriye defterlerinde de rastlanmaktadır.
Tabi saray evliliklerinde durum farklıydı. devletin gücü ihtişamı düğünler de göz önüne serilirdi.
Düğünlere değinilmişken çok eşliliğe de bir vurgu yapmak isteriz. Eski dönemleri örnek göstererek birden çok eş almak isteyen zihniyetin bu örneği de Osmanlı kayıtlarına göre yanlış bir bilgidir. Dinen izin verilmiş olsa da Osmanlı dönemi kayıtlara bakıldığında tek eşlilik daha çok tercih edilmiştir.


Osmanlı toplumun da günlük hayat içinde her türlü çeşitliliği canlılığı görebileceğimiz bazı önemli mekanlar vardır buralarda her dilden ve dinden insanı görebileceğimiz gibi her türlü ihtiyaç ürününü de görmemiz mümkündür. Nereler mi bu mekanlar? Tabi ki çarşı ve bedestenlerdir.
Osmanlı millet sisteminin, kozmopolit yapısının en iyi şekilde harmanlandığı mekanlar buralardır yani bir nevi hayat damarları gibidir.
Osmanlı devletinde günlük hayat içindeki önemli bir diğer mekânda Kıraathaneler olmuştur. Okuma anlamında gelen kıraat sözcüğünden ortaya çıkan kıraathanelerin geçmişi 8. Yy’a kadar gitmektedir. Günümüzdeki gibi boş vakit geçirip çay kahve içilen mekânlar olarak düşünülmemişlerdir. Zaten İslam kültüründe boş boş oturmak hoş karşılanmazdı. Camilerin yanında yapılan bu mekanlarda amaç daha çok kitap okumak veya okunan kitapları dinlemek ve görüş paylaşıp olmuştur. Kahve kültürünün Osmanlıda yaygınlaşmaya başlaması ile kahvehanelere dönüşmüşlerdir.


1896’dan itibaren Osmanlı coğrafyasının farklı yerlerinde yabancılar tarafından çekilmiş “Osmanlıdan manzaralar” adlı belgesel nitelikli kısa filmde de çarşı ve pazarlardan görüntüler verilmiş. Bu görüntülerde farklı toplum yapısı net bir şekilde gözlemlenmektedir. Ancak başka dikkat çeken bir durumsa halkın fakirliği oluyor maalesef. Savaşların, kayıpların getirdiği büyük yükün topluma yansımaması mümkün değil.



OSMANLI SOFRA KÜLTÜRÜ VE YEMEKLER
Sofrada oturmanın, yemek yemeninde bir kültürü mü olur derseniz evet olur Osmanlı da bunun bir çok örneği vardır. Kuruluş döneminde ki sofra kültürü ile Tanzimat döneminki sofra kültürü bile birbirine göre değişiklik göstermiştir.
Kuruluş döneminde yer sofraları yemek kültürü içerisinde önemli bir unsurken Avrupa usulü masa ve sandalye çok sonraları 19. Yy’dan itibaren Osmanlı sofralarına girmiştir. Ancak yine de tüm evlerde masa ve sandalye kullanımı söz konusu olmamış saray ve konaklarda daha çok talep görmüştür.
Genel olarak Osmanlı sofralarında yemekte yaygı, altlık ve sini kullanılırdı ve bu gelenek ister padişah sofrası olsun ister halktan biri olsun fark etmezdi. Yemeği yiyebilmek için kaşık kullanılırdı.


Sofrada kullanılan tek yemek aracı kaşık olduğu için de öyle önemli bir yere sahipti ki Yeniçerilerin başlıklarında sefere giderken kaşıklarını taşıyacakları bir bölüm bile bulunurdu.
XV. ve Osmanlı devletini ziyaret eden seyyahların anlatılarına göre, Osmanlı toplumunda hali vakti yerinde olunmadığı takdirde, sabah bir çorba yanında ekmekle güne başlanırdı. Eğer maddi durumu iyi bir aile ise o zaman sofralarda bal, kaymak, peynir gibi ürünler olurdu. Ancak genel görüş yemek konusunda kanaatkâr oldukları, çok fazla ve çeşitli yemek tüketmedikleri ve kısa sürede hazırlanan az masraflı pratik yemekler yemeyi tercih ettikleri üzerine yoğunlaşmıştır.
Osmanlı Saray sofralarına gelecek olursak tabi ki ihtişam mutlaka göze çarpmalıydı. Gümüşten yada som altından siniler kullanılır, nerdeyse her yemeğe et konulurdu. Hatta fazla et tüketiminden dolayı gut hastalığına yakalanan paşalara ve padişahlara sıkça rastlandığı tarihi kayıtlarda belirtilmektedir. Mesela Kanuni Sultan Süleyman da bu hastalıkla uğraşmıştır.


Günümüz Türk mutfağının aksine Osmanlı mutfağında soğuk başlangıçlar pek bulunmazdı. Yemeklerde genelde tereyağı tercih edilir zeytinyağı kullanılmazdı. Zeytinyağı daha çok sabun yapımı, ilaç yapımı gibi işler için kullanılırdı.
Günümüzde saray mutfağından lezzetler var olsa da genel olarak saray aşçıları tariflerini meslek sırrı olarak saklamışlardır.
Osmanlıda ister halktan olsun ister ileri gelenler olsun herkesin sofrasında aynı düzen hakimdi. Yemek ve ekmek hiyerarşik sıraya göre dağıtılır, Her yemeğe besmele ile başlanır, zorunluluklar dışında sohbet edilmez, mümkün olduğunca erken yemek yemeye bakılırdı.
Osmanlı saray yemeklerini örnekler verecek olursak
Şirden ( işkembe çorbası) Nohut Çorbası, Kuzu Kapama, Bıldırcın Dolması, Nar Ekşili Kuzu Yemeği, Çerkez Tavuğu, Levrekli Pilav, Karidesli Börek, Kağıtta Tekir Kebabı, Sütlü Dil Balığı, Kuru Börülce, Piyaz, Peynirli Sakız Kabağı Dolması, Patlıcan Mücmeri, İstanbul Pilavı, Fava, Topik, Soğanlı Muska Böreği, Karaköy Poğaçası, Kanlıca Yoğurdu, Dövme Salatası, Keşkül-ü Fukara, Lalanga, Karadut peltesi, Höşmerim, Gülhatmi Şerbeti, Badem Ezmesi, Boza
Kimisi Türk mutfağından, kimisi Osmanlının elde ettiği topraklardaki milletlerin mutfağından esinlenerek yapılmış bu yemekler farklı dönemlerde Osmanlı Padişahlarının sofralarını süslemiştir.
Günümüzde de hala sofralarımızda birçoğu yer almaktadır. Kültürün devamı açısından önümüzde güzel bir örnektir. Ancak bundan sonraki nesilde bu kültürel değerleri aynı şekilde korumalıdır ki sadece kitaplarda okuduğumuz bilgiler olarak kalmasın.
Öğrencilerimin dergi ve proje çalışmalarını kullanarak tasarladığı oyunlar
https://learningapps.org/watch?v=pb8bx5fec21
https://www.educandy.com/site/resource.php?activity-code=a94da
https://learningapps.org/display?v=p9xecqg3k21
https://learningapps.org/watch?v=pe1hu1bg221
GULNURA BABASHOVA ve ÖĞRENCİLERİ
Sosyal medya gerçek mi kurgumu
İnternet sahip olduğu özellikleriyle hayatımızı oldukça kolaylaştırıyor. Bunun tam tersi de olabilir, yani internet hayatımızı zorlaştırabilir de. Nasıl zorlaştırıyor sorusunu soruyorsunuz haklı olarak. İnternetteki doğru olmayan bilgiler, yalan haberler, zararlı içerikler, dolandırıcılık... Kısacası gerçek hayatta hayatımızı zorlaştıran çoğu şeyin internet versiyonları...


Bunlardan birisi ve belki de en çirkini: Yalan haber. Olmayan birşeyi olmuş gibi göstererek algı operasyonları yapmak ve anaysal bir suç olan "Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek" gibi bir suçu işlemek. Bu, hem bu yalan haberi internet ortamında yayanın suçlu duruma düşmesine sebep olur, hem de toplumun gerçek olmayan bir haberle huzursuz olmasına.
İnternet ortamında ve özellikle sosyal medya mecralarında yalan haberler paylaşarak insanların zarar görmesine, masum insanların canının yanmasına sebep olanlar tartışmasız bir şekilde suç işlemektedirler.


Azvision.az’ın haberine göre Ermeniler, sosyal ağlarda çeşitli isimler altında sahte profiller oluşturarak Azerbaycan hakkında yanlış bilgiler yayıyor ve böylece halk arasında kafa karışıklığı yaratmaya çalışıyor. Ermenistan, başarısızlığını örtbas etmek için asılsız haberler yaymaya devam ediyor. Günününsesi.info’ya göre , bu amaçla sitelerin yanı sıra sosyal ağlarda çeşitli sahte sayfalar oluşturmakta, bu platformlar aracılığıyla sahte haberler yayınlayarak vatandaşlarımızın kafasını karıştırmaya çalışmaktadırlar.


Geniş kamu oyu, Ermeni sahtekârlıklarının yelpazesinin ve coğrafyasının oldukça geniş olduğunu biliyor. Tarih boyunca Ermeni yalanları siyasetten gündelik yaşama, tarihi eserlere ve kişiliğe, coğrafi isimlere, dini eserlere, kültürel mirasa, hanedanlara, nümizmatiklere ve mutfak sanatlarına yayılmıştır. Tek kelimeyle, yalan üzerine kurulu mitler tüm alanları kuşatmıştır.


Aynı zamanda, bu sahtekarlıkları ve benzer benimseme iddiaları sadece Azerbaycan ve Türk dünyasına değil, aynı zamanda Ermenilerle temas halindeki diğer halklara da karşıdır. Ermenilerin kendilerini Kafkasya’da bir yerel halk olarak sunma girişimleri, bölgedeki diğer halkların tarihini bilinçli bir şekilde sahteleştirmeye, başkalarının değerlerini, tarihi-kültürel-dini mirasını ermenileştirmeye çalışma çabaları şeklinde görünüyor.




Tıpkı "Gerçek, ayakkabılarını giymeden yalan, dünyayı üç kez dolaşır" sözündeki gibi yalan haber doğru bilgiden kat kat daha hızlı yayılıyor.
Çok güvendiğiniz bir kaynak bile zaman zaman belki isteyerek belki istemeyerek hatalı bir bilgi paylaşabilir. Dolayısıyla karşımıza çıkan haberlere şüpheci yaklaşıp analitik düşünebilirsek yanlış bilginin yayılmasını önlemeye yardımcı olabiliriz. Bir bilgiyi paylaşmadan önce doğru mu değil mi diye birkaç saniyeliğine düşünmek bile yalan haberlerin yayılım hızını epey azaltabilir.
LETAFET VELİYEVA ve ÖĞRENCİLERİ
Tarihde ve filmlerde mitoloji
"Mitolojinin anahtarı zaten ellerinizde. Ruh'un tüm kapılarını açmakta özgürsünüz. ”
Carl Gustav Jung


Mitoloji, geçmiş tarihe farklı bir bakış açısı getirdiği için önemli bir yere sahiptir. Bir milletin, kültürünü geçmiş çağlardan itibaren kitaplara
yansıyarak gelen hikâyesini anlatır. Kitaplara yansımayanlar, güvenilir
kaynak olmadıkları için pek itibar edilmiyor.
Mitoloji efsaneler bilimi anlamına geliyor.

Her kültürde kendine özgü mitler vardır. Bir kültüre ait mitler o kültüre ait değer yargılarını, dini tecrübeleri, ahlaki dersleri gibi unsurları yansıtıyor. Kültürün en önemli anlamlandırma pratikleri arasında bulunan mitlerin temelinde ideoloji yer almaktadır. Mitoloji, gerçekliği kurgular ve yeniden üretir.




Bu bağlamda mitleri kullanmak, ideolojinind desteklenmesi ve güç kazanması anlamına gelmektedir. Mitlerdens sıkllıkla faydalanan sinema, mitolojik metinleri birebir uyarlayarak ya da yeniden yorumlayarak ideolojik işlev üstlenmektedir.Filmlerde yer alan fanyltastik varlıkların birçoğu, gerçek hayatta nesilden nesle anlatılan mitolojik ve efsanelerden türemiş karakterlerin hikayelerinden esinlenerek ortaya çıkarılmıştır. Thor, Odin, Hercules ve Medusa gibi popüler mitolojik karakterleri filmlere konu olmuştur.





Mitolojide geçen öykülerin hepsinin hayal ürünü olduğunu söylemek mümkün
görünmemektedir. Bütün kutsal kitaplarda geçen tufan olayı, aynı zamanda çok eski uygarlıkların mitolojik destanlarında da yer almış, yapılan kazı ve araştırmalar sonucunda dagerçek olduğu ispatlanmıştır.
Efsaneye göre: tek tanrıya inanan ve ona iman eden Nuh peygamber zamanında, insanlar doğru yoldan eğri yola sapmış,
düzen bozulmuş, tanrıya isyan etmişlerdi. Tanrı, bunları cezalandırmayı kararlaştırdı.


Nuh’a bir gemi yapmasını lahi bir emir olarak bildirdi. Gemi üç yüz adım boyunda, elli adım eninde ve otuz adım yükseklikte olacaktı. Nuh Peygamber gemisini yaparken, herkes onunla alay ediyor, başlarına gelecek felakete bir türlü inanmıyorlardı. Derken geminin yapımı bitti. Nuh Peygamber, ilahi emir gereğince yer yüzünde bulunan bütün
canlılardan, erkek-dişi birer çift gemisine aldı. Yeteri kadar yiyecek
yükledi. Sonunda da ailesi ve iman eden bazı yakınlarını yanına alarak
gemiye girdi. Oğullarından birisi “Tufan olursa, ben bir dağa sığınırım”
diyerek gemiye binmedi. Bu sırada gök delindi. Kırk gün, kırk gece
yağmur yağmış, görülmemiş bir tufan, dağları, taşları denizlerle
birleştirmişti.
Tanrı’nın gazabına uğrayan insanlar yok olmuş, yalnız gemidekiler
sağ kalmışlardı. Nuh’un gemisi, yüz elli gün sularda yüzdü, durdu.
Yine ilahi bir emirle sular çekilmeye başladı. Gemi, Ağrı Dağları’nın
Cudi Tepesi’ne oturdu. Nuh Peygamber, pencereyi açarak bir güvercin
saldı. Güvercin, konacak yer bulamayarak geri döndü. Yedi gün sonra,
güvercini yeniden saldı. Güvercin bu kez ağzında bir zeytin dalıyla
gemiye döndü. Sular çekilmişti. Nuh Peygamber gemisinden çıkarak
Ağrı Dağları’nın eteklerinde bir köy kurdu. İnsanlar, canlılarla birlikte
yeniden çoğaldılar. Sümerlerin Gılgamış Destanları’nda da geçen ve
bütün dünyaca bilinen bu efsaneyi gerçekleştirmek için bilginler,
yıllardan beri, Ağrı Dağları’nda Nuh’un gemisinin kalıntılarını arayıp
durmuşlardır.

Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesinde 1959 yılında keşfedilen gemi
şeklindeki oluşumun, Yeni Zelandalı jeofizikçi John Larsen ile
Amerikalı bilgisayar mühendisi ve arkeolog Andrew Jones tarafından
ilk kez 3 boyutlu görüntülenmesi, gerçekliği asırlardır merak konusu
olan Nuh’un Gemisi ile ilgili bilim dünyasında yeni bir kapı araladı.
Kutsal kitaplarda da varlığından söz edilen Nuh’un Gemisi, kimilerine
göre bir efsane kimilerine göre gerçekliği kanıtlanmayı bekleyen bir
olgu.

Tüm döngülerde mitoloji kendi kahramanlarını yaratmıştır. Bu kahramanları da doğaüstü varlıklar olarak kabul ederler, tanrı ve
tanrılarla bir tutmuşlardır. Buna insanın kendini kutsallaşma çabasıdır
diyebiliriz .Kahraman kendi yaşamında ya da yaşadığı toplumda birşeylerin eksik olduğunu hisseder.kuşaklar boyunca geçerli olan eski fkirler artık ona yeterli gelmemektedir.Böylece yuvadan ayrılıp ölüme meydan okuduğu serüvenlere atılır. .
Mitolojik anlatılar toplumlarda ortak bir dil oluşturup insanları ortak bir yaşayışa yönlendirir. Mitlerin bilimsel olup olmamasının bir önemi yoktur. Özelliği toplumu bir araya getirip aynın yöne yönlendirmesidir.

Gökhan YEŞİLYURT ve Akşemsettin MTAL Öğrencileri
Tarihsel Süreç İçerisinde Gezginler ve Seyyahlar
İnsanlık tarihi boyunca, insanlarda keşfetmek, merak etmek ve gerçeği aramak fikri hiç değişmedi. İçgüdüsel olarak tarihin farklı evrelerinde insanlar yeni yerler keşfetmek ya da orda olan olayları anlamak adına hep bir yerden başka bir yere seyahat ettiler. Dolayısıyla bu süreçte geçmiş birbirinden bağımsız yüzlerce gezginin hikayeleriyle dolu. Bu seyyahlar ve gezginler bu benzersiz ünlerini ya keşfettikleri yerlerin öykülerine ve mitolojilerine borçlu ya da kimsenin erişemedikleri bu yerlerin coğrafyalarına borçlu.
Gezginler ve seyyahlar ister doğudan batıya gitsin ister batıdan doğuya, yolculuklarını pekçok zorluklarla gerçekleştirmişlerdir. İster kuzeyden güneye gitsinler ister güneyden kuzeye birçok aksaklık yaşamışlardır. Bu gezginler seyahatleri sırasında kara veya deniz yolculuklarında bazı sıkıntılar çekseler de gözlerinin önünde tarifi belki de mümkün olmayan sayısız güzellikler onları karşılamıştır.
Birçok güzelliğe şahit olan bu seyyahlar ve gezginler hem gezdikleri yerlerin güzelliklerini farklı açılardan insanlara anlatıp aktarmışlar hem de gittikleri ülkelerin siyasal sitemlerini inceleme fırsatı bulmuşlardır. Bilginin dünya üzerinde yayılmasına da katkı sağlayan bu gezginler dünya tarihinin ilerleyişinde önemli bir ivme gücü oluşturmuşlardır.

El-İdrisi'nin Dünya Haritası
Bu gezginler sadece gezmek maksadıyla değil aynı zaman da coğrafyaları ve siyasal sistemleri bildikleri için bazen de elçi vasfıyla bağlı bulundukları devletler tarafından görevlendirilmişlerdir. Kimi gezginler de benimsedikleri dinin yayılmasını ve insanlar tarafından anlaşılmasın sağlamak maksadıyla da gezmişlerdir. Bazıları da örneğin El İdrisi gibi haritalar çizerek kendinden sonra gezecek olanlara yol göstermişlerdir.
Hem dünya tarihinde, hem de Türk tarihinde bir çok seyahatname türü eser ortaya konmuştur. M.ö 64 yılında doğan ve ilk coğrafyacı ünvanı olan Amasyalı Strabon gezdiği yerleri Geographika adlı eserinde anlatmıştır. Türk tarihindeki ilk seyahatname özelliği taşıyan eseri yazan ise Seydi Ali Reis’dir. Mirat’ül Memalik adlı bir seyahatname yazmıştır. ‘’Ülkelerin Aynası’’ anlamına gelen bu kitap Hindistan'dan Bağdat'a dönüşünde yol arkadaşlarını, görülen şehirleri, karşılaşılan değişik ve ilginç olayları, ziyaret edilen türbeleri ve çekilen zorlukları anlatmaktadır. Seydi Ali Reis bu eseri 1557' de İstanbul'da tamamlamıştır.





Türk tarihinin belki de dünya tarihinin en önemli gezginlerinden biri de 1611 İstanbul doğumlu Evliya Çelebidir. Evliya Çelebi gittiği yerleri ve gördüğü olayları olağanüstü anlatım gücüyle insanlara aktarmıştır. Bu eser tarihimizi aydınlatmada ve hayal gücümüzü geliştirmede ufuk açıcı bir özelliğe sahiptir. Gördüğü yerleri zihin dünyasında yeniden kurgulayan ve bu şekilde insanlığın hizmetine sunan Evliya Çelebi bugün hala geçerliliğini koruyan pek çok bilgiyi bizlere ulaştırarak insanlık tarihine önemli katkılar sunmuştur.

Evliya ÇELEBİ'nin çizdiği harita


Yine İslam dünyasında da pek çok önemli gezgin bulunmaktadır. Bunlardan en önemlilerinden biri de İbn-i Batuta’dır. 1321 yılında doğduğu yer olan Fas’tan hac ziyareti için gittiği Mekke’den sonra 40 yıl daha seyahatini sürdürmüştür. Rıhlet adlı eserinde bu gezdiği yerler hakkında bilgiler vermiştir.

Dünya tarihini en derinden etkileyen gezginlerden biri de kuşkusuz 1451 Genoa doğumlu Kristof Kolomb'dur. Hindistan’ı bulmak için yaptığı yolculukta Amerika kıtasına ayak basmıştır fakat buranın yeni bir kıta olduğunun farkına varamamıştır. Ancak dünya tarihinde coğrafi keşifleri başlatan ilk kişi olarak da tarihe geçmiştir.


Hayatı filmlere, dizilere konu olmuş 1254 doğumlu Venedikli tüccar ve gezgin Marco Polo, babasının ve amcasının izinden giderek henüz 17 yaşındayken ilk kez Asya'ya adımını atmıştır. 24 yıl süren yolculuğunda karşılaştıklarını belgelediği Marco Polo'nun Serüvenleri isimli kitabı Güney Asya, Çin, İpek Yolu ve Kubilay Han'ın muhteşem imparatorluğu hakkında büyüleyici deneyimler aktarır.


Dünya tarihinde kadın gezgin olarak yerini almış olan Amelia Mary Earhart ise 1928'de Atlas Okyanusu'nu yolcu olarak geçen ilk kadın olarak ün kazandı. 20-21 Mayıs 1932'de tek başına Newfoundland'dan İrlanda'ya uçarak Atlas Okyanusu'nu geçti. ABD'yi baştan başa geçtiği uçuşundan sonra, Ocak 1935'te, Newfoundland-İrlanda arasındaki mesafeden daha uzun olan Hawaii-California arasını yine tek başına uçan ilk kişi oldu. Mesleği de havacılık olan Earhart, çift motorlu bir uçakla dünya seyahatine çıktı. 1937 yılında Büyük Okyanus’un üzerinde kayboldu, 1938 yılında öldüğü ilan edildi.

MURAT ŞEN ve ÖĞRENCİLERİ
Konu:Tarihsel Gerçeklerin Tarihi Romanlarda Ele Alınması
Tarihsel gerçeklerin tarihi romanlarda gerçeğe ne ölçüde uygun kurgulandığını değerlendirme
(Stefan Zweig / Bizans'ın Düşüşü romanı)

Ebru HAAAL
Batı'nın Büyük Yalanı: Kerkaporta
Sevgili Okuyucular, romanı incelemeye başlamadan önce "Bizans’ın Düşüşü Kitabından Altını Çizdiklerim" bölümüyle sizleri baş başa bırakıyorum.
BİZANS'IN FETHİ - STEFAN ZWEIG
Tehlikeyi Görme
Kendi iktidarına karşı olanları yok etmeye niyetli ve acımasız olduğunu, henüz reşit bile olmayan kardeşini hamamda boğdurarak ve cinayeti işlettirdiği katili de onun arkasından ölüme yollayarak gösteriyor. Ağırbaşlı bir devlet adamı olarak tanınan Murat'ın yerine bu genç, hırçın ve şöhret düşkünü Mehmet’in en büyük hedefi, babası Murat'tan daha başarılı olmak ve Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırlarını daha da genişletmektir.
Konstantin tehlikeyi hemen görüyor ve İtalya'ya, Papa'ya, Venedik'e, Cenova'ya peş peşe elçiler yollayarak yardım istiyor.
Ebru HAAAL
...ve Savaş Başlıyor
Savaşa hazırlanan bütün diktatörler, hazırlıklarını bütünüyle tamamlayıncaya kadar sürekli barıştan söz ederler.
Mehmet, yeterince barış sözü verdikten ve barış yemini ettikten sonra, antlaşmayı bozarak savaşı başlatır.
O âna kadar İstanbul Boğazı'nın yalnızca Asya yakası Türklerin elindeydi ve Bizans
İmparatorluğu'nun gemileri hiçbir engellemeyle karşılaşmadan rahat rahat Karadeniz' deki hububat ambarlarına gidebiliyorlardı.

Fakat Mehmet, boğazın en dar yerinde, hiçbir geçerli dayanak beyan etmeden bir kale inşaatı yapılmasını emreder. Avrupa yakasında, Rumeli Hisarı denen yerde inşa edilen bu kale, Bizans gemilerinin bu geçidini kapatır.
Bir gece içerisinde on binlerce rençperi antlaşma gereği tahkim edilmemesi gereken Boğaz'ın Avrupa kıyısına yerleştirir. Tüm anlaşmalara aykırı olarak bir gecede on binlerce işçiyi Asya’dan Avrupa kıyısına geçirir.

Mehmet, Macar asıllı Urbas’a devasa toplar yaptırarak bu topları elli baş öküzün çektiği arabalarla Bizans surlarının önüne getirir.
Ve kuşatma başlar.
Yeni Bir Umut
Bu dev toplar, ağır ağır, fakat karşı konulmaz bir güçle Bizans surlarını dövüp parçalamaya başlar. Bu arada o görkemli Hıristiyan donanması olmasa da üç büyük Ceneviz gemisi Bizans’a yardıma gelir.
Türklerin tüm engellemelerine karşın Ceneviz gemileri, güvenlik içindeki limana girerler. Haliç’te gevşetilmiş olan zincir, savunma görevini yapması için yeniden gerginleştirilir.
Eylül HAAAL
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $19.39+) -
BUY THIS BOOK
(from $19.39+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!