
Mutsuz Kral Evvel zaman içinde kavvul zaman içinde. Çok zengin bir kral yaşarmış. O kadar zenginmişki ormanların hiç eksik olmadığı nehirlerin şırıl şırıl aktığı bir krallığı varmış. Ama bu kralın bir sorunu varmış.Sorunuda hiç mutlu olamamasıymış.Bu yüzden halk ona mutsuz kral diyormuş.Mutsuz kral

bir gün hep mutsuz olması canına tak etmiş.Muhafızlarına demiş ki: -Muhafızlar söylediklerim bütün halka duyrulsun.Beni güldürene 500 akçe vereceğim demiş.Muhafızlar hemen köylülerin yanına gidip:
-Ey ahali kralın size bir duyurusu vardır.Kim kralımızı mutlu
ederse ona 500 akçe
verilecektir. Bunu duyan
halk hemen çalışmaya
başlamışlar. Artık kralın
ülkesinde bu vasiyeti bilmeyen yokmuş.

Kralı mutlu edebilmek için bir çok kişi kralın huzuruna çıkmış.Bizim mutsuz krala meyvelermi sunulmamış,değerli eşyalarmı getirilmemiş ama hiç biri kralı mtulu edememiş.Bu olay annesiyle yaşayan küçük çobanın kulağına gitmiş.
Çoban düşünmüş taşınmış ve sonunda kralı nasıl mutlu edebileceğini bulmuş.
Bu akşam kralın çıkacakmış. Akşama doğru en güzel kıyafetlerinin giyip, annesinden hayır duasını alıp evden çıkmış. Yolda giderken köylülerden biri:
-Nereye gidiyorsun küçük çoban?
Küçük çoban kendinden emin bir şekilde:

-Kralı mutlu etmeye gidiyorum.
Köylüler alaycı gözlerle :
-Biz kralı mutlu edemedik sen mi mutlu ediceksin be çoban. küçük çoban birşey söylemden yoluna devam etmiş.Sonunda saraya ulaşmış.Kapıya doğru yürürken muhafızlar küçümseyerek:
-Sen mi kralı mutlu edeceksin çoban demişler. Sonra kapıyı açmışlar ve küçük çoban kralın huzuruna çıkmış.Kral: -Ey çoban beni nasıl mutlu ediceksin?





Küçük çoban:
-Tek beni takip ederseniz sonunda mutlu olacaksınız. Kral:
_ Tamam o zaman seni takip edeceğim. Çoban önce kralı yemyeşil ormana,cam gibi nehire ve manzaralı dağlara götürmüş.Demişki küçük çoban:
-Kralım görüyorsunuz ne kadar güzel yerler var. Paraya ihtiyacını olmadan mutlu olabilirsiniz.
.
Kralda mutluluğun para ile satın alınılmayacağını öğrenmiş ve neşe içinde:
-Sen beni mutlu ettin be çoban.Benden sana 500 akçe.
Çoban gülümseyerek :
-Yüce kralım sizi mutlu edebildiysem ne mutlu bana.O günden sonra halk krala mutlu kral denmiş.
Yazan: Esila ÖZYİĞİT

İKİ KARDEŞ HİKAYESİ
Zamanın birinde birlikte yaşayan iki kardeş varmış. Bu iki kardeş babalarından kalan çiftlikte yaşarlarmış. Kardeşlerden biri evli ve beş çocuğu varmış. Bunlar kıt kanaat geçinip giderlermiş. Diğer kardeş ise bekarmış.
Her günün sonunda tarladan aldıkları ürünlerden elde ettikleri kazançları eşit bir şekilde bölüşüyorlarmış. Yalnız bekar kardeş bu durmdan rahatsız olmaya başlamış. Çünkü daha fazla para kazanmak istiyor ve zengin olmanın hayalini kuruyormuş. Tüm bu düdşüncelerle evli kardeşle konuşmaya karar vermiş.




Günün birinde bekar olan kardeş kara kara düşünmüş ve evli olan kardeşe demiş ki:
___Sana birşey söylemem lazım. Bence artık kazançlarımızı bölüşmeyelim. Çünkü sen evlisin senin için kazanmak çok kolay, benim için ise bu durum çok zor. Bundan sonra herkes kendisine çalışsın,demiş.


Evli olan kardeş bu sözler karşısında şok olmuş. Ne diyeceğini bilememiş. Bekar kardeşin bu düşüncesine içten içe içerlemiş ama hiç ses çıkarmamış. Sessiz kalarak bu durumu onaylamış. Aradan on yıl gibi uzun bir süre geçmiş. Derken evli olan kardeş tarlaya uğramamaya başlamış. Bekar olan kardeş bir gün yine tarlaya gitmiş ve
kimseyi görememiş.






Artık iyice merak etmeye başlamış. Nedenini öğrenmek için büyük kardeşin evinin yolunu tutmuş. Yolda giderken bir taraftan da on yıl önce söylediklerini düşünmüş ve pişman olmaya başlamış.Ve bunlar üzerine kendisini suçlamaya başlamış. Yolda bütün bunları düşünürken eve gelmiş ve kapıyı çalmış. Evli olan kardeşin eşi kapıyı açmış. Yüzünde büyük bir üzüntü varmış.





Kısık bir sesle içeriye buyur etmiş. Bekar kardeş evli kardeşin hasta olduğunu görmüş. Son derece halsiz ve bitkin olduğunu gören bekar kardeş çok üzülmüş. Evli olan kardeş ateşler içinde yanıyormuş. Çocukları ise babasının baş ucunda oturup için için ağlıyorlarmış.





Bekar kardeş:
____Kardeşim geçmiş olsun. Seni çok kötü gördüm. Neyin var? Nasıl oldu bu durum? Neden bana haber vermedin? demiş. Evli kardeş:
____ Teşekkür ederim beni merak edip geldiğin için. Geçen gün tarlaya giderken çayın kenarından geçiyordum. Yerler çamur olduğu için ayağım kaydı ve dengemi kaybettim. Sonra çayın buz gibi suyuna düştüm. Kendimi boğulmaktan zor kurtardım. O yüzden çok hastalandım. Sana da haber vermedim.
Çünkü on yıl önce bana
söylediklerin aklıma geldi.



Bekar kardeş:
____Senin bu durumda olamandan kendimi sorumlu görüyorum. Çok üzgün ve pişmanım. Söylediklerimi çok düşündüm ve yanlış davrandığımı fark ettim. Senden çok özür diliyorum. Bundan sonra barışalım ve kazançlarımızı eşit bir şekilde paylaşalım. Senin buna çok ihtiyacın var gördüm. Biz sonuçta kardeşiz, diyerek evli kardeşe ağlayarak sarılmış. Daha sonra evli kardeş ve karısı onu affetmişler . Bir daha böyle hatalar yapmamışlar. İki kardeş bir ömür mutlu bir şekilde birlikte yaşamışlar.
Yazan: Emir KORKMAZ
KÖPEKLER
Günlerden salı ve öğle vaktiydi. Elvis her gün olduğu gibi gezmeye çıkmıştı. Sokaklarda gezmeyi çok seven Elvis herkes tarafından çok seviliyordu. Bütün çocuklar Elvis'le oynamaya bayılıyordu.
Yine bir gün Elvis sokalarda gezmeye çıkmıştı. Hava kararmaya başlayınca eve doğru giderken bacağı kırıldı.


Onu gören komşu Elvis'i kucaklayıp sahiplerine götürdü. Sahipleri çok üzülmüştü ve Elvis'i arabaya bindirip hemen veterinere götürdü. Veteriner Elvis' yavaşça kucaklayıp muayene ederken bir de ne görsün! Aslında bacağı kırılmamıştı. Elvis hamileydi ve doğum sancısı çekiyordu. Sahibi bu durum karşında çok şaşırdı.



Veteriner hemen masayı hazırladı. Sahibine durumu açıklayıp muayene dosyası verdi. Sahibi durumu anladığını belirttikten sonra dosyayı imzaladı. Veteriner Elvis'in sağlıklı olarak doğum yapmasını sağlamak için anestezi yaptı. Doğum sırasında tam dokuz tane yavruyu gören veteriner ve sahibi şaşkınlık içerisinde kalmıştı.


Ama bir sorun oluştu. Elvis çok kan kaybetmişti , daha fazla acıya katlanamadı ve hayata veda etti. Veteriner üzgün olduğunu belirtip yavruları güzelce kutuya koydu ve sahibine verdi. Sahibi yavruları alıp hüzünlü hüzünlü evin yolunu tuttu.


Eve gider gitmez yavruların kalacağı yeri belirleyip güzelce ayarladı. Yavruları yerine koydu ve onlar için almış olduğu biberonları iyice temizledi. Ilık sütü biberonlara koyarak yavrulara sırayla içirdi.Yavrular birkaç gün sonra o yumuk gözlerini açamaya başladı


Sahibi yavrularının gözlerinin açıldığını görünce çok sevindi. Sahiplerinin kzı yavru köpeklerin o ponçik yüzünü görünce çok sevinmişti. Köpekler sahibinin kızına çok bağlanmıştı.
Köpekler bir gün bahçede oynarken ve sahibinin kızı okuldan eve geldi. Köpekler onu görür görmez üstüne atladı. Sahibinin kızı köpekleri çok sevdiği
için mutlu oldu . Köpekler gün geçtikçe
büyüyorlardı.Artık köpekler sahibinin kızının
yanından hiç ayrılmıyorlardı.












Elvis hayatını kaybetmişti ama geride sahıbine ve kızına çok tatlı ve güzel yavrularını bırakmıştı. Sahibi ve kızının üzüntüsü biraz da olsa azalmıştı. Onlar Elvis'in hatırasına örnekti. O yüzden onlara gözü gibi bakıyorlardı.
Şunu unutmayalım ki her canlı değerlidir ve köpekler herkesin vazgeçilmez dostudur...
Yazan: Emilya Tuana GÖNÜL
YARDIMSEVERLİK
Bir sonbahar mevsimiydi. Her göçmen kuş gibi kırlangıçlarda sıcak ülkelere doğru yol alıyorlardı. Kırlangıç sürüsü büyük ve gizemiyle huzur vere ormandan geçerken içlerinden birinin kanadı kırıldı. Küçük kırlangıç hızla yere düşerken sürü de uçsuz buçaksız gökyüzünde gözlerden kayboluyordu. Biraz sürüklendikten sonra kırlangıç üç ağaç gördü. Bunlar meşe ağacı,çınar ağacı ve çam ağacıydı.










Meşe ve çınar ağacı çok görkemli ve güzel görünüyordu. Onların aksine çam ağacı o kadar görkemli ve güzel değildi ama sapasağlam ve dayanıklıydı. Kırlangıç meşe ve çınar ağacına hayran kalmıştı. Bu yüzden ilk onlara:"Meşe ve çınar ağacı ! Beni bu kış geçinceye kadar dallarında kalmama izin verir misiniz? Gökyüzünde uçarken kanadım kırıldı. Arkadaşlarımdan ayrı düştüm. Sizn görkemli dallarınızda barınabilir miyim?" diye sordu.

Fakat meşe ve çınar ağacı güzel oldukları kadar da bencil ve kibirliydi. Bu yüzden de kırlangıca:" Olmaz! Senin o iğrenç kirli kanadın bizim güzel dallarımızı kirletir. Git kendine başka bir ağaç bul!" dediler. Kırlangıç üzüldü ve onların bencil ve kibirli olduğunu anlamıştı. Sonra çam ağacı kırlangıcı yanına çağırdı. Çam ağacı kırlangıca:" Ben belki onlar kadar görkemli ve güzel olmayabilirim ama sapasağlamım ve yardım etmeyi severim. İstersen benim dallarımda barınabilirsin. Bu soğuk kış
aylarında hem kendini korur
hem de bana arkadaşlık edersin." dedi.


Kırlangıç bu sözlere çok sevindi ve çam ağacına teşekkür etti.
Bir gün ormanda çok şiddetli , bardaktan boşanırcasına gök gürültülü bir yağmur yağmaya başladı ve ardı ardına şimşekler çakıyordu. Bu sırada görkemli meşe ve çınar ağacının yaprakları bir bir dökülüyordu. Kuvvetli fırtınanın etkisiyle ayakta zor duruyorlardı. Sonra birden bir gürültü koptu. Bu iki ağaç yere devriliverdi. Çünkü sadece güzelliklerine değer verip sağlığı önemsememişlerdi. Meşe ve çınar ağacı parçalanırken çam ağacı sapasağlamdı ve onlara şaşkın bir şekilde onlara bakıyordu.

Bu durum karşısında meşe ve çınar ağacı çam ağacından yardım istedi. Ancak fırtına ve şiddetli yağmur buna izin vermiyordu. Çam ağacı bir taraftan dallarıyla kırlangıcı sımsıkı tutuyor diğer taraftan fırtınaya karşı mücadele ediyordu. Bir süre geçtikten sonra yağmur şiddetini azalttı ve yerini fırtına sakin bir rüzgara bıraktı. Ama olan olmuştu.
Çam ağacı ve kırlangıç artık bu olaydan önemli olanın dış güzellik değil sağlıklı ve yardımsever olmak gerektiğini anlamışlardı. İkisi de kış mevsimini birlikte mutlu ve eğlenceli olarak geride bıraktılar...
Yazan : Kayra BOZKURT


Bir salı günü öğleden sonra 3/B sınıfı resim yapıyordu. Mehmet üç boyutlu çok güzel bir resim yapmıştı. Bu sulu boya resmiydi. Mehmet resmine eklemelerde yapmak istiyordu. Asu'nun boya kalemleri çok fazlaydı ve çok fazla yer kaplıyordu. Mehmet'e çok az yer kalmıştı. Mehmet o sırada yanlışlıkla sulu boya için kullandığı su bardağını devirdi. Asu Mehmet'e
- Niye bardağı devirdin, diye sordu.
- Boyaların çok fazla yer kapladığından yanlışlıkla devirdim. Dedi. O sırada öğretmen olanlara kulak
DUYARLILIK
misafiri olmuştu.Onları dinledikten sonra sıraya baktı. Ve Mehmet'in haklı olduğunu anladı. Ve Asu'ya
-Asu Mehmet haklı boyaların çok fazla yer kaplıyor. Dedi. Asu Mehmet'ten özür diledi. Ve boyaları bir daha çok fazla yer kaplamadı.
Yaşadığımız yerlerde duyarlı olmalıyız
Yazan :KAYRA YAVUZ UYGUN
Bir sınıfta Burak ve arkadaşı oturuyordu. O sırada yanlarına başka bir arkadaşları geldi.Biraz sohbet ettiler. o sırada Burak çantasından iki tane çikolata çıkardı. Birini yanındaki arkadaşına verdi ve yemeye başladılar. Yeni gelen arkadaş :
_Burak ,Bana da çikolata verir misin?" diye sordu. Burak:
_Veremem, dedi. Arkadaşı ısrarla istedi. Fakat Burak veremeyeceğini söyledi. Bunun üzerine arkadaşı çok üzülüp ağlamaya başladı.
DERS

O sırada sınıfa öğretmen girdi.
_Niye ağlıyorsun oğlum dedi.
_Öretmenim Burak çikolatasını vermiyor dedi.
_Burak öğretmenine bakarak vermek itemiyorum dedi. Öğretmen niçin deyince
-bu çikolata benim istediğime veririm
-Öğretmen peki deyip ağlayan çocukla yanlarından ayrıldı.Ertesi gün öğretmen sınıfa bir torba muz getirip

Burak dışında bütün öğrencilere muz dağıttı.
-Burak niye bana muz vermediniz deyince
-Öğretmen muzlar benim istedeiğime veririm dedi. Burak yapmış oloduğu hatayı fark etti. Burak özür dilerim diyince öğretmen benden değil arkadaşından özür dilemelisin diyerek Burağa güzel bir ders vermiş oldu.
Yazan: KAYRA YAVUZ UYGUN
YENİ TAVUKLAR Sıcak bir bahar günüydü. Leyla ve kardeşi İkbal evde çok sıkılmıştı biraz hava almak için balkona çıktılar ve Leyla dışarda tavuklar gördü. Hemen annesini çağırdı ve ona tavuk almak istediklerini söyledi. Annesi Leyla'ya alabiliriz tabi ki dedi. Yarın sabah Leyla ile İkbal çok mutlu bir şekilde okuldan geldiler. Okul tişörtlerini değiştirdiler ve
anneleriyle birlikte tavuk almaya gittiler.
Yarım saat sonra eve döndüler. Üç farklı renk
tavuk almışlardı.






Anneleri onlara kumbaranızdaki paraları getirir misiniz çocuklar? diye sordu.
Leyla koşarak kumbaralarını getirdi ve annesine verdi. Annesi Leyla ve İkbal'e kumbaranızdaki paralarla kümes yaptırmak ister misiniz çocuklar? diye sordu. Leyla ve İkbal aynanda bağırarak evet! dediler. Anneleri onlara hatırlatmadan yarın kümes alıp sürpriz yapacaktı ama Leyla ve İkbal birlikte alacaklarını sanıyorlardı.1 gün geçti anneleri
kümesi bahçelerine yaptırdı. Leyla da İkbal de
kümes yaptıracaklarını unutmuşlardı.










Anneleri onları bahçeye çağırdı. Şaşkın bir şekilde bahçeye indiler. Anneleri sürpriz kümes hazır! dedi. Leyla ve İkbal hem şaşkın hem de çok mutlulardı. Aradan 1 ay geçti. İkbal bir tavuğun civciv yaptığını fark etti. Annesine ve Leyla'ya söyledi artık her gün civciv büyüdü mü diye kontrol ediyorlardı.
Yazan : Kayra BOZKURT











DALDAKİ KIRLANGIÇ
Sonbahar mevsiminde ormanda sıradan bir gündü. Çam ağacı ,Meşe ağacı ve Çınar ağacı yapraklarını dökmeye hazırlanıyorlardı. Birdenbire esen rüzgarın etkisiyle yavru bir kırlangıç düşüp yaralandı. Bunu gören Çam ağacı kırlangıcın kendi dallarında yaşamasına izin verdi. Kış boyunca kırlangıç iyileşip büyüdü. Yaz mevsimi geldiğinde oduncular çam ağacını kesmeye gelmişlerdi. O sırada yavru kırlangıcı aramaya gelen 10 arkadaşı onu sonunda bulmuşlardı. Yavru kırlangıç arkadaşlarını gördüğüne çok sevinmişti.
Kırlangıç çam ağacının kesilmek üzere olduğunu gördü ve arkadaşlarına onu kurtarmamız gerekiyor dedi. Kırlangıçlar odunculara saldırmaya başladılar .Canları acıyan oduncular koşarak kaçtılar. Kırlangıçlar da ağacı kurtardıklarına çok mutlu olup neşeyle öttüler. Çam ağacı kırlangıca senin için ne yapabilirim? O da aileme kavuşmamı sağlar mısın ? demiş. Ağaca yemler asmışlar, yuvalar yapmışlar. Bunu gören kuşlar o ağaca doğru uçmuşlar aralarında ailesini gören Kırlangıç onlarla çam ağacında yaşamaya devam etmiş. Ağaçla beraber mutlu şekilde büyüyüp onun her seferinde kesilmesini engellemişler.
Yazan:TUNAHAN İNCE
Kırlangıçlar kutuplar hariç her yerde yaşayan ötücü göçmen kuşlardır.8 saat hiç durmadan uçabilirler.
KÜÇÜK KIRLANGIÇ VE ÇAM AĞACI
Küçük kırlangıç bahar ve yaz ayını geçirdiği yuvasından ayrılacağı için çok üzgündü . Son bir kez daha etrafına bakıp yuvasına veda etmek için o güzel kanatlarını rüzgara bıraktı ve doya doya etrafı tepeden izledi .
Sabah erken saatte uzun ve yorucu bir gün onları bekliyordu .Bir sürü kırlangıç erkenden yeni sıcak bölgelere gitmek için kanat çırpmaya başladılar .


Henüz çok gitmemişlerdi çok büyük bir fırtınaya yakalandılar .Bir çoğu o güçlü fırtınaya karşı kanat çırpamadılar ve birbirlerine çarpıp bazıları ölürken bazılarıda yaralanmıştı .Bizim küçük kırlangıçta yaralanmıştı , daha fazla gidemeyeceğini anlayıp olduğu yerdeki bir ormana sığınmayı tercih etti. Önce bir meşe ağacı gördü görkemli geniş yapraklı idi. Kırlangıç kışı orada geçirebileceğini düşünüp ona sığındı, ama meşe ağacı onu gövdesine kabul etmedi.







Rüzgarlarla bir oraya bir buraya savrulup onun gövdesini terk etmesini istedi .
Küçük kırlangıç yaralı ve yorgun bir halde çınar ağacına sığındı oda çok görkemliydi ama oda onu gövdesine istemedi. Çınar ve meşe ağacının arasında henüz yavru olan küçük çam ağacı onu çağırdı .
- Küçük kırlangıç bana gel ben küçükte olsam yapraklarım azda olsa seni korurum dedi .
Kırlangıç çaresiz küçük çam ağacına sığındı






Çok zor bir kış onları bekliyordu. Ama çınar ve meşe ağacı kışa meydan okurcasına dimdik duruyorlardı .
Epey bir zaman sonra kış iyice bastırmış ve fırtına kendini göstermişti .Öyle sert esiyordu ki o görkemli meşe ağacı ve çınar ağacı bile fırtınaya zor dayanıyorlardı .

Bizim küçük çam ağacı ve küçük kırlangıç bir o tarafa bir bu tarafa yattığını görünce çok korkuyorlardı .Ama çam ağacı küçük ve onların gövdelerinin arasında kaldığı için fırtınadan çok etkilenmiyorlardı. Birbirlerine sarılıp korkularını gidermeye çalıştılar derken çok gürültülü bir ses duydular çatır, çatır, çatır ve yere sert bir şeyin çarptığını duydular .

Her yer sallanmıştı ama korkudan bakamıyorlardı sonra fırtına şiddetini
azalttı yağmur bitti, güneş açtı ve kuş sesleri duyulmaya başlayınca küçük çam ağacı ve kırlangıç gözlerini açtıklarında gördüklerine inanamadılar .O görkemli meşe ve çınar ağacı gövdeleri kırılıp yerde öylece yatıyorlardı . Kırlangıç ve çam ağacı çok üzülmüşlerdi .

Ama çam ağacı ayakta dimdik duruyordu .
Kırlangıç kışı çam ağacında geçirip iyice iyileşti .Artık ayrılık vakti gelmişti .Göç etmek üzere kanatlanacaktı. Çam ağacına çok teşekkür etti .
Hayatımı sana borçluyum bana sahip çıktın dedi seneye senin yanına mutlaka geleceğim diyerek kanatlarını gökyüzüne doğru çırparak kayboldu.
Yazan: KAAN KAHRAMAN




EN SEVDİĞİM DERS
Ahmet ve Ayşe çok iyi arkadaşlardı. İkisinin de ortak
yanları resim dersini çok sevmeleriydi. Öğretmenleri yarın yapacakları resim dersinin konusunu anlatmıştı. Ayşe ve Ahmet ödevlerini yaptıktan sonra yapacakları resim hakkında konuştular. Hava kararınca herkes evinin yolunu tuttu. Her ikiside yatmadan önce sevdikleri kitabı okuyup uykuya daldılar.
Ertesi gün hava rüzgarlı olduğundan biraz soğuktu. O yüzden yanlarına kalın mont aldılar ve okula doğru hızlı hızlı adımlarla gittiler.
Sonra okula geldiklerinde bir de ne görsünler! Okulun bahçesinin ortasındaki büyük ve bol reçineli çam ağacının üstünde bir kuş yuvası vardı. Hava rüzgarlı olduğunda kuş yuvası düşmek üzereydi. Ahmet : "Ayşe görüyor musun? Kuş yuvası düşmek üzere. Onu kurtarmak için ağaca tırmanmalıyım. Bana yardımcı olur musun?" dedi. Ayşe: " Taman Ahmet . Sana yardımcı olacağım. Hemen koşarak geliyorum. Bekle!" Ahmet çantasını hızlıca Ayşe'ye vererek ağaca tırmanmaya başladı. O anda rüzgar hızını artırdı. Kuş yuvası tam da düşmek üzreyken Ahmet el çabukluğu ile Superman gibi kuş yuvasını elleriyle tuttu.

Ayşe endişe içinde yüreği ağzına gelmişti. Ahmet elindeki kuş yuvası ile birlikte ağaçtan yavaş yavaş inmeye başladı. Çok dikkatli olmalıydı. Yavaş yavaş inince bir anda taşa takıldı ve dengesini kaybetti. Ayşe bu durumu görünce elindeki çantayı hızlıca yere fırlattı ve kuş yuvasını yakalamaya çalıştı.Ayşe heyecan ve korku içinde kuş yuvasını tutmayı başardı.
Başarmanın etkisiyle derin bir nefes aldı. Kalbi küt küt atmıştı.



Ama bir de ne görsünler! Kuş yumurtalından biri yere düşmüş ve kırılmıştı. Ahmet ve Ayşe kuş yumurtasını görüp ellerine aldılar. Ama tüyleri henüz çıkmamış kuşun hayatını kaybettiğini fark ettiler. Zavallı kuşu okulun bahçesinde uygun bir yere gömdüler. Kuş yuvasını da güvenli bir yere bıraktılar. O sırada yanlarında olan gizlenen öğretmenini görmemişlerdi.Zil ne çabuk çalmıştı. İkisi de çantalarını alarak sınıfa doğru koştular.



Öğretmenleri dersin konusunu tahtaya yazdı ve onlara açıklama yaptı. İkisi de şakındılar. Çünkü dersin konusu bugün yaşadıkları olayla çok ilgiliydi. Hemen resimleri çizmeye koyuldular. Aradan bir süre geçtikten sonra öğretmen resimleri masasına bırakmalarını söyledi. Öğretmen tenefüste yapılan resimlere baktığında Ahmet ve Ayşe'nin yaptığı resimi çok beğendi. Okulun büyük panosuna astı. Tenefüsten içeri girerken bir de ne görsünler! Ahmet ile Ayşe okulun büyük panosunda yaptıkları resimler duruyordu.




Sınıfa girdiklerinde öğretmenine Ayşe: "Öğretmenim! Siz bizim bugün kuş yuvasına yardım ettiğimizi nereden bildiniz?" dedi. Öğretmen: " Siz kuşlara yardım ederken ben ağacın yanında gizlenmiş sizi izliyordum. " dedi. Ayşe ve Ahmet şaşkın gözlerle öğretmene baktılar. Öğretmen:" Çocuklar sizinle gurur duyuyorum. Hayvanlara yardım etmeniz beni çok mutlu etti. İkinizin de gözlerinden öpüyorum." dedi. Ahmet ve Ayşe o gün çok heyecanlı bir gün geçirdiler. İkisi de mutlu olarak eve döndüler.
Yazan: Ada İREZ


BEKLENMEDİK GELİŞME
Bir yaz günü ve günlerden pazartesiydi. Doğa sabırsızlıkla ve heyecanla bekliyordu. Çünkü bugün Doğa'nın kuzenleri gelecekti. Doğa:" Yaa anne! Vakit geçmiyor sanki. Annesi:" Aslında vakit geçiyor ama sen sabırsız olduğun için san öyle geliyor. Zaten kuzenlerin de belirli bir vakit belirtmedi,"dedi.
Aradan bir saat geçti , sonra Doğa tam
umutsuzluğa kapılacakken kapı çaldı.
Doğa çok şaşırdı. Doğa:"
Hoş geldiniz kuzenlerim. Ben de sizi
bekliyordum,"dedi ve onlara sarıldı.




Doğa 'nın kuzenleri Kerem, Selen Ve Nazlı idi. Selen :
" Canım Doğam! Seni çok özledim,"dedi . Doğa: " Ben de seni çok özledim. Yolununuzu gözledim. Bugün çok eğleneceğiz . Siznle sohbet etmeyi çok özlemiştim,"dedi. Selen:" Tabiki seninle sohbet etmemek olmaz. "dedi. Doğa kuzenleri ile bir süre sohbet ettikten sonra biraz televizyon izlediler. Akşam olunca Doğa'nın annesi çocuklar için yatakları açtı. Çocuklarda Doğa'nın kitaplığından kitap okuyup uykuya daldılar. Doğa en çok sevdiği Mucitler ve Parlak Fikirleri adlı kitabı okudu ve yatağına yattı.
Ertesi sabah herkes erkenden uyandı. Doğalar ve kuzenleri bugün denize gideceklerdi. Doğa'nın annesi Asya hanım ve kuzenlerin annesi Leyla Hanım birlikte kahvaltı hazırladılar. Kahvaltıdan sonra çabucak hazırlanıp denizin yolunu tuttular. Doğa ve kuzenleri çok mutlulardı. Bir süre sonra deniz kıyısına vardılar. Nazlı arabadan iner inmez hiç beklemeden denize fırladı. Selen ve Doğa:" Dur Nazlı! Deniz ayakkabılarını giymedin." dediler fakat Nazlı bunu hiç umursamadı.




Birden bir çığlık koptu. Herkes Nazlı'nın olduğu yere yöneldi. Çığlığın sebebini merak ettiler. Nazlı 'nın yanına gittiklerinde Nazlı'nın ayağına deniz kestanesinin battığını gördüler. Nazlı hiç beklemeden denize girdiği için ayağına deniz kestanesi batmıştı.
Babası Nazlı'yı hemen kucağına
alıp arabaya bindirdi.
Hızlıca hastaneye vardılar.
Doktor Nazlı'nın ayağını
muayene ederek:"
Telaşlanacak
bir şey yok,sadece dikeni
çokarıp ayağını saracağız,"
dedi.



Doktor Nazlı'nın ayağını sardıktan sonra Nazlılar hastaneden ayrıldılar. Nazlı'nın canı çok yanıyordu. İçinden keşke acele etmeseydim diye düşünüyordu. Sonra denize tekrar geri döndüler. Herkes Nazlı'yı merak ediyordu. Ona geçmiş olsun dediler. Kerem:" Yaaa! Çok abartıyorsun, alt üstü bir deniz kestanesi battı. Ne kadar canın yanabilir ki! Ne güzel eğlenceli vakit geçirecektik,"dedi.






Selen kızarak:" Kerem ! Bir deniz kestanesi ayağa batarsa insanın canını çok acıtır. Dedi. Nazlı:" Birbirinize bağırmayın. Olan oldu artık. Ben dersimi aldım. Bir daha denize asla dikkatsiz bir şekilde girmeyeceğim. Benim yüzümden eğlenceniz yarım kaldı , çok üzgünüm. Ama siz eğlenebilirsiniz. Benim için olmaz " dedi.
Bunun üzerine Selen ve Kerem denize girerek eğleniyorlarken Nazlı da üzgün bir şekilde onları seyrediyordu.



Selen Kerem bir süre denize girdikten sonra herkes toplandı ve eve gittiler. Akşam olunca kitaplarını alıp okudular ve yorgunluktan hemen uykuya daldılar. Nazlı bugün yaşadıklarından dolayı artık her adımında dikkatli basmayı öğrenmişti. Sabah olunca kuzenler Nevşehir'e dönmek üzere hazırlıklarını yaptılar. Daha sonra uzun bir vedalaşmadan sonra evin yolunu tuttular.
Yazan : Elifsu BEDEL
KAR TATİLİ
Merhaba, benim adım Dilara bugün sizlere hiç bir zaman unutmayacağım bir anımı anlatacağım.
Şubat tatilinin başlamasına üç gün kalmıştı. Cuma günü karneleri alacaktık. Bu sene derslerime çok çalışmıştım. Taktir belgesi bekliyordum. Annem ve babam derslerimdeki başarıdan çok mutluydular. Bunun yanı sıra yüzme yarışmalarında kazandığım madalyalar ailemi çok gururlandırmıştı. Bunlardan dolayı annem ve babam bana büyük bir sürprizleri olduğunu

söylediler. Çok heyecanlanmaya başlamıştım. Her gece sürprizlerinin ne olduğunu bilmediğim için meraktan uyuyamıyordum. Yatağımda hayaller kurarak uykuya dalıp öylece uyuyabiliyordum. Neyse ki günler hayal kurarak geçmişti. Annem ve babamla hazırlanıp, arabayla okula gelmiştik. Öğretmen hepimize güzel bir konuşma yapmış ve karnelerimizi dağıtmıştı.
Okulda arkadaşlarımla vakit geçirdikten sonra, heyecan içinde eve döndük. Ve eve varır varmaz karneme baktık. Taktir
almıştım çok sevindim.
Annem ile babam
beni tebrik etti.
Babam şöyle dedi:
____Kızım başarılarınla
bizleri gururlandırdığın
için ailecek Uludağ'a
kayak merkezine
tatile gidiyoruz.




Çok sevinmiştim. Annem bavullarımızı hazırlamış babamla birlikte arabaya yerleştirmişlerdi. Bana da her şey hazır, hadi kızım montunu giy arabaya bin demişti. Ben bir anda annem öyle deyince çok şaşırdım. Ve neden diye sordum babam çünkü bugün gidiyoruz dedi çok sevinmiştim. O gün sevinç üzerine sevinç yaşıyordum.
Hemen montumu giyip arabaya bindim ve yolculuk başladı. Üç saat yolculuktan sonra Uludağ kayak merkezine varmıştık.
Annem ile babam otel seçmediği için Uludağ'a vardığımızda bir otel bulmak için araştırmaya başladık. İlk gittiğimiz otelin ismi Pensan oteldi hiç birimiz o oteli sevmemiştik ikinci bir otele daha gittik. Bu otelin ismi Bani oteldi bu oteli de annem beğenmemişti.
Sonuncu otele gittik bu otelin ismi Aqua oteldi bu oteli hepimiz çok beğenmiştik.
Bu otelde kalmaya karar verdik. Size Aqua'nın İngilizce de su anlamına geldiğini söylemek isterim. Ben artık size anlatmaya devam edeyim. O gün yoldan geldiğimiz için çok yorgunduk. Ondan hepimiz erkenden yatıp mışıl mışıl uyuduk. Sabah kalkınca hepimiz kendimizi çok iyi ve dinlenmiş hissediyorduk. Kahvaltıdan sonra babam bana kayak dersi aldırdı. Biraz bile olsa kayabiliyordum ailemle orda çok güzel günler geçirdim.
Ondan benim en sevdiğim tatilim bu tatil oldu.
Yazan : Mira AŞKIN
YOLCULUK
Ben yolculuk yapmayı cok seviyorum. Babam yolculuk yapmamı sevdiğimi bildiği için, yolculuğa çıkalım dedi. Ben sevinçten havalara uçtum... Yarın yola çıkacağımız için hazırlık yapmaya başladık. Diğer gün olmuştu bile, heyecandan zaten uyuyamamıştım ve erkenden kalkıp anne ve babamı uyandırdım. Annem kahvaltı hazırladı ve kahvaltı sonrasında yola koyulduk. Babam anneannemlere de uğrarız dedi.
Anenemler Rize' de oturuyorlardı ve yola devam ettik. Yolculuk devam ederken İstanbul' a ulaşmıştık. Acıktığımız için babam arabayı restorantın kenarına park etti yemeğimizi yedik karnımız iyice doymuştu. Yola devam ederek uzun ve yorucu bir yolculuk sonrası Rize' ye varmıştık. Ananem bizi görünce çok mutlu oldu ve heyecanla bizlere sarıldı. Siz nerden çıktınız hoşgeldiniz dedi ve bizi içeriye aldı.
O geceyi anenemlerde dinlenip uyuduktan sonra sabahına yola devam edecektik. Kısa bir Anane ziyareti sonrası babam babaannemlere de uğrayalım dedi. Onlar ise Ankara'da oturuyorlardı. Farklı bir yöne gidecektik ama onları da göreceğim için çok mutluydum. Dönüşte İstanbul yolunda tekrar dinlenip o geceyi bir otelde geçirdik. Sabah kahvaltı yapıp İstanbul'u gezme kararı aldık, ben hep babama kız kulesini görmek istediğimi söylerdim, oda beni oraya götüreceğini söyledi, çok mutlu olmuştum.
Kız kulesi gezdikten sonra otelimize geriye döndük. Ankara yolculuğu için yola koyulduk, ben yolda uyuya kalmışım, gözlerimi açtığımda Babaannem bana bakıyordu, bizi görünce mutlu oldu ve şaşkınlığını görebiliyordum. Bizlere hemen yiyecek içecek birşeyler hazrladı. Tam bir aile mutluluğu yaşıyorduk. O gece orada kaldık ve dinlendik. Sonrasındaki istikametimiz Muğlaydı.
Tekrardan yola koyulduk ve uzun bir yolculuk sonrası Memleketimiz olan Muğla'ya ulaşmıştık. Muğla da alışveriş yaptık. Halamlar orda oturmaktaydı, oraya gelmişken onları da ziyaret ettik. halam çok mutlu olmuştu. Onlarda da bir yorgunluk çayı içtikten sonra Marmaris'te bulunan evimize doğru yola çıktık. Akşam olmadan evimize ulaşmıştık. Bu yolculuk beni çok yormuştu ama aile büyüklerimi gördüğüm için çok mutlu olmuştum ve eğlenceli bir yolculuktu.
Yazan: Asu Ela KARADAĞ
KORKULARI YENMEK
Bir zamanlar Elena adında bir prenses vardı , fakat diğerleri gibi hiç de sakin ve huzurlu bir prenses değildi.Prenses Elena, Yüksek Orman
kralı Sercan ile Güzel Orman kraliçesi
Ecelina'nın kızlarıydı;uçsuz bucaksız ormanların,güzel çayırların,göllerin,şırıl şırıl
akan nehirlerin olduğu krallıkta yaşardı.
Prenses şefkatli bir babayla hayranlık uyandıracak kadar güzel bir annenin çocuğu olarak huzurlu ve sakin bir krallıkta
yaşıyordu.

Peki; prenses Elena neden hiç huzurlu değildi?Hepsi,Elena'nın dinlediği çok fazla prenses masalının suçuydu.Elena,bütün çocuklar gibi,uyumadan önce masal dinlemeye bayılırdı.Tabii kralın kızı olduğu için her arzusunu yerine getiren yedi tane dadısı vardı,
Prenses uykuya dalmadan önce ,her dadısı ona prenses masallarından okuyordu.Ama Kırmızı Başlıklı Kız gibi masalları hiç sevmezdi. Dadılar prenses masalı okumayınca ayağını yere vurarak: ''Ben prenses masalı istiyorummmmmmmm!'' derdi.Her akşam sadece prenses masalı dinliyordu,dadılar prenses masallarının hepsini okumuştu nerdeyse bunun için bazen okudukları masalları yine okuyorlardı.Neyse şimdi dadılardan ve masallardan konuşmakla zaman kaybetmeyelim.,

Prenseslerden,özellikle hiç sakin ve huzurlu olmayan prenses Elena'dan söz edelim.Bu masallar onda garip fikirler oluşmasına sebep oluyordu. Örneğin, her akşam, üstüne dantellerle , ipek kumaşlar serilmiş altından yapılma yatağına yatmadan önce, yatağını kaldırıp altında bezelye,fasulye,nohut,mercimek yada prenses uykusunu kaçıracak başka bir şey var mı diye kontrol ettiriyordu. Prensesin diğer bir tutkusu da prensesler için yazılmış tekerlemeleri dinlemekti.
Pamuk Prenses Masalı yüzünden elmalar ve taraklardan çok korkuyordu. Masaldaki hain kraliçenin yaşlı bir cadı kılığına girerek , önce zehirli tarakla , sonra da zehirli elmayla Pamuk Prensesi öldürmeye çalışması onu dehşete düşürmüştü. Böylece Elena , saçları tarak yüzü görmeden büyümüştü. Çünkü hiçbir tarağın saçlarına değmesine izin vermiyordu. Kızının çalıya
dönmüş saçlarını gören kraliçe Ecelina zaman zaman
onu fırça kullanması için ikna etmeye çalışıyordu.



___Bu tarak değil canım, görmüyor musun? Bu fırça! diyordu kraliçe.
___Ne işe yarıyor? diye sordu Elena.
___Saç taramaya, tatlım! Derken prensesin solan yüzünü görünce hemen cümlesini düzeltiyordu,yani fırçalamaya! Prenses fildişi fırçaya endişeli gözlerle baktıktan sonra kendisinden önce yedi dadısının saçlarını fırçalamasını istiyordu, dadı Peleta dahil!

Elmaya gelince, görmeye bile dayanamıyordu; kimse ona bir elma bile tattırmayı başaramamıştı bugüne kadar. Bir keresinde , küçük Eva tarafından davet edildiği beş çayında büyük yaygara koparmıştı. Pomo Dorato kontluğunda saf altın renginde , baldan tatlı , muhteşem elmalar yetiştiriyordu;
Günlerden bir gün Eva onu Pomo Dorato kontluğuna davet etti. Prenses Elena davet ve geldi. Yine elmaları görünce korkudan bayılacak gibi oldu. Eva onun korktuğunu anladı ve bu konuyu konuşmaya karar verdi.
Prenses Elena'yı çarçabuk alarak elma ağaçlarından uzak bahçedeki kamelyaya götürdü.
Eva bir süre Prenses Elena ile konuştu ve sohbet etti.Prenses Elena sakinleşince Eva:" Kendini daha iyi hissediyorsun değil mi?" diye sordu. Prenses Elena:" Evet, seninle konuştuğum için kendimi çok hissediyorum. Teşekkür ederim." dedi. Eva elmalardan yapmış olduğu meyve suyu ve kurabiyelerden söz etmeden :" Hazırlamış olduğum kurabiye ve meyve suyundan ikram etmek isterim.
Ne dersin? " diye sordu.






Prenses Elena hiçbir şeyden habersiz olarak kurabiyeden bir tane ağzına attı ve meyve suyunu içti. Kurabiye o kadar lezzetli geldi ki Prenses Elena bir tane bir tane derken tabaktaki bütün kurabiyeleri bitirdi. Bu durmu gören Eva şaşkınlıktan öylece kalakaldı ancak aynı zamanda çok mutluydu. Gözlerine inanamıyordu. Acaba Prenses Elena hiç elma yemediği için mi elmalardan bu kadar korkuyordu diye aklından geçirdi.



Eva: " Elena,sen elmalardan korkuyordun değil mi?" Prenses Elena:" Evet hala korkuyorum. Lütfen bundan bahsetmeyelim. Niçin sordun?" dedi. Eva:"Çünkü az önce yediğin kurabiyeler elmalıyıd ve sen bu kurabiyeleri çok beğenmiş gibiydin. Ayrıca meyve suyunu da elmadan yapmıştım. Onu da bir güzel içtin. Açıkçası önce kormuştum ama sonra beğenmene çok sevidim. Söyleseydim kesinlikle yemeyeceğini biliyordum." dedi.



Şaşkınlık içersinde Prense Elena: "Gerçekten mi? Ama elma bu kadar güzel olamaz. Çok lezzetliydi. Ben bu kadar sene boşu boşuna mı korktum?" diyerek gülmeye başladı.Prenses Elena elmadan korkmanın yersiz olduğunu anlayınca taraktan da korkmaması gerektiğinin farkına vardı. Korkusunu yenmenin mutluluğu için de kendini çok daha huzurlu ve sakin hissetti. O gün Prenses Elena ve Eva için çok mutlu ve güzel bir gün olarak anılarda yerini aldı...
Korkularımızla yüzleşmezsek korkular bizimle yüzleşir. Yazan: Kayra BOZKURT








MEHMET DUYARLI OLMALISIN
Salı günü öğleden sonraydı.Mehmet va Asu okula
birlikte gidiyorlardı.Mehmet evden çıktı ve Asular'ın
kapısını hızlıca çalar çalmaz Asu'yu karşısında gördü. Mehmet:"Hadi gel Asu , okula geç kalıyoruz"
dedi aceleyle. Asu:"Tamam Mehmet geliyorum, iki ayağımı bir pabuca sokma" dedi. Ve evden aceleyle çıktılar.
Okula tam İstiklal Marşı okunacakken vardılar. İstiklal Marşı okunduktan sonra sınıfa gittiler. Öğretmen gülümseyerek sınıfa girdi.Herkes ayağa kalktı.

Öğretmen:"Günaydın çocuklar ,nasılsınız?" dedi. Öğrenciler de: " Sağol öğretmenim "dediler. Herkes yerine oturdu.Öğretmen ilk ders resim yapacağız dedi. Herkes çok sevindi ve kalemlerini, boyalarını, kağıtlarını çıkarttı.Öğretmen doğa konulu bir resim yapacaklarını söyledi.Fakat Mehmet birtürlü resmine aşlayamıyodu.
Çizemediği resim kağıtlarını atıyordu.




Bu kağıtlar ise Asu'nun kafasına çarpıyordu. Asu ise şöyle dedi:Mehmet yapma attığın kağıtlar kafama çarpıyor dedi.Öğretmene gelen bir mesaja göre bugün bir ders yapılacaktı.Öğretmen bunu söyleyince herkes tamam dedi.
Bu arada öğretmen Mehmet ve Asu'yu gördü.O an öğretmenin aklına bir fikir geldi.







Çıkışta Mehmet ' e duyarlılıkla ilgili bir metin yazmasını söyledi.
Mehmet:Tamam öğretmenim ,yazıp yarın size
getiririm. Mehmet evde metnini yazdı.Öğle olduğunda okula gitti. Son ders Mehmet metnini okudu. Okuması bitince Asu'nun yanına gidip dün yaptığı davranıştan dolayı ondan özür diledi. Asu:Önemli değil Mehmet benim için önemli olan senin hatanı anlamandı dedi.
YAZAN:Bahar KISA




İYİLİK YAPAN İYİLİK BULUR
Sonbahar mevsimiydi...İyice şiddetlenen rüzgar ağaçların yapraklarını döküyordu.Yavaş yavaş kış geliyordu.Artık tüm hayvanların kendilerini kışın soğundan korumak için ev bulması gerekiyordu.Bunlardan biri de kanadı kırık minik kırlangıçtı. Kanadı kırık minik kırlangıç yürüdü, yürüdü ve üç ağacın arasına geldi.Üç ağaç kendi aralarında sohbet ediyordu.Kırlangıç Meşe'ye baktı.Meşe ağacı şöyle dedi:Kırlangıç hiç bana bakma. Benim odunlarım kesiliyor,sonra tekrar evsiz kalma dedi.Kırlangıç bunun üzerine Çınar'a baktı.Çınar şöyle dedi:Bana da hiç bakma, benim yapraklarım dökülüyor.Yapraklarım dökülünce yıne açıkta kalırsın dedi.Minik kırlangıç üzgün üzgün kışı nerede nasıl geçireceğini düşünürken birden bir ses duydu.Bu çam ağacının sesiydi.





Çam ağacı kırlangıca ,eğer benim dikenlerimden korkmazsan beni kendine yuva yapabilirsin, dedi.Kendine acilen bir yuva bulması gereken kırlangıç hiç düşünmeden bu teklifi kabul etti.Birkaç gün sonra kırlangıç yuvasını kurdu.Bir gün kırlangıç çam ağacı ile sohbet ederken çam ağacı sordu:
Kırlangıç sen niçin uçamıyorsun?
Kırlangıç anlatmaya başladı:Bir gün yine havada uçarken çocukların attığı taş kanadıma çarptı. O yüzden uçamıyorum dedi.
Çam ağacı ,geçmiş olsun kırlangıç çok üzüldüm dedi.
Kırlangıç Çam ağacının dikenlerine hiç aldırış etmeden sıcak yuvanın tadını çıkarıyordu.Fakat bir gün olan oldu ve Çam ağacını kesmeye geldiler.Bu durum kırlangıcı çok üzdü.Bir şeyler yapması gerekiyordu.Kırlangıç, Çam Ağacı kendini ona yuva yaptığı için arkadaşlarını çağırıp hemen adamların başına dadandılar.Kuşlarla baş edemeyeceklerini anlayan adamlar Çam ağacını kesmekten vazgeçip kaçmaya başladılar.Kırlangıç böylece kendisine yuva olan Çam ağacını kesilmekten kurtararak ona olan borcunu ödemiş olur.Böylece Çam ağacının yaptığı iyilik karşılıksız kalmaz.
Yazan:Bahar KISA













ASLA VAZGEÇME
Meşe ağaçlarıyla dolu bir ormanda yaşayan anne martı ve iki yavrusu varmış.Anne martı güneşli bir günün sabahında yavrularına uçmayı öğretiyormuş.Ama yavru martılar bir türlü uçmaya cesaret edemiyorlarmış.
Anne martı yavrularına nasıl kanat çırpmaları gerektiğini gösteriyormuş.yavrulardan birtanesi tam kanatlarını açmış uçacakken heyecandan kanadını çırpamayıp yere düşmüş.Kardeşinin yere düştüğünü gören yavru martı ben de düşersem diye endişeye kapılmış.Yere düşen yavru martı ve kardeşi ümitsizliğe kapılıp artık uçmayı denemeyeceklerini söylemişler.
Bu durumu gören anne martı böyle pes ederseniz hiç bir başarıya ulaşamazsınız demiş.Yavru martılarda annelerini dinleyip bir kez daha uçmayı denemişler.Önce kanatlarını çırpmayı öğrenmişler ve bir haftada da artık uçmayı öğrenmişler.Yavrularının uçtuğunu gören anne martı çok mutlu olmuş.Bir gün anne martı yavruları ile birlikte göl kıyısına gitmişler.
Yavru martılar gölde çok güzel uçmuşlar ve balık avlamayıda öğrenmişler.Yavru martılar artık her gün göle gidip orada eğleniyorlarmış.Hem uçmayı hemde avlanmayı öğrendikleri için çok mutlu olmuşlar ve annelerine çok teşekkür etmişler.Bir daha asla vazgeçmeyeceklerini söylemişler.
Uzun ve güzel bir günün sonunda hepsi mutlu bir şekilde evlerine dönmüşler.
Yazan: Ataberk ŞENER
DEĞERLİ GÜN
Bir yaz sabahı Çicek uyandı. Çicek bugünü önemsiz bir gün sanıyordu ama,bugün anneannesine gidecekti. Çicek anneannesi ile. çok iyi anlaşıyordu. Çicek. hızlıca tuvalete gitti ve yüzüne su serpti. Annesinin hazırladığı yemeği iştahla yedi. Servis arabasının kornasını duydu, hızlıca servise bindi. Çok heyecanlıydı.





Okula gelir gelmez hızlıca indi ve okul boyunca anneannesine gideceği anı iple çekiyordu. Okul bitince servisle doğruca eve gitti .Eve gelir gelmez odasına gitti. Ödevini yapacaktı ki aniden kapı çaldı. Annesi hazırlanmasını söyledi ama Çiçek eşyalarını çoktan hazırlamıştı. Sonra arabaya binerek heyecanla anneannesine gitmeyi istiyordu.






Uzun bir yolculuktan sonra nihayet anneannesinin evine geldiler. Arabadan iner inmez koşarak kapıya geldiler ve zili çaldılar. Anneannesi kapıyı gülerek açtı ve Çiçeğe sarılarak :
--- Hoş geldin canım torunum, dedi ve onu yanaklarından öptü. Anneannesinin Çiçek'e bir süprizi vardı. Kuzeni Asu oraya gelmişti. Çiçek şaşkınlıkla:
--- Aaaa! Asu sen de mi burdasın? Çok mutlu oldum , dedi ve Asu'ya sarıldı. Mutfaktan mis gibi çikolatalı pasta kokusu evi sarıyordu.








Çiçek çikolatalı kek ve pastayı bayılmıştı. Birlikte afiyetle yediler. Yedikten sonra Asu ile bahçede saklambaç oynadılar. Daha sonra ağaca tırmandılar. Ağaçtan manzarayı seyrettiler. İkisi de o gün çok eğlendiler. Akşam olunca Çiçek ve Asu anneannesine veda ettiler. Daha sonra arabaya binip eve doğru gittiler. İkisi de arabada yorugunluktan uyuya kaldılar. O gün Çiçek ve Asu için çok değerli bir gündü. Sevilmek ve aile olmak çok güzel.
Yazan: Burak TOKLU








Güneşli bir sabah göl kenarında anne martı yavrularına uçmayı öğretmeye çalışıyordu. Yavrularından biri korkmuş görünüyordu. Onun adını martıcık koydu. İlk uçuş denemesi yapılacaktı. İlk martı başarılı bir kalkış yaparak uçtu ve yuvaya geri döndü. İkinci martı korkarak başladı ama kanatlarını çırpmayı başardı. O da yuvaya geri dönmeyi başardı. üçüncü martı ise kötü bir Başlangıç yaptı ama çok güzel bir şekilde geri döndü. sıra Martıcığa gelmişti. Martıcık kanatlarını annesinin gösterdiği gibi çırpmaya başladı.
VAZGEÇME


Ama Martıcık bir türlü havalanamıyordu. kardeşleri bu duruma çok güldüler. Martıcık kenara çekildi. annesi martcığın yanına gitti ve dediki .
_ Martıcık birincisinde başaramadın ama tekrar denersen başarabilirsin. Dedi. Gece olduğunu farkeden anne martı
yavrularına
_ hadi bakalım yatma vakti. Dedi martıcık annesinin söylediklerini düşündü. Ve annesinin haklı olduğuna karar verdi.ve martıcık gece boyunca çalıştı. Ve sabah olunca kardeşlerinden daha hızlı uçuyordu.




Anne kuş:
_Alıştırma vakti Dedi. en ön sıraya Martıcık geçti. annesi uçabilirsin. demesiyle Martıcık öyle hızlı uçtuki kardeşlerinin tüyleri kabardı. Kardeşleri Martıcıktan özür dilediler. Ve mutlu mesut yaşadılar.
Başarısız olmak hata değildir asıl hata denemekten vaz geçmektir.
Yazan: KAYRA YAVUZ UYGUN


HARİKA BİR GÜN
Güneş yavaş yavaş batarken hava da kararmıştı. Ağutos böcekleri hiç durmadan cırcır ötüyordu. Ay gökyüzünde ışıl ışıl parlıyordu. Zumzum odasınının penceresinden yıldızları seyrediyordu. Sonra gözleri karşıdaki eve takıldı ve ona uzun uzun baktı. Bugün taşınan komşularının lambaları yanıyordu. Annesi yeni komşularıyla tanışmıştı. Komşuları çok tatlı Zebra ailesiydi. Zebra ailesinin çok şirin bir yavruları vardı. Bu yavrunun adı da Zizi idi. Annesi odasına gelince Yumyum'a: " Yarın sen de onunla tanışırsın. "dedi.
Zumzum yarını dört gözle bekliyordu. Gözlerine bir türlü uyku girmiyordu. Çünkü Zumzum 'un hiç arkadaşı yoktu. Yalnız olmaktan artık çok sıkılmıştı. Tüm bunları düşünürken gözleri yavaş yavaş kapandı ve uykuya daldı. Ertesi sabah güneşin ışıklarıyla uyanır uyanmaz heyecanla bahçeye çıktı. Merakla gözleri yeni tanışacağıarkadaşı Zizi'yi aradı. Zizi henüz bahçeye çıkmamıştı. Annesi:"Zumzum ! Erkenden bahçeye çıkmışsın. Yeni arkadaşını mı bekliyorsun?"


Zumzum:"Çok merak ediyorum. Onu görebilirim diye düşünmüştüm." dedi. Annesi :" Daha çok erken uyanmamış olabilir. İstersen seninle birlikte güzel bir çikolatalı pasta hazırlayalım. Sonra Zizi'nin evine gideriz." dedi Zumzum bu fikre bayıldı. Annesi le birlikte hemen işe koyuldular. Zumzum annesiyle birlikte harika pasta yaptı. Pastayı yapmak Zumzum için çok eğlenceli geçmişti. Pastayı güzelce paketledikten sonra yeni komşularına gitmek için yol koyuldular.
Zumzum yerinde duramıyor bir an önce gitmek için hızlı hızlı yürüyordu. Kapıya yaklaşınca zile bastı. Zizi ve annesi :"Hoş geldiniz! " dedi. Zumzum'un annesi: " Merhaba Zizi , bak Zumzum seninle tanışmaya geldi . Seni merak ediyordu. " dedi . İki arkadaş yüzündeki gülümsemeyle birbirlerine sarıldılar. Her ikisi de çok mutluydu. Koşarak içeri girdiler. Zizi Zumzum'u odasına götürdü. Kocaman oyuncak sepetini odanın ortasına döktü. Zumzum çok şaşkındı. Çünkü Zizi 'nin odası çok büyük tü ve bir sürü oyuncağı vardı. Yatağı da kaydıraklı ve çok güzeldi. Zizi ile Zumzum bir süre kaydıraktan kaydılar.


Oyuncakların birini alıp birini bırakıyorlardı. Legolardan şatolar, çufçuf trenle seyehat, boya kalemleri ile resimler derken zamanın nasıl geçtiğini fark etmediler. Zumzum uzun zamandır hiç bu kadar eğlenmemişti. Artık yalnız olmadığı için çok sevinçliydi. Çünkü yeni arkadaşı Zizi vardı. Derken Zizi'nin annesi seslendi." Zumzum! Zizi! Pasta zamanı . " dedi. İkisi de koşarak mutfağa gittiler. Pasta çok nefis görünüyordu. Anneleri onlara kocaman iki dilim pasta ve limonata hazırladı.




İkis de pastayı iştahla yediler. Zman su gibi akıp geçmişti. Artık hava yavaş yavaş kararmaya başlamış Zumzum için gitme vakti gelmişti. Ama ne Zumzum ne de Zizi birbirlerinden ayrılmak istemiyordu. O yüzden ikiside koşarak odaya gittiler ve kaydıraklı yatakta uyuma numarası yaptılar. Fakat annleri buna kanmamıştı. Zumzum'un annesi;" Birbirinizle anlaşmanız ve birbirinizi sevmeniz çok güzel.



Ama artık eve gitme zamanı geldi Zumzum. Yarın da bize Zizi gelir , kaldığınız yerden devam edersiniz." dedi. Zumzum ile Zizi birbirlerine sarılarak vedalaştılar. Zizi , Zumzum'a elindeki madolyonu vererek:" Zumzum bu senin şans madolyonun olsun. Sana hediye vermek istedim. " dedi. Zumzum 'un gözleri parladı. Zizi'ye teşekkür ederek ona sıkı sıkı sarıldı. Sonra evlerinin yolunu tuttu. Zumzum için bugün harika geçmişti. Yarını sabırsızlıkla beklemeye başladı. Derken yorgun bedeni uykuya daldı.
Yazan: Elanur LİMAN
ELİF'İN KÖPEĞİ
Elif soğuk bir kış günü okuldan eve dönerken sokakta bir inleme duymuş ve sesin kaynağına doğru ilerlediğinde karşısında yaralı ve zayıf düşmüş bir yavru köpek bulmuş. Köpeğin haline çok üzülmüş ve onu orada bırakınca, başına gelebilecek şeyleri düşünüp bunun hiç de iyi bir fikir olmadığını anlamış. Bulduğu köpeği okul çantasına koyarak evin yolunu tutmuş.


Elif sessizce bahçenin kapısından içeriye girmiş ve annesinin kızacağını düşünerek onu kömürlükte saklamaya karar vermiş. Köpeği kömürlükteki karton bir kutunun içine bırakarak eve dönmüş. Akşam babası işten geldikten sonra hep birlikte yemek masasına oturduklarında Elif ’in aklı kömürlüğe bıraktığı Pony ’ deydi. Elif köpeğe Pony ismini koymuştu.





Gece olduğunda köpeğini görmek ve ona yiyecek götürebilmek için ilk önce mutfağa gidip, buzdolabından bir şişe süt alarak evden sessizce çıktı. Kömürlükte köpeği beslerken, zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı. Elif ‘ in annesi kızına iyi geceler dilemek için odasına girdiğinde onu yatağında göremedi ve hızlıca evi kontrol edip bahçeye fırladı. Elif annesi ve babasının telaşlı seslerini duyunca kömürlükten çıkarak “Ben buradayım.” diye seslendi. Annesi ve babası Elif ’ten tüm olanı biteni dinledikten sonra köpeği görmek istediklerini söylediler. İçeri girdiklerinde köpeği görünce Elif ’in ne kadar doğru bir şey yaptığını anladılar. Küçük köpek gerçekten çok kötü bir durumdaydı.





Ertesi gün sabah uyanır uyanmaz ailece veterinerin yolunu tuttular. Veteriner köpeği tedavi etti ve bakıma muhtaç olduğunu söyledi ve onu belediyenin köpek bakımevine verebileceklerini söyledi. Elif ise annesine ve babasına köpeği sahiplenmek istediğini söyledi. Annesi köpek bakımının sahibi tarafından yapılması gerektiğini söyleyerek buna hazır olup olmadığını sordu. Elif bunu çok istediğini ona bakabileceğini söyledi.



Eve geldiklerinde garip bir şey oldu, Elif ve köpek aynı anda kaşınmaya başladılar. Ailesi bu durumu hemen anladı Elif ve köpek bitlenmişlerdi. Annesi hemen su kaynattı. Babası da hem Elif için hem de köpek için ilaç almıştı. Birlikte yıkanarak
bitlerden
arındılar.





Yalnız Elif’in babasının Elif'e bir ders vermesi gerekiyordu. Çünkü Elif annesinden ve babasından habersiz bir maceraya atılmıştı ve bunun sonunda cezasını bitlenerek çekiyordu. Babası Elif’e bunun yanlış olduğunu böyle bir şeyi saklamaması
gerektiğini
anlatmıştı.
Elif dersini almıştı.










Günün sonunda ise annesi köpeğe bir isim verilmesi
gerektiğini söyledi ama Elif hemen atılarak onun zaten bir
ismi olduğunu söyledi. Böylelikle evin yeni bir üyesi daha
olmuştu. Bundan sonra Pony Elif’in en iyi ve en sadık
dostu oldu, hayvan dostu olmak ve bu dünyada
hayvanlarla birlikte yaşamak en güzel duygulardan
biriydi. Çünkü bu dünya hepimizin. Yazan: Rüya SARIARSLAN







Bir pazartesi günüydü. Murat ve arkadaşı Hakan okuldan çıkıp eve giderken biraz parkta oyun oynamaya karar verirler. Parkta salıncağa bindiler. Kaydırakta kaydılar. Çok yoruldular ve açıktılar. Bankta oturup biraz dinlenmeye karar verdiler.
SUÇ VE CEZA

Hakan bir simitçi gördü. Canları fana şekilde simit çekmişti. Fakat simit alacak paraları yoktu.
Murat: Bir daha buraya gelirsek yanımıza para alalım dedi.
Hakan : Şey aslında parasız da alabiliriz dedi.
Murat: nasıl olacak o?
Hakan: Sen simitçiyi oyala bende tezgahtan iki simit alıp kaçayım evin orada buluşup yeriz dedi.



Murat biraz tereddütlü bir şekilde kabul etti.
Murat biraz ileriye gitti ve kendini yere atıp ağlamaya başladı. Simitçi Murat'ın yanına gitti ve onunla ilgilendi. Bu sırada hakan tezgahtan iki simit alarak oradan uzaklaştı. Hakanın gittiğini gören murat ayağa kakarak bir şeyim yok diyerek oda oradan uzaklaştı.
Evin orada buluşarak simitleri afiyetle yediler. Murat evine gider. Annesi kapıyı açar ve neden bu kadar geç kaldığını sorar. daha önce annesine hiç yalan söylemeyen Murat ne diyeceğini bilemez. oyuna daldım diyerek odasına kaçar.
Annesi onun bu davranışlarından şüphelenir.
Akşam yemeğinden sonra annesi dürüstlük ile ilgili bir hikaye anlatır. Babası da ben çocuklarımla gurur duyuyorum . Bize asla yalan söylemezler. Yaptıklarına çok utanan Murat ailesine gün içerisinde olup bitenleri anlatır.
Babası ertesi gün Murat'ı ve arkadaşı Hakan'ı yanına alarak parka gider. Onlara hırsızlığın ne kadar kötü bir şey olduğunu söyler ve onlara para vererek ,simitçinin parasını ödemelerini söyler.
Her insan yaptığı hatanın bedelini öder.
POYRAZ ERTEKİN
Murat ve Hakan simitçinin yanına giderken yaptıklarından o kadar utanırlar ki yüzleri kıpkırmızı olur. Simitçiye dün olanları anlatarak ondan özür dileyerek simitlerin parasını öderler. Simitçi onların bu haline çok üzülür. Onlara yaptığınız hatanın farkına vararak onu düzetmeye çalışıyorsunuz bu nedenle kendinizle gurur duymalısınız dedi. Sonra onlara iki simit hediye etti . Murat ve Hakan bir daha böyle bir hata yapmayacaklarına kendilerine söz verdiler.
KAÇIŞ BÖLÜM:1
Thomas,Emily ve Sophie üç kardeşlerdi. Emily en büyük, Sophie en küçük ve Thomas ise ortanca kardeşti. Bu hikaye çok heyecanlı ve ürkütücü olabilir. Korkacağınızı düşünüyorsanız bence okumayın. Korksam da merak ediyorum diyorsanız,siz bilirsiniz. Bu aile çok zengindi. Kocaman büyük bir sarayda yaşıyorlardı. Evlerinin kocaman bir de bahçesi vardı. Her zaman o büyük bahçede oyun oynarlardı.
Yine bir gün oyun oynamak için bahçeye çıktıklarında hava birden karardı,hafif bir uğultu ile rüzgar esmeye başladı. Ama garip olan birşey vardı. Sadece onların üstünde kara bulutlar vardı. Önce gözleri kamaştı. Sonra sis gördüler. Sisin ardında ise biri vardı. Yeşil renkli garip biri onlara yaklaşıyordu. Birden hahaha diye bir ses geldi. Çocuklar çok korktular ve ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Korkudan titrıyorlardı. Birden garip ses:
_ Merhaba çocuklar.
Çocuklar titrek bir sesle:
_ Merhaba, sizde kimsiniz?
_Ben sizin büyük annenizim.
_Büyük annemiz yıllar önce ölmüş, yalan söylüyorsunuz.
Garip sesli yeşil görünümlü tuhaf şey;
_Hayır çocuklar doğruyu söylüyorum ben ölmedim ve sizin büyükannenizim. Ancak fazla vaktimiz yok hemen burdan gitmeliyiz.
_Nereye peki?dedi Thomas.,
_Annemiz ve babamız ne olacak?Onlara haber vermeden gidemeyiz.Bizi merak ederler.dedi Emily.
_ Çocuklar tehlikedesiniz bunu gördüm ve sizi hemen burdan uzaklaştırmalıyım.Anne ve babanızı merak etmeyin onlar başlarının çaresine bakabilir.
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(5)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $36.99+) -
BUY THIS BOOK
(from $36.99+) - DOWNLOAD
- LIKE (5)
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE(5)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!