

İÇİNDEKİLER
KARADENİZ BÖLGESİ TÜRKÜLERİ..........................3
İÇ ANADOLU BÖLGESİ TÜRKÜLERİ........................23
MARMARA BÖLGESİ TÜRKÜLERİ............................42
GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ TÜRKÜLERİ.....66
DOĞU ANADOLU BÖLGESİ TÜRKÜLERİ.................88
EGE BÖLGESİ TÜRKÜLERİ.......................................114
AKDENİZ BÖLGESİ TÜRKÜLERİ..............................139
KARADENİZ BÖLGESİ TÜRKÜLERİ
--ASİYE (GİRESUN)
--ÇARŞAMBAYI SEL ALDI (SAMSUN)
--AHMEDUM (RİZE)
--ORDU'NUN DERELERİ (ORDU)
--MAÇKA YOLLARI (TRABZON)
--KARADENİZ AĞITI (KARADENİZ)
OY ASİYE ASİYE(gİRESUN )
Ağasarın Balını da gel Salını Salını
Adam Cebinde Daşır da senin gibi gelini
Oy Asiye Asiye Tütün Goydum Kesiye
Anan seni veriyo da bir bağa pırasıya
Sis dağının başları da küfur küfur esiyor
Baban bu yıl gurbanı da çifter çifter kesiyo
Oy Asiye Asiye Tütün Goydum Kesiye
Anan seni veriyo da bir bağa pırasıya




Çarşamba Ovasında, Yeşil Irmağa kadar uzanan Abdal deresinin kıyısındaki köylerden birinde, yoksul bir ailenin oğlu olan Ahmet kalbini Melek isimli genç ve alımlı bir kıza kaptırır. Aşkından gözü başka bir şey görmez olur ki Melek onu farkeder ve kalbini açar Ahmet’e. Sözlenirler ve bir süre sonra Ahmet askerlik görevini tamamlamak üzere köyden ayrılır. Ahmet’siz geçen her gün Melek için bir ömür demektir. Köyün Ağasının oğlu olan Mehmet Ali, Melek’e göz koyar ancak Melek Ahmet’ten başka kimseyi görmez. Melek, Mehmet Aliyi reddedince, köyün ağasının itibarı sarsılacağından dolayı Mehmet Ali ve birkaç adamı Melek’i dağa kaldırırlar.Ahmet’e bu haber ulaşınca silahını kaptığı gibi askerden firar eder ve Melek’i aramaya başlar. Ahmet, yarini ararken bir gün yağmur yağar ve Yeşil Irmak taşar, Çarşamba adeta bir göle dönüşür. Sel, Canik dağlarının zirvelerinden eteklerine doğru bir çığ gibi inerek önüne kattığı her şeyi yutar.

Hayat normale döndükten sonra köylüler köy meydanında toplanır. Bir kayanın üzerinde iki kişinin cesedini görürler. Yaklaştıklarında ise cansız bedenlerin Ahmet ve Melek’e ait olduğunu görürler. El ele tutuşmuş öylece yatıyorlardır. Rivayete göre büyük kaya parçası, yedi yerinden ayrılır ve her birinden bir servi boyu su fışkırır .Köylüler dualar eder. Bu edilen Dualar yıllardır insanların acısını dile getiren dizeler haline gelir. Çarşambayı Sel Aldı Türküsü de bu dualardan doğmuştur.
Rumeysa
Tefenni Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi

AHMEDUM (RİZE)
Çıkamadum çol varoşun duzina
Düğün olur gelinina kizina
Oy ana oy ben ne edeyim
Bu dert ile nerelere gideyim
Gittun mesken ettun Kirum eluni
bundan sonra daha koymam Ahmedum
Yaz gelende yaylalarun yeşili
Kış gelende mısırlarun seçili
Bizum köyün kiz gelini puşili
Bundan sonra puşi takmam Ahmedum

Bir Hemşin gelini olan Nokta Ana, 3 kızı ve bir oğlu dünyaya geldikten sonra çok genç yaşta dul kalır. Ama o da çoğu Hemşin kadını gibi evlenmez ve kaderine razı olur. Oğlu Ahmet'i büyütmek için bütün fedakârlığını seferber eder. Onun en büyük arzusu Ahmet'i büyütmek ve gurbet ellere Kırım'a yollamaktır. Yıllar geçer. Ahmet büyür köyde herkesin sevdiği taktir ettiği akıllı bir delikanlı olur. O da her Hemşinli erkek gibi genç yaşında ailesinin geçimini, sorumluluğunu kalbinde, taze omuzlarında duyarak gurbete çıkar. Kırım’da hemşehrisinin yanına gelen Ahmet, orada çalışmaya başlar. Gurbet hayatı 4 yıl sürer. Bu arada Nokta Ana Ahmet'in özlemiyle yaşar, kardeşlerini ve eşini çok genç yaşta kaybeden Nokta Ana özlemini hep Ahmet'i için biriktirir.Ama Nokta Ananın karabahtı gülmeyeceğe benzer. Onuruna çok düşkün olan Ahmet patronu ile kavga eder, çok kısa süreli de olsa hapis yatar.

Ahmet hapishanede üzüntüden o dönemin meşhur hastalığı olan vereme yakalanır. Memlekete hasta dönen Ahmet bu korkunç hastalıktan kurtulamayarak ölür. Nokta Ana ise oğlunun acısını en büyük şiddetiyle tadar. Bu acılardan Nokta Ana'nın oğlu Ahmet için söyledikleri zamanla destan olarak dilden dile yayılır. Bu destanda bazen isyan, bazen tevekkül, bazen cemiyet, bazen felek, bazen mazi, bazen hal, bazen istikbal, fakat her zaman Ahmet vardır…
Mustafa Alp
Tefenni Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi

ORDU'NUN DERELERİ
Ordu'nun Dereleri
Aksa Yukarı Aksa
Vermem Seni Ellere
Ordu Üstüme Kalksa
(Sürmelim Aman)
Oy Mehmedim Mehmedim
Sana Küstüm Demedim
Beni Sana Geçmişler
Vallahi Ben Demedim
(Sürmelim Aman)
Ordu'nun Dereleri Derin Derin Çağlıyor Kalk Gidelim Sevdiğim Annem Evde Ağlıyor
(Sürmelim Aman)
Oy Bağlamam Bağlamam,
Zerdali Dalı Mısın
Garip Garip Çalarsın
Benden Sevdalı Mısın

Yıllar yıllar önce Ordu’nun uzak köylerinden birinde iki genç yaşarmış . Maddi durumu iyi olan Mehmet, maddi durumu onun kadar iyi olmayan genç kıza yani Hacer’e aşık olmuş. Genç kız o kadar güzelmiş ki, Mehmet’in aklını başından almış . Bu arada Mehmet de çok yakışıklıymış . Genç kızları mezara dek peşinden sürüklermiş.Mehmet’le, güzelliği ile çevresini kırıp geçiren Hacer ‘in aşkı geçmişte yaşanan büyük aşklara benzermiş. Haftanın belli günlerinde zerdali ağacının dibinde buluşurlarmış. Göz göze, diz dize akıp giden saatlerin farkına bile varmazlarmış. Fakat bu güzel beraberliği kıskananlar çokmuş. Köyün haset dolu diğer kızları çevirdikleri türlü entrikalarla bu tatlı beraberliği yıkıp atmışlar. Genç kızın aleyhine inanılmaz dedikodular üretmişler ve nihayet Mehmet’in sevdiğini ve de köyünü terk etmesine neden olmuşlar .

Böyle derin bir üzüntüyle gurbete çıkan Mehmet , geride gözleri yaşlı bir kız ,dertli,yerinden kalkamayan yatalak bir ana bırakmıştır . Büyük bir acı içinde yüreği yanık kalan Hacer kız, her gün evinin yakınında akan dere kenarına gidermiş . Yıkadığı kar gibi beyaz çamaşırları çitlere asarken dudaklarından eksik etmediği bir türküyle bütün köyü inletip dururmuş . Ne yazık ki, Hacer kızın bu feryadını ,ne Mehmet duyarmış ne de araya giren iyi niyetli komşular bu işe bir çare bulurmuş . Tüm komşuların gidip geldiği ev yas evine dönmüş. O günden sonra aylar böyle gelip geçmiş . Ne Mehmet dönmüş ne de Hacer gitmiş sevdiğinin yanına; ama Hacer’in yüreği yanık,hep dertli dertli söylermiş bu türküyü .

Hacer’in bu sözlerinde gerçeğin ta kendisi varmış . Ne çare ki, içli kız , dertli kız, türküsüne vurduğu gamını derdini sevdiğine ulaştıramamış . Araya girenler de işin üstesinden gelememiş. Böylece yıllar geçmiş aradan. Mehmet gurbette kalmış , Hacer kız da dere kenarında... Hem ağlamış hem söylemiş ORDU’NUN DERELERİ türküsünü ölünceye dek . O günden bu güne kadar bu türkü, günümüze kadar gelebilmiştir.
Mehmet
Tefenni Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi

MAÇKA YOLLARI (TRABZON)
Maçka yolları taşlı, geliyor kalem kaşlı
Ne oldu sana yavrum, böyle gözlerin yaşlı?
Derelere kar akar karışır denizlere
Kurban olayım yavrum o sevdalı gözlere
Sis dağının başları duman değil, kar idi
Sevdiğim senin ile ne günlerim var idi
Yukarı gel yukarı, ırmağın gözündeyim
Eller ne derse desin, ben yine sözümdeyim

Kurtuluş savaşında askere giden 15 - 16 yaşındaki çocuklar için söylenmiş bir ağıttır Maçka Yolları. Askere giden çocukların arkasından sevdikleri, anneleri babaları ağlayıp bu ağıtı söylermiş . Şimdiki günümüzde artık ağıt olmaktan çıkmış ve şarkı olarak söylenmektedir.
Melis
Tefenni Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi

KARADENİZ AĞITI (KARADENİZ)
Doldi da taşamadi
Etmigelum sevdaluk
Edenler yaşamadi
Edenler yaşamadi
Söylesena sevdiğum sonumuz ne olacak.
Ander kalsun sevdaluk oy alacak canimizu
Nerelera gideyim ha bu garip baş ile
Dere akar taş ile gözüm doldi yaş ile
Gurbete mi gideyum ha bu garip baş ile

Son yılların en soğuk mevsiminin yaşandığı bu gün de,gene hırçın,gene azgın,gene direnmek istemiyordu fırtınaya Karadeniz.mevsim en ağlamaklı anını yaşıyordu yine,bulutlar simsiyah çöktü karadenize,şimşekler haykırdı içindeki öfkesini ve fırtına yavaş yavaş arttırıyordu hızını,ağaçlar direnmeye çalışıyordu tüm gücüyle fırtınaya,sonra yağmur gösterdi kendini……..
Gitmeliydi koca reis,gene gitmeliyim dedi Fatma bacıya.Başını öne eğdi Fatma bacı,gitti hazırladı koca reisin yolluğunu.gitme diyemedi.diyemezdi.çocukları ağlamaklı baktı koca reisin gözlerine,sanki gitme baba der gibiydi.Koca reis kaçırmalıydı gözlerini çocuklarından.bir baksa çocuklarının bakışlarına gidemeyecekti sanki,ama gitmeliydi yine.
Aldı pılını pırtısını,giydi yağmurluğunu.Kapıya geldiğinde,yutkunarak hakkınızı helal edin diyebildi sadece. Ve gitti...

Koştu Fatma bacı pencereye,araladı perdeyi,koca reis yağmura,fırtınaya aldırmadan hızlı adımlarla uzaklaştı sokak lambasından.sonra kayboldu karanlıkta.Hey gidi koca reis,gene gösterdin reisliğini,gitmesen olmazmıydı,diye düşündü içinden Fatma bacı.
Sabahın ilk ışıkları vurmadan pencereye,daha çocuklar uyurken,kalktı pencerenin kenarındaki somyadan Fatma bacı.koştu iskeleye,yağmur hafif hafif çiseliyordu.fırtına dinmişti.Derin bir ohh çekti beklemeye koyuldu koca reisini.Tüm mahalleli oradaydı,herkesin bir koca reisi vardı beklenecek.Çekildi bir köşeye,karadenizin sularında ışıklar gözükmeye başladı yavaş yavaş.
İlk gelen cemalın takası idi.Sonra beyazyelken geldi iskeleye.Karadeniz4 de geldi,bekledi koca reisi Fatma bacı,ama başka gelen yoktu,uzakta ışıkta yoktu.

Sordu soruşturdu gelenlere,koca reisi gören yoktu o gece.Yıkıldı yere kadın,baktı karadenize,aklına bir yıl önce gidip de gelemeyen babası geldi,açtı ellerini havaya.yalvardı Allaha,ama koca reis dönmedi son seferinden.Fatma bacının dilinden dökülmeye başlamıştı Karadeniz ağıtı.
Ceren
Tefenni Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi

İÇ ANADOLU BÖLGESİ TÜRKÜLERİ
-- GESİ BAĞLARI (KAYSERİ)
-- ZAHİDE'M (KIRŞEHİR)
-- GÜVERCİN UÇUVERDİ/MİSKET (ANKARA)
-- YOZGAT SÜRMELİSİ (YOZGAT)
-- CEMAL'IM / ŞEN OLASIN ÜRGÜP(NEVŞEHİR)
-- KESİK ÇAYIR BİÇİLİR Mİ (KONYA)
GESİ BAĞLARI (KAYSERİ)
Gesi bağlarında dolanıyorum
Yitirdim yarimi amman aranıyorum
Yitirdim yarimi amman aranıyorum
Bir çift selamına güveniyorum
Gel otur yanıma hallarımı söyleyim
Halımdan bilmiyor ben o yari neyleyim
Gesi bağlarında üç top gülüm var
Hey Allah'tan korkmaz sana da bana ölüm var
Hey Allah'tan korkmaz sana bana ölüm var
Ölüm varsa bu dünyada zulüm var
Atma garip anam beni dağlar ardına
Kimseler yanmasın anam yansın derdime

Kayseri’nin bir köyünde yaşayan genç kız, evlilik çağına geldiğinde, onu istemeye Gesi kasabasından bir aile gelir ve genç kıza talip olur. Genç kız ve genç erkek birbirlerini beğenir, sever ve evlenir. Genç kız, uzak yere gelin gittiği için hüzünlenir.
Gelin gittiği köyde, annesinden uzakta yaşamaya alışamaz. Annesini özler, gidip görmek ister. Fakat ne kaynanası ne de eşi kızın bu masum isteğine cevap vermez. Eşinden ve ailesinden eziyetler görmeye başlar.
Huzuru kaçar, anne özlemi içinde büyüdükçe büyür. Çocuğu olur, çocuğuyla oyalanmak ister ama nafile. Annesinin hasreti içini dağlar. Aylarca annesinden haber alamadan, hüzünlü bir şekilde köyden dışarı çıkamayarak beklemek zorunda kalır.
Bir gün, kendi köyünden kara haber gelir, korkulan olur ve annesinin öldüğü haberi Gesi'ye ulaşır.

Kahrolur genç kadın , manevi olarak yıpranır. Annesini dünya gözüyle bir kez daha göremeyen genç kadın Gesi bağlarında dolana dolana aslında 100 bentten oluşan bu ağıtı yakar. Kavuşamamanın hüznü yüreğini dağlar durur.
Bu ağıt derlenerek böyle güzel ve yüreğe dokunan bir türküye dönüşür.
Bayram Ali
Oya Ender Abalıoğlu Anadolu Lisesi

ZAHİDE'M (KIRŞEHİR)
Zahide kurbanım oy ne olacak halim
Gene bir laf duydum kırıldı belim
Gelenden gidenden oy haber sorarım
Zahide'm bu hafta oluyor gelin
Hezeli de deli gönül hezeli
Çiçekdağı da döktü m'ola gazeli
Dolaştım alemi gurbet gezeli
Bulamadım Zahide'mden güzeli
Gurbet ellerinde esirim esir
Zahide kurbanım hep bende kusur
Eğer anan seni bana verirse
Nemize yetmiyor bu ev kadar hasır

Zahidem türküsü ile gönüllere kazınan Aşık Arap Mustafa Öztürk, Kırşehir ilinin Çiçekdağı ilçesine bağlı Orta Hacı Ahmetli köyünde doğmuştur. Aşık Arap Mustafa, anne babasını küçük yaşta kaybeder. Aşık Arap Mustafa’nın babasına Kırşehir yöresinde oynanan Koca Oyunu’nda Arap rolünü oynadığı için Arap deniyordu, Mustafa’ya da köyünde ‘Arap Mustafa’ denmeye başlandı.
Arap Mustafa, küçük yaşında Zahide’nin babası Hacı Mehmet Ağa’ya ırgat olur. Zahide, gençlik çağında endamı ve güzelliği ile dikkatleri üzerine çekmeye başlar. Zahidem türküsünü ortaya çıkaran, Zahide’nin güzelliğidir. Zahide’nin bu güzelliği karşısında Mehmet Ağa’nın kapısında büyüyen Arap Mustafa Zahide’ye aşık olur. Ama fakir ve kimsesiz olduğundan bu sırrını bir türlü açığa vuramaz. Mustafa, çareyi gurbet ellere gidip çalışmakta bulur. Kazandığı para ile çok sevdiği Zahide’sine kavuşmanın hayallerini kurar. Gece gündüz hiç yorulmadan, hiç durmadan çalışır. Aç kalır, susuz kalır, her türlü zorluğa dayanır. Tek hayali vardır,o da Zahide’sine kavuşmaktır. Mustafa’nın gurbete gitmesinden az bir zaman sonra güzelim Zahide’yi zengin biriyle evlendirirler. Zahide ise Arap Mustafa’ya aşıktır. Bu aşktan ne Arap Mustafa’nın ne de çevresindekilerin haberi vardır

Arap Mustafa ise gelip giden yöre halkından hep Zahide’yi sorar. Zahide’nin gelin olduğunu duyar ve bütün dünyası yıkılır. Zahide’ye olan aşkı yüzünden uzun müddet evlenmez. Bu arada da Zahide için beyitler söyler. Zahide ise sararıp solmakta, her geçen gün erimektedir. Yüzünün güzelliği ise ümitsiz aşkıyla solmuştur. Zahide, yakalandığı ince hastalıktan dolayı hayatını kaybeder, bu ölüme dayanamayan Arap Mustafa, Zahide’ye türküler söyleyerek hayatını kaybeder.
Köylüleri, sağlıklarında kavuşamayan bu iki aşığı yan yana koyarak son görevlerini yerine getirirler. İki aşığın mezarları Yukarı Hacı Ahmetli köyünün camisinin avlusunda bulunmaktadır. Zahidem türküsü Kırşehir’li ozanımız Neşet Ertaş tarafından seslendirilerek yurdumuza duyurulmuştur.
Merve
Oya Ender Abalıoğlu Anadolu Lisesi

Güvercin uçuverdi
Kanadın açıverdi
Elin oğlu değil mi
Sevdi de kaçıverdi
A benim hacı yarim
Başımın tacı yarim
Eller bana acımaz
Sen bari acı yarim
Deniz tuzsuz olur mu
Dibi kumsuz olur mu
Ben müftüye danıştım
Yiğit yarsız olur mu
Güvercinim uyur mu
Çağırsam uyanır mı
Misket orda ben burda
Buna can dayanır mı
A benim hacı yarim
Başımın tacı yarim
Eller bana acımaz
Sen bari acı yarim
Daracık daracık sokaklar
Misket şeker topaklar
Pul pul olsun dökülsün
Kız seni öpen dudaklar
GÜVERCİN UÇUVERDİ/MİSKET (ANKARA)

Bugün hemen her düğünün vazgeçilmezi, Ankara misketinin aslında bir ağıt olduğunu öğrenmek bizi çok şaşırtacak.
Misket, ufacık tefecik bir elma türü aslında. Hikâyemizin asıl kadını, Huriye de tıpkı misket elması gibi. Bu yüzden yavuklusu Osman Efe’nin ona misket değişi. Bir nedeni daha var. Huriye, sık sık evlerinin önündeki Misket elması ağacına tırmanır Osman Efe’nin yolunu gözlerken. Misket, dalında bekler kavuşmayı yani. Osman, Ankara’nın sayılı efelerinden. Genç, yakışıklı…
Ama bir de üçüncü adam var. Yörenin ağalarından Kır Ağa. Su doldururken çeşme başında gördüğü genç kız sürekli rüyalarında. O’da aşık olur misket kıza. Ağalığına güvenip ister genç kızı. Misket kızın babası da, ”Kır Ağa, hem yiğittir, malı mülkü de yerindedir” diyerek vermek ister kızını. Akşamı zor eder Misket kız gözyaşları içinde. Tırmanıp çıkar elma ağacına. Anlatır durumu Osman Efe’ye.
Osman Efe, çılgına döner. Kır Ağa’ya haber gönderir, “vazgeç, Misket kız benimdir” diye. Kır Ağa da yiğit bir adam, ”Çıksın karşıma ‘ diye yanıtlar. Bıçaklar çekilir. Sağ kalan alacaktır Misket’i. Düello sert gider. Kır ağa sıkıştırdıkça sıkıştırır rakibini. Ama pes etmez Osman. Durur Kır Ağa birden; ”Benimle böylesine boy ölçüşen yiğide, ben kıyamam. Koç olacak kuzuya bıçak çekemem. Vur bıçağını bağrıma. Misket senin olsun” der.
Osman Efe önce şaşırıyor, sonra oda bıçağını yere atar ve koşup ellerine sarılır Kır Ağa’nın.

Kır ağa kötü karakter değildir.Hatta daha büyük bir aşka saygı gösterecek kadar yiğittir. Seymen’dir kısacası. Kır Ağa vazgeçtim demek için Misket’in evine yönelir kalabalıkta ardında.
Misket ise evde, ağacın tepesinde beklemekte. Kalabalığın önünde Kır Ağa’yı görür. Gözleri Osman’ı arar ama göremez. Birden başı döner sanır ki Osman Efe öldü, Kır Ağa kendini almaya geliyor.
Tepe üstü ağaçtan salınıverir. Cansız bedeni yere yığılır.
Osman Efe yakar aşık olduğu misketin türküsünü. Ona kavuşmaya bu kadar yakınken kaybetmenin acısını bağlamasının tellerine döker
İlayda
Oya Ender Abalıoğlu Anadolu Lisesi

YOZGAT SÜRMELİSİ (YOZGAT)
Kaşın çeymelenmiş kirpik üstüne
Havada bulutun ağdığı gibi
Aman aman ben yarelendim aman
Çiğ düşmüş de gül sineler ıslanmış
Yağmurun güllere yağdığı gibi
Aman aman sürmelim aman
Yozgat'ı sel almış Soğluk'u duman
Sıtkınan severim billahi inan
Aman aman ben yarelendim aman
Ölünce mezara girdiğim zaman
Ben susuyum kemiklerim söylesin
Aman aman sürmelim aman
Dersini almış da ediyor ezber
Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler
Aman aman ben yarelendim aman
Bu dert beni iflah etmez del'eyler
Benim dert çekmeye dermanım mı var
Aman aman sürmelim aman

Yozgat şehri 1760 yılı başlarında Bozok Yaylasının, yeşillik, etrafı ormanlarla çevrili içinde bin bir çeşit kuşun ötüştüğü bir sahada kurulurken; Yozgat halkı o zaman yarı göçebe ve sürülerini besleyerek hayvancılıkla uğraşır, hayatlarını bu yoldan sağlarlardı. Bozok yaylasında otlayan bu sürülerin birini de Sürmeli Bey adında bir Türkmen Yörüğü otlatırdı. Halk tarafından sevilen bu yanık sesli halk ozanı elinde kavalı, sırtında sazı Yozgat'tan Akdağmadeni'ne uzanan ormanların içinde sürüsünün içinde dolaşırdı. Bazen bir çamın dibine rastlanır.
Sazının tellerini konuşturur bazen bir derenin kenarında kavalını çalar, aşık olduğu gönlünün sevgilisini düşünürdü.
O sevgili ki güzelliği Bozok yayla'sına yayılmış, ahu gözlü, sürmeli kaşlı, ayyüzlü bir dilberdi. Babası bir Türkmen beyi idi ve çok sert bir adamdı. Sürmeli Bey, ailesini salarak, babasından sevdiğini istetir, mağrur adam, kızını bir çobana vermeye yanaşmaz.
Araya beyler, ağalar girer ama boşuna, bir türlü gönlü olmaz kızın babasının ve iki sevgili birleşemezler.

Üzüntüsünden sürüsünü bırakan Sürmeli Bey alır sazını eline beş çamlar mevkiinde kendine bir dergah kurar. Aşkını, yanık türküleriyle dağlara ağaçlara anlatır. Küser otağına, obasına ve Akdağlar'a kadar uzanan çamların arkasında onu bir daha gören olmaz. Dertli kavalına üflediğ, işli sazına söylettiği nameler kalır geriye. O gün bu gündür dillerde yankılanır Sürmeli Bey'in türküleri...
Yozgat sürmelisi bir tavır olup en bilinen örneği olan '' Dersini almış da ediyor ezber'' Türk Halk Müziğinin Nida Tüfekçi derlemelerinden olup TRT arşivinin ilk türkülerinden biridir.
Nejla
Oya Ender Abalıoğlu Anadolu Lisesi

CEMAL'IM / ŞEN OLASIN ÜRGÜP (NEVŞEHİR)
Kır atın acemi konağı tutmaz,
Oğlum da pek küçük yerini tutmaz
Al kanların içinde kaldın Cemal'ım
Kıratımın gidişinden bilmişler
Beni öldürmeye karar vermişler
Al kanların içinde kaldın Cemal'ım

Al kanlar içinde kalan Cemal’in hüzünlü hikâyesi...
Türkü, öldürülen eşi Cemal'e, karısı Şerife tarafından yakılmıştır. Şerife, 90 yıldan fazla yaşamış,1993 yılında vefat etmiştir. 14-15 yaşlarında Cemal'le evlenmiş, mutlu geçen birkaç yılı Cemal'in öldürülmesiyle sona ermiş, bu hadiseden sonra bir oğlu ile ortada kalmıştır. Bu hadisenin oluş şekli ve ona yakılan ağıtı/türküyü, Şerife'nin daha sonra evlendiği Hayrullah'tan olan oğlu İsmet Aksoy aktarmıştır. Cemal'in öldürülme hadisesi ve türkünün tam metni şöyledir:
Ürgüp'ün Karlık köyünün eşrafından ve varlıklı bir ailesinden olan Cemal, kalleşlikle öldürülür. Herkesçe sevip sayılan Cemal'in ölümüne yanmayan kalmaz. Eşi Şerife acılarını yaktığı ağıtla hafifletmeye çalışır. Yetim kalan oğlu Mustafa da, birkaç yıl sonra hasat zamanı bir atın tepmesi sonucu ölmüştür.

Ağıt, Şerife'nin ikinci kocası Hayrullah'ın sonraki yıllar Refik Başaran'a "Herkese bir türkü okudun ama, bana okumadın." diye sitem etmesi üzerine Cemal türküsünü plağa okur.
Cemal Hayrullah'ın aynı zamanda amcasıdır. Onun öldürülüşü Şerife kadar Hayrullah'ı da etkiler.
Şerife'nin türkünün her çalınışında gözünden iplik iplik yaşlar akıtmasını, Cemal'i bir türlü unutamamasını daima anlayışla karşılamıştır.
Emre
Oya Ender Abalıoğlu Anadolu Lisesi

KESİK ÇAYIR BİÇİLİR Mİ (KONYA)
Kesik çayır biçilir mi
Sular soğuk içilir mi
Bana yardan geç diyorlar
Seven yardan geçilir mi
Ağam desinler desinler
Şeker yesinler
Şu kız şu oğlana
Vurgun desinler
Aman ben yandım
Yandım yandım yandım
Ellerin köyünde
Aldandım kaldım
Ankara'nın tren yolu
Gahi eğri gahi doğru
Canım benim anadolu
Gideyim mi senden gayrı

Meram bağları, Meram çayırları tanıktır, böylesi yiğit her anaya kısmet olmaz. İnadına mertti, inadına yiğit, inadına yağızdı
Vali paşanın genç yaveri Konya'da bir Mevlevi çelebisinin kızını sever. Ancak bunun dile düşmesi delikanlının ölümü demektir. Oysa delikanlı hiçbir şeyden korkmadan bir gece sevdiği kızla Meram'da buluşmak üzere sözleşir.
Buluşurlar, uzun uzun konuşurlar. Bu sırada sekiz kişi onları gözetlemektedir ama onlar hiçbir şeyin farkında değildir. Tam ayrılma anı gelir. Delikanlı kızla vedalaşıp bir iki adım atınca sekiz yerden sekiz kurşun delikanlıyı olduğu yere mıhlar. Çelebinin kızı delikanlının ölüsü üzerine kapanıp sabaha kadar ağlar.

Gün ışığında Meram'ın kesik/ince çayırları üzerinde delikanlının ölüsü ile başında ağlayan çelebi kızını bulurlar
Paşa yaverinin yanık künyesini anasına gönderir. Anası da sitem dolu bu türküyü yakar.
Kardelen
Oya Ender Abalıoğlu Anadolu Lisesi

MARMARA BÖLGESİ TÜRKÜLERİ
...Çanakkale Türküsü(Çanakkale)
...Üsküdar'a Giderken(İstanbul)
...Gemilerde Talim Var(İstanbul)
...Atina Türküsü(Derleme Balıkesir)
...Bir Dalda İki Kiraz(İstanbul)
...Kiraz Aldım Dikmeden(Bolu)




Eren Burak
HAVRAN ANADOLU LİSESİ




DİDEM
HAVRAN ANADOLU LİSESİ



HİLAL
HAVRAN ANADOLU LİSESİ




HALE
HAVRAN ANADOLU LİSESİ


SİĞNEM
HAVRAN ANADOLU LİSESİ




HAMİDE BEYZA
HAVRAN ANADOLU LİSESİ
GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ TÜRKÜLERİ
1) Urfalıyam Ezelden (Şanlıurfa)
2) Nemrudun Kızı (Adıyaman)
3) Urfanın Etrafı (Şanlıurfa)
4) Eyvanına Vardım (Adıyaman)
5) Aktaş Diye Belediğim(Güneydoğu Anadolu)
6)İki Dağın Arasında Kalmışam(Şanlıurfa)
7)Mardin Kapı Şen Olur(Diyarbakır)
8)Diyarbakır Bu Mudur(Şanlıurfa)
Gönlüm geçmez güzelden
Gönlüm geçmez güzelden, vay
Gönlümün gözü çıksın
Sevmeseydim ezelden
Sevmeseydim ezelden, vay
Paşam olasan Ömer
Yetim kalasan Ömer
Benim olasan Ömer, vay
Paşam olasan Ömer
Yetim kalasan Ömer
Benim olasan Ömer, vay
Ömer çok yakışıklı, yiğit, iyi ata binen, kılıcının sahibi, çok iyi çöğür çalan ve hoyrat okuyan, halay çeken bir gençtir. Allah her kabiliyeti sanki özellikle ona vermiştir. Ömer'siz bir düğün, sıra gecesi düşünülemez. Ömer'in baş bağlaması da meşhurdur. Sırmalı puşu bağlar. Puşunun kenarlarındaki püsküller doğadaki çiçeklerin tüm renklerini sanki başında toplamıştır. Halay çekerken başındaki her gül bir yana düşer, yüzünde. Ömer hangi düğüne giderse gitsin, halayın başına geçti mi silah sesleri ve genç kızların zılgıt sesleriyle yer gök inler. Ömer toplumu öylesine etkilemiştir ki;
Ömer'i anlatan türküler yakılmıştır.
Arda
Özel Nazilli Dört Renk Sümer Anadolu Lisesi
Nemrud'un kızı yandırdı bizi
Çarptı sillesini felek misali
Sil yazımızı kurtar bizi
Çarptı sillesini felek misali
Mevlam gör bizi
Ocağım söndü nasıl beladır
Bırakıp getti bu ne devrandır
Dünya gözümde kerbeladır
Allah'tan bulasın
Kararsın bahtın yıkılsın tahtın
Yalvardım yakardım yol bulamadım
Ah olmasaydın kara yazı
Evirdim çevirdim yaranamadım
Ayandır halım
Ocağım söndü nasıl beladır
Bırakıp getti bu ne devrandır
Dünya gözümde kerbeladır
Allah'tan bulasın
Hz. İbrahim’i Ateşe Atan Zalim Kral Nemrut ile ilgilidir . Türkü de geçen “Nemrud’un Kızı” sözü Hz. İbrahim’i Ateşe Atan hükümdar Nemrud’un zalimliğine atfen sevgiliye serzeniş olarak kullanılmıştır.
Erkin Mert
Özel Nazilli Dört Renk Sümer Anadolu Lisesi
Alp
Özel Nazilli Dört Renk Sümer Anadolu Lisesi
Odasına gittim, elleri hamur
Uykudan uyanmış, gözleri mahmur
Gelini, gelini, canım, gelini
Saramadım, aney, gel gör hâlimi
Kokusunu dört bir yana saçıyor
Ne dedim de, ana, benden kaçıyor?
Gelini, gelini, canım, gelini
Saramadım, aney, gel gör hâlimi
Sıralı benleri o mah yüzünden
"Seve'm" dedim, vazgeçmiyor nazından
Gelini, gelini, canım, gelini
Saramadım, aney, gel gör hâlimi
Seferberlik yıllarında askere alınanlar, ya çok uzun yıllar sonra döner, ya da hiç dönmezlermiş.
Erzincan'dan bir delikanlı, uzun yıllar sevdiği kızla nihayet evlenir. Gelinle bir hafta bile birlikte kalamadan, askere alınarak Yemen'e gönderilir. Bunun üzerine hem gelin, hem de kendisi çok üzülür, ama çare yoktur, vatan hizmetine gidilecektir.
Askere giden delikanlıdan uzun bir zaman haber alınamaz. Bunun üzerine kendisinin öldüğüne kanaat getirilir. Bir süre sonra da bu delikanlının babası, oğlunun hanımını, yani gelinini kendisiyle evlenmeye ikna eder ve geliniyle evlenir.
Aradan birkaç sene geçer. Delikanlı bin bir türlü meşakkatten sonra askerliğini bitirerek Erzincan'a döner, köyüne gider. Evine varır ki, hanımı ev damında hamur yoğuruyor. Hanımı kendisini görünce şaşkınlık geçirir ve
ağlamaya başlar. Delikanlı hanımına, sevineceği yerde neden ağladığını sorar. Hanımı iki gözü iki çeşme, durumu olduğu gibi delikanlıya anlatır. Delikanlı bu durum karşısında, beyninden vurulmuşa döner. Delikanlının başına gelenlere köy halkı da çok üzülür.
Göktuğ
Özel Nazilli Dört Renk Sümer Anadolu Lisesi
Ak taş diye belediğim
Tülbendime doladığım
Tanrıdan dilek dilediğim
Mevlam şu taşa bir can ver
Yoldan geçen yolcu gardaş
Ben kimlere olam sırdaş
Kırşehir'de Hacı Bektaş
Mevlam şu taşa bir can ver
Yüksekte şahin yuvası
Alçakta Avşar ovası
Gelsin yavrumun babası
Emzireyim nenni nenni
Yüzyıllar önce Anadolu’nun bir yerinde bir Türk Beyi sevdiği bir kızla evlenmiş. Yıllar geçmiş beyin çocuğu olmamış. Zamanla Türk boyu bu yüzden yasa boğulmuş. Beyin anası bu durumdan yakınarak “A beyimiz yarın sen bu dünyadan göçersen soyumuza kim belik edecek” demiş. Zamanla Bey’i karısının çocuğu olmuyor diye başka bir kızla evlenmek için zorlamışlar. Ancak Bey karısını seviyormuş. Karısı da bu töreye razı olmuş, hatta Bey’e yakışacak en iyi kızı kendisi aramış. Duygularını dışa vurmamış. Zaman sonra Bey’in düğünü yapılmış. Bey evlendikten sonra Bey’in eski karısı da üzüntüden dağlara çıkmış. Kafası estiği gibi dere tepe gitmiş. Bir dereden geçerken uzunca bir ak taş bulmuş. Bu taşı kundağa sararak tanrıya bu taşa can vermesi için yakarmış. Tanrı kadının dileğini yerine getirerek ak taş’a can vermiş. Daha sonra bu olay halkın dilinde efsaneleşip türkü haline gelmiş.
Sudenaz
Özel Nazilli Dört Renk Sümer Anadolu Lisesi
İKİ DAĞIN ARASINDA KALMIŞAM(ŞANLIURFA)
iki dağın arasında kalmışam
Bülbül gibi daldan dala konmuşam oy konmuşam oy
Ne gün görmüş ne de murad almışam
Ana beni bir kötüye verdiler oy verdiler oy
Verdiler de günahıma girdiler oy girdiler oy
Bir tasa olsa ezer içerim
İçerim de bu canımdan geçerim oy geçerim oy
Ben yarimi nerde olsa seçerim
Ana beni bir zalıma verdiler oy verdiler oy
Verdiler de günahıma girdiler oy girdiler oy

Urfa’nın Beykapısı mahallesi, Karamusa semtinde İsrafil isimli bir genç, bir kızı sever. Kızı istetir, vermezler. Araya kimleri koyduysa da isteği reddedilir. İsrafil kendi halinde orta halli bir esnaf kişidir. Kızın babası, kızını kardeşinin oğluna vermek niyetindedir. İsrafil kızı kaçırır. Arkasına düşerler kızı Paşabağı’nda elinden alırlar. Kızı daha ergenlik çağına girmeyen amcasının oğluna verirler. Bu türkü bahtsız, kızın yaşanan öyküsüdür.
Fırat
Mehmet Murat İşler Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi

MARDİN KAPI ŞEN OLUR(DİYARBAKIR)
Mardin kapı şen olur le le
Dibi değirmen olur
Buralarda yar seven
Vallahi verem olur
Le le le le le canım
Le hanım le hanım ey
Sormirsen hiç halım ey
Göğsüme vura vura
Çürüttüm sol yanım ey
Le le le le le canım
Mardin kapı taşları
Yarim kalem kaşları
Bugün ben yâri görüdm
Kıvrım kıvrım saçları
Le le le le le canım

Günler geçer Recep Güle'yi unutamamış ve bir türlü aklından çıkaramamıştır. Dükkanına gelen arkadaşları Recep'te bir durgunluk, dalgınlık olduğunu fark ederler ve sorarlar fakat Recep bir türlü kendisinin dalgın ve düşünceli olmasına sebep olan gerçeği söylemez.


Recep karasevdaya tutulmuştur. Derdini kimseye söyleyemez. Yalnız kendisi gibi kunduracılık yapan Aşık İhsani'nin ağabeyi Ferhan'a derdini döker. İçini ona boşaltır. Bu türküyü yakar.

Soner
Mehmet Murat İşler Mesleki ve Teknik
Anadolu Lisesi

DİYARBAKIR BU MUDUR (ŞANLIURFA)
DİYARBEKİR BU MUDUR (elleri kınalı)
TESTİ DOLU SU MUDUR (gözleri sürmeli)
GİTTİN Kİ TEZ GELESİN (elleri kınalı)
TEZ GELDİĞİN BU MUDUR (gözleri sürmeli)
DİYARBEKİR DÖRT KÖŞE (elleri kınalı)
İÇİNDE BİLLUR ŞİŞE (gözleri sürmeli)
ALLAH SABIRLAR VERSİN (elleri kınalı)
YARİNDEN AYRILMIŞA (gözleri sürmeli)



Recep
Mehmet Murat İşler Mesleki ve Teknik
Anadolu Lisesi
DOĞU ANADOLU BÖLGESİ TÜRKÜLERİ
1) Kırmızı Gül Demet Demet (Erzurum)
2) Sarı Gelin (Kars)
3) Yemen Türküsü (Harput)
4) Huma Kuşu Yükseklerden Seslenir (Erzurum)
5) Bitlis'te beş minare (Bitlis)
6) Etek Sarı Sen Etekten Sarısan (Arguvan)
7) Ağrı Dağın Eteğinde (Ağrı)
8) Uyan Sunam (Malatya)
9) Arpa Ektim Biçemedim (Van)
Kırmızı gül demet demet (ERZURUM)
Sevda değil bir alamet
Balam nenni yavrum nenni
Sevda değil bir alamet
Balam nenni yavrum nenni
Gitti gelmez ol muhannet
Şol revanda balam kaldı
Balam nenni yavrum nenni
Şol revanda balam kaldı
Balam nenni yavrum nenni
Kırmızı gül her dem olmaz
Yaralara merhem olmaz
Balam nenni yavrum nenni
Yaralara merhem olmaz
Balam nenni yavrum nenni
Ol tabipten derman gelmez
Şol revanda balam kaldı
Balam nenni yavrum nenni
Şol revanda balam kaldı
Balam nenni yavrum nenni
Annesinin tek oğlu Mehmet, Erzurum yöresinde yetiştirdikleri ürünleri, bugünkü Ermenistan’ın başkenti, o dönemler önemli ticaret merkezi olan Revan’a (Erivan) kervan ile götürüp satmaktadır. Karayağız, güçlü kuvvetli Mehmet, annesine her akşam bahçelerinden derlediği gül demetini getirir. ‘Sevgi ve saygı’ ifadesi olan gül demetini anne duvara asıp kurutur, onlara baktıkça oğlunu görür gibi olur. Ancak vebaya yakalanan Mehmet, Revan’da ölür ve bir çalı dibine gömülür. Bir Mehmet değildir ölen, kervanın çoğu da bu amansız hastalıktan kurtulamaz. Ağır ağır Erzurum’a giren kervanı analar, babalar, yavuklular meraklı gözlerle beklemektedir, ama gidenlerin çoğu gelmemiştir. Mehmet’in anası durumu öğrenince, deli olup dağlara düşer, elinde bir demet kırmızı gül, dilinde bu türkü… Ağıtlar yakıp dağlarda gezer durur.
Ayla Meriç
Özel Nazilli Dört Renk Sümer Anadolu Lisesi
Erzurum çarşı pazar leylim aman aman (*KARS)
İçinde bir kız gezer ay nenen ölsün sarı gelin aman
Sarı gelin aman sarı gelin aman suna yarim
Erzurum’da bir kuş var leylim aman aman
Kanadında gümüş var ay nenen ölsün sarı gelin aman
Sarı gelin aman sarı gelin aman suna yarim
Elinde divit kalem leylim aman aman
Katlime ferman yazar ay nenen ölsün sarı gelin aman
Sarı gelin aman sarı gelin aman suna yarim
Palandöken güzel dağ leylim aman aman
Altı mor sümbüllü bağ ay nenen ölsün sarı gelin aman
Sarı gelin aman sarı gelin aman suna yarim
Vermem seni ellere leylim aman aman
Sarı gelin, eski çağlardan beri Çoruh boyunda yaşayan Hıristiyan Kıpçak Beyi’nin sarı saçlı, güzeller güzeli kızıdır. Erzurumlu bir delikanlı Kıpçak Beyi’nin bu güzel kızına âşık olur ve Erzurumlu delikanlı ile sarışın Kıpçak kızının arasında büyük bir aşk başlar. Sarışın Kıpçak kızına âşık olan delikanlının ailesi, oğullarının bu kız ile evlenmesine karşı çıkar. Delikanlı ise kıza deli gibi âşıktır ama bey de kızını vermez bu delikanlıya… Delikanlı nihayet sarışın güzel kızı kaçırmaya karar verir ve nihayet kaçırır. Kıpçak Beyi’nin adamları iki kaçak aşığın peşine düşer ve uzun bir takipten sonra aşıkları bulup delikanlıyı öldürürler.
* Bu türkü Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ve İran'da popüler bir türküdür.
Furkan
Özel Nazilli Dört Renk Sümer Anadolu Lisesi
Havada bulut yok bu ne dumandır (HARPUT)
Mehlede ölüm yok bu ne şivandır
Bu Yemen elleri ne de yamandır
Ano Yemen’dir gülü çemendir giden gelmiyor acep nedendir
Burası Muş’tur yolu yokuştur giden gelmiyor acep ne iştir
Kışlanın önünde çalınır sazlar
Gözlerim ağlıyor yüreğim sızlar
Yemen’e gidene ağlıyor kızlar
Kışlanın önünde redif sesi var
Açın çantasına bakın nesi var
Bir çift potin ile bir de fesi var
Osmanlı Yemen çöllerinde zorlu bir savaşa tutulmuştur. Divanlar kurulur, savaş ve şartları haftalar boyu tartışılıp durulur. Yemen'e, vilayetlerden birinde oluşturulacak bir alayla gidilmesinin mümkün olduğuna karar verilir. Düşünülür ki; bir tek vilayetten birlik oluşturulursa, bunlar hep akraba ve hısım olacakları için birbirlerine bağlılık ve dayanışmaları ile savaş alanından kaçmaları söz konusu olmaz. Haberler salınır, Osmanlının dört bir yanından uzun beklemelere karşın istenildiği kadar istekli çıkmaz, gönüllü sayısı da yeterli olmaz.
Bu sırada Muş’tan Bulanık, Malazgirt ve Varto’dan bir ses yükselir ;“hepimiz varız, gönüllüyüz Yemen çöllerine gitmeye” Osmanlıya haber iletilir ve Yemen çöllerine Muş’tan oluşturulan bir redif alayı gönderilir. Yemen’e gidilmesine gidilir ama hiçbiri de geri dönemez. İşte bu türkü gidip de gelemeyen o isimsiz kahramanların Muş’ta kalan sevgililerinin sesi, özlemi, elemi ve de acısıdır.
Eylül
Özel Nazilli Dört Renk Sümer Anadolu Lisesi
HUMA KUŞU(ERZURUM)
Yavri yavri huma kuşu yükseklerden seslenir
Ah yâr koynunda bir çift suna beslenir beslenir
Yavri yavri sen ağlama kirpiklerin ıslanır
Ah ben ağlim ki belki gönül uslanır uslanır
Ah ben ağlim ki gülüm eylen eylen eylen eylen eylen
Deli gönül uslanır
Yavri yavri sen bağ ol ki ben bahçende gül olim
Ah layık mıdır yanim yanim kül olim olim
Yavri yavri sen efendim ben kapında kul olim
Ah koy desinler bu da bunun kuludur kuludur
Ah koy desinler gülüm eylen eylen eylen eylen eylen
Bu da bunun kul'u dur
Erzurum’un Çiğdemli köyünde yaşayan Mustafa ve Gülbahar’ın dillere destan aşklarını bilmeyen yoktur. Sevda çeken bu gençler ailelerinin rızasıyla evlenirler, fakat beraberlikleri çok sürmez. Seferberlik ilan edilmiş ülkedeki tüm gençler; okuyanı, okumayanı tümü askere çağrılmıştır. Vatan borcu namus borcudur. Bu kutsal görevden geri kalmak olur mu? Mustafa sevdasını evde koyarak ayrılır. Bu ayrılık o günlerde ölüme gitmek gibi bir şeydir. Belki de bir daha Gülbahar’ını göremeyecek, “gülüm” diye, doya doya koklayamayacaktır onu. Gülbahar’ın ise iki gözü iki çeşmedir ama elden ne gelir ki? Bağrına taş basarak Mustafa’sını uğurlar askere… Ama ne yazık ki gidiş o gidiştir…
Ege
Özel Nazilli Dört Renk Sümer Anadolu Lisesi
Aradan yıllar geçer fakat hiçbir haber gelmez. Öldü mü kaldı mı, kimse bir şey bilmez. Ev halkı artık Mustafa’dan umutlarını kesmiştir ama Gülbahar her sabah kalktığında bahçeye çıkar, yavuklusunun yoluna uzun uzun bakarak geleceği günü bekler. Bekler ama ne gelen vardır ne de bir haber. Gülbahar her geçen gün erimiş, erimiş hatta ağlaya ağlaya göz pınarları da kurumuştur. Gelinlerinin bu durumu kaynanasını ve kayınbabasını çok üzmektedir. Kayınbabası Gülbahar’ın her sabah yavuklusunun yolunu gözlemesine, uçan kuşlardan haber istemesine o kadar üzülür ki dayanamaz ve bu ağıtı yakar. Humâ kuşu yuvasından havalanan ve çok yükseklerde günlerce uçan bir kuştur. Mustafa’yı humâ kuşuna benzetir babası ve humâ kuşunun haberci bir kuş olmasına atfederek başlar söylemeye…
Yüreğim dolu yâre, beri gel oğlan beri gel
Yüreğim dolu yâre, beri gel oğlan beri gel
Cebimde yok beş param, beri gel oğlan beri gel
Cebimde yok beş param, beri gel oğlan beri gel
Sevdiğim benden kaçma, beri gel oğlan beri gel
Sevdiğim benden kaçma, beri gel oğlan beri gel
Bir yare de sen açma, beri gel oğlan beri gel
Bir yare de sen açma, beri gel oğlan beri gel
Bitlis Rus işgalinden çıktıktan sonra Bitlis ordularının basında olan kişi olan komutan Şerif Bey, savaş sonrası Bitlis’i görmek için Bitlis'e yüksekten bakan bir tepe olan ve şu an "Şerif Bey Tepesi" olarak adlandırılan tepeye çıkıp Bitlis'e bakar ve görür ki Bitlis yıkık dökük her taraf yerle bir olmuş. Sadece tapanın etrafında ayakta kalan 5 minare durur... Ve orada oturup türküyü söyler.
Bu ağıt zamanla türkü olarak günümüze kadar gelir.
Mehmet
Özel Nazilli Dört Renk Sümer Anadolu Lisesi
Etek sarı sen etekten sarısın (ARGUVAN)
Kurban olam beydağının karısın
Sordum sual ettim kimin yarısın
Ben sormadan dolu gibi döküyü
Bir köynek diktirdim kolu düğmeli
Herkes kaderine boyun eğmeli
Deli gönlüm çirkine bel bağlama
Sevdiğin yar Malatya'yı değmeli
Bir köynek diktirdim hasa bezinden
Alem düşman oldu senin yüzünden
Eğer gurbet ele gider dönersem
Ahdım vardır öpeceğim yüzünden
Fatma
Özel Nazilli Dört Renk Sümer Anadolu Lisesi
Âşık, hercai gönüllüdür. Bir gün genç bir kadın görür. Gelinin tülbendinin altından çıkan ve savrulan saçlarının da giydiği eteğin rengi de sarı; teni Beydağı’nın karı gibi beyazdır. O bir “Deste başı”dır. Yiğit sevince işte böyle deste başı sevmeli!
Hasa bezinden, kolları düğmeli gömleğini onun için giyer, atıyla onu görmek için pınarın başına gider. Konuşmak ister, olmaz. Onunla konuşmayan/konuşamayan gelin de dolu dolu döker gözlerinden. O, başkasının yâridir. Seven, ama kavuşamayan âşık duygu, düşünce ve hayallerini türküye dökerek dile getirir. Yöre motifleri ile süslediği hasretini dile getiren türküsünü yine yöre ezgisiyle çalıp söyler. “Seni benden beni senden eyleyen/Ölmeye de mezar mezar dolana” diyerek de beddua eder
Ağrı Dağın Eteğinde (AĞRI)
Uçan Güvercin Olsam
Türkü Olsam Dillerde (Cano Cano)
Diyar Diyar Dolansam
Başımdaki Sevdayı
Karlı Dağlara Mı Yazsam
Bu Bendeki Aşk Değil (Cano Cano)
Söyle Bana Nere Gidem
Oy Ben Nidem Nasıl Edem
Başım Alıp Nere Gidem
Bu Bendeki Aşk Değil (Cano Cano)
Söyle Bana Nere Gidem
Sen Orada Ben Burada
Başım Yine Belalarda
Koyma Beni Buralarda (Cano Cano)
Söyle Bana Nere Gidem
Başımdaki Sevdayı
Karlı Dağlaramı Yazsam
Bu Bendeki Aşk Değil (Cano Cano)
Söyle Bana Nere Gidem
Oy Ben Nidem Nasıl EdemBaşım Alıp Nere GidemBu Bendeki Aşk Değil (Cano Cano)Söyle Bana Nere Gidem
Mahmut Han’ın üç kızı sekiz oğlu vardır. Kızlarından biri olan Gülbahar diğer kızlarından farklıdır. Gülbahar Ağrı’nın diğer kadınları gibi üst üste fistanlar giyer, saçlarını kırk örgü yapar, halkın arasında onlardan biri gibi gezerdi. Ağrı halkı Gülbahar’ı çok sever ona ermiş gözüyle bakardı. Gülbahar babasının atının kaybolmasıyla ilgilenmiş, Sufi’nin zindana atılışını üzüntüyle izlemişti. Atın hikâyesini zindandaki Sufi’den öğrenir ve ona her gün yemek götürme görevini üstlenir. Sufi’nin isteği üzerine ona kaval getirir. Sufi kavalı eline alıp Ağrı dağı türküsünü çalardı. Türküyü çok beğenen Gülbahar her gün gelip bu türküyü dinlerdi. Mahmut Han, Milan Bey’ini görevlendirip Ahmet’i saraya getirmesini ister.
Milan Bey’i Ahmet’i ikna edip saraya getirir. Ahmet atın kendisine haktan yadigar olduğunu onu geri vermeyeceğini söyler yine. Bunun üzerine Mahmut Han Ahmet’i de Sufi’nin yanına zindana atar. Ahmet kavalla Ağrı dağı öfkesini çalmaya başlar. Bu yeni sesi duyan Gülbahar çok etkilenir. Zindana yemek götürürken Ahmet’i görür. Ahmet’i gördüğünde ona karşı içini sıcak bir duygu kaplar ve ona aşık olur.
Ali
Özel Nazilli Dört Renk Sümer Anadolu Lisesi
UYAN SUNAM(MALATYA)
Şafak söktü yine sunam uyanmaz
Hasret çeken gönül derde dayanmaz
Çağırırım sunam sesim duyulmaz
Uyan sunam uyan derin uykudan
Çektiğim gönül dilinden
Usandım gurbet elinden
Hiç kimse bilmez halimden
Uyan sunam uyan derin uykudan
Bunca diyar gezdim gözlerin için
Niye küstün bana el sözü için
Dilerim Mevla´mdan sızlasın için
Uyan sunam uyan derin uykudan
Çektiğim gönül dilinden
Usandım gurbet elinden
Hiç kimse bilmez halimden
Uyan sunam uyan derin uykudan
Öykünün Suna'sı, Fahri Kayhan'ın eşidir. Fahri Bey, eşi Suna'yı çok sevmektedir. Sevmelerin dile getirilmesinin ayıplandığı dönemlerde Fahri Bey daima eşine olan sevdasını dile getirir. Suna da, büyük bir aşkla bağlıdır Fahri Bey'e.
Hamam sefaları, o dönemlerde kadınların en büyük eğlencesidir. Kadınlar kararlaştırdıkları bir günde toplanıp hep beraber hamama giderler. Kadınların arasındaki Neriman Hanım, Suna'nın kimselerin bilmediği sırtındaki beni farkeder. Neriman Hanım, Suna'nın yakın arkadaşıdır aynı zamanda.
Neriman Hanım eve döndüğünde Suna'nın sırtındaki beni kocası Mustafa Bey'e anlatır. Aradan günler geçer. Fahri Bey bir gün, evlerinin civarındaki kahvehanede Mustafa Bey'e denk gelir. Bir dizi diyalogdan sonra aralarında münakaşa başlar, karşılıklı küfürleşmeye gider mesele.
Fahri Bey'in tehdidine karşı Mustafa Bey:
"Sen benimle kavga edeceğine, karına sahip çık. Ben senin karının sırtındaki beni dahi bilirim" diye çıkışıverir.
Celal
Özel Nazilli Dört Renk Sümer Anadolu Lisesi
Fahri Bey, duyduklarına inanamaz. Suna'sının kendisine ihanet ettiği fikrine kapılır. Yabancı bir adam, eşinin sırtındaki beni nereden bilecektir!
Eve vardığında, Suna'sı anlatır kendini Fahri Bey'e. Gözünün ondan başka kimseyi görmediğine ikna olur Fahri Bey.
İkna olmuştur olmasına ama kafasındaki şüphe hiç gitmez Fahri Bey'in. Suna'sına kötü davranmaya başlar o meseleden sonra.
Bir akşam yemek esnasında sudan bir sebeple başlayan münakaşa sonrasında Fahri Bey alır ceketini, atar kendini sokaklara.
Sabaha karşı eve gelir. Eve girdiğinde gördükleri karşısında donakalır. Tek sevdiceği Suna'sı kendini asmıştır. Başucunda bir mektup bırakmıştır, Suna.
Son dizeleri şunlar olmuştur:
"Kusura bakma beyim. Uzun zamandır kafandaki soru işaretlerinin sebebini bilmekteyim. Kendi adımı temize çıkarmak için başka yol bulamadım. Şunu unutma ki, ben sana hiç ihanet etmedim."
Fahri Bey, sevgilisinin cansız bedenini ipten ayırır, yere yatırır. İçi yangın yeridir artık Fahri Bey'in. Sözün tükendiği yerde, kelimelerin küllerinden o meşhur türküyü yakmıştır
ARPA EKTİM BİÇEMEDİM
(VAN)
Arpa ektim biçemedim
Bir düş gördüm seçemedim
Alışmıştım soğuk suya
Issı sular içemedim
Allı gelin pullu gelin
Bir su ver içeyim gelin
Bu güzellik sende varken
Beşi birlik takan gelin
Ali Paşa giyer kürkü
Yarı sansar yarı tilki
Ali Paşa burdan gitti
Yığılsın Van’ın mülkü
Allı gelin pullu gelin
Bir su ver içeyim gelin
Bu güzellik sende varken
Beşi birlik takan gelin
Üç atım var biri yedek
Arkadaşlar binin gidek
Ali Paşa’yı vurmuşlar
Yavrusuna haber verek
Türkünün diğer varyantı:
Ali Paşa geyer kürkü
Yarı sansar yarı tilki
Ali Paşa’yı vurmuşlar
Haram olsun Van mülkü
Üç atım var biri binek
Binin arkadaşlar gidek
Ali Paşa’yı vurdular
Yavrusuna haber verek
Arpa ektim biçemedim
Bir düş gördüm seçemedim
Alışmıştım soğuk suya
Issı sular içemedim
Allı gelin pullu gelin
Sana lira verdim gelin
Bu güzellik sende vardır
Beşi birlik bozum gelin
1907 tarihinde Tahir Paşa tarafından açılan Van Valiliği’ne tarihte Adliyeci diye anılan, Ali Bey tayin edilir. Çok cesur ve nispeten faal olan Ali Paşa'nın ilk işi, Tahir Paşa’nın yapamadığı işleri tamamlamak ve etrafa saçtığı pislikleri temizlemek olur. Van halkı, bilhassa Müslümanlar, Ali Paşa’ya çok ısınır ve candan bağlanırlar.
Ali Paşa’nın Van'da bulunduğu zaman, Ermeni isyanı tüm şiddetiyle devam etmektedir. Ali Paşa, Batum'da tam gemiye binecekken pusu kuran Ermeni Komitacılar tarafından vurularak şehit edilir. Ali Paşa'nın şehadet haberi kısa zamanda Van'a ulaşır. Van halkı bu habere çok üzülür. Bu ağıt da halkın eski valisine duyduğu saygı ve sevginin ürünü olarak kültürümüzdeki yerini alır.
Berra
Özel Nazilli Dört Renk Sümer Anadolu Lisesi
EGE BÖLGESİ TÜRKÜLERİ
1) Çökertme Türküsü (Bodrum)
2) İzmir'in Kavakları (İzmir)
3) Ah Bir Ataş Ver (Çanakkale)
4) Şu Dalmadan Geçtin Mi? (Aydın)
5) Kütahya'nın Pınarları (Kütahya)
6) Karahisar Kalesi (Afyonkarahisar)
7) İki Keklik (Balıkesir)
8) Eklemedir Koca Konak (Aydın)
9) Ormancı (Muğla)
Çökertmeden çıktım da Halil’ im aman başım selamet
Bitez de yalısına varmadan Halil’im aman koptu kıyamet
Arkadaşım İbram Çavuş Allah’ına emanet
Burası da Aspat değil Halil’im aman Bitez yalısı
Ciğerimi ateş sardı aman kurşun yarası
Gidelim gidelim Halil’im çökertmeye varalım
Kolcular gelirse Halil’im nerelere kaçalım
Teslim olmayalım Halil’im aman kurşun saçalım.
Burası da Aspat değil Halil’im aman Bitez yalısı
Ciğerime ateş sardı aman kurşun yarası
ÇÖKERTME TÜRKÜSÜ(BODRUM)
Aradılar sordular
Birg içinde buldular
İnce tuzak kurdular
Yar fidan boylum
Kamalı'yı vurdular
İzmir'in kavakları
Dökülür yaprakları
Bize de derler Çakıcı
Yar fidan boylum
Yıkarız konakları
Bahçelerde kalem var
Arkamızdan gelen var
Kalkın gidelim efeler
Yar fidan boylum
İçimizde ölen var
Selvi senden uzun yok
Yaprağında düzüm yok
Kamalı da Zeybek vuruldu
Yar fidan boylum
Çakıcı'ya sözüm yok
İZMİR'İN KAVAKLARI (İZMİR)
Kostapao'nun yardımcısı karaya çıkarak Çerkez Kaymakam'a Halil ve Gülsüm'ün Bitez'de teknenin içinde olduğunu bildirir. Çerkez Kaymakam emrindeki kolcuları karadan Bitez'e yollarken, gümrük muhafaza teknesi de denizden kaçmalarını engellemek için yola çıkar. Bitez'e daha önce gelen kolcular dayanamayıp ateş etmeye başlayınca, kendisi ve teknesi de ateş altında kalan Kostapao hemen demir alır ve kıyıdan uzaklaşmaya başlar. Bu arada Halil Efe'yi de uyandırır. Çok geçmeden muhafaza teknesiyle karşılaşırlar ve muhafaza teknesinden açılan ateş sonucu Halil Efe yaralanır. Yaralı olarak Bodrum limanına muhafaza teknesiyle getirilir. İbret olsun diye akşama kadar Kaymakamlığın bahçesinde bırakılır.
Su istediğinde bile yaralı Halil Efe'ye su vermeyen kolcular, pek ölmeye niyeti olmayan Halil Efe'yi kaymakamın emriyle gece iz bırakmadan boğarlar.
Ali
Sivas Mustafa Kemal Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
Çakırcalı Mehmet Efe’nin kızanlarından birine Kamalı Mustafa’nın köyü Kışla’dan bir kız kaçırılacaktır. Zeybekler gece vakti yanlışlıkla Kamalı’nın eşini kaçırırlar. Durumu anlayan Çakırcalı Mehmet, kadını derhal geri gönderip Kamalı’dan özür dilese de iş, namus davasına dönüşür. Kamalı olayı öğrenince dağa çıkıp Çakırcalı Mehmet’in hasmı Köselioğlu Efe’nin çetesine katılır. Köselioğlu çetesini bir şölen sırasında pusuya düşüren Çakırcalı, Efe’yi öldürür, Kamalı ise bacağından yaralanmış olarak kurtulur.
Bundan sonra aralarındaki husumet iyice artan iki efe, kıyasıya bir mücadele içine girerler.
Sonunda Birgi’de düzenlenen yemek davetine katılan Kamalı Zeybek, Çakırcalı Mehmet Efe’nin baskınına uğrayarak baş zeybeği Hacı Mustafa tarafından vurularak öldürülür. Uzun boylu, yakışıklı, mert bir efe olan Kamalı Zeybek’in ölümü üzerine çok ağıtlar yakılıp, türküler söylenmiştir.
Ekrem
Sivas Mustafa Kemal Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
Ah bir ataş ver cigaramı yakayım
Sen sallan gel ben boyuna bakayım
Uzun olur gemilerin direği
Ah çatal olur efelerin yüreği
Yanık olur anaların yüreği
Vur ataşı gavur sinem ko yansın
Arkadaşlar uykulardan uyansın
Uzun olur gemilerin direği
Ah çatal olur efelerin yüreği
Yanık olur anaların yüreği
Ah Bir Ataş Ver(Çanakkale)
Türk donanmasına ait Dumlupınar denizaltısı, uzun ve yorucu bir görevden sonra donanmasıyla birlikte istirahata çekilmek üzere limana yanaşıyordu.
Hava şartları çok kötüydü, sis vardı, yağmur vardı... İstirahati hayal eden donanma limana yaklaşırken çok büyük bir gürültüyle sarsıldılar. Denizaltı İsveç donanmasına ait bir şileple çarpışmıştı.
Denizaltı denizin dibini boylamıştı. Topridodaki 22 kişi yüzeye bir şamandıra fırlatarak içerisindeki telefon kablosu aracılığıyla merkezle iletişime geçtiler. Olayı anlata mürettebatta merkezden cevap gelmişti "Gerekmedikçe konuşmayın, türkü söylemeyin ve sigara içmeyin"
Kahraman askerler olacaklardna habersiz bir şekilde ülkelerinin kendilerini kurtarmalarını bekliyordu. Fakat kendileri dışındaki herkes durumu biliyordu o zamanın teknolojisiyle o askerleri oradan çıkarmanın mümkünatı yoktu. O sırada O anda askerlere bir anons geldi " rahatça konuşabilirsiniz, türkü söyleyebilirsiniz, sigara içebilirsiniz"
Umutlar tükenmişti askerler artık ölümü bekliyordu. 22 kahraman askerin son sözleri "herşey buraya kadarmış kumandan, birer cigara yakalım mı?" oldu.
Kerem
Sivas Mustafa Kemal Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
Şu Dalma'dan Geçtin Mi
Soğuk Sular İçtin Mi
Efelerin İçinde
Yörük Ali'yi Seçtin Mi
Hey Gidinin Efesi
Efesi Efelerin Efesi
Şu Dalmanın Çeşmesi
Ne Hoş Olur İçmesi
Yörük de Ali'yi Sorarsan
Efelerin Seçmesi
Hey Gidinin Efesi
Efesi
Efelerin Efesi
Cepkenimin Kolları
Parıldıyor Pulları
Yörük De Ali Geliyor
Açıl Aydın Yolları
Hey Gidinin Efesi
Efesi
Efelerin Efesi
Şu Dalmadan Geçtin Mi?(Aydın)
Yörük Ali (1896-1953) İstiklal Savaşımızın başlarında birçok yararlıklarıyla meşhur olmuş efelerdendir. Nazilli köylülerindendir. Ailesi bir Türk aşireti olup "Ayvazoğlulları" lakabıyla anılır. Üç sene çetecilik ettikten sonra hükümete katılmıştır.
Yunanlıların İzmir'i ve Aydın'ı işgal etmesi üzerine, Çine'nin Yağcılar köyünde tekrar küçük bir çete kurmuştur. 15 Haziran 1920'de Menderes nehrini elli arkadaşıyla, sallarla geçerek, Malkoç tren köprüsünü muhafaza eden Yunan karakolunu imha etmiş ve silahlarını almıştır.
Bu hareket, Aydın ve havalisinde milli mücadelenin başlangıcı olmuştur.
Yörük Ali efenin kuvvetleri, sonradan bir alaya yükselerek "Milli Aydın Alayı" adını almıştır ki, Aydın ve köşk cephesinde bir buçuk sene kadar vuruşan ve Aydın'ın içindeki savaşta çok faydası görülen bu alayın adı 57. Tümende, "37. Yörük Ali Efe Alayı" ismi ile hala anılır. Efeye istiklal madalyası ve milis albaylığı rütbesi verilmiştir.
Milli mücadeleden sonra çiftçilik ve ticaretle meşgul olan efe, altısı erkek, üçü kız olmak üzere, dokuz evlat yetiştirmiştir. 1953'te vefat etmiştir.
Dicle
Sivas Mustafa Kemal Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
Kütahya'nın pınarları akışır
Zaptiyeler kol kol olmuş bakışır
Asalı'ya mavi şalvar yakışır
Aman aman Vehbi böyle şöyle olur mu
Haydi ben ölürsem dünya sana kalır mı
Salim geldi musallaya dayandı
Kar beyaz teni al kanlara boyandı
Seni vuran oğlan nasıl dayandı
Aman aman Vehbi böyle şöyle olur mu
Haydi ben ölürsem dünya sana kalır mı
Kütahya’nın Pınarları(Kütahya)
Bu türkü Deli Düve lakabı takılan bir kadın ile Asalı sülalesinden bir delikanlı arasında geçen aşk hikayesi üzerine yakılmıştır. Deli Düve’li ile Asalı evlenirler, ancak onları ayırmak isteyenler vardır. Kendilerini reddeden kızın kocasını hem kıskanır, hem de ona kin bağlarlar. Aradan bir hayli zaman geçer, bu genç ve güzel gelin birkaç delikanlı tarafından tehdit edilmeye başlar. Delikanlılar, Deli Düve’liyi kaçırmakla tehdit ederler.Bir gün onu kaçırmaya çalışırken kocası Asalı yardımına koşar ve Asalı Vehbi isimli delikanlı tarafından öldürülür. Bu olayın duyulması üzerine yakılan ağıtlar dilden dile dolaşarak günümüzde söylendiği şekilde türkü haline gelir.
Aslı
Sivas Mustafa Kemal Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
Karahisar Kalesi Yıkılır Gelir
Kakülü Boynuna Dökülür Gelir
Yayladan Gel Allı Gelin Yayladan
Kesme Ümidini Kadir Mevladan Kadir Mevladan
Ver Elini Karlı Dağlar Aşalım Bayramlaşalım
Ben Bir Koyun Olayım Sen De Bir Kuzu
Meleye Meleye Getirem Yazı
Yayladan Gel Allı Gelin Yayladan
Kesme Ümidini Kadir Mevladan
Karahisar Kalesi(Afyonkarahisar)
Ver Elini Karlı Dağlar Aşalım Bayramlaşalım
Kapıma Bağladım Da Kınalı Koçu
Harmanı Kaldırdım Kız Senin İçin Yayladan Gel Allı Gelin Yayladan Kesme Ümidini Kadir Mevladan Kadir Mevladan Ver Elini Karlı Dağlar Aşalım Bayramlaşalım
Afyonkarahisar Türklerin eline geçmeden önce Türk hükümdarı elçiler göndererek kalenin Türklere teslim etmeye çalışır. Her defasında reddedilince en güvendiği çavuşunu kalenin fethi için görevlendirir. Bunun haberini alan kale komutanı savunmaya geçer. Türk askerleri Karakuyu'ya ulaşırlar. İçecek su bulamayınca Çavuşbaşı dua eder ve kılıcını sapladığı yerden su çıkar. Tüm ordu susuzluğunu giderir. Cuma günü, kaleye saldırılır. Çavuşbaşı şehit olmuştur. Çavuş Dede mezarlığı dertlilerin derman aradığı bir yer olmuştur. Çıkan su da günümüzde halk tarafından hala kullanılmaktadır.
Talha
Sivas Mustafa Kemal Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
İki Keklik(Balıkesir)
İki keklik bir kayada ötüyor
Ötme de keklik derdim bana yetiyor
Annesine kara da haber gidiyor
Yazması oyalı kundurası boyalı
Yar benim aman aman yar benim
Uzun da geceler yar boynuma sar benim
İki keklik bir dereden su içer
Dertli de keklik dertsizlere dert açar
Buna kara sevda derler tez geçer
Yazması oyalı kundurası boyalı
Yar benim aman aman yar benim
Uzun da geceler yar boynuma sar benim
İki keklik bir kayada yaslanır
Teke de bıçak gümüş kında paslanır
Bir gün olur deli de gönül uslanır
Yazması oyalı kundurası boyalı
Yar benim aman aman yar benim
Uzun da geceler yar boynuma sar benim
Ceren
Sivas Mustafa Kemal Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
Eklemedir Koca Konak (Aydın)
Eklemedir koca konak ekleme
Nazlı da yârim yine yine geldi aklıma
Nasıl edeyim başımdaki sevdaya
Aman aman dostlar yoldan geldim yorgunum
Orta da boylu bir güzele vurgunum
Bizim bağın menekşesi al olur
İnsan da sevdiğine de yanar kül olur
Sevdiğini alamayan del'olur
Aman aman dostlar yoldan geldim yorgunum
Orta da boylu bir güzele vurgunum
Rivayet olunur ki; 19. Yüzyılda, günümüzde Denizli'nin ilçesi olan Buldan'a bir bey göç eder. Buraya, görenlerin hayran kaldığı bir konak yaptırır. Konağın namı Aydın Paşasına kadar ulaşır. Adamlarını bölgeye gönderir; konağı incelemelerini ve işittiği gibi gösterişliyse konağı yakmalarını emreder. Paşanın adamları emir üzerine giderler ve konağı yakarlar. Konağından vazgeçmeyen beyimizse daha sonra eklemeler yaparak konağını kurtarmaya çalışır. Bölge halkıysa bu durumu türkülere dökerler.
Kevser
Sivas Mustafa Kemal Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
Ormancı(Muğla)
Çıktım Belen Kahvesi’ne baktım ovaya, baktım ovaya,
Bay Mustafa çağırdı, dama oynamaya,
Ormancı da gelir gelmez, yıkar masayı, yıkar masayı,
Söz dinlemez ormancı, çekmiş kafayı.
Aman ormancı, canım ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı.
Köyümüzün ortasında, değirmen döner, değirmen döner,
Değirmenin suları, dağından iner,
Ormancıya atılan kurşun, Tevfik’e döner, Tevfik’e döner,
Tevfik’in feryatları, yürekler deler.
1946 seçimleri de o dönemde yeni yapılmış, seçim evrakları da köy bekçisi tarafından götürüldü için seçim sonuçlarının ilçeye gönderilmesi söz konusu olur. Sarhoş vaziyetteki ormancı ise komşu köyde birkaç gün önce meydana gelen yangın tutanaklarını bekçi ile ilçeye göndermesi için muhtara ricada bulunur ama muhtar seçim sonuçlarının daha önemli olduğunu, öncelikle seçim sonuçlarının ilçeye gitmesi gerektiğini söyleyerek ormancının teklifini kabul etmez ve aralarında tartışma başlar.
Ormancı kızar ve dama tahtasına yumruk atar.
Mustafa bu duruma çok kızar ormancı ya bir tokat atar.
Olayın büyümemesi için köylüler ormancıyı kahvenin arka tarafına götürürler ama ormancı bağırıp çağırıp, küfürler savurmaya başlayınca Mustafa bu duruma tahammül edemez yerinden kalkarak ormancının üzerine doğru yürür. Ormancı da kendini savunmak için bıçağını çıkararak Mustafa’yı kolundan yaralar.
Mustafa, sarhoş vaziyetle ne yaptığını bilmez hareketler yapan ormancıyı korkutmak amacıyla belindeki silahını çıkarır yere doğru birkaç kez ateş eder. Muhtar da olayın büyümesinden şüphe duyarak ve ormancının Mustafa’yı bıçaklamaması için elinden tutar, ormancı iyice efelenmeye başlar, Mustafa da canı yandığı için kendini bilmez bir vaziyette tabancanın tetiğine basar. Kör kurşun Muhtar Tevfik’e isabet eder.
Muhtar yere yıkılır kalır. Durumu gören Ormancı Mehmet korkusundan kaçmaya başlar. Mustafa kaçmakta olan ormancıya da ateş etmeye başlar, ormancı da yere düşer, ancak arka cebinde tütün tabakası onu ölümden kurtarır. Fakat Muhtar Tevfik kanlar içinde yerde yatmaktadır.Mustafa dört yıl cezaevinde kabus dolu geceler geçirir ve sürekli rüyasında Muhtar Tevfik’i görür. Ormancı o bölgede fazla barınamaz tayinini başka bir beldeye ister de gider. Muhtar Tevfik geride 1 eş 3 tane de çocuk bırakmıştır. Karısı Pembe de 25 yaşındadır. Eşinin acısına dayanamayan Pembe, olaydan birkaç yıl sonra akli dengesini yitirir.
Naciye
Sivas Mustafa Kemal Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
AKDENİZ BÖLGESİ TÜRKÜLERİ
-- BEN DE GİTTİM BİR GEYİĞİN AVINA (ADANA)
-- TELLİ SENEM (KAHRAMANMARAŞ)
-- ÇIKTIM KOZAN'IN DAĞI'NA (ADANA)
-- DENİZİN DİBİNDE HATÇAM (BURDUR)
-- YETTİ M'OLA ŞAM ELİNİN HURMASI (HATAY)
-- ADANA'NIN YOLLARI TAŞTAN (ADANA)
BEN DE GİTTİM BİR GEYİĞİN AVINA
Ben de gittim bir geyiğin avına
Geyik çekti beni kendi dağına
Tövbeler tövbesi geyik avına
Siz gidin kardaşlar kaldım burada
Aman anam burada
Siz gidin avcılar kaldım burada
Aman anam burada
Ben giderken kaya başı kar idi
Yel vurdu da Erim Erim eridi
Ak bilekler taş üstünde çürüdü
Geyik Çobanaldatan kuşu gibi Halil’e oyun oynayıp onu peşinden sürüklemektedir. Ve son noktaya varılır. Halil uçurumun dibindedir. Fark etmeksizin adım atarken uçurumun dibini boylar. Geriye ise bu ağıt kalır.
Abdullah
Tevfik İleri Anadolu İmam Hatip Lisesi
Bir haber geldi de telli Senem’den
Deli gönlüm şâd olmaya başladı
Akmaz iken köp pınarın ayağı
Suyu geldi çağlamaya başladı
Aşkın cezvesi de ocakta kaynar
Durmaz deli gönül meydanda oynar
Ermeni, dillerin şekerler söyler
Tatlı tatlı söz olmaya başladı
Senem’in giydiği ipekli sarı
Ölmeden yüzünü göreydim bari
Yıkık değirmenin bozuk çark evi
Suyu geldi çağlamaya başladı
Hele bakın şu Senem’in işine
Neler gelmiş sevdiğimin başına
Senem değmiş seksen doksan yaşına
Benimki de yüz olmaya başladı
Görünüyor Binboğa’nın illeri
Gırcı boran aşılmıyor belleri
Yazıc’oğlum Şereflinin beyleri
Koca Tanır yaz olmaya başladı
Âşık Yener geçmez oldu modamız
Ele kaldı beyler konan obamız
Yazıc’oğlu Osman Ağa dedemiz
Şimdi kimse bilmiyorsa neyleyim.
TELLİ SENEM
Ali Baran
Tevfik İleri Anadolu İmam Hatip Lisesi
Çıktım Kozan’ın dağına
Remil attım dost bağına
Aşiretten imdat olmaz
Kaçalım Kozan dağına
Kara çadır eğmeyinen
Ucu sırma düğmeyinen
Ne kaçarsın Kozanoğlu
Beş bin atlı gelmeyinen
Çıktım kozanın dağına
Karı dizleyi dizleyi
Yaraların göz göz oldu
Cerrah gözleyi gözleyi
Kara çadırın karası
Karıştı Kozan arası
Ben öpmeğe kıyamazdım
Ak göğsü süngü yarası
Olur mu beyler olur mu
Evlat babayı vurur mu
Padişahın zalimleri
Bu dünya size kalır mı?
Kozan Dağı dağ değil mi?
İçi dolu bey değil mi?
Kozan beyini öldürmüşler
Bu da bize ar değil mi?
ÇIKTIM KOZAN’IN DAĞINA
Ne inişin dibindeyim
Ne yokuşun başındayım
Bana ölüm yakışır mı?
On üç, on dört yaşındayım
Kır at gelir seke seke
Kulağında elmas küpe
Çifte kızlar hizmet eder
Ak kolların çırpa çırpa.
Kozan Beyliği gittikçe kuvvetleniyordu. 1882 senesinde Sultan Aziz zamanında Sadrazam Ali Paşa’nın Kozan Beyliğini ortadan kaldırmaya karar vermesi üzerine Derviş Paşa kumandasında “İslâhiye Fırkası” adı altında bir kuvvet teşkil edip Kozan’a gönderildi. Ahmet Bey ile Yusuf Bey ve Kozan hanedanına mensup diğer beyler, Halil Bey, Ali Bey ve Hüseyin Bey’ler devlete bağlıklarını hemen bildirdiler. Ahmet Bey’e Kütahya valiliği, diğer beylere de birer memurluk veya maaş verilerek dağıtıldı. Kozana bir sancak haline getirildi. Kozanoğlu Yusuf Ağa Sivas’ta oturmaya memur edildiğinden, muhafız askerleri himayesinde yola çıktı. Fakat aşiretlerinden birkaçı yolu kesip onu muhafız askerlerin elinden aldılar. Yusuf Ağa da durumu değerlendirmek istedi. Kozan’a gelerek bütün aşiretleri isyana kaldırdı.
Bunun üzerine Müşir Derviş Paşa, İsmail Paşa kumandasındaki bir müfrezeyi Yusuf Ağa üzerinegönderdi. Kısa bir çatışmadan sonra Yusuf Ağa esir düştü ve astırıldı. Taraftarları da dağıtıldı. Türkü, Kozanoğulları’ndan Yusuf Bey’in dağlardaki hayatı ve üzerine gönderilen kuvvetlerle yaptığı mücadele üzerine yakılmıştır.
Arif
Tevfik İleri Anadolu İmam Hatip Lisesi
Ela gözlü nazlı yari
Görem dedim göremedim
Boş kalmıştır kavil yeri
Varam dedim varamadım
Gönlümün gülü nerede
Engeller durmaz arada
Eminem ile ben murada
Erem dedim eremedim
Şeker kaymak tatlı dili
Kınalamış nazik eli
Bağındaki gonca gülü
Derem dedim deremedim
Şahinim yok çıkam ava
Ne yaptımsa aldım hava
Kuşlar gibi ben bir yuva
Kuram dedim kuramadım
Derdin nedir bana anlat
Ben kimlere edem minnet
Dediler ki bağın cennet
Girem dedim giremedim
Mehmet Ali esas adım
Ferrahi'yi kendim kodum
Gurbet elden gelmem dedim
Duram dedim duramadım
Gönlü yaralı bir ozan Ferrahi. Dediği gibi bir yar uğruna yanıp yakılmakla geçmiş ömrü. 1934 yılında Ceyhan'ın Kıvrık köyünde doğmuş. Asıl adı Mehmet Ali Metin. Saz vurmaya küçük yaşlarda başlamış. Çevrenin sevilen bir genci olmuş Söz erliği, yanında çalıştığı ağanın kızına sevdalanmasıyla başlıyor. Ağa önceleri kızım Ferrahi'ye vermeye razı olu yor ama sonraları çevrenin dedikodularının etkisiyle bundan cayıyor. Türkülerinden de anlaşıldığı gibi ağa kızının adı Emine'dir. İki gönlün bir olması engellenince, alir başım çıkar siladan. Başlar gurbet ellerde sazıyla çile doldurmaya. Bundan sonra Ferrahi'nin öyküsü daha da yanıktır. Otuz yaşlarındayken bir Aşık için en önemli şeyini, sesini kaybeder. Sazıyla kalır bir başına. Bir ara evlenir ve bir kızı olur. Adim Emine koyar. Küçük Emine beş yaşından sonra babasının sesi, soluğu olur. Baba çalar, küçük Emine söyler. 1960 doğumlu olan Emine'nin söyledikleri yalnızca babasının türküleri değildir. Daha o zamandan dağarında yüz elli türkü vardır. Böylece baba-kız geçim derdini birlikte yüklenir, birlikte paylaşırlar. Yurdumuzun çeşitli yörelerinde yapılan Aşıklar Bayramları'na katılırlar.
Enes
Tevfik İleri Anadolu İmam Hatip Lisesi
DENİZİN DİBİNDE HATÇAM
Denizin dibinde hatçam demirden evler
Ak gerdanın altında da çiftedir benler
O kınalı parmaklar da o beyaz eller
Yolcuyu yolundan eyleyen dilber
Alçaklara duman inmiş göremedin mi
A kız kendi saçını öremedin mi
Yüce dağ başına hatçam ekin ekilmez
Yağmur yağmayınca hatçam kökü sökülmez
Ellerin köyünde hatçam kahır çekilmez
Doldur ağıları içelim hatçam
Dalga dalga dalga dalga dalgalanıyor
Hatçayı görenler sevdalanıyor
Alçaklara karlar yağmış yükseklere buz
Gel sarılalım gaçalım ince belli kız
Arvallı`nın meydanında duvarına bitişik ve iki oluklu pınarlı bir ev vardır. İşte bu ev türkümüzde geçen Hatça`nın evidir ve türküde sözü geçen pınar bu evin pınarıdır. Hatça, o zamanlar evli ama bir o kadar da güzel köylü kızıdır. Arvallı`nın çobanı da hergün o pınardan koyunlarını kuzularını sulatır. Hatça bu çobanı görür ve evli olmasına rağmen gönlünü kaptırır. Zamanla çoban da Hatça`ya sevdalanmaktan kendini alı koyamaz ve gönlünü Hatça`ya kaptırır. Gel zaman git zaman bu sevda büyür, Hatça evli olmasına rağmen sevdalarına karşı koyamazlar, o zamanlar kadınların boşanma gibi bir hakları olmadığı için, Çoban ve Hatça birlikte kaçmaya karar verirler ve Antalya`ya kaçıp oraya yerleşirler. Bu olaydan kısa bir zaman sonra Kayış köyünden başka bir Hatça kız, Muharrem`in Mehmet adındaki oğlana kaçar.
Arvallı`nın kuzeyinde daha yüksek bir yerde kurulu ve orman köyü olarak tanımlayacağımız Kayış köyünden halk ozanı olan İbrahim Can bu türküyü bestelemiş ve söylemiştir. Hem birinci Hatça hem de ikinci Hatça ve kulaktan kulağa dolaşa dolaşa, türkü bugünkü halini almıştır. Bu türkünün hikayesi hakkında Türk halkı, o muhteşem yaratıcılığını kullanmıştır. İnternette basit bir aramayla bu türküyle ilgili farklı 4-5 hikaye bulabilirsiniz. Hatta kimileri Hatça`nın yaşadığını da belirtmiş.
İbrahim
Tevfik İleri Anadolu İmam Hatip Lisesi
YETTİ M'OLA ŞAM ELİNİN HURMASI (KUL YAKUP)
Yetti m'ola Şam elinin hurması
Gettim'ola ela gözün sürmesi
Bağdat'ın, Basra'nın telli turnası
Durma yarin haber saldı eylenme...
Açtım'ola Şam elinin gülleri
Ayrıldı mı siyecinden dalları
Kul Yakup'un şirin tatlı dilleri
Durma yarin haber saldı eylenme...
Aşina da Karacoğlan aşina
Yeni değmiş on üç, on dört yaşına
Uzak değil Akpınar'ın başına
Durma yarin haber saldı eylenme...
Turna Kız da babasına karşı gelememiş, ben Yakup’a sevdalıyım diyememiş. Babasının kendini nişanladığını öğrenen Turna Kız da Kul Yakup da acılar içinde yaşamaya başlamışlar, ikisi de sabahlara kadar gözyaşı dökerlermiş. Gel zaman git zaman, bir gün Turna Kız’ın düğünü kurulmuş. Her yerde davullar zurnalar çalınıyormuş. Zavallı Yakup eve, köye sığamamış, almış sazını eline kendini sokaklara atmış. Bir kahveye girip oturmuş, almış sazını eline ve çalmaya başlamış. İçli, hüzünlü, Turna Kız’a olan aşkını, sevdasını anlatan yürek yakan türküler söylemeye başlamış. Kul Yakup hem ağlayıp hem söylüyormuş. Dinleyenler hep hüzünlenmiş, herkes Kul Yakup’un haline üzülmüş. Kul Yakup saz çalıp söylerken, kahveye Karacaoğlan gelmiş.
Karacaoğlan da Kul Yakup’u dinlemeye başlamış ve hemen anlamış Yakup’un sevdalı olduğunu.Kul Yakup çalıp söylemiş, Karacaoğlan dinlemiş. Kul Yakup da fark etmiş hemen Karacaoğlan’ın gönül ehli biri olduğunu sevdadan anlayacağını. Türkülerini söyleyip bitiren Kul Yakup, Karacaoğlan’ın yanına gitmiş, durumunu anlatmış ve demiş ki :’’Sevdiğim kızın bugün düğünü var. Benden ona bir haber götürürsen sana 20 altın veririm demiş’’ Kul Yakup, Turna Kız’ı kaçırmaya kafaya koymuş ya kaçıracak ya kaçıracak. Karacaoğlan da demiş ki :’ Bu işlerde paranın lafı olmaz ‘’ ve sazını alarak düğün evine doğru gitmeye başlamış. Düğün evine doğru yaklaşan Karacaoğlan’ı görenler âşık geliyor diye ona yer göstermişler. Karacaoğlan da kendini Kul Yakup diye tanıtmış, düğün evindekiler de ‘’ bizim buralarda da bu isimde biri daha var’’ demişler.
Karacaoğlan bir köşeye oturmuş, almış sazını eline ve çalmaya başlamış. Karacaoğlan birçok türkü söylemiş, söylediği bu türkülerin içinde Kul Yakup’un Turna Kız’a gönderdiği bir mesaj varmış.
Melik
Tevfik İleri Anadolu İmam Hatip Lisesi
Adana'nın yolları taştan
Aman sen çıkardın beni beni baştan
Hem anadan hem kardaştan
Ağam Adanalı canım Adanalı
Ben sana yanım kibar delikanlı
Hey hey hey hey
Hey güllü hele hele güllü
Peştemalı püsküllü
Adana'nın yolları iki
Taşrada kaldı kunduramın teki
Bizim evde kaynana iki
Aman biri sansar birisi de tilki
Ağam Adanalı canım Adanalı
Ben sana yanım kibar delikanlı
Hey hey hey hey
Hey güllü hele hele güllü
Peştemalı püsküllü
ADANA'NIN YOLLARI TAŞTAN
Ömer
Tevfik İleri Anadolu İmam Hatip Lisesi
KATKIDA BULUNANLAR
Hanife Kar Akyüz
Özlem Özcan
Fatma Acar
Gülçin Karakuş
Esra Demir
Bilgen Önen Teker
Arif Sertaç Uranlı
Mümin Pişkin
Tefenni Mesleki ve Teknik
Anadolu Lisesi
Esra
Rumeysa
Mustafa Alp
Mehmet
Melis
Ceren
Özel Nazilli Dört Renk
Sümer Anadolu Lisesi
Ayla Meriç
Furkan
Eylül
Ege
Mehmet
Fatma
Ali
Celal
Berra
Oya Ender Abalıoğlu
Anadolu Lisesi
Bayram Ali
Merve
İlayda
Nejla
Emre
Kardelen
Havran Anadolu Lisesi
Eren Burak
Didem
Hilal
Hale
Siğnem
Hamide Beyza
Özel Nazilli Dört Renk
Sümer Anadolu Lisesi
Arda
Erkin Mert
Alp
Göktuğ
Sudenaz
Sivas Mustafa Kemal Atatürk
Mesleki ve Teknik
Anadolu Lisesi
Ali
Ekrem
Kerem
Dicle
Aslı
Talha
Ceren
Kevser
Naciye
Tevfik İleri Anadolu
İmam Hatip Lisesi
Abdullah
Ali Baran
Arif
Enes
İbrahim
Melik
Ömer
Mehmet Murat İşler
Mesleki ve Teknik
Anadolu Lisesi
Fırat
Soner
Recep
TEŞEKKÜRLER

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
BUY THIS BOOK
(from $33.39+) -
BUY THIS BOOK
(from $33.39+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!