Çocuk Yazarların Konuşan Kalemleri bir eTwinning projesidir.

ŞAKACI KEMAL
Bir zamanlar ağaçlarla kaplı bir dağ eteğine kurulmuş şirin bir köyde yaşayan iki arkadaş varmış. Bunlardan birinin ismi Ali, diğerinin ise Kemal’miş.
Ali 12 yaşında, uzun boylu, zayıf, mavi gözlü ve derslerinde çok başarılı bir çocukmuş. Meyve ağaçlarıyla dolu büyük, bahçeli bir evde annesi, babası, ablası ve küçük kardeşiyle birlikte mutlu bir hayat yaşarlarmış. Çiftçi olan babasına tarlada yardım eder, boş zamanlarını da kitap okuyarak geçirirmiş. En yakın arkadaşı küçüklükleri beraber ,bir arada geçen Kemal’miş. Ali'nin Kemal’den tek şikayeti onun düşüncesizce yaptığı şakalarmış.
Kemal 12 yaşında, biraz tombul, esmer, kahverengi gözlü ve şaka yapmayı çok seven bir çocukmuş. Evin tek çocuğu olduğu için biraz şımartılarak büyütülmüş.
İki arkadaş okula beraber gidip, gelirlermiş. Ali Kemal’i yaptığı düşüncesizce şakalar için çok uyarmış. Yine bir gün son kez uyarayım diye düşünerek Kemal’e:
-Senin yaptığın şakalardan bir gün birisi zarar görecek. Artık bu şakalardan vazgeç, demiş.
Kemal de Ali’ye :
- Offff!!! Yine mi aynı sözler, diye cevap vermiş.
Ali’nin uyarıları Kemal’in bir kulağından girip, diğerinden çıkıyormuş.
Günlerden bir gün okuldan çıkmış, eve gidiyorlarmış .Kemal ,Ali’yi ders çalışmak için evlerine çağırmış .Ali de başına geleceklerden habersiz bu teklifi kabul etmiş. Ali eve gidip, üstünü değiştirdikten sonra kitaplarını alıp, arkadaşının evine gitmiş.
Kemal evde Ali’ye yapacağı şakanın planını kuruyormuş. Kapı çalmış. Kemal kapıyı açmak için harekete geçmiş. Kapıyı açmış açmasına ama Ali büyük bir sesle yere düşmüş ve acıdan ağlamaya başlamış. Kemal’in ailesi sese koşmuş. Babası Ali’yi hemen kucaklayıp, hastaneye götürmüş. Yapılan tetkiklerde Ali’nin bacağının kırıldığı anlaşılmış. Meğer Ali, şaka olsun diye Kemal’in yere döktüğü misketleri fark etmeyerek üstlerine basınca ayağı kaymış ve düşmüş.
Kemal yaptığı bu şaka nedeniyle arkadaşı zarar görünce çok korkmuş ve üzülmüş.O günden sonra bir daha böyle şakalar yapmamaya karar vermiş.
UĞUR DENİZ
Kemal yaptığı bu şaka nedeniyle arkadaşı zarar görünce çok korkmuş ve
üzülmüş.O günden sonra bir daha böyle şakalar yapmamaya karar vermiş.
UĞUR DENİZ
KÜÇÜK PATİLER
Arkadaşlarımla mahallede oyun oynarken kedi yavruları gördüm.Çok susamış görünüyorlardı.Ben de elimde bulunan pet şişenin içindeki suyu onlarla paylaşmaya karar verdim.Sokakta bulduğum fazla derin olmayan kabın içine pet şişedeki suyu boşalttım.Kedi yavruları suyu lıkır lıkır içtiler.Onlara bakarken aklıma çok güzel bir fikir geldi.Hemen arkadaşlarımı topladım.Fikrimi onlarla paylaşmak için sabırsızlanıyordum.Hepsi gelince onlara kedi yavrularını ve ben gördüğümde yavruların kötü durumda olduklarını söyledim.Ardından da aklıma geliveren soru bir çırpıda ağzımdan fırladı.Sorum “Hayvan Kulübü Kuralım mı?”idi.Onlar da bu fikrimi çok beğendiler.
Mahallede dolaşırken bir köpek gördük.Hep beraber o köpeğe yardım etmeye karar verdik.Köpek sağ patisi havada inliyor ve bize bakıyordu.Sanki bize bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.Köpeğin yanına gidip eğilince patisine diken battığını gördük.Nasıl çıkaracağımızı düşünmeye başladık.İçimizden birinin aklına eve gidip cımbız almak ve dikeni onunla çıkarmak geldi.Bu yöntemi düşünen arkadaşımız hızlıca eve gidip,cımbızı aldı ve geldi.
Patisindeki dikeni çıkardık.Köpeği tekrar sokağa bıraktık.
Kulübümüz ilk görevini başarıyla yapmıştı.Şimdi sıra kulübümüze isim koymaya gelmişti.Aramızda yaptığımız beyin fırtınasının sonucunda “Küçük Patiler” isminde karar kıldık.İsim koyma işimiz bitince içimizden birinin aklına kulübümüzün simgesi olacak bir kostüm tasarlamak geldi.Bu iş için yıllardır mahallemizde terzilik yapan Ayşenur teyzeye gittik.Bizim için bir kostüm yapıp,yapamayacağını sorduk.Teklifimizi seve seve kabul edeceğini söyledi.Kulübümüzün kuruluş amacı sokak hayvanlarına yardım etmekti.Bunun için mahallemizde bulunan marangoz Hüsnü amcaya giderek,sokağımızdaki kedi ve köpekler için kulübe yaptırmaya karar verdik.Hüsnü amca bizim için on tane kulübe yapabileceğini ancak ertesi gün teslim edeceğini söyledi.Hepimiz bunu duyunca havalara uçtuk.
Ertesi gün kulübeleri teslim alıp,mahalledeki belirli noktalara yerleştirdik.Kulübelere mama ve su koymayı da ihmal etmedik.Sokakta yaşayan hayvanlarımızın da artık evleri vardı.Ertesi sabah kulübeleri kontrol etmek için dolaşırken,bazı yavru köpeklerin yerlerinde olmadığını fark ettik.Arkadaşım Ayşe ”Eyvah!Yavru köpekler yok” diye haykırdı.Acaba yavru köpekler neredeydi?Kimler almıştı?Hepimizi bir korku ve merak sarmıştı.Aklımıza polise sormak geldi.En yakın karakola gittik.Bizi gören polis amcalar şaşkınlıkla “Çocuklar ne oldu?Burda ne yapıyorsunuz?”dediler.Biz de sokaktaki yavru köpekleri bulamadığımızdan ve onlar için duyduğumuz endişeden söz ettik.Onlar konudan haberleri olmadığını söyleyince hemen oradan ayrılıp,mahalleye yayılarak yavruları aramaya başladık.Bir kaç saat sonra sokağın birinde büyükçe bir kutu
gördük.Kutuya yaklaşınca içinden gelen sesleri duyduk.Nefesimizi tutmuş bir şekilde kalbimiz ağzımızda kapağını aralayıp içine bakınca bir de ne görelim?Bizim yaramazlar kolinin içinde oyun oynayıp,birbirleriyle şakalaşıyorlardı.Onları görünce çok mutlu olduk.Yavru köpekleri kucaklayıp,kulübelerine götürüp koyduk.
Kulübümüz kurulurken bize destek olan herkese tek tek teşekkür ettik.Biz bu işlerle uğraşırken akşam olmuştu bile.Evlerimize dağılırken daima dostlarımızın yanında olacağımıza dair birbirimize söz verdik.Artık yeni kurulan “Küçük Patiler Kulübü”sevimli dostlarını asla yalnız bırakmayacaktı.
FEYZA SEMİHA
TİNKİ’NİN DOSTLUK MACERASI
Ormanda yaşayan bir sincap varmış.Bu sincabın adı Tinki’ymiş.Tinki çok tatlı ve sevimli bir sincapmış.Ormanda dolaşırken bir gün yavru bir ayı görmüş.Ayı topallayarak yürüyormuş.Meğer bu ayının ayağına kıymık batmış.Tinki ayının durumuna çok üzülmüş.Ayının ayağından kıymığı çıkarması için yardımcı olmuş.Kıymıktan kurtulan ayı seke seke ordan uzaklaşmış.Tinki ayıya yardım ettiği için çok mutlu olmuş.Ayı da kıymıktan kurtulduğu için çok mutluymuş.
Yine bir gün Tinki yolda yürürken bir yavru aslanla karşılaşmış.Tinki aslandan çok korkmuş.Ama yuvası da aslanın bulunduğu yerdeki bir ağacın kovuğundaymış.Bir ağacın arkasından aslanı gözetlemeye başlamış.Aslan yavrusunun yalnız olduğunu anlamış. Tinki yavaşça aslanın yanına doğru gitmiş.Tam aslanla konuşmaya hazırlanırken aslanın annesi gelmiş.Tinki telaşla ordan uzaklaşıp,ağaca tırmanmış. Ağaçta dolaşırken,başka bir sincap görmüş.Sincap yiyecek bulamıyormuş.Tinki sincabın yiyecek bulmasına yardımcı olmuş ve oradan ayrılmış.Daha sonra bir leoparla karşılaşmış.Leopar bir avcıdan kaçıyormuş.Tinki leoparın avcıdan saklanmasına yardım etmiş.Biraz ilerleyince bir kartal görmüş.Kartal Tinki’yi kovalamaya başlamış.Kartal,Tinki’yi tam yiyecek-
ken Tinki’nin yardım ettiği bütün hayvanlar onu kartalın elinden kurtarmış-
lar.Tinki’nin bir sürü arkadaşı olmuş.
Tinki yaptığı iyiliklerin karşılığını gördüğü için çok mutlu olmuş.Şarkı söyleyerek,seke seke yuvasının olduğu ağaca doğru yürümeye başlamış.”İyilik yapan iyilik bulur.Lay lay lom….”
BERKAY
BASKETBOLCU OLMAK İSTEYEN ILGIN
Ilgın basketbolcu olmak istiyormuş.Yalnız Ilgın’ın bir sorunu varmış.Kursa başladığında takım arkadaşlarının onunla dalga geçeceklerini biliyormuş.Bu tedirginliğini annesine anlatmış.Annesi Ilgın’a:
-Sen onlara bakma,onların sözünü dinleme.Yapabileceğinin en iyisini yaparsın.Ben tüm kalbimle sana inanıyor ve güveniyorum.Bunları şimdiden düşünüp,kendini üzme.Hadi şimdi önce ödevlerini yap.Bu konuyu daha sonra tekrar konuşuruz.
Annesinin bu sözleri Ilgın’ın içini çok rahatlatmış.Birkaç gün sonra yedi yaşına basacakmış.Yedinci doğum gününden sonra annesiyle birlikte Fenerbahçe Öznur Kablo kulübüne kayıt olmaya gitmişler.Haftada üç gün antrenmanları olacakmış.İlk antrenmandan sonra koç takımdaki tüm çocuklar ve velileriyle toplantı yapmış.Onlara iyi birer sporcu olmak istiyorlarsa,okuldaki derslerini aksatmamalarını ve antrenmanlara da zamanında gelmeleri gerektiğini,devamsızlık yapmalarını istemediğini söylemiş.Eğer devamsızlık yaparlarsa ilerleyen süreçte başarılı birer sporcu olamayacaklarını belirtmiş.Ilgın eve dönüş yolunda koçun tüm söylediklerini düşünmüş ve kendi kendine bu kurallara uymaya söz vermiş.
Ilgın kulübe ilk kayıt olduğu günden itibaren hem derslerine hem de
hem de antrenmanlarda çok çalışmış.Aradan zaman geçtikten sonra bu çalışmalarının meyvelerini toplamaya başlamış.
Ilgın on üç yaşındayken ilk şampiyonluk sevincini yaşamış.İlerleyen zamanlarda başarılara alışmış.Çünkü takımları sürekli şampiyon olmaya başlamış.
Ilgın’ın babası uzun zamandır iş için ülke dışında,Amerika’nın Kaliforniya şehrinde yaşıyormuş.Babası Türkiye’ye döndüğünde
Ilgınlar’ın takımları tam üçüncü şampiyonluklarını yaşıyormuş.Babasına sürpriz olması için Ilgın bu şampiyonluklarından ona telefonda bile söz etmemiş,tutmuş kendini.Babası geldiğinde salondaki dolapta kupaları görünce “Bunlar da kimin?”diye sormuş.Ilgın’ın olduğunu öğrenince babası hemen onu çağırmış ve gururlanarak “Ilgın seni son gördüğümde topu fileye bile değdiremiyordun.Bu büyük bir başarı.Aferin sana.Seninle gurur duyuyorum.” Demiş.Ardından da eklemiş “Yaz tatilinde ikimiz birlikte Amerika’ya NBA’in maçını izlemeye birlikte gideceğiz.Bunu duyan Ilgın mutluluktan havalara uçmuş.
O gece huzurla yatağına girdiğinde kendisinin NBA’de oynadığını hayal etmiş.Bu hayaller içinde kendini yüzünde bir tebesümle uykunun sıcacık kollarına bırakmış. DEMİR ALP
İYİLİK YAP,İYİLİK BUL
Bir zamanlar Yahya adında genç bir adam varmış. Yahya yardım etmeyi çok severmiş. Yaşadığı köyde sabah erkenden kalkar, tarlasındaki işlerini bitirir, köy halkına yardım edermiş. Bu nedenle herkes Yahya’yı çok severmiş. Günler günleri, aylar ayları, yıllar yılları kovalamış. Bir gün akşam üstü Yahya’nın kapısı çalmış. Ve kapıyı açmış. Karşısında daha önce hiç görmediği yaşlı bir adam, yanında eşek, eşeğin sırtında da kocaman bir çuval varmış. Yahya buna çok şaşırmış; çünkü yaşadığı köy ,kasabaya ve diğer köylere çok uzakmış. Yahya kapıdaki yabancı adama hemen sormuş:
- Buyur amcacığım, buralarda yabancısın galiba?
Yaşlı adam:
-Sorma evladım, evet buralarda yabancıyım. Yolumu kaybettim. Karnım da çok aç, bana bir tas çorba verir misin ?
Yahya:
-Kusuruma bakma amca, şaşkınlığımı mazur gör, buyur buyur içeri gir. Yaşlı adam, eşeğin sırtındaki çuvalı da alıp, içeri girmiş. Yahya çuvalın içinde toprağı görünce anlam verememiş. Eşek dışarda dururken, toprak dolu çuvalı neden içeri aldığını merak etmiş ama yaşlı adam kırılmasın diye sormamış. Belli ki onun için değerliymiş. Yahya hemen sofrayı hazırlamış, beraber yemek yiyip, sohbet etmişler.
Yaşlı adam:
-Ben artık kalkayım evladım, her şey için teşekkür ederim, deyince
Yahya da:
-Amcacığım saat geç oldu, bu gece burda kal, yarın gideceğin yere gidersin ,diye cevap vermiş.
Yaşlı adam:
-Yok evladım yeterince sana rahatsızlık verdim.
Yahya:
-Olur mu öyle şey? Bu akşam vakti kurda kuşa yem olursun.
Yaşlı adam da Yahya’nın bu sözleri karşısında onaylarcasına başını sallamış ve o gece orda kalmış. Sabah olmuş. Yaşlı adam ve Yahya uyanmışlar. Yahya yaşlı adamı yolcu etmeye hazırlanırken yaşlı adam:
- Bu çuval benim için çok değerli. Bunu sana hediye ediyorum. Sen çok iyi bir adamsın ve hep böyle iyi kal deyip gitmiş.
Yahya:
-Seni tanıdığıma çok memnun oldum amcacığım. Ne zaman yolun buraya düşerse kapım sana her zaman açık demiş.
Yaşlı adam eşeğine binip, köyden ayrılmış.Yahya da toprak dolu çuvalı sırtlayıp, tarlaya gitmiş ve çuvaldaki toprağı tarlaya dökmüş.Bir de ne görsün ,aslında çuvalın içi altın doluymuş.İçinde de bir not
varmış. Notu yaşlı adam yazmış. Notta: ”Ben kral İbrahim. Yahya sen çok iyi biri olduğun için bu altınları sana hediye ediyorum. Sarayımda senin adını ve yaptığın iyilikleri çok duyduğum için seni tanımak adına böyle bir oyun oynadım.” diye yazıyormuş.
Bu olan biteni birkaç köylü uzaktan görürler ve Yahya’yı çok kıskanırlar. Hep bir ağızdan “O altınlar bizim olmalı.” derler. Bir plan yapmaya başlarlar.
İçlerinden biri:
-Akşam geç saatte Yahya’yı bir çuvalın içine koyup nehre atarız, demiş.
Diğerleri de bu fikri kabul etmişler ve akşam olmuş. Hava kararınca hemen planlarını gerçekleştirmeye koyulmuşlar. Yahya’yı çuvalın içine koymuşlar ve nehre atmışlar. Halbuki Yahya altınları zaten diğer köylülerle paylaşacakmış. Zavallı Yahya, nehirde sürüklenmeye başlamış ve birden bir kayaya çarpmış. Kendi çabalarıyla çuvaldan çıkmış, yürümeye başlamış. Sarayı görünce hemen oraya gitmiş. Kral İbrahim, Yahya’yı karşısında görünce çok şaşırmış. Yahya başından geçenleri kral İbrahim’e anlatmış. Kral anlatılanlara hem çok şaşırmış, hem de üzülmüş. Yahya’nın konuşması bitince:
- İstersen bundan sonra burda benimle kalabilirsin. Senin gibi iyi bir insanın vezirim olmasını çok isterim, demiş.
Yahya kralın teklifini kabul etmiş, mutlu mesut yaşamışlar.
EMİR FIRAT
MAVİ EVİMİZ
Merhaba benim adım İbrahim. Benim mahallem, arkadaşlarım çok güzel. Hepsini çok seviyorum. Fakat son günlerde beni üzen bir sıkıntım vardı. Artık taşınacaktık. Çok üzülüyordum. Çünkü arkadaşlarımdan ayrılacaktım. Üstelik okulum da şu anda oturduğumuz evimize çok yakındı. Anneme taşınmak istemediğimi söyledim. Annem de taşınacağımız evin daha güzel olacağını söyledi. Hatta yeni arkadaşlarımın da olacağından bahsetti. Yeni arkadaşlar fikrini çok sevdim. Eski arkadaşlarımı zaten okulda görecektim.
Oturduğumuz ev bizim evimiz değildi. Bu evde kiracıydık. Evin mutfağı ve odaları çok küçüktü. Ayrıca rutubet sorunu da vardı. Bu nedenle internette çeşit çeşit evlere baktık. Kimi büyük, kimi küçük, kimi pahalı, kimi uzak bir sürü eve baktık. Bu arada ben emlakçılık mesleğini öğrendim. Daha önce bu mesleği hiç duymamıştım. Emlakçı, ev, dükkan gibi yerleri satan ya da kiralayan kişi demekti. Biz de ev almak için emlakçıya başvurduk. Emlakçı da bize bir sürü ev gösterdi. Biz de bu evlerden birini seçtik. Seçtiğimiz ev mavi renkliydi. Kocaman bir binaydı, tıpkı bir otele benziyordu. Binaya merdivenle giriliyordu. Emlakçı binanın girişindeki daire olan 10 numaralı dairenin kapısını açtı. Bu yerde daha önce hiç oturulmamış. Boyası, yerleri ,mutfak dolapları yoktu. Oturulur hale getirmek için bir sürü iş yapılması gerekiyordu. Ev yapılınca neye benzeyeceğini hayal etmeye çalıştım.
Abim ile odamızı seçtik, odamızın bahçeye bakan bir balkonu vardı. Kendimi bu balkonda oyun oynayıp, bahçeyi seyrederken hayal ettim. Nihayet biraz düşündükten sonra evi satın aldık. Hemen işlere koyulduk. Ustaları bulduk. Ev için parke, fayans, boya gibi malzemeleri seçtik. Evimizin eksikleri hızla yapılmaya başlandı. Bu arada oturduğumuz evdeki bazı eşyaların, kitapların hepsini yeni evimize götüremeyecektik. Eşyaların bazıları eskimiş, kitapların ise çoğunu okumuştum.
Nihayet yeni evimizin tadilatı bitmişti. Evimiz çok değişmiş, güzelleşmiş-
ti. Salgın hastalık nedeniyle her yerin kapanacağı söyleniyordu .Bu nedenle bir an önce taşınmalıydık .Zamana karşı yarışıyor gibiydik. Taşınma gününü kararlaştırdık. Paketlediğimiz ve sardığımız tüm eşyaları arabaya yükledik. Eşyalarımızı yerleştirdik. Her şey o kadar hızlı ve yorucu oldu ki kendimi bir film izlemiş gibi hissediyordum. Eşyaları indirip, eve çıkarana kadar akşam oldu. Yoğunluktan yemek yemeği unutmuştuk. Son koliyi de koridora koyduğumuzda karnımızın zil çaldığını fark ettik. Hep birlikte bir şeyler hazırlayıp, yemeğe koyulduk. Yemekten bir müddet sonra yorgunluk ve heyecandan uyku bastırdı. Dişlerimi fırçalayıp, pijamalarımı giydim. Yatağıma uzandım. Yeni evimizde mutlu olmayı hayal ederek kendimi uykunun kollarına bıraktım.
İBRAHİM

ÇOCUK OLMAK
Çocukluğun güzel yanı eğlenmek ve öğrenmektir. Çocuklukta yepyeni şeyler güzel hissettirir. Çocuk olmak hep güzel. Çünkü eğlenmek; arkadaşlarla vakit geçirmek, akraba ziyaretleri, evdeyken çekmeceleri, dolapları karıştırmak ve dışarı çıktığında mahalleyi karıştırmaktır. En çok dondurma, çikolata, cips, bisküvi, hamburger, pizza, renkli içecekler ve daha bir çok şeyi severler ve isterler. Çocuklar için gezmek, tatile gitmek, yüzmek en güzel şeydir.
Çocukların hayalleri vardır. Benim, ve arkadaşlarımın hayali; içinde sınırsız eğlenceler, çikolata, cips, sekerler ve güzel şeylerle dolu büyük bir evde olmak .Çocukların sokakta oynamayı en sevdikleri oyunlar futbol, basketbol, saklambaç, ebeleme, yakantop, körebe ve yerden yüksektir. Arkadaş olmak çok güzel şeydir. Hiç yalnız olmadığımızı hissettirir. Her çocuğun diğer arkadaşlarından daha çok sevdiği, kardeş gibi hissettiği özel bir arkadaşı vardır. Onunla yediği içtiği ayrı gitmez. Dostlukları hep sürer.
Çocuklar çok istediği bir şeyi alamayınca kendini çok kötü ve çok üzgün hissederler. İstediğini elde edebilmek için her şeyden vazgeçebilirler. İstedikleri şeyi kazandıklarında veya elde ettiklerinde en güzel ve büyük gün, o gündür. Mesela istediği yere gitmek, çok istediği kıyafeti veya oyuncağı alabilmek gibi. Başarısızlığı kabullenemezler ve kendilerini kötü
hissederler. Mesela arkadaşlarıyla birlikte oynadığı oyunda yenilmek gibi. Çocuklar başarıya ulaşmak için çok çalışmalıdırlar. Çünkü çocuklar bir işi başardıklarında kendilerini çok cesur hissederler. Yeni bir şey öğrenince dünyayı kurtaracakmış gibi hissederler. Öğrendiği şeyi kardeşine, arkadaşlarına veya bir yakınına öğrettiğinde kendilerini öğretmen gibi hissederler ve çok mutlu olurlar. Çünkü gerçek öğretmenler de öğrencilerine bir şeyler anlattığında ve öğrenciler bunu anlayıp öğrendiğinde çok mutlu olurlar. Öğrenmek ve öğretmek çok güzeldir. Öğretmenler, çocuklar için anne-baba gibidir. Gerçek anne ve baba sever, kollar, besler ve büyütür. Öğretmenler ise sever ve öğretir. Çocuklar için sevmek güzeldir Ama severken kötülük görmek ,yarı yolda bırakılmak üzücü ve kalp kırıcıdır. Çocuklar sevilmediğini hissettiklerinde gerçeği anlamak için bir süre daha
beklerler. Sevgiyi göremediklerinde de bir daha asla sevmezler. Çocuklar için sevmek ve sevilmek önemlidir.
Çocuklara bir sorumluluk verildiğinde önüne çıkan her engeli aşacak gibi cesur hissederler. Çocuklar hissettiklerini her zaman konuşarak değil, hareketleriyle veya resim çizerek anlatırlar.
Her çocuk aynı değildir ve her çocuğun farklı özellikleri vardır. Kimi kıskanç, kimi çekingen, kimi korkan, kimi korkusuz, kimi çok hareketli kimi çok sakin ve daha bir çok farklı özelliklere sahip çocuk vardır. Ama hepsinin ortak yanı iyi kalpli olmalarıdır. Her çocuğun farklı özelliği olduğu gibi farklı hayalleri vardır. Her çocuk büyüdüğünde doktor, futbolcu, basketbolcu, polis ve öğretmen olmayı ister.
Bir de hayatları ve hayalleri çok farklı çocuklar vardır. Bu çocukların hayalleri konuşmak, duymak, görmek, koşmak ve anne-babasına kavuşmak ,engelsiz bir hayat yasamaktır. Kısaca çocuk olmak ;özgürce hayat yaşamak, koşmak, eğlenmek, oynamak, sevinmek, gülmek, ağlamak, bağırarak kahkaha atmak, sevmek, öğrenmek, yaramazlık yapmak ve hayatı engelsizce yaşamak demektir.
KADİR EFE
MAVİŞ İLE LİMON
Hep bir hayvan beslemeyi istemiştim. Ama kedi köpek gibi hayvanları evin içine getirip beslememe annem izin vermiyordu. Çünkü evimizin hayvan beslemek için uygun bir bahçesi de yoktu. Bu durum beni fazlasıyla üzüyordu.
Günlerden bir gün babam evimize elinde iki tane kuşun olduğu kafesle geldi. Mutluluktan havalara uçtum. Kuşların biri mavi, biri ise sarıydı. Mavi olanın adını Maviş, diğerinin yani sarı olanın adını ise Limon koyduk. Her gün düzenli olarak yemlerini ve sularını veriyordum, gerektiğinde kafeslerini temizliyordum. Kuşların sorumluluğunu ailem tamamen bana bırakmıştı. Çok mutluydum. Bana çok alışmışlardı. Arada evin içinde kafesin kapısını açıyorduk. Kuşlarım evin içinde büyük bir mutlulukla uçuyorlardı. Bu şekilde uzun bir zaman geçirdik.
Her sabah rutin olarak yaptığım gibi yatağımdan kalktım. Hemen üzerimi değiştirip, elimi, yüzümü yıkadım. Yine her zamanki gibi kahvaltıdan önce kafesin yanına kuşlarımın yemini ve suyunu kontrol etmek için gittim. Bir gariplik vardı .Limon bu sabah biraz keyifsiz görünüyordu. Her günkünden farklı olarak pek hareket etmiyordu. Limon diye seslendim. Sesimi duyunca her zaman kafesin kenarına gelen Limon bu sefer yerinden kalkmadan sadece bana bakmakla yetindi. Anneme seslendim. Annem Limon’ a bakarak hastalanmış olabileceğini söyledi. Bu duruma çok
üzüldüm. Her gün Limon’u özel olarak ellerimle beslemeye ve su içirmeye başladım.
Ne yazık ki bir sabah kalktığımda Limon artık yaşamıyordu. Bu durum beni çok etkiledi. Günlerce kendime gelemedim. Çok üzüldüm .Mavişimiz ise artık yalnız kalmıştı. O da eskisi kadar mutlu görünmüyordu. Sanırım arkadaşının yokluğu onu da çok etkilemişti. Bir kaç hafta sonra yine evin içinde Maviş gezinsin diye kafesin kapısını açmıştım. Yalnız camları bu sefer kontrol etmeyi unutmuştum. Odada annemin açık bıraktığı bir camdan Maviş süzülerek uçup gitti. Hiçbir şey yapamadım. Ellerim açık, arkasından bakakaldım. İkisini de kaybetmiştim. Şimdilerde bu duruma alışmaya çalışıyorum. Ben kuşlarımı çok seviyordum ve onları çok özledim.
HÜSEYİN KEREM
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $8.99+) -
BUY THIS BOOK
(from $8.99+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!