Bu kitap, Yulaf ve Yumak isminde iki mektup arkadaşı tavşanın, ülkemizi gezerken tattıkları lezzetleri ve gezdikleri yerleri anlattıkları anılardan oluşmaktadır.

Ülkenin birinde Yumak adında bir tavşan varmış.Ülkesini ve gezmeyi çok seven,obur bir tavşanmış.Yumak’ın uzak ülkede yaşayan Yulaf adında mektup arkadaşı varmış.Yumak her mektubunda Yulaf’a ülkesindeki lezzetlerden ve güzelliklerden bahsedermiş.Yumak bir gün yine posta kutusunda Yulaf’dan gelen mektubu görmüş.Her zamanki heyecanıyla mektubu açıp,okumuş.Yulaf haftaya ziyarete geleceğini yazmış mektubunda.Yumak buna çok mutlu olmuş ve Yulaf için bir gezi planı yapmış.Ona ülkesini bölge bölge gezdirip tüm lezzetleri tattıracak, tüm güzellikleri gezdirecekmiş.
Yulaf geldiğinde kendi bölgesini gezdirmeye başlayarak koyulmuş işe.Bölgenin en güzel zeytinlerini koymuş kahvaltısına.Çiçek yağı ile en lezzetleri yemeklerini, pirinç ile en güzel dolmalarını hazırlamış arkadaşı Yulaf için.Yanlarına bölgenin en güzel meyvelerinden şeftali ve ayvaları alıp gezmişler bölgenin tüm güzelliklerini.Sonra da ülkesinin bir diğer bölgesi için çıkmışlar yola.


Dere tepe düz gitmişler sonunda varmışlar en lezzetli yemişlerin en renkli meyvelerin diyarına. Yulaf ve Yumak burada yetişen türlü türlü bitkiler olduğunu görmüşler. Bu böldege bol zeytinyağlı yemekler meşhurmuş. Çünkü zeytinin hası, yağın vatanı burasıymış. Uzun bir yolculuktan sonra bir köye varmışlar. Karınları çok acıkınca orada bir eve misafir olmuşlar. Menüde haşhaşlı lokum varmış. Bu lokum öyle bir lokummuş ki hem tuzlu hem de aşırı lezzetliymiş. Uyuyup dinlenmişler, sabah erkenden kiraz ve incir bahçesine gitmişler. Hem midelerini doldurup hem de kulaklarına küpe yapmışlar. Bu bölgede daha gidilecek yerler ve tadılacak yemekler varmış.Bir sonraki duraklarına varmak için yola koyulmuşlar.


Az gitmişler uz gitmişler ve bir üzüm bahçesine gelmişler.Burada rengarenk üzümler görmüşler.Salkım salkım olan bu üzümleri alıp bir güzel afiyetle yemişler.Yumak arkadaşına üzümlerin kurutularakta tüketildiğini anlatmış.Daha sonra yollarına devam etmişler.Bir tarlanın kenarından geçerken bir korkuluk görmüşler.Yulaf arkadaşına bunun ne olduğunu sormuş.Yumak ise buranın bir mısır tarlası olduğunu, kargaların mısırlara zarar vermemesi için bu şekilde korkulukların yapıldığını söylemiş.Yulaf merak etmiş ve tarlanın içine girmişler.Burada koçanların içinde bulunan tane tane mısırları gören Yulaf çok şaşırmış.Çiftçi, Yulaf ve Yumak 'a dönerek:



-''Çocuklar gelin size evimde mısır ikram edeyim.''demiş.
Yumak ve Yulaf buna çok sevinmiş.Çiftçi mısırları alıp koçanlarından ayırdıktan sonra bir tencerede su ile haşlamış.Sonra bir güzel afiyetle yemişler.Yedikleri mısırların tadı damaklarında kalmış.Çiftçi bugün burada kalabileceklerini,onlara akşam sobanın üzerinde bir güzel kestane yapmayı teklif etmiş.Buna sevinen arkadaşlar akşam misafir olmuşlar ve sobanın üzerinde pişirdikleri kestaneleri yemişler.Sabah olunca yollarına devam etmek için çiftçiye teşekkür ederek buradan ayrılmışlar.






Yumak ve Yulaf'ın bir sonraki durağı boylu boyunca sahili olan, denize paralel uzanan dağları olan, kışları ılık ve yağışlı yazları ise sıcak ve kurak iklime sahip bir bölgeymiş. Öyle ki bu bölgenin çok çok verimli toprakları varmış. Buraya geldiklerinde Yumak ve Yulaf bir de ne görsün,neredeyse bölgenin tamamının kaplı olduğu naylonla çevrili kocaman kocaman, fabrikaya benzeyen yapılar varmış. Yumak ve Yulaf bu naylonla çevrili fabrikaların ne olduğunu çok merak etmiş ve kendilerini birinin içinde bulmuşlar. Meğer bu naylonla çevrili fabrikalar içlerinde türlü türlü sebze ve meyvenin yetiştiği örtü altı tarımın yapıldığı seralarmış.



Yumak ve Yulaf önce bir domates serasını gezmişler. Ama domatesler serada yanlız değillermiş. Seranın içinde domatesleri hastalandıran zararlı böcekleri yiyerek beslenen eğitimli asker arılar varmış. Bu arılar domateslerin sağlıklı büyümesine yardım ediyorlarmış. Yumak ve Yulaf bu duruma çok şaşırmış. Sanıyorlarmış ki arılar sadece bal yapar. Meğer bu arılar bizim yediğimiz turfanda domatesleri hastalıklardan koruyan asker arılarmış.
Yumak ve Yulaf serada gezerken o kadar sıcak olmuş ki dilleri damakları kurumuş. Seranın sahibi Rüstem amca onları bu seferde yemyeşil, yapraklarını yaz kış hiç dökmeyen, bahar gelince mis gibi kokusuyla etrafı saran portakal bahçesine götürmüş. Burada vitamin deposu, portakal sularıyla enerjilerine enerji katmışlar ve yeni maceralara yelken açmak için düşmüşler yola.



Gide gide "Tahıl ambarı" sayılan bu bölgeye gelmişler. Yumak ve Yulaf yol boyu alabildiğine buğday ve arpa tarlaları görmüş. Yolda ilerlerken Yumak Yulaf'a "Buranın ovaları ne kadar da dümdüz değil mi?" demiş. Tarlanın ortasında sarı bir makine görmüşler. Merak etmişler. Yulaf çiftçiye "Bu makine nedir?Onunla ne yapıyorsunuz? diye sormuş. Çiftçi de "Onun adı biçerdöver. Onunla arpa ve buğdayların sapları ile tanelerini ayırıyoruz." demiş. İlk defa gördükleri bu makinenin yanında fotoğraf çekinmişler. Buğday başaklarını incelerken çok hoşlarına gitmiş. Hatıra olsun diye birer buğday başağı almışlar.
Çiftçi akşam için Yumak ve Yulaf'ı misafir etmek istemiş. Bu nazik davet için teşekkür etmişler. Eve giderken başka bir tarla görmüşler. Bu tarlada da sulu tarım yapılıyormuş. Burada şekerpancarı yetiştiriliyormuş. Yumak "Tadı nasıl acaba?"diye düşünürken çiftçi 2-3 tane sökmüş. Akşam size bundan da ikram ederim, demiş. Yumak ve Yulaf çok heyecanlanmışlar.
Eve varınca çiftçi şekerpancarını sobanın üstünde haşlamış. Sobanın fırınının içine de patates atmış. Onlar pişerken ilk olarak "Kara Şimşek" adıyla bilinen yeşil mercimek çorbasını içmişler. Daha sonra patatesleri soyup tuzlamışlar. Yufkanın arasına sarıp dürüm yapıp yemişler. Sobada patatesin tadı bir başka oluyormuş. Tadına doyamamışlar. Son olarak ilk defa şekerpancarı yiyen Yumak ve Yulaf meyveli şeker yiyor gibi hissetmişler. Tadı çok değişikmiş. Bu tadı asla unutamayız diye düşünmüşler.
Çifçinin evinde akşam misafir olduktan sonra her şey için ona teşekkür etmişler. Sabah yeni bir bölgeye gitmenin heyecanıyla yola koyulmuşlar.



Yumak ve arkadaşı Yulaf; hırçın dalgaların hiç eksik olmadığı, hamsilerin horon oynadığı, büyükçe denizi olan bir bölgeye gelmişler. Burada maviyle yeşilin her tonunu görmek onları çok mutlu etmiş.
Denizin kenarında dalgaları izlerken az ileride, üzerinde büyük büyük ağların olduğu tekneleri görünce merak edip yanaşmışlar.Burada, Balıkçı Temel onları karşılamış.Onlara:
-Kimsiniz, nerden gelir nereye gidersiniz? diye sormuş.
Yumak:
-Arkadaşım, bizim ülkemize çok uzak diyarlardan geldi, misafirim.Ona ülkemizin lezzetlerini tanıtmak istedim.Bunun için düştük yollara...
Öyle mi? demiş Balıkçı Temel.
-Oturun öyleyse anlatayım bir bir size.
- Bizim buraların başta; tarihi önemi çok büyüktür. Geçmişimizden bugüne önemli insanlar gelip geçmiş bu topraklardan. Ayrıca güzel yaylaları , verimli ovaları saymakla bitmez.Madem lezzetlerimizi tatmak istersiniz gelin sizi bize götüreyim. Bizim hanım yine döktürmüştür, demiş.



Sofra kurulmuş, Balıkçı anlatmaya devam etmiş.
- Bak işte, bu bizim kara lahana sarmamız. Buralarda kara lahanaya pancar da derler. Lahananın sadece sarması değil tabii, turşusu da yapılır, kavurması da çorbası da... Özel günlerde hanımlar bir araya gelir koca bir tencere sararlar misafirlere. Kara lahananın girmediği ev yoktur buralarda.
-Hanım getir şu baklavayı da yiyelim şu sarmanın üstüne, demiş balıkçı.
Ortaya koca bir tepsi bol fındıklı baklava gelmiş.Bunu gören Yumak ile Yulaf'ın ağzı sulandıkça sulanmış.
-Bu da fındıklı baklavamız, bizim buralarda fındık kullanılır her tatlıda. Haydi başlayın yemeye, demiş bizim balıkçı. Öyle durmakla olmaz, yiyin ki enerjiniz yerine gelsin. Bizim buranın fındığı da meşhurdur kara lahana gibi.Yiyenlere kan gelir, can gelir.Tatlılarda, pastalarda kullanılır, kavrulup ezmesi de yapılır.
Fındık, bizim için önemli bir geçim kaynağıdır. Fındık bahçelerinin yıl boyunca bakımı yapılır, Ağustos ayı gibi toplanmaya başlanır, serilip kurutulur, ayıklanır ve sonunda fındık tüccarlarına satılır. Buradan kazanılan parayla bazı insanlar yıl boyu geçimini sağlar, demiş Balıkçı Temel.
Yumak ile Yulaf yediklerinin lezzetiyle, ettikleri sohbetin tadını hiç unutamayacaklarını söyleyerek müsade istemişler ve koyulmuşlar yola.






İki arkadaş yolculuğa aynı bölgede devam edip gezerken, üzerinde "Çaylık" yazan bir tabela görmüşler. Yulaf bunun ne olduğunu merak edip arkadaşına sormuş. Yumak:
-"Buranın dışında hiçbir bölgede yetişmeyen, çay bitkisinin yetiştirildiği yeri gösteriyor arkadaşım." demiş. Çay bitkisini yakından görmek için setlerin arasında gezmeye başlamışlar. Çay tarlasında gezmek ikisini de heyecanlandırmış. O sırada çalışmakta olan bahçe sahibinin teklifini kabul edip onlar da makaslarla çay kesmeyi denemişler.
-Eğlenceli görünse de zor bir iş değil mi Yulaf.
-Evet, bence de. Kısa sürede kollarım ağrımaya başladı.
Bahçe sahibi ile tanışıp sohbeti ilerletmişler. Teklifini kırmayıp o akşam, onun misafiri olmuşlar. Yorgunluklarını atmak için çay içmişler. "Bizim topladıklarımızı acaba kimler içecek" diye çay üzerine uzun uzun konuşmuşlar.
Konu dönüp dolaşıp yöresel yemeklere gelmiş. İki arkadaş gezerken görüp tadına baktıkları lezzetleri anlatınca, ev sahibi de bu yörede sıkça tüketilen mısır unundan ve mısır ekmeğinden bahsetmiş.
-“Mısır unu ile balık kızartır, karalahana yemekleri yaparız. Turşunun ve yoğurdun yanında mısır ekmeğini asla eksik etmeyiz.” demiş adam. Bir sonraki gün adamın karısı onlara bu saydıklarından güzel bir sofra hazırlamış. Afiyetle yemişler. Yumak ve Yulaf tadına baktıkları her şeyi çok beğenmişler.
Yulaf “Bu topraklar ne kadar bereketli, Türk mutfağı ne kadar zengin” diye düşünürken bu bölgedeki yolculuklarına son verip yeni maceralara doğru yola koyulmuşlar.






Yulaf ve Yumak uzun yolculuktan sonra ulaştıkları bu yeni bölgede biraz dinlenmeye karar vermişler. Uzanıp gökyüzünü incelemeye başlamışlar.Burada bulutlar sanki onlara daha yakınmış çünkü bu bölgede yükselti çok fazlaymış.
Yeterince dinlendikten sonra düşmüşler tekrar yola. Karşılarına elma bahçeleri çıkmış. O kadar güzel görünüyorlarmış ki canları çok çekmiş.O sırada tandırda ekmek pişiren bir teyze Yulaf ile Yumak'ı görmüş. Fark etmiş ki ikisi de gözlerini elmalardan alamıyorlar, kıyamamış.Eline bir sepet almış, en güzel elmaları doldurmuş içine, vermiş bizimkilere. E tabi çok mutlu olmuşlar.Teyze demiş ki ''Yakınlarda bir göl var. Madem geziyorsunuz orayı da görün hem ülkenin en büyük gölüdür.'' Yumak ile Yulaf bunu duyunca daha da merak etmişler, teyzeye teşekkür edip gitmişler göle.
Oturmuş elmalarını yerlerken ileride tezgah kurmuş bir adam görmüşler,sattığı şeyin ne olduğunu anlayamamışlar. Adamın yanına gidip sormaya karar vermişler. Adam demiş ki bu meyvenin adı uşkundur, dağ muzu diye de bilinir.Yulaf ile Yumak'a tatmaları için birer tane vermiş.Yumak tam ısıracakken adam demiş ki:
-Dur dur, önce muz soyar gibi kabuğunu soyman lazım. Hepsi gülmeye başlamışlar. Bu meyvenin de tadını çok beğenmişler. Teşekkür edip adamla vedalaşmışlar.
Karınları iyice doymuş, gezmeye devam etmişler. Önlerine bir şehir çıkmış, çarşısına girmişler. Dükkanlarda orcik yazısını görmüşler. Dükkanın birine girmişler. Dükkan sahibi Yulaf ve Yumak'ın orciği bilmediklerini görünce ''Gelin, size orciğin nasıl yapıldığını göstereyim'' demiş. Bir tarlaya gitmişler,bakmışlar her yer dut ve ceviz ağacı. Dükkan sahibi başlamış anlatmaya :
-Özenle toplanan üzümler ve dutlar ezilerek şıra haline getirilir,kazanlarda kaynatılır.İpe dizilmiş cevizler bu şıraya batırılarak güneşte kurutulur.
Yulaf ve Yumak orcikten de tatmışlar,çok beğenmişler. Yulaf Yumak'a :
-Gezdiğimiz her yerde çok güzel lezzetler tadıyoruz,demiş. Çok memnun bir şekilde ayrılırken, bu bölgede yeni yerler görmek için tekrar koyulmuşlar yola.



Gezmeye doyamadıkları bu bölgede daha tadacakları pek çok lezzet varmış. O gece dükkan sahibi evinde konuk etmiş onları. Sabah olunca yeniden koyulmuşlar yola.
Tarlalarda açan renkli çiçekler görmüşler yol boyunca. Çalışan işçileri görünce çok beğendikleri çiçekleri öğrenmek için yanlarına yaklaşmışlar.
Yumak : '' Kolay gelsin.''
İşçi Nesim : ''Teşekkür ederiz, nereden gelip nereye gidiyorsunuz?'' diye sormuş.
Yumak : '' Biz iki gezgin tavşanız. Arkadaşıma ülkemin zenginliklerini ve güzel lezzetlerini tanıtıyorum. Yol boyunca gördüğümüz bu çiçekleri merak ettik, size sormak istedik.''
İşçi Nesim : ''O çiçeklerin adı gezerteredir. Bu bölgede, hatta dünyada sadece iki şehirde görülür.'' demiş.



Gezertere çiçeğinin güzelliğine bakmaya doyamasalarda devam etmişler yollarına. Yollarına devam ederken yol kenarlarında kocaman kocaman top gibi birşeyler satıldığını görmüşler. Merak edip yaklaşmışlar bir kamyonun yanına...
Kamyon sahibi Behram Amca: ''Buyrun, buyrun size de vereyim bir tane en güzelinden seçeyim hemen.''
Yumak ile Yulaf'ın gözleri parlamış çünkü bu yiyeceği onlarda biliyor ve çok seviyorlarmış. Behram Amca bu duruma çok sevinmiş.
-Demek sizde biliyorsunuz bizim beyaz lahanamızı. Bizde sizin gibi çok sever, birçok yerde kullanırız. Hatta kışın bozulmaması için toprağın altına gömer kış boyu onu tüketiriz, demiş.
Yumak ve Yulaf'ı çok seven Behram Amca, bu akşam gelin benim misafirim olun. Hem sohbet eder hem de yemekte birde bizim lahanamızın tadına bakarsınız, demiş.






Yumak ve Yulaf bu teklife hayır diyememişler ve o gece Behram Amca'nın misafiri olmuşlar. Akşam yemekte çok sevdikleri lahananın hem sarmasını, hem turşusunu hem de salatasını tatmışlar. Hepsini de çok sevmişler. Behram Amca daha bunların yanında bölgemizde yetişen kayısımız, ispir fasulyemiz ve pek çok sebze meyvemiz var diye eklemiş
Yumak ve Yulaf o gece güzel bir uyku uyumuşlar ve sabah ev ahalisine teşekkür edip yeni yerler keşfetmek için düşmüşler yola...
Gide gide yazları sıcak ve kurak kışları soğuk geçen güzel bir bölgeye varmışlar ama çok susamışlar. Su ararken çiftçinin birine rastlamışlar. Çiftçi buyrun gelin kocaman sulu sulu karpuzlarımın tadına bakın demiş. Zaten susamış olan Yumak ile Yulaf hemen teklifi kabul etmişler. Çiftçi, karpuzu dilimleyince dışının yeşil, içininse çekirdeklerle süslenmiş olmasına çok şaşırmışlar. Kırmızı ve bal gibi çok sulu bir karpuzla susuzluklarını da giderip teşekkür edip çıkmışlar yolla.



Yolda çiftçilerin tarlada çalıştıklarını görmüşler. Yulaf, Yumak'a bunların ne yaptığını sorunca,
Yumak, kırmızı mercimek topladıklarını onunla yemekler mezeler yapıldıgını anlatmış. Yola devam ederken Yulaf bir anda çığlık atmış. İlk kez gördüğü bembeyaz tarla, onu çok heyecanlandırmış. Yulaf bunun pamuk tarlası olduğunu, elbise yapımında kullanıldığını söylemiş .Tarlanın sahibi gezgin iki arkadaşı misafir etmeden bırakmayacağını söylemiş. Onlar da kabul etmiş. Çayın yanına gelen Antep Fıstığı ve meyve olarak ikram edilen Narın tadına bayılmışlar.



Yulaf , Yumak'a Türkiye'nin çok güzel bir yer olduğunu ve kendisini de ülkesinde misafir etmek istediğini söylemiş. Bu harika gezi için arkadaşına minnettar kaldığını söylemiş .
Yumak:
-Türkiyem yedi bölge ve her bölgesi başka bir cennettir. Her bölgede birbirinden lezzetli ürünler yetişir, demiş. Sonra da arkadaşı Yulaf'ı ülkesine doğru yolcu etmiş.
Gökten bir elma düşüp yedi parçaya bölünmüş. Yumak ile Yulaf'ın karınları doyduğu için her bir parçasını ''Toprağımda Ne Yetişir?'' projesindeki arkadaşlar yemiş..


''Toprağımda Ne Yetişir?'' ekibi
gururla sundu.

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
BUY THIS BOOK
(from $3.99+) -
BUY THIS BOOK
(from $3.99+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!