Bu masal "If I Were...../ Ben ... Olsam" isimli eTwinning projesi kapsamında yapılan etkinlikler ilham alınarak proje öğrencileri ve öğretmenleri tarafından yazılmıştır.

Çoook uzun ağaçların, mis gibi kokan çiçeklerin olduğu ,Güneş’in sevimli sarı sıcağını hiç eksik etmediği bir ülke varmış. Bu ülkede yaşayan pırıl pırıl gözleriyle her şeyi sorgulayan ,iyi kalpli hayal kurmayı da çok seven çocuklar varmış. Öğretmenleri onlara her gün içinde sihirli şatoların olduğu, gökkuşağının ve peri kızlarının olduğu masallar anlatırmış. Yine böyle bir günde çocuklar masalı dinlemişler ve tadına doyamamışlar. Sonra içlerinden biri :

Ben bir masal kahramanı olsam diye gözlerini kapatıp hayallerinin kapılarını sonsuza kadar aralamış…





Bir başka gün öğretmenleri onları resim sergisine götürmüş. Ressamların fırçalarını kağıtla nasıl buluşturduklarına, nasıl ustalıkla renkleri birbirine karıştırıp adeta dans ettirdiklerine şahit olan çocuklara öğretmenleri okula döndüklerinde eğer bir ressam olsaydınız nasıl olurdunuz diye sormuş. Hepsi bambaşka şeyler düşlemişler…



Güneş gökte çocukları seyre duruyor onlar bütün masumiyetleriyle okulun bahçesinde öğretmenlerinin onlara yaptığı sürprizden habersiz oyun oynuyorlarmış. Öğretmenleri çocukları etrafına toplayıp gizem dolu haritayı göstermiş. İşte şimdi hepsi birer virüs avcısıymış…
Film bitmiş ekran karamıştı öğretmenleri çocuklarına o gün dinozor belgeseli izletmişti. Çocukların her birinin gözleri çakmak çakmak olmuştu. İşte bu yeni şeyler öğrenmenin vermiş olduğu bakışmış Öğretmenleri bu bakışı nerde görse tanırmış. Bazen bir film izleyen, bazen yemek yapan annesini izleyen, hatta bazen bir bardak suyu dökmeden babasına götürebilen bir çocuğun bakışıymış bu. Ve bu bakış öğretmeni adeta çiçekleri açan bahçıvan kadar mutlu edermiş. Bu duyguyu kaybetmeden sormak istemiş onlara pekiiiiii siz bir dinozor olsanız nasıl olurdunuz?

Mevsim kış olmuş yağmurlar başlamış, çocuklar eskisi kadar sevimli Güneş’i göremez olmuş Güneş bazen görmek isteyip çocukları bulutların arasından göz kırpsa da onlara esmer bulutlar ona çok da fazla izin vermiyormuş. Çünkü doğa ananın bu zamanlarda Güneş’ten çok esmer bulutlara ihtiyacı varmış. Hatta yanında çılgın ve biraz da soğukkanlı rüzgarları da getirirse hiç de fena olmazmış doğrusu. Esmer bulutlarla bu rüzgarlar ve sulu göz yağmurlar zaten çok iyi arkadaşlarmış birbirlerini hemen hemen hiç yalnız bırakmazlarmış.
Çocuklar bunları nerden mi bilirmiş tabi ki öğretmenlerinin anlattıklarından. Her mevsimin ayrı güzelliği var dermiş her zaman güzel öğretmenleri onlara. Ben en çok sarı yapraklardan taçları olan sonbaharı severim diye de eklermiş. Peki ama demiş bir gün ya siz bir mevsim olsanız nasıl olurdunuz?

O gün yine çocuklar kıkırdayıp duruyormuş çünkü yine pazartesiymiş ve birbirlerini hafta sonu çok özlemişler. Birbirlerini tatil dönüşünde ilk gördüklerinde hep böyle olurmuş önce biraz kıkırdar mahcup bakışlar atarlarmış. Sonra da bütün masumiyetleriyle oyunlara boyalara karışırmış gülüşleri. Gülünce gözleri küçülür dudakları aralanırmış her birinin.
Bir ara cama bir şey çarpmış ve yere düşmüş hepsi meraklanmış neydi o diye. Koşa koşa düşmüşler sesin peşine bu bir serçeymiş. Belli ki kanadında bir yara varmış ve uçmasını engelliyormuş. Peki ama bir kuş uçamazsa nasıl mutlu olur ki? Çocuklar için gülüşmek ne ise kuşlar için de uçmak öyleymiş bilirmiş çocuklar. İçlerinden biri tedavi için kolları sıvamış bile bir yandan içeri alıp kuşa yardım etmişler bir yandan da doğada ne kadar fazla kuş türü olduğunu konuşmuşlar. Birisi hemen atılmış:
Bizim de kuşumuz vardı ama böyle kahverengi değildi bizimki maviydi. Demek ki kuşlar farklı farklı renklerde olabiliyormuş. Bir tanesini de:
Benim tuttuğum futbol takımının da resminde kuş var öğretmenim ama o da buna benzemiyor daha büyük ve daha cesur ona hiçbir şey olmaz demiş. Sohbet koyulaşmış ve dakikalarca sürmüş konu gelip çatmış ki Eğer bir kuş olsaydık nasıl olurduk demişler ve bir bir hayallerini sıralamışlar…


Ertesi gün oyuncak günüymüş yine bir heyecan yine bir mutluluk varmış çocuklarda. Oyuncağını okula getiren çocuk aslında hayallerini de katarmış heybesine çünkü her çocuğun seçtiği oyuncak onun ruhundan bir iz taşırmış. Kimisi bebek getirir anne olmak istediği için ,Kimisi kamyon getirir büyük kocaman araçlar sürüp güçlü olmak için…Ama o gün farklı bir şey istemiş öğretmen herkes kendini bir oyuncak gibi hayal edecek ve bir oyuncak olsam nasıl olurdum diye düşünüp bunu tasarlayıp getirecekmiş öyle de olmuş o kadar farklı şeyler çıkmış ki ortaya öğretmen bile bu kadarını beklemiyormuş…

Beslenme saatlerinde çocuklar hep aynı meyveyi getirirmiş çünkü biri farklı meyve getirse hepsinin canı ondan istermiş de hepsine birden yetmezmiş o bir tanecik meyve. O bir tanecik meyve de istermiş tabi ki hepsine yetmek hepsinin damaklarında aynı tadı hissettirmek. Çünkü meyveler en çok çocukları severmiş vitaminlerini sulu sulu çocukların vücuduna katıp onların büyümelerini, şifalanmalarını sağlamak için. Allah meyveleri ne de güzel yaratmış rengarenk , büyüklü küçüklü, kabuklu ,kokulu, sulu, ekşi, tatlı peki ya çocuklar en çok hangi meyveyi severmiş ki ya da bir meyve olsalar nasıl olurlarmış ki…

- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $3.99+) -
BUY THIS BOOK
(from $3.99+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!