
Yağmurlu bir sonbahar sabahıydı. Bahar ayında yemyeşil olan yapraklar yerini yerlere dökülmüş sarı yapraklara bırakmıştı. O kadar şiddetli yağmur yağıyordu ki kimse dışarı çıkmaya cesaret edemiyordu. Bu zamana kadar böyle bir yağış hiç görülmemişti. Köylüler dışarı çıkmaya korkuyordu. Zaman geçtikçe iyice paniğe kapılıyorlardı.
Bu yağmur daha ne kadar böyle yağacaktı? Ne kadar süre dışarı çıkamayacaklardı? Evlerde ara ara elektrikler gidiyor. Evlerinde mum olmayanlar karanlıkta kalıyordu. Bütün köyün elektrikleri gidince karanlık o kadar hissediliyordu ki bu karanlığı aydınlatan tek şey çok şiddetli olan şimşeklerdi.
Bu köyde diğer evlerden uzak ormanlık alana yakın bir evde dört kişilik bir aile yaşıyordu. Bu ailenin iki tane çocuğu vardı; biri Zeynep diğeri ise Emir. Zeynep oldukça yaramaz bir çocuktu. Sürekli anne babasını kızdırır ve sonra da hiçbir şey yokmuş gibi davranırdı. Emir ise Zeynep’in tam zıttıydı. Anne babasının sözünden çıkmayan çok uslu bir çocuktu. Zeynep o kadar yaramazdı ki hava bu kadar yağmurluyken bile dışarıya çıkmak için bir yol arıyordu. Emir ise bunun çok yanlış bir karar olduğunu, evden çıkmaması gerektiğini eğer çıkarsa başına bir iş geleceğini söylüyordu ama Zeynep aklına koymuştu. Kardeşinin bu söyledikleri bir kulağından giriyor diğer kulağından çıkıyordu.
Saatler ilerledi ve artık herkes için uyku vakti gelmişti. Anne babası uyur uyumaz Zeynep yatağından kalkıp montunu ve botunu giyip dışarı çıkmak için kapıya doğru yöneldi. Bu sırada Emir tuvalete kalkmıştı Zeynep kapının arkasına saklandı. Zeynep’in kalbi güm güm atıyordu. Az kalsın kardeşine yakalanacaktı. Zeynep evin kapısını açıp dışarı çıktı hava o kadar karanlık ve yağmurluydu ki Zeynep ilk başta hiçbir şeyin farkında değildi. Yaptığı şey çok eğlenceli geliyordu. Yağmurda o kadar çok ıslanmıştı ki kuru hiçbir yeri kalmamıştı ama Zeynep bunlarca aldırış etmiyordu. Birden dışarıdaki sessizlikten korktuğu için kendi kendine şarkı söylemeye başladı:
-Bir küçücük aslancık varmış…
Zeynep kendini şarkıya o kadar kaptırmıştı ki evinden çok uzaklaşmış, ormana içine girmişti. Ormandan gelen kurt sesleri Zeynep’i ürkütmüştü. Ormana gelmesinin bir hata olduğunu anlamıştı. Geri dönmeye çalıştı ama hava o kadar karanlıktı ki geldiği yönü bir türlü hatırlayamadı. Öylece ormanda yürümeye başladı. Kurt sesleri sanki daha da yakınlaşıyordu.
Zeynep kurtların yaklaştığını anlayınca birden koşmaya başladı. Koşarken arkasına bile bakmıyordu. Seslerden uzaklaşınca rahat bir nefes aldı ama yağmur hala çok şiddetli yağıyordu. Zeynep eve dönmek istiyordu ama ormanda kaybolmuştu. Artık o kadar çok yürümüştü ki bir adım atacak hali bile kalmamıştı ama yine de evi bulma umuduyla yavaş yavaş yürüyordu. Karşıda bir ışık belirdiğini fark etti.



O kadar mutlu olmuştu ki sonunda başını sokabilecek bir yer bulmuştu. Biraz yürüdükten sonra ışığın geldiği yere vardı. Işık bir kulübede yanıyordu ama bu kulübe çok eski bir kulübeydi. Burada insanlar mı yaşıyordu? Kim böyle küçücük bir kulübede kalabilirdi ki?
Zeynep’in aklından bu sorular geçti. Önce içerde biri var mı diye seslendi. Sonra ses gelmeyince kapıyı çaldı ama hala içerden bir ses seda yoktu. Zeynep artık dayanamayıp içeri girdi. Bir de ne görsün içeride bir oda dolusu elmas. Zeynep gördüklerine inanamadı. Şaşkınlıkla kulübenin içine doğru ilerledi bu elmaslar o kadar parlaktı ki Zeynep’in gözlerini kamaştırdı. Elmaslardan bir tanesini eline aldı, daha önce hayatında böyle bir şey hiç görmemişti o yüzden elması elinden hiç bırakmadı sonra bir sandalye buldu sandalyeye oturarak elindeki elması izlemeye daldı. O kadar çok yorulmuştu ki elindeki elması izlerken uyuyakaldı.
Bir tıkırtı sesiyle uykusundan uyandı. Bu ses kapı sesiydi. Kulübenin kapısı birden açılmıştı. İçeriye sırtında bir çuval dolusu elmasla yaşlı bir adam girdi. Zeynep çok korkmuştu hemen sandalyeden kalktı. İçeriye giren bu adam kulübede yaşayan adamdı. Zeynep’i görünce:
-Hey, sen de kimsin küçük kız?
Zeynep çekinerek:
-Şeeey, ben Zeynep.
-Sen burada ne yapıyorsun, buraya nasıl girdin?















Zeynep evden dolaşmak için çıktığını, yanlışlıkla ormana geldiğini ve ormanda kaybolduğunu, yürürken de bu kulübeyi fark ettiğini anlattı. Ardından kapıyı çaldığını ses gelmeyince de çok ıslandığı için içeriye girdiğini söyledi.
Yaşlı adam Zeynep’in haline üzülmüştü. Zeynep’e kızmadı. Ona:
-Peki aç mısın? diye sordu.
Zeynep de başını salladı. Yaşlı adam Zeynep’e bir kâse çorba getirdi. Zeynep o kadar çok acıkmıştı ki çorbayı saniyeler içinde içiverdi. Daha sonra yaşlı adama şunu sordu:
-Bu kadar elması nereden buldun?
-Ben bir elmas toplayıcısıyım. Hava karanlık olduğunda ormanın tam ortasındaki ağacın altına gider, ağacın altını kazmaya başlarım. Kazdıkça kuyu gibi bir yere inerim. O kuyudan da elmasların olduğu kocaman bir şehre…
Zeynep bu duyduklarına inanamamıştı.
-Nasıl yani, koskoca elmaslarla dolu bir şehir mi var ağacın altında?
-Evet, hem de koskocaman bir şehir.
Zeynep bunları duyunca çok heyecanlandı ve hemen o şehri görmek istedi.
-Peki, beni de götürür müsün o şehre? diye sordu.
-Sen bir elmas avcısı değilsin, bu benim işim. Hemen evine dönmelisin.
-Hayır ben eve dönmek istemiyorum. Ben elmas toplayıcısı olmak istiyorum.
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $2.99+) -
BUY THIS BOOK
(from $2.99+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!